Gerçek erkeklere iki motto..

Motto #1 by Can Yücel (Ustaya selam bu dünyadan)
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o`nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok
sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini… Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi
davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri
sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları… Mesela kuzey yıldızı,senin yıldızın olacak. “O benim.” diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak..
CAN YÜCEL..
Motto #2 by Charles Bukowski (Erkek gibi Erkek)
En iyi adamlar yalnızken güçlüdür
çoğunlukla erkek daktilonun
başındayken
kadının teki içeri girip çıkar,
şunu ister,
bunu ister.
çoğunlukla erkek daktilonun başındayken
aynı zamanda kadının tekiyle tartışır.
kolay değildir bir kadınla tartışırken
aynı zamanda yazmak.
bazen bazı kadınların daktiloyu
kıskandıklarını düşünürüm.
restoranda yedikleri yemekler,
altlarındaki güzel araba, giysiler ve ayakkabılar
daktilo sayesinde hep.
“yukarı çıkıp daktilonun başına geçtiğinde
ben burada yalnız
kalıyorum,” derler.
yukarı çıkıp daktilonun başına geçtiğimde
ben de yalnızım.
eskiden yukarısı da
yoktu.
tek bir oda ve
holün sonunda bir tuvalet vardı
sadece.
bir odanın ya da daktilonun bile olmadığı
zamanlar oldu, bir park bankı
sadece.
“bu daktilo koltuk değneğin
senin,” derler bilgece.
fabrikalara dönemeyecek kadar yaşlıyım,
fabrikalar bana iş vermez
artık.
çok şükür ki
bu daktilo
tanıdığım bütün kadınlardan
daha sadıktı bana.
ve bu gece özel bir gece.
yalnızım yine
başladığımda olduğum gibi.
parmaklarım tuşları örseliyor.
savaş hiç bitmedi.
seviyorum bu mücadeleyi.
ve şimdi anlıyorum ki
iyi yazılmış bir cümle kadar
harikulade ve saf ve mükemmel
hiçbir şey yok.