Özelleştiremediklerimizden misiniz?

Son dönemin en önemli konusu Türk Telekom’un özelleştirmesi. Malumunuz son dönemlerin yükselen değeri, küçük ama hızlı hareket eden kontrollü devlet yapısı. Batıda özellikle Amerika’da bunun temelleri çok önce atılmış. Tabii dolaysıyla korkunç faydalar elde edilmiş. Bu faydalar iki yönlü. Hem devlet hem de özelleştirmeye katılan özel sektör bu işten kar etmişler. Dünya ise bu konuda birşeyler yapmaya 1990’ların başlarında niyetlenmiş. Avrupa’da özelleştirme konusunda öncelikle devlete hem iş gücü, hem focus, hem de ekonomik açıdan kambur olan faaliyetler özelleştirilerek hem bu noktalardaki tekelin önüne geçilerek halkın iyi hizmet alması sağlanmış, hem de kontrolün daha yüksek olması sağlanmış.
Tabii işi özel sektör açısından incelediğinizde ise bir iş dalı hakkında oturmuş bir hizmeti satın alıp bunun üzerine katma değerler eklemek doğru bir hareket halini almış. Devletler önce özelleştirecekleri hizmetleri belirleyip, bu hizmeti gerçekleştiren organı özel bir statüye alıp değerini belirledikten sonra alıcılar için ihaleye çıkarıyor. Arkasından da tekelcilik oluşmasın diye aynı hizmet alanında çalışmak isteyen diğer şirketlerin oluşumuna izin veriyor hatta bazı noktalarda destekliyor. Bu amaçla teşvik primleri veriliyor.
Avrupa 1990’ların başlarında bu konuda yapılması gerekenleri belirledi. O dönemde özellikle France Telekom dünya üzerindeki en güçlü üç TT şirketi arasına girebiliyordu. Bir süre faaliyetlerine devam ederlerken, TT nin değeri belirlendi ve satımı için hazırlıklara başlandı. İşin güzel tarafı çok gecikmeden, satım işlemi gerçekleşti. Devlet bu işten son derece karlı çıktı.
Her ülkede üzelleştirme gündeme geldiğinde sorunlar yaşandı. Bunlar devletin hareketsizlik ilkeleri ile özel sektörün hiper yapısının uyuşmazlığından kaynaklandı. Fakat müşterek niyetlerde anlaşılıp toparlanıldı. Bu sayede GSM ihaleleri ve arkasından da TT’lerin özelleştirilmesi operasyonları kayıpsız gerçekleşti.
İsterseniz şimdi bir de Türkiye’de duruma bakalım. Türkiye özelleştirme değil ama yeni oluşan bazı hizmetleri ihale etmeye çalıştı. Bunların ilki _bizi en çok ilgilendirenlerin_ kablolu tv yayını idi. Kablolu konusunda Ulaştırma Bakanlığı, kablo döşeme işini, taşaron firmalara ihale etti. Fakat belli bir süre işletme hakkıyla. Dikkate almadığı çok basit ama çok önemli bir nokta vardı. Kablo döşeme işinde ülkeyi saran ağı oluşturabilmek için ihaleleri semt semt açmıştı. Bu nedenle bir semt içinde sadece bir kablolu şirketi kablo döşeyebilecekti. Buraya kadar herşey normal. Fakat aynı şirketler hizmet vermeye başlayınca, tam bir tekelcilik oluştu. Kablolu tv yayını konusunda bu durum sorun değilken. Katma değerlerde sorun oluşmaya başladı. İnternet hizmetlerinde standartların oluşmamış olması büyük sorun yarattı. Ulaştırma bakanlığı bunu hala görmemezlikten geliyor.
GSM ihalesinde biraz daha şanslıydık. Hiç olmazsa ilk aşamada iki operatör varoldu. Fakat daha sonra ite kalka bir ihale açıldı. Durum hala belirsiz görünüyor. 3. operatörü hala göremiyoruz. Bakalım…
TT konusuna gelince, Türkiye’de iletişimin gücünü özel sektöre bırakmak ulusal güvenlik açısından zararlı. TT’nin fiyatı hala belirlenemedi. KDV oranları değişti. Şirketin şu anki özerk konumu TT brokratlarına son derece fazla imkanlar veriyor, bu nedenle özelleştrme yavaşlıyor.
TT’nin bu yapısından dolayı, özelleştirmenin hep yapılmasını destekleyen biri olmama rağmen, bunun yapılmasının şu an yanlış olduğunu düşünüyorum. Devlet TT’nin özerk yapısını kaldırıp, son 5 yıldır hiç yatırım yapılmayan bu hizmetlerini düzenlemeli, fiyatları belirledikten sonra, telekomu özelleştirilen ülkelerin durumlarına bakıp, blok satış için yeni bir yüzde belirlemeli . Bunu belirlerken ulusal güvenliği de ön planda tutmalı. Bu arada enerji bakanlığında geçen hafta yapıldığı gibi bir kan temizleme operasyonu mutlaka yapılmalı.
NETleşmek üzere….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir