İnternet Pazarlama Stratejilerini de değiştirdi.

Türkiye’de yeni yeni internet konuşulmaya başlandığı yıllar. Windows 95 diye bişey çıkmış, beta’lari hepimizin elinde fakat kurup kurmamakta oldukça karasızız. Radikal bir değişim sonuçta. Radikal bir başka değişim daha bize farkettirmeden hayatımıza giriyor. O zamana kadar hepimizin tek hayali Compuserve “”dünyanın en hızlı bilgi kaynağı”” fakat bir taraftan da internet üzerinden e-mail yollama fikri hepimizi esir almış durumda. Bütün BBS’ler bu gateway’i birşekilde oluşturmaya çalışıyor. O zamanların en büyük software programcısı Bill’den haber geliyor.
– Bilgisayarlarınızdaki işletim sistemi nerede çalışıyor?
– CPU da?!?!
– Videonuzda ne var?
– Küçük çaplı bir CPU?
– O zaman neden videonuzda windows 95 çalışmasın?
Ağzımız açık dinliyoruz. Bir hayal, çok ileri bir görüş. Bu kadar ileriyi gören bir patron, nasıl oldu bilinmez çok sevdiğim bir arkadaşımın deyişiyle “”teknik bir hata”” yapıyor. Internet yerine, MSN’i ön plana çıkarıyor. Neyseki hatasını kısa zamanda anladı ve düzeltti. Peki büyük patron başka ne düşünüyor. Interaktif televizyon. Hayal ötesi bile diyebiliriz. Çünkü konsept şu; Televizyonunuz var. Program listesi önünüze geliyor. Menü gibi yanında fiyatları yazıyor. Seçtiğiniz programları seyrediyorsunuz, seyrettikçe kredi kartı ekstreniz şişiyor. Fakat oturduğunuz yerden para kazanmanın da bir yolu var. Reklamlar’da belli bir sıra ile karşınıza geliyor. Ne kadar çok reklam seyredeseniz ekstrenizde o kadar çok indirim görüyorsunuz. Tabi sizi duyar gibiyim. Açarım reklamı sabahtan çıkarım evden gelinceye kadar çalışır. Amerikalı Türk’ün kıvrak zekasıyla şimdiye kadar ki karşılaşmalarında hiç büyük zarara uğramadı. Ama e-commerce toplam cirosundaki 6 milyon dolarlık açık herhalde büyük bir oranla bize aittir. Tabii ki en yaygın müşteri kitlesine sahip bir işletim sistemin büyük patronu bunu da düşünmüş. Gözler yalan söylemez diyor ve gözlerin ekrana bakışını kontrol ederim diyor. Bunun bir benzerini Bill bize bir prezantasyon sırasında eliyle ekranın üzerindeki dünya görüntüsünü halk ağzıyla “”drag and drop”” ederek göstermişti. Bunlar neyi gösteriyor;
1. Imagination is more important than knowledge: Hayatını salt bilginin üzerine kurmuş birinin bu ihtiyacını hayal etmek mümkün değil, ama Einstein hayatının son dönemlerinde belkide en üretken olduğu çocukluk yıllarını hatırlayarak bu serzenişte bulunmuş. Belki bir bilim adamı olması mümkün değil ama Bill de herhalde hayal gücünün en çok kullanılması gerektiğini düşünen insanlardan biridir.
2. Radikal kararlar, radikal değişikliklere gebedir. Internet bu değişikliklerin en büüyğüdür. Yaşamımızın büyük bir kısmını sanal bir platform’a taşımakla kalmadı, kapitalizm, anarşizm, demokrasi, kaos kavramlarına da değişik bir yön getirdi.
Bunlardan daha büyük ve kısa vadede daha gözle görülür değişim ise., Pazarlama stratejileri ve bun bağlı bütün uygulamalarda gerçekleşti.

Reklam;

Eğer ciddi bir nefret duymanızı gerektirecek bir durumunuz yoksa, reklam bu çagın en ilginç konseptlerinden biridir. 10 yıl önce reklam bir lüks olarak görülürken şimdilerde yaşadığımız her ortamda üründen daha önemli bir hal aldı. İmaj, promosyon ve benzeri kavramlarda bununla birlikte oldukça gelişti. Arasından internet geldi ve bir kahramanımızın dediği gibi mertlik bozuldu. Önce promosyon reklamı geçer oldu, sonra klasik reklam anlayışından farklı olarak reklamların bir reklamlar klasöründe toplanmaması internetin doğal yapısı içinde eritilmiş bir gelişmedir. Ürünün, reklamın önüne geçmesi ve interaktif reklam anlayışı da internetin kısıtlamaları ortadan kaldırmasıyla birlikte var oldu.

Geleceğin pazarlama stratejileri;

İnternet bedava olan bir ürünün, parayla satılan bir üründen daha çok para kazandırdığını en rahat gördüğümüz yerlerden biridir. Tabiiki Amerika’da bazı altın arayıcılarının arayıcılarının kazançları gibi “”first come first win”” psikolojisiyle karşı karşıyayız. Tahmin edersinziki bunu ilk farkedenler de diğerlerine göre daha fazla para kazandılar ve hatta kazanmaya devam ediyorlar. En güzel örneklerden biri Hotmail buna. Bedava bir ürün ilgi çekmek durumundadır. Peki 20.000.000 C+ sınıfı potansiyel alıcıya ulaşmak bir reklamcı için nasıl hayal edilemez ve muhteşem bir durumdur. Peki Hotmail ile bir banner anlaşması yaptığımızı düşünelim, 40.000.0000 kullanıcı sizin logonuzu görecek hatta bu kullanıcıların büyük bir çoğunluğu bunu muhtemelen anlaşma yürürlüğe girdikten en geç 24 saat sonra yapacak.
Elinizdeki gücün farkında mısınız?

Microsoft Türkiye bir yarışma yapıyor, telif hakları yarışması. Yarışmanın amacı
“”Microsoft Türkiye, “”kopya yazılım”” kullanımını ve ticaretini engellemek, “”orijinal yazılım”” kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla 1 Mart 1999 tarihinde başlattığı “”Orijinal Kampanya”” çerçevesinde yeni bir adım daha attı… Kampanyanın ikinci etabı, Internet üzerinde düzenlenen “”Telif Hakları Yarışması””. “”

Geçenlerde Kanada’dan gelen bir konuğumla kopya yazılımla orjinal yazılım arasındaki paradoksu konuşuyorduk. Windows 3.1 çıktığı zaman kullanıcıların %70’i programı orsan kullanıyorlardı. Bu kullanıcıların büyük bir kısmı şu anda windows 98 kullanıyor ve bunu o zaman lisansız kullandıkları windows 3.1 ‘e borçlular. Peki programcı hakkettiği yardımı nasıl alacak? Bir süredir yeni bir yapılanma için bir program arıyorum ve bu amaçla dünyanın hertarafındaki onlarca programcı ve şirketle konuştum. Çok ilginçtir, bu konuşmalar 1 haftadır sürmesine rağmen elimde birtane bile fiyat yok. Ben gayet ilkel bir yaklaşımla programı bana satın ve devamına karışmayın diyorum. Onlarsa birlikte yapalım, kazancı paylaşalım diyorlar. Programın bir ürün gibi satılması yerine işletecek gruplarla belli partnershipler oluşturmak, şu aralar yurtdışındaki en büyük trendlerden biri. Peki eğer dünyanın en çok kullanılan programlarını satıyorsanız bu tip bir partnership’i kiminle kuracaksınız. Tabiiki müşterilerinizle. Artık Bill izlediğin kadarını ödediğin televizyonla ilgilenmiyor ama kullandığın kadarını ödediğin programlarla ilgileniyor. Bu sayede telif haklarını gözetirken kullanıcıyı 1000$ boyutlarındaki paketlerden kurtarmış olacak. Pazarlama yönünden oldukça iyi bir buluş değil mi? Programın kontrolü üzerlerinde olduu için support, help desk eleman giderlerinin düşmesi de cabası.

Hiç düşündünüz mü, günde kaç kişi word programı kullanıyor. Peki bu wordlerden aynı anda geçecek bir banner kaç kişiye ulaşır? Bu insanların alım gücü nedir? Evet düşününce 100 dolarlık ufak bir modemle hergün girip çıktığımız ortamın gücünü görebiliyoruz. O kadar doğal ve o kadar güçlü ki hayatımızda yaptığı köklü değişiklikleri bile farkedemiyoruz.

Zengin olmak için hayal gücü gerekir. Başarılı olmak için de hayal gücü gerekir. Herhalde kimse yandaki resimdeki tıfıl oğlana iş kurması için para vermezdi. En azından ben vermezdim. Peki bu adam şu an dünyanın en zengin insanlarından biri desem ne hissederdiniz? ;-))

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir