e-Marka

İki günlük tatilimin başladığı anlardı, odamdaki jakuzinin keyfini çıkarmayı planlarken telefon acı acı çaldı. Amerika’daki bir müşterim, e-ticaret sitesindeki kredi kartı sisteminin çalışması için İngilteredeki bir şirketle anlaşma yapmış, sistemi aktive etmemi istiyordu. Onunla konuşurken, dizüstü bilgisayarımın önüne diğer cep telefonumu koyup GPRS ile Kanada’daki sunucuya bağlandım. İstediği düzeltmeleri yapıp, onun da kontrol etmesini sağladıktan sonra keyif ile telefonu kapattık.
e-Ticaret’i konusunda yaptığım seminerlerde durumu anlatmak için kullandığımız örnekler artık yaşamımızın vazgeçilmez enstantaneleri halini aldı. Tabii bu tip bir durum, en azından bu yıllara kadar, kimsenin çok fazla yaşadığı olaylar değildi. Bu nedenle, bu yeni dünyanın tarifinin yapılması gerektiği kesin.
CNN’de son dönemlerde çok gördüğüm bir reklam; gökyüzünden noktalar düşüyor, insanlar kaçacak yer bulamıyor ve “”dot com istilası”” sloganı ile bitiyor. Geleneksel dünyanın ticaret uygulamalarını kullanan insanlar için, bilişim dünyası tam anlamıyla tezatlar dünyası. Küçük şirketlerin büyük şirketleri çok kolay yediği, bilgi vermek için oluşturduğunuz mekanizmanın sadece nefret çektiği, en doğru tasarım için yaptığınız büyük yatırımları çöpe atmak zorunda kaldığınız, en ufak yanlışınızda şirketiniz marka bilinirliği sıfıra düşerken, hiç bilinmeyen bir markanın milyonlarca müşterisi olduğu koskoca tezatlarla dolu bir dünya.
Aslında bu tezatlar, Matrix’deki Morpheus’un uzattığı kırmızı yada mavi hapı almakla ilgili değil, sadece bir algılama ve doğru noktadan bakma durumu. Bir çağın bitişine tanık olurken yaşadığımız en büyük sorun gelen yeni çağın ikonlarının son derece farklı olmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle eski çağın bilgileri ile yapılan her çalışma büyük bir anakroniden başka birşey olamıyor.
Geçtiğimiz çağın en önemli değeri bilgiydi. Bilgiye sahip olmak bir gücü, bunu paylaşabilmek ise bir lütufu temsil ediyordu. O çağda milyonlarca kişiyle paylaştığınız bilgi sizi bir dev haline getirebilirdi. Fakat bu çağda bu, sizi bir nefretin sembolü haline getirir. Çünkü bu çağın değeri iletişimdir ve vereceğiniz her gereksiz bilgi, hedef kitlenizin iletişim yollarını kapayacağı için size sadece kurumsal bir başarısızlık olarak geri dönecektir. Bu noktadan baktığınız zaman bilişimin aslında ne kadar kolay çözümler içerdiğini çok daha net görme imkanına sahip olursunuz. Bu durum tabiiki bilginin ölçüsü olan büyüklük, güç, güçlü etki alanı gibi kavramların yerini iletişimin ölçüsü olan hız,bağlantı ve doğru etki alanın almasına sebep oldu. Yani hedef kitlenize sağlayabileceğiniz en büyük yarar iyi bir iletişim alanından başka birşey değil. Tabii böyle bir çağda interaktivite bir lüks değil bir gereklilik halini alıyor. Bu nedenle müşteri beklentileri de herşeyin önüne geçiyor. Zira müşteriler aslında pazarlama kanallarının en önemli bölümü…Beğendiği bir ürünü yakın arkadaşına haber verirken, karşısındakinin ihtiyaçlarını son derece iyi sezen bir pazarlamacının hiçbir zaman yapamayacağı kadar önemli bir faaliyeti gerçekleştiriyor. Seçtiği ürünlerin hedef kitlelere bildirilmesi ise aynı müşteriyi kendine güvenen, önerilerde bulunan bir satıcı haline getiriyor. Yani pazarlamanın hem kanalı hem de içeriğini müşteri kendisi belirliyor. Hatta oluşturduğunuz dükkanın, bulunduğu yerden, vitrin düzenlemesine kadar herşey müşterinin elinden geçiyor. Tüketici bir kurumun, pazarlama departmanından, üretime hatta yönetime kadar her noktasına sızarak kurumun kimliğinin bir parçası halini alıyor. Bu noktada bir markanın hem arkasındaki hem de karşısındaki en büyük güç müşteri haline geliyor. Tabii müşteri oluşturduğu bir değerin arkasında dururken de onu kendisinin bir parçası gibi savunup yaşatıyor. Yoksa yeni çağda müşteri sadakatinin artık beklenmemesi gereken bir olgu olmasından bahsedilirken, çok daha iyi arama motorlarının oluşmasına rağmen hala insanların yahoo’yu kullanmalarını nasıl açıklayabiliriz?
NETleşmek üzere…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir