Avam Guard

Öncelikle bu başlığı Avant Garde diye okuyanlar veya bu adam bu başlığı yanlış yazmış diyenler varsa, ben onların yerinde olsam bu yazıyı şu anda kapatırdım. Bu yazının onlara vereceği hiçbirşey yok…
Avant Garde, malum kelime anlamı ile sanatta öncü olmayı anlatır. Bu bir akım olarak sanatın her türlü alanında, sınırları ve standartları zorluyan bir yaklaşımdır.
Contradictions: Calvin Klein’in son kokusu. Kokunun özünden daha önemlisi ortaya konan konsept. Koca bir kapak ve bu kapağın altında küçücük bir şişe. Bu bana hep yin yang’i yani siyah beyaz, büyük küçük uyumunu ve zıtlığını hatırlatır. Fizikte bu konuyu anlatan çok açık bir önerme vardır. Her etkinin bir tepkisi vardır.
Avam: Bu konuda ise aklıma sadece bir manşet geliyor. Halk kumsala hücum etti, vatandaş denize giremiyor. Vatandaş, avam kültürün üzerindeki bir başka sınıfı anlatır.
Guard: Aslında bu kelime Türkçe’mize bar kapılarındaki insan azmanı, kültürsüz insanların kıyafetlerinden girdi. Türkçe’si güvenlik, koruma gibi dursada bu kelime aynı zamanda fiil olarak da kullanılır. Koruyan savunan anlamına gelir.
Popüler kültür avant garde’a avam guard’dır. Hepimizin yeni korkusu popüler kültür. Kolay tüketilen, altı boş, temeli olmayan anlamsızlık abidesi. Müzik olarak başından sonunu anlayabileceğiniz tek düze, basit… Avant Garde kültürün tam tersi, hiçbir noktadan bağlantılanamaz hali. Siyahın karşısındaki, beyaz.
Bunlara nereden geldiğimi hepiniz eminim çok merak ediyorsunuz. Beşiktaş civarlarından geçerken, bir internet cafe’nin tabelası ile karşılaştım. Tabelada “”Dedikodulu internet Cafe”” yazıyordu. Çoğunuzun magazin programlarından da takip ettiğiniz gibi, dejenere toplumun son kalesinin ismini kullanmışlar. Bunu anlattığım arkadaşlarımdan birisi yakında hergelesini de açarlar dedi. Aslında düşününce bu internet cafe’lere suç bulmamam gerektiğine karar verdim. Kültür olarak internet cafelerin bu şekilde kullanılması, öykündükleri yaşamın dejeneriliğinden hiç farklı değilki.
Bu nedenle internet cafeleri bir ilim irfan yuvası olarak göremeyeceğimizi çok açık anladık. Yapacak birşey kalmadı. Belki de artık sektörün bu yanını iyeleştirmek yerine kesip atmak daha mantıklı. Aslında eminim gerçek anlamda örnek bir internet cafe de kurulabilir. Ama belki de altı dolu, kökleri yere basan bir bilgisayar kültürünü ancak bizim torunlarımız görecek. Umarım üniversitelerimizde internet’in ruhunu anlatan bölümler açılmaya ve büyümeye devam eder de biz de bu konuları yazmaktan kurtuluruz.
Yazının başında, konuyu avant garde diye okuyan dostlarımız her türlü uyarıya rağmen bu yazıyı sonuna kadar okumuşlarsa, onlara neden bu kadar sert yaklaştığımı şu an yüzlerindeki alaycı ifade ile merak ediyorlardır.
Doğrusu bizi klişelere zorlayan en ciddi duygunun popüler kültür olduğunu düşünüyorum. Altında birşey yatmayan bu kültür, bizi tele-voleler dünyasına attı. İşin üzücü tarafı bu kültürel erezyona dur diyecek ak sakallı bir dedemiz de yok. Dolaysıyla bunu sadece ve sadece biz gerçekleştirebiliriz. Birkaç gün önce AGP’nin tv rating ölçümlerini yaptıkları evleri açıklamalarını isteyen bir grup insan basın duyurusu yaptılar. Çünkü artık kimse bu erezyonun topraklarımızı, biricik ve çok verimli topraklarımızı yok etmesine, alıp denize götürmesine razı değil ve olmayacak.
NETleşmek üzere…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir