Cern’de neler oluyor

Advisor’ım Engin Arık’a


Geçen hafta, herkesin gözü Cern labratuarlarındaydı. Fizikçilerin büyük bir kısmı ise televizyonlarda. Bu sayede okuldan sonra görme imkanı bulamadığım, Metin Arık, Cihan Saçlıoğlu ve Ömür Akyüz’ü görme imkanını buldum. Ömür hoca yine bütün öğretme şevkiyle konuşmayı çok güzel yönetti. İnsanların bilgi alması için elinden geleni yaptı.

Öncelikle size hafta boyunca basının bilgi kirliliği içinde, Cern ve deney hakkında verdiği yanlış bilgileri anlatmak istiyorum. Öncelikle Cern internet’i bulan yer değildir. Basının sandığının aksine internet sadece www’den ibaret değildir. Aslında internetin dehası, bilgisayarların bir ağ şeklinde bağlı olması fikridir. Bilgisayarlar ip şeklinde bağlı olurlarsa bir noktadan kestiğinizde iki uç arasındaki iletişim kopar. Ancak ağ şeklinde bağlı olan bir sistemde bu mümkün değildir. Bunu evinizde de deneyebilirsiniz. Bir örümcek ağıa bir taş attığınızda ağın bir kısmı kopar ama genel ağ fikrine birşey olmaz.

İşte bu nedenle internet diye bahsedildiğinde buluş ve yenilik olarak algılayabileceğimiz konu, www değil ağ şeklinde iletişim kurabilen bilgisayar altyapısıdır.

Basında bu deneyle ilgili çok tekrarlanan ikinci büyük hata ise sanki bu deneye karar verilip yapılmış va anında 8 milyar dolar harcanmış olduğu bilgisidir. Bu deneyin tası kabul edilen Large Electron Pozitron Collider 1980’lerin başlarında yapılan bir deney olup. LHC  için ilk karar 1994yılında çıkmıştır. Resmi kaynaklara göre harcanan bütçe 6.03 milyar İsveç Frankı yani 5.33 milyar dolardır. Bu bütçenin 1.88 milyar frankı beyin gücü harcamasıdır. Yani bu tip bir deney için harcanan paranın neredeyse 3’te biri düşünceye harcanmaktadır.

Bu deneyi isterseniz bir de benden dinleyin. Yıllardır özellikle kuantum fizikçileri madde ve enerji arasında ilişkiye bir anlam vermeye çalışırlar. Hocalarıma garip gelecektir ama ben enerjiyi ruha, maddeyi’de vücuda benzetirim. Hem anlatması hem de tahayyül etmesi daha kolay olur. Ruh neden vücut bulma kararı alır? Nasıl etten kemikten birşeye döner?  İşte bu deney (LHC) aslında enerji’nin bu kararı almasına neyin sebep olduğunu arıyor. Aslında asıl aranan budur. Enerji maddeye neden dönmek ister?

Basında, eminim bir de karşıt maddeden bahsedildiğini duymuşsunuzdur. Ben bunu anlatmanın en güzel yolunun Çin öğretilerindeki yin yang olduğunu düşünürüm. Bütün öğretiler her şeyin tersinin de yaratıldığını söyler. İyi – kötü, gece-gündüz, madde -antimadde gibi. 90’lı yıllara kadar hepimiz bu iki ters dünyanın çatışma içinde olduğunu düşündük. Ancak daha sonra yeşeren bir düşünce yapısı birinin olmaması halinda diğerinin de vücut bulamayacağını gösterdi. Yani gece olmasa, gündüz diye birşey olmazdı çünkü o devam eden bir durum olacağından adlandırılmaya gerek kalmazdı. Bu nedenle dünya Rusya’nın çöküşü ile birlikte tek kutuplu bir güç Amerika’nın yaşayamayacağı fikrine sahip oldu. Nasıl gece olmadığında gündüzü doğru dürüst anlayamıyorsak, varlığından emin olduğumuz ama inceleyemediğimiz antimadde olmadan maddenin ne olduğunu da gerçekten anlayamıyoruz. Şu anda maddeyi anlamak için sadece suya atıp etkileşimine bakıyoruz. Ama gerçekten madde üzerinde bir araştırma yapamıyoruz.

Cern’deki deneyin başka neleri bulacağını soruyorsanız, işte size deneyin gerçekten önemli buluşlarından biri daha. Göz ışık olmadan göremez. Beyinin ışığıda bilgidir. Bilmediğiniz birşeyi görme imkanınız yoktur. Şu an içinde yaşadığımız dünyaya maddenin yapıtaşlarına inecek şekilde baktığımızda. Maddenin sadece yüzde 1’inin gerçekten anlamlı şeylerle dolu olduğunu yüzde 99’unun boş olduğunu görüyoruz. Acaba evrenin yüzde 99’u boş mu yoksa biz mi öyle görüyoruz? Bu sorunun da cevabını bize bu deney verecek.

Basında izlediğim en komik durumsa bu deneyin sonucunu bir gün içinde beklemeleriydi. Aslında bu yeni bir dünyanın başlangıcı oluyor ancak beklentileri boşa çıkarmak istemem ama öyle Cern’e telefon bağlantısı yapılacak kadar hızlı sonuçlar beklemek çok yanlış olur. Zira bu deneyde atılan hadron parçacıkları iki farklı yere dönerken 27 kilometre içinde sadece 4 kez çarpışma noktasına sahip. İşte bunlara denk gelmesini hep beraber bekleyeceğiz.

Bu arada televizyonlar fizikçilerle dolunca gözlerim, Boğaziçindeki astrofizik hocam John Freely’i de aradı ama ne yazık ki Türk basını onu  “Türkiye’nin tarihini anlatan İngiliz” olarak biliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir