Sokaktaki insanın yayın hakları

Geçen gün İnterpro’dan bir zarf aldım. Çok ince bir davranış göstererek Telekom Forumunda yaptığım konuşmadan dolayı teşekkür etmişler. Bunun yanında forum sırasında yapılan konuşmaları özetleyen bir kitapçığı da yollamışlar. Bu beni 3G hakkında ilginç konuşmalarında geçtiği forum anlarına taşıdı. Yaptığımız konuşmalar sonunda; 3G’nin bir arz mı talep mi olduğu sorusuna çok net olarak “”benim talebim”” demiş olsam da, genel kanı benim aksime şu an çok erken olduğu yolundaydı. Tabii aslında bu konun bir tartışmaya açılması oldukça ilginç. Dünya’da şu ana kadar bir teknolojinin, yok ona biz hazır değiliz, şimdi gelmesin diye atılması bana komik geliyor.
Bunun sebepleri konusunda düşünürken ilk bakışta basit görünen bir konudan yola çıkarak oldukça karmaşık bir sonuca ulaştığımı söylemek istiyorum. 3G’nin olduğu bir ülkede genç bri fanatiğin cep telefonu ile maça gittiğini varsayalım. Maça bilet alma imkanını bulamayan, dostlarına da bir ip ile 3G üzerinden multi-casting yapabilme imkanı teknik olarak zaten var. Şimdi yayın haklarını satın alan televizyon kanalı buna nasıl bakar? Peki bu yayını teknik imkanlar yüzünden onlarca yada yüzlerce kişiye yayınlayan izleyicinin bu yayını yapmasını kanal nasıl engeller? Engelleyebilmeli mi? Biraz karmaşık bir konu.
Şimdi olaya tam başka bir yönden bakalım. Türkiye’de hiç de ünlü olmayan bir kişinin evlenme töreninde bir olay çıktığını ve haber kameralarının olay yerine geldiğini gözünüzün önüne getirin. Bu kişi ise haber olmaktan hoşnut olmadığını dile getirdiğinde, kameramanların bu bizim görevimiz dediğini dikkate alalım. Bir de ünlü birinin, evlenme töreninin çekimine olay çıksa bile yayın hakları satıldığı için alınmayan kameramanların bu konuda ısrarsız kalmasını dikkate alalım. Bu durumda ünlü olmayan kişinin yayın hakları neden herkes tarafından sebil olarak görülmektedir. Hiç ünlü olmamasına rağmen ya görüntü haklarını bir kanala yada bir kuruma satmışsa…
Yayın hakları diye bir olgunun varlığından bahsediyorsak bunun kimlerin hakkı olduğunu yada kimlerin hakkı olmadığını belirleyen nedir? Bu belli ise bunu belirleyen kurum kimdir? Haber olan bir durumda kişi görüntü vermek istemiyorsa, yayın haklarının savunucusu kim olacaktır?..
Şimdiye kadar yayın kurumlarının oranı azken bu sorunlar pek önemsenmiyor, zaten sorun çeşitli kurumlar arasında belli yöntemlerle çözülüyordu. Şimdi yayıncı sayısının arttırılması, insanların yayını yapacak kurumu seçme imkanını da ortaya çıkardı.
3G uygulamaya geçince bütün cep telefonu sahiplerinin birer yayıncı olmaması için hiçbir sebep kalmıyor. Bu durumda gerçekten yayın hakları öncelikli konular arasında yer alacak mıdır?
Alacaksa bu konunun Türkiye’deki sorumlusu kimdir? İnternet gibi yayıncı sayısının bütün kullanıcılar olma ihtimali olan ama pratikte bu duruma ulaşamayan bir platform bile yayın düzenlemesi açısından imkansız bir durumken, 3G nasıl sonuçlar doğuracaktır.
Seçim döneminin en çok konuşulan konular arasında, yayın yasakları geliyordu. Yeni dünya düzeninde, teknoloji bu kadar ileriyken yasaklamak komik bir hal almaya başladı. Bunu en güzel anlatan kitap Freidman’in “”Web empowered angry young man””i. Teknoloji ilerlerken yasaklarda artık tarihe gömülüyor sanırım. Türkiye dünya üzerinde etkin güçlerden biri olmayı planlıyorsa artık bu tip durumlara dikkat etmek durumundadır.
Artık önümüzde ekonomiyi kilitleyecek kararların bulunmadığını düşünerek, yavaş yavaş kendimizi bu yeni dünyanın korkutucu sularına bırakmamız gerekiyor. Deryanın bu kadar korkutucu olmadığı içine girildiğinde anlaşılacaktır.
NETleşmek üzere…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir