Var olmanın dayanılmaz hafifliği

Alev Alatlı’nın “”Schrödinger’in Kedisi”” kitabını gördüğümde bir fizik kuramının edebi hayatta nasıl anlam kazandığını hayretle farketmiştim. Aslında bu tarih içinde pek de uzak olmadığımız kavramlardan biri. Her fiziksel kuram altında felsefi bir varolmayı gerektirir. Her fizik denklemi ise bir kavramın evrendeki gerçekliğidir.
Bu bakış açısıyla baktığınıza bir maddenin varolmasını açıklamanın yolu quantum mekaniğinde gizlidir. Okul yıllarında hepimizi korkuttukları bu kavramlar bütünlüğü, aslında varlığımızı açıklamanın en iyi yollarından birini oluşturur. Fakat tabii ki düşündüğünüzden büyük soru işaretleri ile.
Gerçeğin ne olduğunu, en iyi açıklayabilecek kişi herhalde madde ile enerji arasında yadırganamaz ve üzerinde şüpheye düşmeye gerek olmayacak kadar basit bir dille oluşturulan denklemin yazarı olan Einstein’dır. Ona göre gerçek çok uzun süren bir yanılsamadan başka bir şey değildir. Bu bakış açısı hepimizi varlıklarımızı sorgulama yoluna iter gibi görünse de aslında ruh, inanç ve belki de yaratıcının varlığı konusundaki tartışmalara son noktayı koyacak kadar kesindir. Bilimi bir yaşam ve hayatı anlama şekli olarak algılayan Einstein, enerjiyi, maddenin ışık hızı sabitinin karesi ile olan ilişkisi ile anlatmaktadır. Edebiyatta hepimize okuduğumuz cümleyi anlamamız gerektiği söylenirken, bunun fizik gibi bilimler için geçerli olduğunu atlamak tam bir cahillik olacaktır. Bu nedenle maddenin varolması için ışığın ve enerjinin olması gerektiği bilgisini biraz düşünmek gerekir. Işık her nesnenin yaşamasında ve gerçek olmasında yardımcı olan ana yaşam formlarının başında gelir. Tabii unutulmaması gereken ikinci önemli konu ise her gerçek bilimsel yaklaşımın en az iki yönden doğrulanması gerekliliğidir.
Işık olmadan hiçbir maddeyi göremeyiz. İki yaşındaki bir çocuğun bile bildiği bu gerçek, evrenin en doğru anlatımlarından biridir. Son derece küçük bir maddenin karanlıkta nasıl davrandığını anlamak için gözlemlemeye çalıştığınızı düşünelim. Bu bilgiyi edinmek için maddeye az da olsa bir ışık vermeniz gerekir ki bu ışık maddeyi uyaracağından, davranışı tam karanlık anındaki şeklinden farklı olacaktır. İşte Schrödinger kedisi ile birlikte bu karmaşık gerçekliliği algılama çalışırken, Heisenberg durumu anlatan ve matrix mekanik ismini alan denklemi ile uğraşmaktaydı. Bu denklem ise Einstein’in madde ışık arasındaki ilişkiyi açıklayan cümlesini destekler nitelikteydi.
Maddenin ışık ile olan ilişkisi bizi mutlak karanlık halinde birer enerji noktaların veya “”gaz ve toz bulutlarına “” dönüştürür mü? Aslında belki de bunu söylemek için çok erken ama algılanması gereken bir gerçeklik varsa bu sadece enerjinin ve ışığın varlığıdır.
NETleşmek üzere…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir