Dark matter karanlık mı yoksa yoğun mu?

İsmet Berkan yine güzel br yazı kaleme almış. Ben şu çeviri işinde doğruyu yakalayabiliyormuyuz biraz şüphedeyim. Yine aynı durum karanlık mı bu madde? Hepsi aynı mı bu kafamı kurcalıyor…
Bir diğer konu da geçenlerde Turkcell blogumda yazmıştım, http://blog.turkcell.com.tr/siz-buzdolabi-olsaydiniz-ne-yapardiniz/ biribirini tanımayan iki cihaz akıllı ev ortamında nasıl anlaşır diye… İşte şu bizim dark matterla şu anki dünyamız aynen böyle… Biz bir maddeyi genel olarak ışığa ve radyasyona duyarlılığı ile ölçüyoruz… Ölçüyoruz da bu dark matter ışık ve rafyasyona duyarsız.. Onu mutlaka başka birşey heyecanlandırıyor. İşte onun ilgisini çekecek bu şeyi bulmadan onu anlamak mümkün değil. Bir de şu bütün japonlar birbirine benzer muamması var işin içinde…
Dark matter diyoruz ama içinde hırlısı var hırsızı var, uyanığı var dolandırıcısı var… Tani o dark matterda hangi datk matter o da başka bir tartışma konusu.
Sizi Berkan’ın yazısı ile başbaşa bırakıyorum.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25034591.asp

Burnumuzun dibinde paralel evrenler mi var?

Onlar, parçacığın gözlenmezkenki halinin tahmin edilemezliğinden hareketle ortaya konan teoriler. Yani bizim gözlediğimiz ve gözlediğimiz için ‘kuantum durumu’ çöken parçacık bir yere gidiyor. Peki ya gözlemediğimiz durumlar için parçacığın gidebileceği yüzlerce, binlerce, milyonlarca diğer yol? Ya onlar da bizim gözlemci olmadığımız başka başka evrenlerde ‘mümkün’ oluyorsa?
TV dizilerinin dayandığı paralel evren teorisi çok kabaca böyle. Ama bugün anlatacağım bu çeşit bir paralel evren değil.
Amerika’da yayınlanan Discovery Dergisi’nin Temmuz-Ağustos sayısında Corey Powell imzasıyla çıkan bir yazı aylardır kafamı kurcalıyor. Son olarak açıklanan LUX deneyinin sonuçlarıyla birlikte bu yazının ana fikrini burada aktarmam gerektiğini düşündüm.
Türkiye’nin bütün çabalara rağmen bir türlü tam üyesi olamadığı, hala gözlemci üye statüsünde kaldığı Avrupa Uzay Ajansı (ESA) geçen baharda Planck uzay aracının 15 aylık araştırmasının sonuçlarını yayınladı. Buna göre, evrende bizim görebildiğimiz, elle tutabildiğimiz madde, toplamın sadece yüzde 4.9’uydu. Yani, kendimizi evrenin merkezine koyuyoruz, her şeyin bizim için var olduğunu sanıyoruz falan ama aslında evrenin sadece yüzde 4.9’uyuz.
Peki gerisi ne? Evrenin yüzde 26.8’i görünmeyen ama varlığını dolaylı yoldan hissettiğimiz ‘karanlık madde.’ Sonra? Esas büyük parçayı, yani evrenin kütlesinin yüzde 68.3’ünü oluşturan ‘şey’i isimlendiremiyoruz bile. Bu formu olmayan bir enerji. Bazıları ‘karanlık enerji’ diyor ama henüz tam bir anlaşma sağlanabilmiş değil.
Amsterdam Üniversitesi’nden Chiristoph Weniger, 2012’nin ocak ayında bizim galaksimizin tam da merkezinde tuhaf bir radyasyonu ölçmeye başladı. Bunu yeterince inceledikten sonra da, bu radyasyonun ‘karanlık madde’ parçacıklarının birbiriyle etkileşiminden, çarpışmasından vs doğan bir radyasyon olduğu sonucuna vardı. Bu çarpışmaların sonunda daha önce görülmez olan bir şey birden görülür hale geliyordu, yani Weniger tarafından gözleniyordu.
Ama esas fikri sıçrama Weniger’in de bulgularına dayanan Harvard Üniversitesi’nin teorik fizikçileri Lisa Randall ve JiJi Fan’dan geldi. Randall ve JiJi, ‘karanlık madde’nin üniform bir şey olmayabileceğini, aynen bizim görünür evrenimizdeki gibi farklı parçacıklar, hatta atomlardan oluşuyor olabileceği fikrini ortaya attılar.
Düşünebiliyor musunuz, karanlık parçacıklar, karanlık Higgs alanıyla etkileşiyor ve kütle kazanıyor, sonra birbirleriyle çarpışıp atomları oluşturuyor, karanlık yıldızlar, karanlık gezegenler, karanlık evrenler ve belki de bizimkine benzeyen ‘karanlık’ hayatlar oluşuyor o evrende.
Bize tümüyle görünmez olan bu evrenlerle aynı evreni paylaşıyoruz. Hatta onlar olmasa bizim evrenimizi bir arada tutmaya, galaksilerimizi bir arada tutmaya imkan yok. Karanlık maddenin çekim gücü sayesinde evren bugün bildiğimiz dengesinde duruyor. Yoksa dağılabilir veya tamamen kendi içine çökebilir.
Esasen ‘karanlık madde’ fikri, görece yeni bir fikir. Tamamen kabul görmesi 80’lerde oldu. Bu kadar geç fark edilmiş ve geç kabul edilmiş bir şey olmasına rağmen ‘karanlık madde’nin birden fazla karanlık materyalden oluşabileceği, bu materyalin kütlesinin olabileceği nedense bugüne kadar kimsenin aklına gelmemiş.
Zaten Lisa Randall da bu duruma çok şaşırıyor, ‘Neden bugüne kadar kimse akıl etmemiş, kimse bizimki gibi bir spekülasyon yapmamış hayret ettim’ diyor.
Tabii şimdilik bu spekülasyon sadece bir spekülasyon. Eğer CERN’deki araştırmalarda karanlık maddeyi nasıl saptayacağımız ve onu nasıl gözleyeceğimizle ilgili bir ipucu elde edebilirsek, gelecekte insanlık evrenin dörtte birden fazlasını oluşturan bu bilmeceyi çözmeye daha da yaklaşacak.
Öte yandan evrenin yüzde 4.9’u burada bir akıllı hayat meydana getirdiyse, aynı evrenin yüzde 26.8’i de getirmiş olabilir elbette.
Bir an için hayal edin, ‘karanlık taraf’ta da elbette fizikçiler, astronomlar, matematikçiler olacak ve onlar da evrenin yüzde 4.9’unu oluşturan bölümünü, yani bizi göremiyor ama varlığımızın farkındalar. Ve belki onlar da bizi gözlemek için kendi CERN’lerinde yeni yeni yollar arıyorlar.

Bu yazı yorumlara kapalı.