Sieze the NET

Saat 14:30’da buluşmak üzere sözleşiyorsunuz. Saat 17:00’de bir telefon alıyorsunuz “”birazdan ordayım”” diye. Saat 19:00’da artık gelmiyeceğine kanaat getirip aksayan planınıza devam ediyorsunuz. Belki bir çoğunuz o saate kadar neden bu kararı almadığımı merak ediyorsunuz. Toplum olarak hepimizin en büyük hatası bu: GECİKİYORUZ.
İki büyük iletişim şirketi, kıyasıya rekabet içinde. Rekabetin asıl kuralı daha iyisini vermekken, birbirlerinin sistemlerini kullanmayı kısıtlayarak diğer tarafta olan aboneyi cezalandırıyorlar. Bu da yetmezmiş gibi diğer sisteme geçişin yapılabileceği bütün yolları kapatıyorlar. Gerekirse bunun için Güney Afrika’lara kadar araştırmalar yapıyorlar. Bir süre sonra bunun anlamsızlığıı farkedip (bu benim ümidim), inter-connection anlaşması yapıyorlar. Yine GECİKİYORUZ.
Bir küçük şirket, internette yeralma planları yapıyor. Oradan buradan öğrendiği yarım yamalak bilgiyle, kaşını gözünü kırarak internette bir hosting şirketi ile anlaşıyor. Sonra da çevresinde şöyle okumuş, internetle de kullanıcı düzeyinde ilgilenen bir gence benim siteyi yap sana şu kadar para vereyim diyor. Çocuk çat pat ona buna sorarak bişeyler yapıyor, parasını alıyor. Bir süre sonra şirkete bu yeterli gelmemeye, içine sinmemeye başlıyor. Bu sefer bilen birine veriyor bu işi. Kolayca sonuç alıyor ama GECİKİYOR.
2000 yılına aylar kalmış, Microsoft Türkiye’nin Genel Müdürü Süreyya Bey o gün asansöre bile binmeye çekinirim diyor. FBI, Türkiye’nin bu konudaki çalışmalarının yetersiz olduğu yolunda açıklama yapıyor, tık yok. Günler sayılı, bir genel müdürlük ihale açıyor. Adı lazım değil genel müdürlüğünün 7. Bölgesi iki rakamlı olan tarih hanelerinin dörde çıkarılmasını istiyor, 1. bölge ise dört hanenin 2 haneye indirilmesini. Gerekçe: faturalarda çokyer kaplıyormuş. Yollarda bu kadar çukurun neden oluştuğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Bu arada, 2000 yılı sorunu mu? Onda zaten GECİKTİK.
Bir dijital tv modasıdır gidiyor. Yazılımcılar programlar yazıyor, şirketler anlaşmalar yapıyor, PR şiketleri daha şimdiden pazarlama stratejisini yapıyor. Özellikle “”PayTV”” ismiyle oluşan yeni pazarlama şeklini yani izlediğin kadarını ödemeyi merak edenler varsa Pcweek’in eski sayılarındaki yazılarımı okumlarını tavsiye ederim, daha önce bu konuya köşemde yer vermiştim. Bunun üzerinde durmamın sebebi, gördüğüm kadarıyla teknik insanlarından, PR şirketlerine kadar birçok insan bunun nasıl işleyeceğini bilmiyor. Kardeşim (kendisi iktisadcıdır) bunu anlatmaya çalışan bir pazarlamacının önce açıklarını bulmuş, sonra da bu sistemin yürümeyeceğini söylemiş. Açıkcasi anlatım onu netleştirmemiş, hepten kafasını karıştırmıştı. Taşları yerine oturtmak için baştan anlatmak zorunda kaldım. Yeni ve pahalı bir maceranın içine giriyoruz.Yanlış anlamayın dijital tv’yi beğenmiyor değilim, aksine gelmesini çok istiyorum, ama bu işi üzerine alan şirketler, yaptıkları işitarif edebilecek kadar know-how’a sahip olmalılar. Aksi takdirde bu iş bizi daha fazla GECİKTİRECEK.
Yanlış anlamayın gecikmek beni rahatsız etmiyor, beni geciktikçe kaybettiğimiz para, bilgi, know-how, ve içine düşeceğimiz ümitsizlik üzüyor.
NETleşmek üzere.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir