You Tube’ü Google niye aldı? 1

Geçtiğimiz ay içinde basın organları bildik bilmedik şekilde hep beraber tek bir ağızdan şu alıştığımız internet mucizeleri edebiyatını yapmaya yeniden başladılar. Malum son dönemin çetin cevizi Google, Youtube.com’u 1.65 milyar dolara satın alınca herkes yine “İki genç tarafından bir garajda _ bu nasıl garajsa_ kurulan youtube’ü google …” diye başlayan haberler yayınlandı. Sanki birisi bir bülten yazmış dağıtmıştı ve kimsenin bunu değiştirmeye mecali yoktu. Sizi bilemiyorum ama ben artık bu iki genç, iki üniversiteli genç ve garajda yazılım yazma hikayelerinden sıkıldım. Hayır bu haberleri her dinledikten sonra ailem bak sen hala böyle bir şey yapamadığın gibi sigortalı bir işe bile giremedin edasıyla bana bakıyorlar.
Artık bu konuya bir açıklık getirmenin doğru olduğunu düşünüyorum…
Geçen haftalarda yurtdışından bir konuğum vardı. Şu an bir dotcom şirketinde orta kademe yönetici olarak çalışıyor ve biz bu sayede bir araya geldik. Bir sabah kahvaltısında tanıştık ve öncelikle Türkiye ve geleceğimiz konusunda konuştuktan sonra, konu internet hayatımıza denk geldi. Hemen söyleyeyim, birçok yönden paralel bir hayatı ben Türkiye’de o da Amerika’da yaşamış. Fakat onun hayatından ilginç bir kırılım noktası var. Bu kırılım noktası dotcom krizi. İki dotcom şirketine sahipken bir anda krize yenik düşüp şirketlerinden olmuştu.
Ben tabii bunları duyunca Türkiye’de başarılı bir dotcom şirketine sahip olmak için neler yapılması gerektiğini anlattım. O da kendi planlarını anlattı. Amerika’da bir dotcom şirketinin başarılı olması için gittiği çok net bir yol var. Bu yolun başı bir fikir. Bulduğunuz fikri bir “executive summary”e bir A4 kağıda yazıp, size en yakın banka şubesine gidiyorsunuz. Şube müdürüne projenizi anlatıp, bir kredi beklentisi içinde olduğunuzu belirtiyorsunuz. Banka fikrinizi beğenirse size kredi açıyor. Bu tamamen sizin ikna gücünüze bağlı. Bakın dikkat edin, fikre bakılıyor, elinizde sermaye olup olmadığına veya ipotek yaptırılacak taşınmazlarınızın olup olmadığına bakılmıyor.
Arkasından işinizi kuruyorsunuz ve fikrinizi biraz olgunlaştırdıktan sonra venture capital ve/veya angel capital arayışına giriyorsunuz. Daha sonra da borsa’ya kote olmaya çalışıyorsunuz. Sonra da sizi bir sermayenin almasını bekliyorsunuz. Zaten eğer bu çok imkanlı yolu yürüyebildiyseniz, alıcılarınızın olmaması neredeyse imkansız. Konu bu kadar basittir.
Gelin bir de hızlıca Türkiye’ye bakalım. Türkiye’de sermayesi olmayan bir fikir hiçbir zaman kredi alamaz. Kosgeb’in sistemini incelerseniz, banka ve kosgeb arasında pinpon topu gibi oynanan kobileri çok rahat görebilirsiniz. Venture Capital işi yaptığını iddia eden şirketler ise Türkiye’ye venture capital getirecek firmalara bu ülkede iş yapamazsınız diyerek geri dönmelerine sebep olacak kadar umutsuz durumdadır. İş bankasının venture capital’i, intel capital’e aynen böyle söylemiştir. Borsa’ya kote olmak gereklilikleri ise bir dotcom şirketinin gerçekleştirmesi neredeyse mümkün değildir.
Kendimizi kandırmayalım, bu ülkede bilgisayar klavyelerindeki Türkçe karakter sorununu 1992lerde anlatmaya çalışırken, konu hakkındaki ilk ciddi haberi 12 Ekim 2006 tarihinde görmüş biri olarak artık bu ülkeye bilişim dünyasının inancının kalmadığını düşünüyorum.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir