Mnemonics

İnsan hafızası kısa zamanlı ve uzun zamanlı hafıza olmak üzere iki başlığa ayrılır. Kısa dönemli hafıza aynen bilgisayardaki ram gibi calışır. Bilgi buraya çok kolay kaydedilir. Ama bu hafıza hem küçük hem de çok hareketli olduğu için bilgisayarın kapandığında herşeyi unutması gibi biz de bu hafızamızdaki bilgiyi uzun süreli tutamayız. İhtiyacımız olan bilgi, eğer önemli ve yaşamsalsa bir süre daha tekrarlanır. Bu tekrarlar sıklaşınca metabolizmamız bilgiyi hemen LTM (Long Term Memory ) bölümüne atar. Bu son derece basit ve doğal bir algoritmadır. Bu algoritmayı bilen bilim adamları insanlara bir takım şeyleri öğrtemek için onu daha kolay formlara sokarlar. “”Spring forward, fall back”” gibi. Bu cümle iki anlama gelir. İleri yaylan, geri düş birinci anlamıdır. Ama aslında baharda ileri sonbaharda geri demektir. Yani saatlerin yaz saati uygulamasını anlatmaktadır. Hasan iki salak Osman dörtte aynı mantığın bir ürünüdür. ( H2SO4 anlamına gelir sakın yanlış anlaşılmasın…) Bu sisstemle öğrenmenin ismi Mnemonics’dir.
Mnemonics’i bu kadar başarılı yapan iki önemli neden vardır. Basit ve doğal olmasıdır. Hafızamız çok nadir olarak eskiden yaşadığımız ama unutmanın sakıncası olmadığı, yenilenmeyen şeyleri hatırlar. Bunları neden anlattığımı hepinizin merak ediyorsunuz. Aslında konu oldukça yeni ama birçok teknolojiden farklı olarak kalıcı bir platform. Dijital Platform. Dijital kanallar bu platform üzerinde yayın yapacaklar. Ama daha yayına yeni yeni başlamış olmalarına rağmen internetten, yazılım firmalarına kadar herkesin gözü bu teknolojinin gelişimi üzerinde.
Bu nedenle ben de sizin de bu konuda bazı gelişmleri merak edeceğinizi düşünerek, Digitürk ile bir konuşma yaptım. Bu platformun en önemli getirisi (artık bunu hepimiz çok iyi biliyoruz ama bilmeyenler için son bir tekrar) tahsis edilen analog yayın frekansı üzerinden sıkıştırma teknikleri ve trafik balans sistemleri kullanılarak ( son dönemde bu teknikler smart denilebilecek kadar akıllandı ) bir kanal yerine 60 – 70 kanallık bir spektruma oturma imkanına sahip. Digitürk bu imkanı sonuna kadar kullamayı ve izleyicilerine gelecek yıl içinde 60 kanallık bir yayın yelpazesi sunmayı planlıyor. Türkiye’de bu platformu kullanan şirketlerin hemen hemen hepsi, %60 yabancı yayın kullanma ilkesini taşıyor. Geri kalan kanallar ise Türk içeriği ile doldurulacak. Yabancı kanallar söz konusu olunca verilecek yayın belirgin bir standartta olacaktır. Asıl maharet yerli içerikte ayrılacaktır. Bu konuda yapılan çalışmaları incelediğimizde özellikle bir platformun bu konuda son derece yetkin bir eğitim vakfı ile anlaştığını göreceğiz. Göreceğiz diyorum bu bilgiyi sadece siz okuyucularım şu an biliyorlar. Vakfın yetkilileri ise eğitimin her alanında bu platformu her yönü ile kullanma yolunda son derce hoş projeler geliştirmişler.
Platformun ikinci büyük özelliği, “”pay tv”” ve “”pay per view”” diye bahsedilen kısım. Pay tv kelimesi Türkiye’deki literatüre yanlış yerleşti. Pay Tv, parası ödenerek alınan ve belli sayıda kullanıcısı olan ( genellikle şifreli yayın ile sağlanıyor ) yayın yapan kanallara verilen genel isim. Pay per view ise istediğiniz an havuzdaki bir program veya filmi seyretmenize yarayan bir teknoloji. Yazılarımı daha önceki dergilerden takip edenler bilirler bu teknoloji çok eski bir teknolojidir. Fakat pazarlama stratejisi oldukça yenidir. Pay per view hakkında Bill Gates ’94 yılındaki bir konuşmasında bu şekilde izlenen filmlerden müşteriden para alınırken karşılığında izlenen reklamlardan ise müşteriye para verileceğinden bahsetmişti. Fakat izleyicinin televizyonun karşısında olup olmadığı kontrol edilmezse reklamların belki de hiç izlenmeyeceğinden korkulduğunu da aynı konuşma içinde açıklamıştı. Şimdi bu konuda izleyicinin göz kontağını kurup kurmadığını kontrol eden cihazlar üzerinde çalıştıklarını haber aldım. Bunu evlerimize ve bize nasıl kabul ettirecekleri ise bir merak konusu.
Dijital platformun diğer bir özelliği ise, interaktivite. Yani izleyicinin, etkin olabilme durumu. Bunun uzaktan alışveriş (e-ticaret), bankacılık hizmetleri gibi geniş amaçlar için kullanılması mümkün.
Aslında bu yeni platform herşeyi yapma imkanını tanıyor, ama tabii en önemlisi biim bunların ne kadarını başarabileceğimiz. Digitürk yetkilileri bu alanların hepsinde çok güzel çalışmalar içindeler. Umarım gelecek sene hepimiz evimizden bu hizmetlere ulaşabiliyor oluruz. Bu bilgi uydu üzerinden de alınabildiği için bizim kablo ile olan üzücü ilişkimizi de ortadan kaldıracak. Aslında bunların dışında en az önemsenen ama daha sonra etkisini en çok hissettirecek konu ise, dijital tv sayesinde izleyicinin hangi programı ne kadar izlediği sampling ( şu anki rating raporlarında kullanılan örnekleme) yöntemi ile değil gerçek sonuçlarla oluşturulacak. Bu da programların hedef kitlesine ulaşmasından, reklam gelirlerine kadar heşeyi en doğru şekliyle düzenleyecek.
NETleşmek üzere…

Haftanın sözü: “”You can run but you cannot hide”” ( Yazarın yorumu: Sorunlarınızdan kaçmayın. Kaçarak sadece zaman ve mutluluk kaybedersiniz. )

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir