Kabadayı bir aşk filmi.

Öncelikle şunu söyleyeyim kabadayı hakkında filme gitmeden önce çok şey okudum. Ama okuduğum yorumların hepsinin ıska geçtiğini söylemek isterim. Aslında Şener Şen’in konuk olduğu programlarda nasıl zor bir tevazu gösterdiğini farkedince ona saygım bir kat daha arttı. Ben züğürt ağa’yı sevemedim. Aman yanlış anlaşılmasın film olarak bir başyapıt ama konu bana pek uzak…
Ama kabadayıda çok fazla ilginçşey bulduğumu söylemek istiyorum.Öncelikle Kenan İmirzalıoğlu’nun oynadığı rol bence kötü bir adam olarak yorumlanmamalı. Zaten bence öyle yorumlanmadığı için bu isim tercih edilmiş ve pek isabet olmuş.Ben filme yeni dünya düzenini anlayamayan eski topraklar bakışı ile de bakamıyorum. Öyle olsa bu iki kesim karşı karşıya gelirdi.
Bu filmin o en gerilimli ama çok net 4 kişinin olduğu sahnesi varya, işte o sahne herşeyin en ciddi açıklayıcısı.
Aslında o sahneye gelene kadar filmde gücün karşısında dik durmayı bilmeyen herkes sahneden çekiliyor. Sadece güç karşısında dik durmayı bildiği halde orada olamayan biri var, sürmeli, ona da hem Ali Osman hem de Devran hakkını veriyorlar. Bu çok ilginç değil mi?
Filmin sonunda aşkından vazgeçmeyen karaca, yine aşkı için dünyanın işini ve gücünü elinin tersiyle itmiş Devran, toplumun düzenine ters çıkıp küpe takıp, saçını uzatmış, dövmeyler yaptırmış isyankar Murat ve hepsinden önemlisi hiçbir güce eyvallah demeyeceğini (dikkatinizi çekerim Azrail’e bile, intihardan bahsediyor günah olduğu için vazgeçmiş) kanıtlamış ali Osman kalıyor.
Yönetmenin iki ilginç göndermesi dikkatimi çekti. Birisi novo yada memento filmindeki unutan adamın poloroid makinası.. Poloroid anlık çekim yaptığı için çok başarılı bir fikirdi aynen kullanılmış. Burada biraz sonraya gönderme de var keşke biraz üzerine çalışılsaydı. İkincisi ise Lord Of The Rings’deki ormanda saklanma sahnesi ile Ali Osman, Murat ve karaca’nın Devran’dan kaçışı sahnesi. Bana ilginç göndermeler gibi geldi.
Benim filmde 4 plan çok hoşuma gitti. Çekim olarak değil ama senaryo olarak. Karacanın aşkına aşık oldum. Murat ona siktir git dediğinde gitmem diyor. Seni seviyorum ve yanında kalıyorum. Tek sevmediğim nokta sonra hikayede Murat’ı kurtarmak için teslim olması. Keşke bunu da yapmasaydı.
Mertlik duruşu daha net vurgulanırdı. İkinci beğendiğim parça Murat ve AliOsman’ın çiftlikte konuşmaları. Baba oğul aslında birbirlinin aynısı, birisi dövme, küpe meraklısı öbürü falaka…Birisi okula isyan ediyor öbürü hastaneye gitmiyor. Ama konuşurken bile birbirlerinin aynısı olduklarını farketmiyorlar. 🙂
Üçüncüsü Devran ile Karacanın konuşması. Aslında Devran çok sevmiş. Ama o kadar kötü bir dünyanın içindeki bunu nasıl göstereceğini bile bilemiyor. Ama demin diyor bu alemin iki kralını gözümü kırpmadan öldürdüm. Bana sadece aşkı unut işine bak demişlerdi ama senden vazgeçmedim diyor. Bu çağda korkunç ve şapka çıkarılacak bir sevgi. Karaca onu kabul etmeyince de diyorki üzerme sıcak su döküldüğünde bile canım bu kadar acımamıştı.
En son beğendiğim bölüm ise Devran’a Ali Osman Sürmeliyi öldürdüğü için vururken, Devran’ın duruşu. Hani ayağa kalkıp ben de kendimi vahşi sanırdım vay be üzerimden kamyon geçmiş gibi oldum diyor ya. Karşısındaki mert düşmanına hakkını veriyor ya hayran oldum…
Sonuç olarak, Karaca gibi aşkı ona git dediğinde bile kalabilecek kadar dirayetli anadolu kadınlarını filmede bile olsa görmek beni çok mutlu etti. İşte saygı duyulacak kadın budur.
Belki de benim bu filmi herkesten farklı görmemin bir sebebi var. Onu da Devran dile getiriyor, “ser’de serserilik, asilik varya!!!” diyor işte ben bunun her harfine imzamı atarım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir