Tarih beni hatırlar mı bilmiyorum ama sizi kesinlikle hatırlamayacak…

Sözüm herkesin eşit olduğunu söyleyip onları sayı ile toplayan zihniyete…
Bana Leonardo döneminde bildiğiniz bir at arabacısının ismini söyler misiniz?
Yada size daha kolay bir soru sorayım Mimar Sinan’ın camilerinde çalışan bir inşaat işçinin ismini verir misiniz?
İnsanlar bu evrende ürettikleri ile anılırlar. Bu üretim zincirinin her zaman en üstünde fikir işçileri vardır. Yoksa Matisee’i ressam değil hukuk öğrencisi olarak anardık. Ancak yaptığı kendine yetmemiş olacak ki; binlerce hukuk öğrencisinden biri olacağına resim tarihinin kilometre taşlarından biri olmayı tercih etti. Çoğunuz onun başka bir mesleği olduğunu ve resme çok geç yaşlarda başladığını bilmez.
Peki acaba bu yüzyıllarca anılan önemli insanlar çağlarının sosyal dehaları mıydı? Ben leonardo’nun, beethoven’in, hatta eistein, tesla veya fenyman’in öyle komşuları tarafından sitayeşle anılan insanlar olduğunu düşünmüyorum. Hiçbiri çağında insanları arkalarından sürükleyen insanlar olarak anılmadılar. Çağında insanları arkasından sürükleyenlerin içinde en dahisi Hitler’di. Ona da son yüzyılda övgü içeren tek cümleyi sanırım demin ben yazdım.
O zaman nedir bu insanların; demokrasi ve pazarlamada arkasından gittiği “sayılar” arzusu. İşte bunun adı tam anlamıyla TEMBELLİK. Mesleki tembellikten başlıyor, kafa tembelliğine kadar gidiyor.
Bir organizasyon yapılıyor… Durumu merak eden kişi soruyor kaç kişi geldi. Birisi de demiyor ki; kardeşim bunlar koyun mu? Böyle hesap olur mu? Nerede senin hedef kitlen; amacın? Neye göre ve kimi bekliyorsun organizasyonuna. Limon satıcılarının sorunlarını tartışmak için zamanın en iyi beşbin kuantum fizikçisini toplantıya çağırırsanız bu organizasyon başarılı olur mu?
Yada Türkiye’deki esnafların sorunları paneline onur konuğu olarak  Stephen E. Hawking’i çağırmak ne kadar doğru?
İnanın Hawking’in de çevresinde binlerce alım gücü kuvvetli hayranı var. Peki bu hayranların hangisi Türkiye’deki esnafların sorununa derman olur.
Konuyu bilindik aptal polemiklerden uzak tutmak için bu kadar çaba harcamama sebep olan birkaç polemik ustasını da burada anmadan geçemeyeceğim.
İşte bu polemik guruları ve tembel organizatörlere bir küçük soru sormak istiyorum, organizasyonunuzu popüler yapmak için şimdiye kadar getirdiğiniz bir iki siyasinin, bir iki şarkıcının ( dikkat edin besteci veya sanatçı değil şarkıcı getiriyorsunuz), bir iki mankenin sizi siyasi ve magazin haberlerinin bir parçası haline getirmesi ne kadar işinize yaradı? İyi düşünün bakalım popüler olunca, organizasyonadan aldığınız haz mı yükseldi? Olabildiniz mi? Olamazsınız tabii yanlış kitleye yanlış mesaj vererek nasıl popüler olunur?
Size bu anlattıklarım geri kalmış elitist bir kültür gibi gelebilir. Böyle düşünüyorsanız dünyadaki sosyal ağların niş platformlara kaydığını bilmiyorsunuz.
Popülerlikten bahsediyorsunuz ama akademisyenlerin de o sizin sayı fetişinizi karşılayacak boyutlarda olduğunu bilmiyorsunuz… Popülerlik mi istiyorsunuz? Dünya üzerinde 201 ülkede 8541 üniversite var. Burada alım gücü ülkesine göre hiç de az olmayan zeki düşünce yetisi gelişmiş akademisyen. İşte bunların dikkatini çekmeye çalış.
Eğer bir üniversitede akademisyenseniz ve size sosyal ağ denildiğinde bir blogcunun arkasına sıralanmış, alım gücü sıfırlarda, mesaj bombardımanı ile aptala dönmüş 20 – 30 kişi ile , tembel pazarlamacıların “dinamik pazar” diye tanımladıkları şey geliyorsa ve ted.com ‘un 2006 temmuzundan bu yana 300 milyondan fazla kişi tarafından seyredildiğini bilmiyorsanız siz artık bir akademisyen ve bir kişi olmaktan ziyade, kafası sayılanların arasına geçmişsiniz demektir.
Eğer bir akademisyenseniz ve size video sitesi denilince aklınıza müzik klipleri gösterilen bir site geliyorsa ve jove.com ‘u hiç duymadınızsa, siz artık bir akademisyen ve bir kişi olmaktan ziyade, kafası sayılanların arasına geçmişsiniz demektir.
İnternetle ilgili bir ogranizasyonunuzda şeref konuğu olarak aklınıza bir manken geliyor, Vinton Cerf hadi onu da geçtim, en azından TED talk’da konuşma yapan Elif Şafak bile gelmiyorsa siz, artık bir akademisyen ve bir kişi olmaktan ziyade, kafası sayılanların arasına geçmişsiniz demektir.
Ve kötü haber…
Sizi tarih hatırlamayacak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir