Mayıs 1997 – IRIDIUM projesi

“”Dünya hızla küçülüyor”” sözünü kim, ne zaman, nerede söyledi bilmiyorum. Fakat dünya, sözün sahibini, utandırmamak için elinden geleni yapıyor. İşte şimdi de bütün gezegen üzerindeki iletişimi binlerce defa kolaylaştıracak bir projenin oluşmaya başladığını görüyoruz.
İridyum, herkesin bildiği gibi 77 elektronun etrafında fırıl fırıl döndüğü Periyodik Tablomuzun küçük ve şirin bir elementi. Bu şirin element bugün dünyanın en büyük projelerinden birine ismini veriyor. Motorola’nın başını çektiği, Japon ve Amerikalı 17 şirketin oluşturduğu bir konsorsiyum 1990 yılının Haziran ayında yeni bir projenin müjdesini vermişlerdi. Bu proje İridyum adıyla anılmaya başlandı ve projenin asıl amacı 66 tane yere yakın LEO (10w earth orbiting satellites) uydusu ile veri, faks ve telefon trafiğini direk uydu hattıyla yapıp, yer istasyonlarının varlığını ortadan kaldırarak ucuz haberleşmeyi sağlamaktı. Bu arada direk uydu haberleşmesinin bir yararı daha ortaya çıktı. Yerden yapılan haberleşmelerde oluşan 2 saniyelik gecikme bu proje ile yok ediliyordu.
Motorola, projenin başlaması ile birlikte Iridium Inc. isminde bir şirket kurdu ve projeyi yürütme işlerini bu şirkete bıraktı. Şirket kurulduğu 1991 yılından bu yana yapacağı işleri belli sıralamalara koydu. İlk sırada 1993 ve 1994 yıllarında araştırmalar ve üretim için ödenmesi gereken toplam 2.4 milyar dolarlık faturaların, Motorola şirketine gönderilmesi vardı. İridium Inc. bu parayı aldıktan sonra projenin FCC standartlarını onaylattı ve 1996 yılının Haziran ayında ilk uyduyu fırlattı. Tabii ki bu daha küçük bir başlangıçtı, çünkü bu uydudan sonra atılması gereken toplam 65 uydu daha vardı.
Projenin en can alıcı noktası bu küçük haberleşme kutularıdır. Çünkü her biri 689 kilogram olup yeryüzünden 780 kilometre yüksekliğe yerleştiriliyorlar. (Normal uydular yerden yaklaşık 42000 km yükseğe yerleştirilirler) Bu kadar alçakta olmaları yerle haberleşmelerini kolaylaştırıyor. Hatta parabolik antenler yerine bir küçük telefon anteniyle bile bağlantılar kurulabiliyor. Bu uyduları Motorola şiketinin alt kuruluşu olan SATCOM (Satellite Communication), Locheed firması ile birlikte hazırlıyor. Lockheed firması daha önceki uzay tecrübelerinden yararlanarak uyduyu yerleştirecek uzay mekiğini hazırlamakla kalmayıp uydu üzerindeki bazı parçalarında hazırlanmasına yardımcı oluyor. Test ve geliştirme fonksiyonlarını da yine bu şirket gerçekleştiriyor. Fakat uyduların yerleştirilmesi ve atılması işlemlerini gerçekleştirmek için 3 büyük şirketin daha yardımı gerekmekte bunlar; Amerika’nın en büyük jet üreticilerinden McDonnell Douglas Corporation, Çin’in China Great Wall lndustry’si ve Rusya Federasyonunun Khrunichev Uzay Araştırma ve Geliştirme Merkezi’dir Bu kuruluşlar da kendilerine düşen görevi yaparak uyduları teker teker uzaya daha doğrusu dünyanın biraz üzerine yollamaya başladılar.
Amerika’da bütün bu gelişmeler olurken konsorsiyumun Japon kanadı. Nippon Irdium Corporation adında yeni bir şirket kurdu. Bu şirketin amacı yerdeki mevcut haberleşme ağlarını da bir gateway (arakapı) yardımı ile bu uydulara yönlendirmekti. Yani lokal ağ ile telefon açan birinin bu uydu ağlı telefonlara ulaşmasını sağlamaktı. Nippon Iridum şirketi gatewayleri hazırlamaya 1996 yılının Şubat ayında başladı ve bu konudaki en büyük yardımı Siemens’ten aldı. Çünkü iki ağ arasındaki geçişleri sağlayan switch (anahtar) Siemens firmasının ürettiği EWSD bazlı D900 anahtarıdır.
İridyum projesi iki temel frekans üzerinden haberleşmeyi sağlıyor. Bunun amacı yer istasyonlarından ve lokal telefon ağlarından gönderilen sinyalleri, uydu ve telefonlar arasındaki haberleşmeye karıştırmamak. Gatewayler uydularla haberleşirken KaBand’ı denilen bir bandı kullanırken telefonlar ve diğer araçlar uydularla haberleşmek için LBandını (1616-1626.5 MHz) kullanıyorlar.
Projenin bitiş tarihi, 1998 Eylül’ü olarak görülüyor ve bu dönemden sonra dünya üzerinde istediğimiz noktadan, istediğimiz noktaya çok ucuza konuşma imkanımız olacak. Motorola şirketi bu projenin bitimi ile birlikte Washington DC yakınlarında bir ana kontrol merkezini ve bu kontrol merkezlerine bağlı Hawaii ve Kanada’da iki ayrı kontrol merkezini de hizmete sokacak.
Motorola Genel Müdürünün söyledikleri gerçekleşirse 1998 yılından sonra dünya hepimiz için gerçekten. Mesela Sahra Çölünden Pizza Hut’ı arayarak Coca Cola istemeniz mümkün olacak. Aynı şekilde kahramanlarımız da bu durumdan nasibini alır herhalde, fısıltı ormanından IRC yaparak kendine eş arayan Kızılmaske’ler pek abartı gelmeyecek.
Birkaç ay önce gerçekleşen ve 60 ülkenin imzaladığı telekomünikasyon anlaşmasının bizlere neler getireceğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Artık Türkiye’deki bir ISP (Internet Service Provider-Internet Servis Sağlayıcı)’yi aramak veya Amerika’daki bir ISP’yi aramak konusunda bir seçim şansımız olacak. Motorola’da bu konuya dikkatleri çekerek bu anlaşmanın kendileri için de çok önemli olduğunu vurguluyor. Motorola büyük bir ihtimalle projeyi sadece Amerika’ya satmayı planlarken kendisini 60 ülkenin bulunduğu bir büyük pazarın içinde buldu. Yapılan açıklamaya göre bu anlaşmayla birlikte projenin bitiminde telefon faturaları umulanın ötesinde küçük rakamlara dönüşecek. Daha önemlisi bir gelişme sadece telefon faturalarımızla da sınırlı kalmayıp çağrı cihazlarının da her noktadan haberleşmeye açık olmasını sağlayacak. Yani 1998 Eylül ayından itibaren çağrı cihazlarımızı mesajlarımızı alması için evin neresine koymamız gerektiğini tartışmak zorunda kalmayacağız.
Biz bilgisayarcılar sanılanın aksine toplumdan ve sosyal hayattan çok uzak insanlar değiliz. Fakat işlerimizin yoğunluğu ve bu işler gerçekleştirecek makinelerin taşınılamaz olması bizi evlerimize hatta küçük odalarımıza kilitlemiş durumdaydı. Gerçi bir süre önce taşınabilir bilgisayarların ortaya çıkması hayatımızı bir nebze kolaylaştırmıştı fakat hemen arkasından gelen bir diğer gelişme hepimizi evlerimize bir telefon ağı ile bağlamıştı. Bu gelişme hepinizin tahmin ettiği gibi internetti ve kader bu noktada bizi bir siber uzaya yönlendirmişti. Gelecek bize ne getirir bilmiyorum fakat İridyum projesi bizi evlerimizden çıkarıp dünyanın neresinde olursak olalım bir cep telefonu ile siber uzaya bağlayabilecek. Bu noktadan sonra hepimiz için esaretten kurtulma günleri başlayacak gerçi bu kadar eşya ile evden çıkmak hayli zaman alacak ama ne yapalım gülü seven dikenine kutlanacak.
Kafamızı Karıştıranlar
İlk yazılarımı okuyanlar hemen göreceklerdir, bu yazıları yazmaktaki amacım size gelecekte hayatımıza yön verecek gelişmeleri bildirmekle birlikte Türkiye’nin bu gelişmelerin neresinde olduğunu da anlatmaktı. Geçen sayıda Internet 2 projesi üzerinde durmuştuk ve Türkiye’de de buna benzer bir yapının oluşumundan dolayı umutlanmıştık. Fakat bu sefer geçen sayımızdaki gibi bir gelişme ile karşılaşamadığımı hemen bildirmek isterim.
Türkiye’de iletişimin ne nokta olduğu öğrenmek için araştırmaya başladığımda TT (Türk Telekom’un) yeni birkaç gelişmeyi haber verdiğini öğrendim. Bunların içinde bilgisayar kullanıcılarını çok fazla ilgilendiren iki nokta dikkatimi çekti.
Türk Telekom’un Türkiye’deki internet hizmetlerini gerçekleştirmek için oluşacak bir şirkete bütün yetkilerini vereceğini ilan etmesinin üzerinden çok fazla zaman geçmedi. Türkiye’de özelleşmenin başladığı ilk dönemeçdi ve bu tip bir durumun bir tekelleşmeye yol açacağını, serbest piyasa felsefesine ters düşeceğini hepimiz çok ciddi biçimde anlatmaya çalışıyorduk. Hatta hastalığı döneminde, Devlet Bakanımız (eski) Sn. Yusuf Bozkurt Özal ile bir konuşmamda kendisinin yataktan kalkıp bu hatanın düzeltilmesi için devletin üst mercileri ile görüşmeye gittiğini anlatmıştı. Bu kadar girişime rağmen Türk Telekom, yine de bildiğini yapmış ve açtığı ihalede Turnet’e bütün yetkileri devretmişti. Geçtiğimiz günIerde Türk Telekom Enformatik Sistemler Daire Başkanı Dicle Eroğlu yaptığı bir açıklamada Turnet sözleşmesinin kopyalarının bazı kuruluşlara alternatif omurgalar oluşturulması için verdiğini söylemişti.
Bunun üzerine Grup başmühendis vekili Ayfer Canbazoğlu ile bir görüşme yaptım ve aralık ayında Türk Telekom’un Turnet’e İstanbul yurtdışı çıkışını, mevcut 512 Kbit’ten 2048 Kbit’e (2 Mbit) çıkarması yolunda bir öneride bulunduğunu söyledi. Görünen o ki bu konuda Turnet, Türk Telekom’un öngörülerini ya dikkate almıyor ya da uygulamakta çok yavaş kalıyor. Türk Telekom’un alternatif omurgalar aramasından yola çıkarak, kendilerinin Turnet’in Internet bağlantıları konusunda yalnız kalmasından rahatsız olduklarını görmek mümkün.
Bir diğer önemli konu ise “”end user”” diye bahsettiğimiz son kullanıcıları ilgilendiriyor. Biliyorsunuz bir süre önce Internet Servis Sağlayıcılar 822’li hatlardan limitsiz kullanım hakkı vermeye başlamışlardı. Bunun için aylık Internet ödemelerinin üzerine 10 dolarlık bir ekstra fatura ödeniyordu. Türk Telekom Enformatik Sistemler Daire Başkanı Dicle Eroğlu yaptığı açıklamaya 822’li hatların paralı olması gereğini ve bu konuda çalışmaları en kısa zamanda başlayacağını da sıkıştırmış. Ben bu konuyu da Türk Telekom Grup başmühendis vekili Ayfer Can bazoğlu’na sordum. Bana Türkiye dışında hiçbir ülkede ücretsiz internet bağlantısının olmadığını, bu tip bir uygulamanın asıl amacının tüm Internet erişimlerini 822’Ii hatlarla başlayan telefon numaralarına bağlamak olduğunu söyledi. 822’li hatlardan para alınırsa bu dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir uygulamanın ilk kez Türkiye’de gerçekleşmesi anlamına geliyor. Yani Türk Telekom, Türkiye’nin Internet erişimini parasız yapan ilk ülke olmasındansa, 822’li hatların paralı olduğu ilk ülke olmasını tercih ediyor ve bu konuda ki çalışmalarına da en kısa zamanda başlayacaklarını söylüyor.
Geçmişe baktığımızda hep yanlışlar görüyoruz ama bu yanlışlardan ders almayı bile daha öğrenemedik. Yapılan yan lışları düzeltmek ve zararın neresinden olursa olsun dönmek güzel ama neden daha dikkatli hareket edip daha az hata yapmaya çalışmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir