Güle Güle

Cinnah caddesindeki beyaz binanın giriş katında bir çalışma yeri. Bir büro. İçerisi bembeyaz boyanmış. Kapıda sekreter güleç bir ifade ile karşılıyor. O zamanlarda önünde bilgisayar olan bir sekreter görmek zor. Bu büroda ise bütün herşey bilgisayara kayıtlı. Bilgisayar biran bile boş kalmıyor. Sorun çıktığında mutlaka bilgisayarla ilgilenecek biri çıkıyor. Çünkü büronun bütün çalışanları bilgisayar kurdu. Beyaz duvarların üzerinde reprediksiyonlar var. Renoir, Van Gogh ve ismini o zamanlar yeni duyduğum birsürü ressamların tabloları. Salonda bir çalışma masası. Hemen karşısında ise bir televizyon, devamlı CNN açık. Türkiye hakkında dünyanın ne düşündüğü bu büroda Türkiye içindeki ayak oyunlarından çok daha önemli. Büronun konukları mı? Zamanın en önemli siyaset adamları. Aslında bence onlara siyaset adamları demek yanlış olur, hepsi işlerini çok iyi yapan mühendisler. Kimler mi var? Turgut Özal’ın Onun kafası büyüktür diye takıldığı Hüsnü Doğan’dan, zamanın Milli Eğitim bakanlarından Metin Emiroğlu’na kadar onlarca önemli isim. İcraat insanları.
Büronun evsahibi ise Yusuf Bozkurt Özal.
TT’nin özelleştirilmesi için start verilmiş. Yusuf amcayı arıyorum. Konuşuyoruz. O da yanlış bu işin yanlış yapıldığını düşünüyor. Ulaştırma bakanlığına gideceğini söylüyor. Gerçekten birgün sonra konuştuğumuzda zamanın Ulaştırma Bakanı ile görüştüğünü öğreniyorum. Bu konuda birşeyler yapılacağını görmekten çok mutlu oluyorum.
Sene 98. Ankara Bilkent’te bir evdeyiz. Yusuf amca artık yardım ile dolaşıyor. Ama hala bilgisayarının başına gidebiliyor. IBM laptop’ına NT 4.0 yüklemiş. Dialup connectionlarını kurmakta zorlanıyor. Benden yardım istiyor. Bu arada arkadaşlarının Amerika’da geliştirmiş olduğu harddisk tarama ve düzenleme programının da reklamını yapıyor. Yeni çıkan programlar hakkında bilgi istiyor. Amerika’ya gideceğini ve bilgisayar alacağını söylüyor. Benden bu konuda bilgi alıyor.
Amerika dönüşü, görüşüyoruz. Cassio’nun yeni çıkardığı ve Türkiye’de daha pazara sürülmemiş Cassiopea’nın renkli ekranlı yeni pocket PC’sinden almış. Üşenmiyor bana nasıl kullanıldığını gösteriyor. Ses kayıt kısmını gösterirken Heidi teyzeye takılıyor. Uzun uzun NT ve Microsoft’un yeni stratejilerinden konuşuyoruz.
Sene 2000. Şişli Florance Nightingale hastanesindeyiz. Yusuf amca uyuyor. Bizi görünce uyanıyor. Odada bir masa var. Masanın üzerinde IBM laptop. NT 4.0 yüklü. Bize internet’e nasıl bağlandığını anlatıyor. Mesajlarına bakıyor. İnternet hakkında konuşuyoruz. Halkla ilişkilerin internet üzerinden ne kadar kolay yapılacağı üzerine konuşuyoruz. Yeni teknolojilerden bahsediyoruz.
9 Ocak 2001 Salı; kardeşim arıyor. Kötü haberi veriyor. Aslında uzun zamandır Yusuf amca hastaydı, ama arkadaşlarımdan birinin söylediği bir laf aklıma geliyor:
– Her ölüm erken ölümdür.
Toprağı bol olsun.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir