Kod Adı: Kadın

Adam sigarasını çıkardı. Kokladı. Nasıl da alışmıştı yıllardır bu karanfil kokusunu duymaya. Karşısındaki esmer güzeline şöyle bir baktı. Kısa zamanda sevmişti… Yüzündeki allığı ile sert tavrını sağlamaya çalışıyordu ama kendisine benzettiği için kolay anlıyordu bu taşın arkasına saklanmaya çalışan yumuşak kalbi. Karanlık salonda duvara yansıyan şehit haberlerine bakarken ağlayan o kadını hatırladı…
Ve gözlerine bakarak konuşmaya başladı….
“Babam çok okurdu. Ben şefkatin ve sevginin hiç eksik olmadğı bir yuvada büyüdüm. Bunun en önemli sebebi annemdi . Annemden sadakati, destek olmayı ve sevmeyi, babamdan erdemi öğrendim. Bizim evde anneme eline sağlık demeden masadan kalkılmazdı. Kalkarsak kötü hissederdik.
Hep beraber oturur , sofra sohbetleri ederdik.
Bu nedenle millet erdemli insanın inceliklerini öğreniken ben bunları nereden bildiğimi hatırlamaya çalışıyordum. Bizim evde hiç ben olmadı hep biz olduk. Kardeşlerim yoktu hepimiz vardık. Annemle babam kavga da ederlerdi ama her sorunda hiç düşünmeden birbirlerine kenetlenirlerdi. Babam herşeyini anneme teslim eder arkasına bile bakmazdı. Annem ise bunu hayatı boyunca bir kere bile kötüye kullanmadı. Bizim evimizde para ortada dururdu. Kimse kimsenin malına, parasına hiçbir şeyine bir gün bile el sürmemiştir.
Hani sen bana doğru zamanda, doğru tepkiyi göstermedin diyorsun ya. Ben belki de bu sebeplerden hiç beklenen tepkiyi vermem. Benim tepkilerimle, birşeyleri ölçmeye kalkarsan, elinde hiçbirşey olmaz. Sorman yeter aslında.
Aile kavramı da ben de bambaşkadır.
Ben karşımda kadın isterim….
Ataerkil dünyanın çirkinlikleri içinde sıkışmış, her bakışı kendine tehdit olarak algılayan değil, gerektiğinde taşlarla sopalarla hasmını kovalayacak evine sahip çıkacak anadolu kadınını.
Hayatımın her dönemi arkama baktığımda şefkatle yüzüme bakan. Düştüğümde yüreklendiren.
Zorluklarla mücade ederken arkamda kendi koruyan birini değil yanımda olan kadını.
Biliyor musun? Hep sorguladım kendimi neden herkes gibi çeşitli yeni yüzyıl numaralarıyla sevgiyi ayakta tutacağım bir kadın istemiyorum diye…
Galiba bunun en önemli sebebi, seyrettiğim bir belgeseldi. Dişi ve erkek puma nehirde koca bir timsahı öldürdüler. Birbirlerine hiç bakmıyorlardı savaş sırasında ama her ikisi de nerede olmaları gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Birbirlerinden hiç şüpheleri yoktu. Ölseler de birlikte öleceklerini biliyorlardı…Ama timsahı anasından doğduğuna pişman ettiler.
Ben de belki hep böyle bir kadın istedim. Akşam eve gelirken erkeğim beni seviyor mu şüphesi yerine, ben, evimizi nasıl zenginleştirebilirim diyecek bir kadın.
Bir kokteylde gözlerine baktığımda bu ne zaman bitecek diye surat asan değil. Gözleriyle o toplulukta benimle sevişecek kadar anlamlı bakan bir kadın.
Ben evini, yuvasını ilelebet ayakta tutabilecek gücü kendinde bulunan kadından bahsediyorum.
Yuvasının her elementini kendisi ile yuvasına bağlayan, yuvayı dişi kuş yapar sözünü bir öğreti gibi benimsemiş olan kadını…
Ben kendisine olan sevgiyi sınayacağına, üzerine neler koyacağına bakan bir kadın isterim.
Ben sevince peşinden gitmekten çekinmem, benim hayatım onun hayatı ayırmam, onun da ayırmak aklına gelmesin isterim.
İşte bu nedenle ben sana giderken gitme demeyeceğim. Çünkü ben ne zaman gitsem diye düşünen değil, sonuna kadar kalacağım diyen kadını istiyorum.”
Derin bir sessizlik oldu. Konuşacak pek bir şey kalmamıştı. Ceketinin üzerine dökülen külleri temizlerken, sarışın kadınların sanılanın aksine esmerlerden daha zeki olduğnu düşündü.
Öyle ya, Marilyn Monroe, Kenedy’den başlayan onlarca zeki insanla beraber olmuş, onları idare edebilmişti. Belki de holywood sinemasında, femme fatale fikrinin çıkmasının arkasında orientalism yoktu. Kimbilir?
Sigarasını söndürdü. Artık burada yapacak birşeyi kalmamıştı. Kadın sevişirken nasıl şaşkın bakıyorsa adama şimdi de öyle bakıyordu..
….
Ama artık bunun adam için hiçbir seksiliği kalmamıştı!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir