Kalitenin, sayıya etkisi…

Türkiye popüler kültürü anlamadan peşine takılmış gidiyor. Sayının (quantity) , kaliteden (quality) daha önemli olduğu, hekesin gözünün skorbord’da olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Ancak bu dönemin en popüler TV kahramanlarından biri olan Okan Bayülgen’in nasıl varolduğunu anlamadan sanıyorum, kalite ve sayı arasındaki bağlantıyı anlamak mümkün olmayacaktır. Çok insanın programının izlenirliği konusunda bile tartışmaya girmeyeceği, Okan Bayülgen programlarının aslında çok az ratingler aldığını biliyor muydunuz? Peki bu düşük ratingler birçok yapım şirketinin bile sonunu hazırlarken, Okan’a nasıl başarı ve söhret getiriyor sizce.
İşte size bu yazımda, popüler kültüre sadece onun yanından bakan insanların nasıl büyük bir hata yaptıklarını anlatacağım. Standart bir yapımcı, rating derdine düşen kişidir. Zira, önüne televizyon yöneticileri tarafından bir havuç konmuş ve onun peşinde koşma hırsı olan bir yapımcı, ilk anda sözde çok para kazanacağı ana kanalların prime time (yoğun saatlerini) ister. Bu saatlerin peşinde olan o kadar çok insan vardır ki; yapımcı, tavizler vermek ve savaşmak zorundadır. Karmaşanın hüküm sürdüğü bir sektörde sahaya ısınmadan çıkan bir yapımcı, yediği iki üç darbeyle nakavt olur. Bu darbelerin başında da rating gelir.
Akıllı bir yapımcı rating alınmayan ( Okan ilk işe başladığında öyleydi ) saatleri yakalar, programını yapar. Hem ringe ısınır, hem de ana ligde yarışır ama kimsenin istemediği bir saatte. Ancak o saatte ayakta olan fikir önderlerine (onlar genelde halkla aynı mesai saatlerine sahip değildirler) ulaşır. Programı bir anda herkes tarafından bilinir. Snop rolü oynayarak da fikir önderleri katmanında algısını güçlendirir. Zira snop görünmek onda bir parodi hissi vermektedir.
İşte bu sayede halka, halkla konuşmadan ulaşma yolunu bulursunuz. Aslında bilişim sektöründe bir sorunu anlatacakken, buna neden medya sektöründen örnek vererek başladığımı merak edenleriniz olacaktır. Medya sektörü yapısı ve dinamizmiyle, bilişim sektörünün bile çok ötesindedir. Bu nedenle de iş yapış şekillerinde ciddi anlamda etkisi olacaktır.
Bilişim sektörüne döndüğümüzde, son dönemde birçok marka, direkt halka ulaşmak için çok büyük hatalar yaptı. Çok fazla kişiye ulaşmak hedefi ile yola çıkarsanız, algı seviyenizi ona göre ayarlamak zorunda kalırsınız. Bu da özellikle profesyonel ve algı seviyesi yüksek kişileri sizden uzaklaştırır. Aslında halk bu sizin uzaklaştırdığınız fikir önderlerini önemsemektedir. Bu nedenle bir süre sonra üzerinizdeki ilgi hızla düşer.
Microsoft’un geçen döenmdeki en büyük hatası, fikir önderlerini dikkate almadan direkt son kullanıcı ile ilişkiye geçmesi idi. Bu ilişki ona büyük satışlar yerine, tamamen ringin dışına atılma riskini getirdi. Hatasının farkına varmakla birlikte, bu şirketin yöneticilerinin hala bu farkı göremediğini hissediyor ve üzülüyorum. İnsanların office yazılımını kullanmamasının arkasında lisans baskısının olduğunu zannediyorlar. Aslında öyle değil… Programlarını anlayan, onları daha geniş kitlelere anlatan ve sırf o anlattı diye alım yapan koca bir sektörü ıska geçtikleri için. Son dönemde vista almayın diyen çevreme o kadar çok insan var ki.. Ya da Microsoft Office yerine Google Docs tavsiye eden…
Bu yıl umarım Microsoft bu hatalarından arınır ve fikir önderleri ile akın ilişkilerini devam ettirir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir