Devlet’in net hataları

Devlet hepimizin devleti. Zarar gördüğünde hepimizin canı yanıyor. Kötü yönetildiğinde hepimizi zora sokuyor. Her ne kadar bekasını sağlamak için görevlendirdiğimiz kişiler olsa da, onları uyarmak doğru yola yönlendirmek hepimizin borcu diye düşünüyorum. Nitekim danışmanlık yaptığım öyle siyasiler var ki, fikirlerimiz çoğunlukla uyuşmadığı halde ben onların işlerini zevkle yapıyorum. Zira aslında ben onların internet üzerindeki itibarlarını koruyorken, asıl bulundukları mevkinin itibarını koruyorum. Eğer bu ülkede yaşıyorsak, bulundukları mevkinin itibarını korumak, hepimizin görevi diye düşünüyorum.

Bu girizgahtan sonra devlet’in yürümesi için görevde bulunan kişilere, icraatın yetkilisi olan bakanlara internet ve teknolojinin gelişimi konusunda, işin felsefesini anlamalarını sağlayacak ve ona doğru şekilde tepki verilmesine hizmet edecek bazı konuların üzerinde durmak istiyorum.

Bu noktada aslında bundan sonra gelecek cümleler, Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’den başlayarak, Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım’a hatta ulaştırma bakanlığı, RTÜK, BTK dahil internet teknolojileri ile birebir ilgili olan her kurum ve kuruluşta görev yapan herkesi önemli dercede ilgilendiriyor diye düşünmek gerektiğine inanıyorum.

Öncelikle internet hakkında bildiğiniz herşeyi unutun. Birlikte yeniden bir model kuralım. İnternet teknolojileri, bilgisayarla kullanılsa da aslında sosyal bir teknolojidir. İleri de internet’in bilgisayardan ayrıldığını, twitter, facebook gibi sitelerin birer yazılım olmaktan çıkıp donanım olacağını hep beraber göreceğiz. Bu nedenle internet üzerinde Türkiye Cumhuriyetinin itibarını korumak için yapacağımız hiçbir faaliyet teknik olamaz. İnsanla ilgilidir, diplomasi ve bürokrasinin kuralları uygulanmalıdır. Son yazdığım cümlenin önemini tekrar okuyarak anlamanızı rica ediyorum. İnternet sosyal bir olgudur, teknolojiyi kullanır ama sosyaldir. Ancak bunu duyunca sakın aklınıza kurumsal olmayan, birkaç gencin köpürtmek için çaba harcadığı sosyal ağlar gelmesin. Bu ağlar gelişimini tamamalayamammış yaklaşımlar olup, onlarla ilgili konuları daha sonraki sayılarımda yayınlayacağım. Ancak şu küçük notu da iletmeliyim ki, hiçbir kamu kurumu şu anki sosyal ağları ciddiye alacak kadar kurumsallıktan uzaklaşmamalıdır.

Bu bilgilerden yola çıkarak gelelim Türkiye Cumhuriyetinin itibarı konusuna. Türkiey’nin internet üzerindeki itibarını, en öncelikle internete bakış açısı belirler. İnternet üzerindeki kurumları ne over ne de under estimate etmemek gerekir. (burada cümlelerimde ingilizce kelimeler kullanmamın sebebi, bundan sonra okuyacaklarınızı uygulayabilmek için internet bilmenizin gerekliliğini ortaya koymaktı) . Bu nedenle yapılacak en doğru yöntem, bir kamu kurumuna yakışır ciddiyette iletişim kurmaktır. Unutmayın sadece kendinizi ve kurumunuzu değil, Türkiye Cumhuriyetinin internet algısını temsil ediyorsunuz. İletişimi biz devletiz ne dersek kabul ederler diktatörlüğünde değil, diplomasinin hassasiyetinde yapmak şarttır. Ancak bu diplomatik iletişimde güçlü olmak için teknikolarak hakların neler olduğunu bilmek gerekir. Yani bu tip bir organizasyonda devletin bir diplomat, bir hukukcu bir de teknolojik (buraya dikkat teknolojiden kastım bilgisayar okur yazarlığı değil internet teknolojilerini bilmek, dünyanın en iyi bilgisayar programcılarının dünyanın en kötü internet teknolojisi algılayan insanları olabildiğini üzülerek onlarca kere gördüm) danışmana ihtiyacı olduğunu bilmek gerekir. Bu iş bürokrasinin işi değildir.

Hatta, yurtdışındaki web siteleri ile ilişkileri kurmada, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım yerine, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun görevlendirilmesi daha da doğru olacaktır. Zira google’ya yapılan kamu başvurularına bakılınca Türkiye’nin google ve eminim ki diğer internet kurumları ile hiç iletişim kurmadığı görülüyor. http://www.google.com/governmentrequests/ adresindeki verilere göre Almanya, Amerika, Hindistan, Brezilya bağlantı kurarken biz listenin en sonundayız. Bu da aslında Türkiye’nin internet kurumları ile sorun yaşamasının arkasında iletişim kurmaması olduğunu gösteriyor. Ben son dönemde kamuda hedefi Türkiye de olan internet kurumlarının, Türkiye’de şube açmaları isteğinin arkasında da, yazımın içindeki ingilizce kelimeleri gördüğünde okumayı kesen, ingilizce bilgisizliğini, vatan sevgisi ve dilini koruma bahaneleri ile kamufle etmeye çalışan bürokratların olduğunu düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir