Neden Siteler Yasaklanıyor?

İnternette özgürlük hepimizin en önemsediği konulardan biri. Geçen hafta dikkat ettim, Emre Aköz’den Ali Saydam’a Murat Belge’den Nazlı Ilıcak’a kadar birçok köşe yazarı internette yasaklamadan, internet programlarını boykota kadar çok değişik konularda yazılar yazdılar. Bu hafta sizlere araştırmadan köşe yazmanın ne gibi zararları olacağı konusunda yazmayı planlıyordum.
Ama nasip değilmiş…

Bu yazıyı gelecek bir dönemde, bu konudaki mutsuzluğum arttığında yeniden gündeme getireceğimden emin olabilirsiniz.
Bayramı, Ankara’da bir proje ile ilgili çalışarak geçirdim. Aslında bu sayede eski dostlarımı görüp, çok ilginç konularda bilgiler aldım.
Bu bilgiler arasında en ilginçlerinden biri “Aktütün” olayı ile ilgiliydi. Ancak konumun dışında olduğundan ve net araştırma yapamadığımdan bu konuyu yazmayacağım.
Türkiye’de internet siteleri neden kapatılıyor? Bu hafta konumuz bu. Ancak yazmayacağım konulardan bahsetmemin çok önemli bir sebebi var. Bunu ise yazının sonunda ileteceğim.
Türkiye’de ilk erişimi engellenen site You Tube’dü. You tube ilk kapatıldığında konuk olduğum televizyon yayınlarında, bunun sebebinin 22 Mayıs 2007 tarihinde zamanın cumhurbaşkanı Necdet Sezer tarafından onaylanan ve kamuoyunun internet sansür yasası olarak bildiği 5651 sayılı yasa olduğunu söylüyordum.
5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”a göre, internet ortamında Atatürk’e hakaret içeren yayınlar, Telekomünikasyon Kurumu tarafından engellenecekti.
Kanunun yürütmelikleri çıkraken, Telekominikasyon Kurumu bizden de öneri aldı. Görüşmeler sırasında yasa çocuk pornosundan korunmayı’da kapsayacak şekilde düzenlendi.
Ancak bugün ulaştığı noktaya baktığımızda, birçok sitenin erişiminin engellenmesinin, kişisel davalara kadar basitleştiğini görüyoruz. Sırf ekşisözlük’deki yazılardan rahatsız olduğu için dava açıp kazanıp, onu yasaklamak niyetinde olan onlarca kişi tanıyorum.
Peki bunu nasıl yapıyorlar?
Açtıkları davayı kazandıklarında, Telekominikasyon Kurumuna siteye erişimin engellenmesi konusunda bir yazı yolluyorlar. TK gelen kararın kendi alanına girip girmediğini inceliyor. Girmediğinde gerekçeli kararı geri yolluyor. Gelen karar üzerine avukat yeniden bir dava açıyor. Bu davayı kazanırsa, hakimden servis sağlayıcıların o siteye erişimini engelleme kararı çıkarmasını istiyor. Bu sayede konu TK’nın arkasından da dolaşılarak bitiriliyor.
Avukatlar bunu da beceremezlerse sitede künye bulunmadığından tutunda, konulan resmin telif haklarından yola çıkarak bir dava açıyor. Sonuçta siteyi kapatıyorlar.
Bunu öğrenince belki sitelere neden erişilemediği bilgisinn konmasının doğru olacağını, bununeskiden yapıldığını ama şimdi neden yapılmadığını sorgulamaya başladım.
Çok ilginç, bu kararın konması, hakimi hedef göstermek olarak algılanıyormuş. Bu nedenle hakimler bu kararın konulmaması kararını aldırabiliyormuş.
Ben geldiğimiz noktayı, taksimin girişinde yanlış birşeyler duymasınlar diye herkese kulaklık dağıtma çabası olarak algılıyor ve gülüyorum. Peki neden yanlış konuşan kişileri yakalayıp susturmuyoruz?
Bu kadar karmaşık bir noktaya nasıl geldik?
İşte bizim genel hatamız bu. Bir iki video’yu kaldırmak için diplomatik bir ilişki kuramıyacak durumdaki kişiler, konunun yetkilisi olunca, bu beceriksizlik bizi bu noktaya getiriyor.
Fatih Altaylı’nın Kanal 1’deki haberlerini hergün seyrediyorum. Size “Aktütün”den, internet yazan köşe yazarlarından bu nedenle bahsettim. Zira artık işini doğru yapmayanların bu yeni Türkiye düzeninde yeri olmayacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir