Eğilimler Ocak ’98

Evet yeni bir yılın ilk ayını acı tatlı anıları ile geride bıraktık ve artık 2000 yılına teknolojik anlamda geri sayım başlamış oldu. Temelleri 1996 yılında atılan yeni uygulamalar bir ok gibi gerçek amaçlarını vurmaya oldukça yaklaştı. Bilişim teknolojisi bu anlamda en hızlı gelişen teknolojilerden biri. Birkaç yıl önce bilgisayar karşısında sanal ortamlarda geliştirilen uygulamalar artık fiziksel anlamda hayatın içinde teker teker yerlerini almaya başladı. Birkaç yıl önce bilgisayardaki gelişmeler ahlaka zararlı mı müzakereleri yapılırken, şu anda bu hayatın içinden bir sorun halini aldı.
Yeni bir yıl daha başladı. Teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki bu yeni yıl bize bir asır gibi gelecek biliyoruz. Artık gelişen teknolojiler daha çabuk yaygınlaşıp hayat çinde yerlerini alıyor. Eskiden Reuters’in haber kaynaklarına ve network’üne ulaşmak için bir sürü para harcayan kişiler, şimdi bu ihtiyaçlarını Internet üzerinden çok kısa bır zamanda ve komik paralarla hallediyorlar. Yine bu yıl içinde satışa sunulacak olan Pll’ler o kadar hızlı ki, yıllardır 1000’lerce dolar harcanarak alınan profesyonel görüntü işleme cihazları kısa zamanda raflara kaldırılacak.
Gelecek teknolojiler hakkında bu kadar bilgiden sonra, gelelim bu ayın konularına. İlk haberimiz BM’den. Her şirketin iniş ve çıkışları vardır. IBM ilk kurulduğu dönemin teknolojilerini iyi yakalamış halkın nabzını tutmuş ve bu sayede inanılmaz derecede gelişmiş şirketler arasındadır. Fakat bilgisayar teknolojisinin özellikle network’lere kaydığı dönemlerde gücünü ve ilerleme hızını büyük ölçüde kaybetti. Internet teknolojilerinin ilerlemesi ile geride kalan ve güç kaybeden şirketlere yeniden ilerleme imkanı sundu. Bu durumu en güzel ve zamanında fark eden şirket şüphesiz Microsoft’tur. Fakat IBM de imkanlarını kullanarak bir takım yeniliklere ve ilerlemelere imkan verdi. Oncelikle 0S2’nin Warp 4 modelinde gerçekleştirdikleri Voice Recognition (ses tanıma) teknolojisi gelecek dönemin ses ve görüntü işleme ihtiyaçlarına bir çözüm olacaktır. Fakat IBM bununla da kalmayarak bu aralar iki önemli ürün geliştirdi. Birincisi Home Director ismindeki programları. Evinizdeki elektrikli aetleri kontrol ve kumanda etmeye yarayan bu kutu içinde bir yazılım, bir IR verici ve alıcı, birkaç tane prizden oluşuyor. Bu ürün sayesinde ev içindeki aletlerin otomasyonunu yapmak ve gerekli saatlerde gereken aletin çalışmasını sağlamak mümkün. Hatta kutunun çinden çıkan kumanda sayesinde, ev içindeki aletlerin uzaktan kumanda ile kontrolü de mümkün. Gelecek yüzyılın ofislerinin evlerimiz olacağını göz önüne alırsak, bu uygulamanın bizi ne kadar yakından etkileyeceğini hissedebilirız.
IBM’in ikinci önemli uygulaması ise çok yakın zamanda duyurduğu Voice Recognition teknolojisini de kullandığı Voice Recognition ile yönetilen hyperlink’ler. Internet üzerinden artık sayfalara bağlanmak için link’lerin üzerine tıklamak yerine isimlerini söyleyeceğiz. Bu teknoloji sayesinde durağan Web sayfalarına yeni bir soluk yeni bir hareket gelecek.
Açıkçası IBM’in Internet teknolojilerini kaçırdığını düşündüğümüz şu sıralarda, onların da her şeylerini Internet üzerine yoğunlaştırmaları gerçekten umut verici. Zaten bence en önemli atağı Lotus Domino ile bir süre önce yapmışlardı.
İkinci önemli haberim ise Microsoft’tan. Sene 95, hepimiz Windows 3.1 1 ‘Ierim izi gerçek anlamda kullanmayı yeni öğrenmişken. Windows 95 isminde yeni bir işletim sisteminin duyuruları yapıldı. Biz geliştiriciler yeni çıkan birçok Microsoft ürününe olduğu kadar Windows 95’e de muhalefet yaptık. Hatta bazı konuşmalarımızda bu işletim sistemine kulp takmaya PC’nin her yerine sızmasından içinde virüsler olduğuna kadar her konuda suçlamalar yapmaya başladık. Bir konuşmamız sırasında Microsoft Amerika ile yakın ilişkisi bulunan bir dostum bana Bill’in bu işletim sistemini 2000 yılında evimizdeki videolara kadar sokacağını, asıl planın sadece PC’Ieri değil içinde çip bulunan bütün aletleri kontrol etmek olduğunu söylemişti. 0 zaman teoride mümkün olan bu projeyi, yapılabilir ama uygulanamaz bulmuştuk. Çünkü bu aynı zamanda pazarda çok ciddi PR yapılmasını gerektiriyordu. Bir sürü ev aleti üreten şirketle anlaşmalar yapılması ve her ev aleti için farklı set edilmiş sistemler yaratılması gerekiyordu. Ilk Handheld PC’ler piyasaya çıktığında hepimiz bilgisayar teknolojisinin ne kadar küçüldüğünü düşünmüştük. Aslında yanıldığımız bir konu vardı Handheld PC’ler laptop’ların yeni bir jenerasyonu değildi, hatta onlarla hiç alakası olmayan bir teknolojinin son haliydi. Bunlar Databank’lardı. Bu açıdan bakıldığında Bill Amca, Windows CE işletim sistemi ile, işletim sistemi olmayan aletler üzerindeki ilk provasını yapıyordu ve açıkça bu provayı çok iyi bir şekilde geçti.
Şimdi planın ikinci kısmı söz konusu oldu ve geliştirme hazırlıkları bittikten sonra Microsoft harekete geçti. Biliyorsunuz birkaç ay önce Casio’nun hand held PC’sini test etmiştim, o sıralarda Microsoft üzerindeki Windows CE sayfasına girdiğimde ortalık gayet boştü. Bu ay Philips için aynı sayfaya yöneldiğimde Windows CE’nin palmtop PC’Ier içinde de çalışmaya başladığını, birkaç şirk~tIe anlaşma yaptıklarını gordüm. Fakat beni asıl hayrete düşüren Windows CE’nin Auto PC simli yeni bilgisayarlarında da çalışan bir versiyonunun yapılmış olmasıydı. İçinde GPS (Global Positioning System) bulunan bu bilgisayarlar, ellerinizi bırakmadan sürüş dışı bütün cihazları kontrol etme imkanını veriyor. Daha fazla açıklamak gerekirse, telefon görüşmenizden eposta atma ve hatta okuma gibi bilgisayar özelliklerini, radyo, teyp, CD değiştirme gibi araba özellikleri ile birleştirip, üzerine pusula, GPS (Dünya üzerinde yer bulma sistemi) gibi hareket halindeyken gerekli olabilecek bütün bilgi hizmetlerini eklemişler. Tabii işletim sistemi Windows CE.
Microsoft’un bu kadar uygulamasının dışında son birkaç gündür iş dünyasını son derece ilgilendiren bir gelişmesi daha var. TCI isimli Amerika’da çalışan bir kabio şirketi, TV set box denilen ve hangi kanalları seyredeceğinizin ayarlandığı kutucuklarda kullanacağı işletim sistemi için bir ihale açtı. hale birkaç gün önce sonuçlandı ve Microsoft’un kazandığı açıklandı. Bu Bill’in belki ilk zaferi değildi ama 1995’ten bu yana atılan ok hedefi bulmaya başlamıştı. Microsoft Netscape’le olan davasını da lehine olacak bir kararla sonuçlandırdı. Yani görünen o ki, Microsoft’a bu saatten sonra 2000 yılına kadar durmak yok. Her alanda başarısını kanıtladı. Fakat Microsoft’un şu anda görmekte zorlandığı bir konu var. O da insan faktörü. Bilgisayarcılar ve özellikle programcılar monotonluktan çabuk sıkılan kişilerdir. Microsoft bir süredir hangi konuda uygulama geliştirmeye kaikarsanız kalkın, size kendi programlarını dayatmaya başladı, hatta daha 1gm-ci bazı alışkanlık yaratan uygulama geliştirme programlarını da parayla satmaya başladı. Microsoft’u şu ana kadar başarılı yapan en önemli şey geliştiricileri desteklemesi ve uygulamaların kendi sistemi üzerinde yazılmasını sağlamaktı. Şimdi se bu politikasını tam, ters yöne çevirmiş durumda. Şu an çevremdeki birçok geliştirici Microsoft ürünlerini kullanmamak üzerine anlaşmış gibi yeni arayışlara girdiler. Hatta bazıları Microsoft Internet Explorer’ın bile para ile satılacağını söylüyorlardı, geçenlerde buna benzer 130 dolarlık bir paket gördüm. Bu durumda bilgisayarcıların çok sevdikleri guruplardan olan Depeche Mode’un iki dizesi geliyor insanın aklına;
“”When you reach the top Get ready to drop”” Yani tepeye çıkarken arkada bıraktıklarına iyi davran, aşağı inerken yine yanlarından geçeceksin.
Gelelim bu ayki test cihazımıza, bundan bir iki ay önce Casio’yu test ederken, hand held PC dünyasının bu kadar hızlı gelişeceğini hiç tahmin edemiyordum. Aylar içinde o kadar çabuk gelişti ki, şu an her epostada yeni bir teknolojinin, yeni bir tasarımın haberini alıyorum. Size bir süre için bu ürünlere ara vermek niyetinde olduğumu ve sadece Philips Velo’yu anlatacağımı söylemeyi düşündüğüm şu anda bile, yeni çıkan renkli ve değişik hand held PC’lerin reklamlarını okuyorum. Bakalım ben bu yazıyı bitirip, yayınlanana kadar kaç değişik yeni tasarım duyurulacak.
Artık bir çoğumuzun elinin altında Internet imkanı var. Bu bilgi alma işlerini oldukça kolaylaştırıyor. Tabii bu gibi durumlarda benim gibi cihaz test eden insanlara gerek kalmıyor, Çünkü ürün fabrikadan çıkarken bir kez test ediliyor ve bu test bilgilerinin değişmesine imkan yok. Fakat açıkçası benim test etme mantığım bundan biraz farklı. Bu ay size bu konuda biraz bilgi vermek istiyorum. Ben bir ürünün fabrika çıkış bilgileri ile çok fazla ilgilenmiyorum. Beni daha çok ilgilendiren üç önemli unsur var. Bunların birincisi ürünün hedef kitlesi, yani ürün kimlere hitap ediyor, kimlerin bu ürünü kullanması en fazla faydayı getirir. Ikinci önemli konu ise ürünün doğal ortamda ne kadar kullanılabilir olduğu. Bu konuya öncelikle ergonomi, ağırlık, tuş kombinasyonu ve kullanım kolaylıkları giriyor. Bu konuda en önemli gerek. liliklerden biri de bence ürünün Türkiye’de destek ve müşteri hizmetleri. Mesela ürünü test etmek için aradığınızda bazen basın ve halkla ilişkiler departmanlarının olmadığını öğrenebiliyorsu. nuz, veya ellerinde ürün olmadığını anlıyorsunuz. Bunlar hep bu ürün hakkında en azından bu ülkede ters giden bir şeyler olduğunu gösteren öğeler. Mesela Toshiba Libretto çok güzel ve kullanışlı bir alet olmasına rağmen yaptığım görüşmelerde Türkiye’de test etmek için bile ellerinde alet olmadığını öğrendim. Meseleyi biraz deşince ürünü gümrükten geçirmekte zorlandıklarını ve genelde üst düzey yetkililere hediye etmek için getirdiklerini öğrendim. Bunun iki anlamı var;
1) Toshiba Libretto ile Türkiye’de bir pazar aramıyor
2) Bu durumda kısıtlı sayıda Libretto olacağına göre satış sonrası destek beklemek yersiz. Hele bu tip son teknoloji ürünlerinde bilgiyi kapı komşunuzdan alamayacağınıza göre Toshiba’nın Libretto’sunu tavsiye etmek bana ters gelir.
Üçüncü önemli konu ise ürünün verilen paraya değecek olup olmaması. Bu açıdan şimdiye kadar bana çok ters gelen bir ürüne rastlamadım.
Bu ayki ürünümüzü yani Philips Velo’yu bu anlamda masaya yatırdığımızda açıkçası üründen son derece memnun kaldığımı söylemek isterim. Genel bilgiyi www.velo.philips.com adresinden alabilirsiniz. Fakat iki önemli özelliğini bahsetmeden geçemeyeceğim. Birincisi makinenin üzerindeki bir ufak tuş. Bu tuş sayesinde Velo’yu bir tek tuşlu kayıt cihazı gibi kullanabiliyorsunuz. Philips yetkilileri, 16 dakikayı bir MB’a sığdırdığını söylüyorlar. Gerçi elinizde ekstra bellek kartları yoksa bilgisayarın üzerindeki RAM’i çok elzem olmadıkça kullanmak biraz savurganlık, ama yine de böyle bir özelliğinin olduğunu bilmek sevinç verici. Ikinci önemli özelliği ise dahili modemi. Bu sayede Internet’e bağlanmak için modem kartı aramak WindowsCE’ye uygun modem kartı bulmak gibi birçok sorundan kurtuluyorsunuz. Yalnız keşke içindeki modem voice özelliğine de sahip olsaydı da, mikrofonu ve hoparlörü sayesinde bir telefon gibi kullanabilseydik.
Philips telefonlarinı, Velo ile senkron kullanmak imkanına da sahip olduğunuzu belirtmek isterim. Bu aletin en önemli özelliklerinden biri ise, WindowsCE’nizi upgrade etmek için değiştirmeniz gereken çipi pil değiştirir gibi değiştirme imkanınızın olması. Bir de adaptör ve dockstation ile gelmesi ayrıca bazı kolaylıklar sağlıyor. Peki gelelim bizim açımızdan incelemeye.
Bu ürün bence devamlı eposta almak ve Internet ihtiyacı olan insanlar çin çok iyi bir alet. Hatta küçük web tasarımlarını notepad üzerinden yapabilen usta webmaster’lar da bu ürünü çok severek kullanabilirler. Tabii bu arada Philips’in kendine hedef kitle olarak seçtiği gazeteci ve basın mensuplarını da unutmamakta fayda var. Kullanımı ve görünümünün yanı sıra üzerine dokuduğunuzda üzerinin gerçekten çok özel bir madde ile kaplandığını hissediyorsunuz. Türkiye’de kullanımına gelirsek. Bence bu tip ürünler gelecekte hepimizin elinde olacak, hatta cep telefonu, laptop ve hand held PC’ler birleşerek mutant, elde taşınır, ergonomik ve kullanışlı bir alete sahip olacağız. Bence 2000 yılına kadar geçen sürenin en önemli ürünlerinden biri WindowsCE olacak. 0 yüzden bu tip ürünleri kullanmayı bilmekte yarar var.
Gelelim ürünün desteğine, Philips bu konuda da birçok şirketi geride bırakmış durumda. Aslında ilk görüşmelerimizde bana biraz sorunlu gelmesine rağmen daha sonra meseleyi takiplerinden, sorunların sadece arka arkaya gelmesinden kaynaklandığını anladım. Bence Philips Velo’nun desteğini kısa zamanda arttıracaktır. kaldı ki Velo’ya distribütör olarak Boğaziçi Bilgisayar’ı seçerek ürünün ülke içinde dağılmasına imkan tanıyorlar. Ama eğer elinizde Philips Velo varsa yada alacaksanız Philips’i destek için tercih etmenizi tavsiye ederim, gerçekten ilgili insanlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir