Yeni bir çağın habercisi

Türkiye´de internetin öncülerinden biri sayılıyorsunuz, bu sektöre ne zaman girdiniz?

Doğrusunu söylemek gerekirse biz interneti bir kaynak olarak görmeye başladığımız günlerde Türkiye’de bir sektörden bahsetmek mümkün değildi.
Boğaziçi üniversitesinde Türkiye’nin ilk BBS’ini (Bulletin Board System) kurduğumuzda, sektörün bu noktaya geleceğini ümit ediyorduk ama doğrusu tahmin etmiyorduk.
Hatta Türkiye’nin ilk internet servis sağlayıcısını kurduğumuz zaman bu konuda hala bir takım şüphelerimiz vardı. Ama artık bunlar geride kaldı.

Internet her nekadar faydalı bir araç olsa da, kişilere ve kuruluşlara zarar da verebiliyor. Siz ve şirketiniz kurucusu ve içinde bulunduğunuz bu sektörden zarar gördünüz mü?

Aslında bu çok önemli bir konu. Internet’in var olması ile birlikte bilgi değer kazandı. Fakat ne yazık ki, bu bilgiyi kötü amaçlarla kullananlar da oldu. Şirketleri bu platforma çıkarmayı önererek bunu gerçekleştirmeyenlerden, hazır bilgileri çalanlara veya siteli kıranlara kadar güvenliğe zarar veren kişiler oldu.
Şirketim veya müşterilerimin bundan zarar görmemesi için bu konuda çalışan bir güvenlik birimine sahibiz.
Bu birim sayesinde şu ana kadar herhangi bir sıkıntı yaşamadık.

Internet mevcut hukuk kurallarının dışında bir platform bunun kullanılabilme ihtimali var mı? Varsa bu konuda çözüm üretmek için neler yapmak gerekir?

Biliyorsunuz internetin yeni kullanım alanlarından biri de e-ticaret. Bu teknoloji o kadar hızlı ilerledi ki internet üzerinde dönen paranın büyük bir kısmı bu kaynak aracılığı ile elde ediliyor. İnternet’in fiziksel sınırlardan uzak bir teknoloji olması, ülkeler arası mevcut ticaret yasaları dışı bir faaliyet haline getiriyor. Bu nedenle oluşacak açıklar ise ülkeler açısından büyük sorunlar yaratıyor. Aynı sorun sadece uluslarası yasalar için değil ülke içi yasalar için de geçerli. Oluşan bir yasal sorunda bunun hangi ülke kanunları ile çözüleceğine karar vermek gerçekten imkansızdır. Nitekim bu sorunların çözülmesi için, ülkeler bir komisyon kurarak harıl harıl çalışmaktadırlar.

Internet’i bir medya olarak nasıl tanımlarsınız?

Aslında öncelikli olarak medyanın ne olduğunu belirlemek lazım. Medya eğer bir medyum üzerinde ileri geri mesajların taşınması ise bu noktada bazı tartışmalarla _ ki bu konuda ki benim en büyük kanıtım internetin medyaların aksine prensipte pull yani istek karşılığı çalışıyor olması_ kabul edebilirim. Ama açıkca söylemek gerekirse, ben internetin bir medyadan daha büyük, hatta medyaların hepsini içine alacak bir platform olduğu görüşüne sahibim. Nitekim şu anda geleneksel medyaların hepsinin net üzerinde de vücut bulması bu görüşümü doğrular nitelikte.

Sizce Web tasarımı bir sanat mıdır?

Tasarımın doğumdan başlayıp, ölüme kadar her insan tarafından yapılan faaliyetler sinsilesi olarak düşünmek gerektiği görüşündeyim. Bu bakış açısı, tasarımı bizim açımızdan tamamiyle amatör bir faaliyet haline getiriyor. Herkes tarafından yapılan bir faaliyeti yapan uzmanların her türlü eleştiriyle karşılaştıklarını siz de benim kadar bilirsiniz. Bu durum ise bu faaliyeti tam anlamıyla profesyonel bir iş haline getiriyor. Web tasarımı, bazı noktalarda klasik tasarımdan da ayrılıyor. Öncelikle, bir design gerçekleştirirken aynı zamanda yüzlerce teknik sorunla boğuşmanız gerekiyor. Ayrıca bu bir ekran platformu olduğundan, sizi ekran teknolojileriyle de bağlıyor. Hepsinden farklı olarak, kimse miyop olduğu için okuduğu gazetenin tasarımına feveran etmezken, bozuk bir bilgsayar kullanan birisi yaptığınız tasarımı, çok net bir dille eleştirebiliyor. Kaldı ki, tasarımınızın hangi bilgisayarda, hangi ekran çözünürlüğünde çıkacağını tahmin etmek mümkün değilken, sizin bu kontrolleri de yapabiliyor olmanız gerekiyor. Teknolojilerdeki standartsızlık sizi farklı tasarımlar yapmaktan hep alıkoyuyor.

Web tasarım şirketlerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bilişim, özellikle internet sektöründe hayatta kalma konusunda en az sıkıntıyı bu şirketler çekecek. Bunun çok önemli bir nedeni var. Teknoloji değiştikçe bu şirketlere olan ihtiyaç daha fazla artıyor. Büyük şirketlerin kötü internet deneyimleri, bu şirketleri yakın bir zamanda kurumsal kimlik hazırlayan kuruluşlar haline getirecektir. Bunun en büyük örneği Barnes and Noble’dır. Şirket Amazon’dan daha sonra girdiği internet ortamında hep büyük bir şirket olmanın ve yetersiz kalmanın sıkıntıları ile boğuştu. En sonunda, internet sorununu çözmek için, fiziksel politikalarının çok dışında bir yapı oluşturmak zorunda kaldı. Aynı sorunu birkaç ay içinde kurumsal kimliği için de hissedeceği bence artık bir öngörü değil.

Reklam sektörünün internete kayması konusunda ne düşünüyorsunuz?Internetin bu pastadaki payı gittikçe büyüyor mu?

Bu kaçınılmaz bir gelişme. Dünyada herkesin göreceği bir banner sahibi olmak özellikle rekabet ortamında pasta payını yükseltmek isteyen şirketler için bulunmaz imkan. İnternet’in daha emekleme dönemlerinde olduğunu ve fiyatların gerçekten ucuz olduğunu düşünürsek, bu imkanı kaçırmamanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Internet kullanımının sadece bilgisayar üzerinden olmaması durumunda bu pay ne kadar büyür?

Yakın bir zamanda Microsoft .Net platformunu tanıttı. Bu platformun çözüm ortağı olarak, internete yüksek bir yüzde ile bilgisayar dışı ortamlardan giriş yapılacağını umuyoruz. Zaten Microsoft’un bu platformu geliştirmesindeki ana amaçda, Amerika’da geçen yıl yapılan bir ankette, katılan kesimin yüzde 65’inin internete, bilgisayar dışı bir cihazdan ulaşmayı arzulaması olarak gösteriliyor.

Siz bir yöneticisiniz, bu sektördeki genç yöneticilerin şansını nasıl buluyorsunuz?

Çok genç bir sektörden bahsediyoruz. Bunun dışında en önemli konulardan biri de, bu sektördeki bütün “”success story””lerin gençler tarafından gerçekleştirilmiş olması. Çünkü internet daha önceki ticari deneyimlere taban taban zıt bir yapı.Üretimde standartları, kullanıcının belirlediği, pazarın ekonomik desteğinin reklam gelirlerinden sağlandığı son derece farklı bir yapı. Dolaysıyla eski piyasa bilgileri refere edilerek yapılan bir projenin başarı sağlaması neredeyse imkansız. Bu noktada genç yöneticilerin başarısının bu sektörde son derece yüksek olacağı kesin.

Şu ana kadar, bir çok seminer ve konferanslarda interneti anlattınız, izleyicinin internete merakı ve bilinç düzeyi ne kadardır?

Türk insanı teknolojiye hep merak ve heyecanla bakar. Zaten bilgi toplumları arasına girdiğimiz anda diğer devletlere karşı kullanabileceğimiz en büyük avantajımız da bu olacaktır.En son geçenlerde Bilişim 2000 bünyesinde gerçekleştirdiğim konferanslarda, son derece fazla ilgi aldığımızı söylemek isterim. Ama doğrusu beni en çok mutlu eden izleyici kitlesi geçen yıl Ankara’da e-ticaret üzerine Kosgeb için gerçekleştirdiğim seminerdi. Son derece az bilgiye sahip olmalarına rağmen, izleyiciler üç saat süren semineri gözlerini kırpmadan seyrettiler. Bu da bilinç seviyesinin ne kadar çok yükseleceğini gösteren mükemmel bir örnek.

Microsoft’un desteklediği “”sitebuilders”” adlı özel bir topluluğun liderlerinden birisiniz. Niçin böyle bir ortaklık kurdunuz, amacınız bilinçlendirmek midir? Bu profesyonel anlamda bir tezat oluşturmuyor mu?

Biz Türkiye’deki internet bilincini arttırmak için çalışıyoruz. Sitebuilders ise bu faaliyetleri gerçekleştirebileceğimiz profesyonel insanların bir çatı altında toplandığı kar amacı gütmeyen bir kuruluş. Aynı zamanda sitebuilders web tasarımında bir standartın da oluşmasına yardımcı olan bir grup. Standartlar ise bizim sektör içindeki duruşumuzu belirliyor. Yani bu faaliyetler bizim için son derece önemli. Bu arada bu konu hakkında bilgi isteyen herkese kapılarımızın açık olduğunu belirtmek isterim. Web adresimiz ise www.sitebuilders.org.

Bilgisayar ve bilgisayar yan sanayi teknolojilerinin Türkiye’deki gelişimini nasıl buluyorsunuz ve batıdaki örnekleri ile nasıl karşılaştırabilirisiniz?

Bilişim sektörü Türkiye’de çok hızlı gelişti. Bu nedenle devletin bir altyapı hazırlaması çok zor oldu. Dolaysıyla sektörün gerçek gücünü göstermesi veya legalleşmesi çoğunlukla İstanbul’da imkan buldu.Tabii bu gelişim hızı çok mutluluk verici. Bunu da es geçmemek gerekiyor sanırım. Tüketim ise üretimle paralel gidiyor. Bunda Türk halkının teknolojiye olan genel ilgisinin etkisi büyük. Batıda ise devletin etkisi son derece fazla, altyapı ise çoktan oluşturulmuş durumda.

Şu anda insanların egemenliği altındaki bilgisayar teknolojisinin, insanlığı egemenliği altına alacağı düşünülüyor bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Çok futuristik bir soru gibi görünmesine rağmen, geçenlerde Türk basınının gözünden çok fena halde kaçan bir haberle, sorunuzu ilgili buluyorum. Amerika’da bir üniversitede yapılan bir robot bulunduğu ortamın şartlarına uygun robotlar oluşturmayı planlayabiliyor. Konuyla ilgili “”white paper”” da bu robotun aslında bir üreme similasyonu yaptığından, insanoğlunun doğayı taklitinde en son ulaştığı noktanın bu olduğundan bahsediyor. Daha önceki deneylerde, aynı şekilde planlanmış robotların birbirinden farklı karakterlere sahip olması olduğunu düşünürsek, yarın karşımıza farklı karakterli ve türünü devam azmine (algoritmasına) sahip robotlar çıkmayacağını kimse garanti edemez.

Internet’in bu şekilde büyümesi bizi bir bilgi çöplüğüne itmez mi? Bunu engellemenin bir yolu var mı?

Bir arama motorunun İnternet üzerindeki bilginin ancak yüzde 6’sını indeksleme imkanının olduğunu büyük arama motorlarının hepsinden öğrenebilirsiniz. Geçenlerde yapılan bir araştırma, aslında İnternet’in varsayıldığından 500 kat daha büyük olduğu yolunda. Bu durumda arama motorlarının indeksleyebildiği sayfa miktarı yüzde 1’lere bile ulaşmıyor. Bu tam anlamıyla bir bilgi uzayı ve genişlemesi Einstein’ın öngördüğünden çok daha hızlı. Bu durumda bilgiye ulaşabilir olmak da büyük önem kazanıyor. Hatta bunu gerçekleştirecek organizasyonlar kurmak da.

Geleceğin mesleği sizce ne olacak?

Eğer bu soruyla bir yıl önce karşılaşmış olsaydım IT (Information Technologies)’in en etkin meslek olacağını söylerdim. Ama artık MIS (Management Information Systems) ve CT (Communication Technologies) bence IT’nin de önüne geçti. İnternet kabuk değiştiriyor. Artık bir bilgi kaynağı olmaktan çok, bilginin serbest dolaşımda bulunduğu bir platform haline geliyor. Bu noktada tabii bilginin doğruluğunu kontrol eden şirketlerde önem kazanıyor. Daha geçen gün bir telekom şirketi m-commerce (mobile commerce) faaliyetleri için bu şirketlerden birine ortak oldu.

Internet’in bir yasası var mıdır? Yoksa kuralsız bir düzen midir?

Tabii ki her oluşum gibi internet’in de kuralları var. Bu kuralların bütünü netiket ismiyle adlandırılıyor. Doğal yaşamla tam bir paralellik gösteren bu kuralları, okumak gerekmiyor. Zaten büyük bir çoğunluğu bizim tahmin edebileceğimiz nezaket kuralları.

Gelecekte internetle birlikte çalışan veya internete karşı çalışan örgütler olacak mıdır? Siz böyle bir örgütlenmede hangi safta yer almak istersiniz?

İnternet’e karşı örgütler varmıdır bilemiyorum, ama internet politikalarını ve genişlemelerini belirleyen yani bir nevi vizyon koyan bir organizasyon var. Merkezi Amerikada bulunan İnternet Society’nin tam olarak görevi bu. İnternet’in vizyonunu belirlemek. Ben de bu organizasyonun uzun bir süredir üyesiyim.

Son olarak telif hakları konusunda ne düşünüyorsunuz, internet telif haklarına zarar veriyor mu?

Şu anki anlamda telif hakları, büyük zarar görüyor. Yakın bir zamanda mp3 paylaşımına imkan sağlayan Napster, şirketinin bir dava yoluyla kapatılması da tam bu nedenden. Ama gelecekte telif yasalarının, internet kuralları ve mantığına uygun hale getirileceğine inanıyorum. Aslında bu sadece bir inanç değil, tam bir kabullenme. İnternet’in gelecek onyılda çok fazla şeyi değiştireceğinden şüphe duyulmaması gerektiğini düşünüyorum. Bunun aksini düşünen şirketlerin ise hayatta kalmalarını son derece küçük bir ihtimal olarak görüyorum.

Size bu söyleşimize katıldığınız için teşekkür ediyoruz.

Ben de teşekkür ederim. Ben yazılarıma hep NETleşmek üzere diyerek son veririm. Size de aynı temennilerde bulunmak istiyorum. NETleşmek üzere.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir