Kişiselleştirilmiş Toplum

Ahmet Altan bir yazısında insanların hayatlarındaki kadını seçmelerinin onların hayat standartlarından, zevklerine, taktıkları kravata kadar herşeyi hatta hayatta duracakları basamağı bile etkilediğini yazmıştı.
Birçok erkeğe hayalindeki kadını sorduğunuzda size bel ölçüsünden IQ sevyesine kadar birçok standart’ı söyler. Fakat bir kadının kafasında bir ideal erkek kavramı yoktur. Zira tanıştığı erkeğin nasıl olması gerektiğini o belirleyecektir. Nasıl yaşadığı yeri, içinde bulunduğu grubu değiştiriyorsa, erkeğini de o en yaşaması için en uygun şekle getirecektir.
Sanayi devrimi ile birlikte toplu üretim önemli bir mekanizma haline geldi. Tabii toplu üretimin en önemli etkisi ise standartlaşmaydı. Erkek egemen toplumlarda, yediğiniz yiyecekten, giydiğiniz giysiden okuduklarınıza kadar herşey toplu üretiliyor ve belli bir standart üzerine oturtuluyordu. Bu bir erkeğin hayatını yaşamaktan en mutluluk duyacağı dünya idi.
Bu dönemde kadın sadece kendi erkeğini şekillendirmekte ve kendi gününün geleceği ana kadar beklemekteydi. Toplu yaşam bir noktadan sonra iflas etmeliydi. Bu dönem geldiğinde ise kadın iktidara hakim olmalıydı. Toplum içinde bu kırılmayı en rahat göreceğiniz alan “”mass media””nın önemli bacaklarından biri dergilerdir. Önce toplumun hepsinin beğenisini toplayan ve her kesim tarafından okunan dergiler piyasaya çıktı. Bu dergiler korkunç tirajlar yapıyorlardı. Bir süre sonra dergiler okurlarının bire bir ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştılar ve sonunda motorsiklet dergisi, hamile kadın dergisi, klasik caz sevenlerin dergisi diye “”demassification”” geçirerek son derece fazla parçaya bölündü. Toplumda bu gerçekleşirken, kadın ise önce temizlikçi, arkasından pembe yakalı şimdilerde ise beyaz yakalıların konumunu fethetti. Bu arada tam da bu faaliyetler gerçekleşirken internet denen ilginç devrim gerçekleşti. Artık bulmacanın bütün taşları oturmuştu. Standartlaşmaktan sıkılmış bir toplum, onu bu beladan kurtarabilecek bir teknoloji ve bunu sağlayabilecek bir iktidar artık bir aradaydı. Bu noktadan sonra bir iki yıldır sadece internet üzerinde yaşadığımız ve olgunlaştırdığımız toplumun her ferdine inen kişiselleşme, hayatımızın her anında varolmaya başladı, ve var olmaya devam edecek. Artık standart kırmızıyı algılarımızla özelleştirmek zorunda kalmayacağız her an hepimiz farklı görebileceğiz.
Bunun zor bir dönem olduğunu ve herşeye uygulanamayacağını düşünüyorsanız size bir örnek vereyim. Geçenlerde sahil yolunda bir “”Lamborghini Countact”” yanımdan adeta süzülürcesine geçti. Benim ilk şaşkınlığım bu hayranı olduğum arabayı hemen bu kadar yakınımda görmekti, sonra ise başka bir konu dikkatimi daha çok çekti, arabanın üzerindeki boya aldığı ışığa göre renk değiştiriyordu. Dolayısıyla arabanın ne renk olduğunu anlamak mümkün olmuyordu.
İnternet üzerinde bu gelişmenin aldığı şekiller ise artık son derece farklı. Bir zamanlar yeni bir siteye girdiğinizde beğenilerinizi bir anket doldurarak bildirmeniz gerekirdi. Fakat artık böyle bir mekanizmayı kullanmıyoruz. Siz gezerken beğendiğiniz ve üzerine tıkladığınız haberler büyük bilgisayarlarda not ediliyor, daha sonra bu siteye yeniden girdiğinizde öncelikli olarak okuduğunuz konu size daha üstte geliyor. Bu konuyu konuştuğum önemli bir yerin webmaster’ı arkadaşım, bu anketleri neden koymadıklarını şöyle anlattı.
“”Biz anket koyuyoruz, orayı doldururken okuyucu yanlış düşünebiliyor. Fakat şimdi tam olarak ne istediğini biliyoruz””
Bu noktada bilgisayarlar artık huylarımızı, mutluluklarımızı, ilgilerimiz, hoşlandıklarımızı yani bizi bizden daha iyi biliyorlar. Tıpkı annelerimiz, eşlerimiz, sevgililerimiz, kadınlarımız gibi….
NETleşmek üzere…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir