Bize çocukluğunuzun Malatya’sını anlatabilir misiniz?

Anadolu lisesinde Malatyadan ayrıldım. Yani çocukluğumun büyük kısmı Malatya’da geçti… Benim için Malatya neredeyse bütün çocukluğumdur. Tabii küçük bir anadolu şehri olması ve anne ve baba tarafından bütün sülalemin Malatya’lı olması, nedeniyle Malatya benim için güven demektir. Malatya o zamanlar küçük ama sevimli bir şehirdi. Çoğunlukla insanlar birbirini tanırdı. Şehrin ortasında valiliğin karşısında kapalı çarşı vardı. Boş zamanlarımda oraya gidip vitrin gezmeye bayılırdım. Valikiğin devamındaki caddede babamların oturduğu bir pasaj içinde kitapevi vardı. Bu kitapevinde şu an Türkiye’de bilinen birçok önemli kişiyle tanışmıştım. Saatlerce oturup Türkiye, siyaset ve gündem hakkında yapılan konuşmaları dinlerdim. Sıkıldığım da _ki bu pek sık olmazdı_ kalkıp bütün kitapları karıştırırdım. İlkokulda sıra arkadaşım Malatya’daki bir pastane zincirinin sahibiydi. Birlikte tatlı yemeye giderdik. Malatya’da o dönemde çok fazla zincir sistem yoktu. Yanılmıyorsam Malatya’ya en yakın ilçeydi Yeşilyurt. Dolmuşla giderdik. Hemen asfaltın başında dedemin eski rençberinin evi vardı. Dolmuş beklerken yada Yeşilyurt’a ilk geldiğimizde hep ona uğrardık. Sohbet ederdik. Bize mısır ekmeği yapardı. Yeşilyurt yolu bir tarafı çok kalın olmayan bir sulama kanalı bulunan dar bir yoldu. Araba kullanmayı bu yolda öğrendiğim için, ne kadar dar olduğunu bir ben bilirim. Asfalttan bahçeye kadar bir taşıt genelde olmazdı yürürdük. Akşam saatlerinde ağaçların ve kanalın serinliği vururdu. O yolun en sevdiğim saatleri yaz aylarında güneşin batmaya yakın saatleriydi. Bu saatlerde ocaklar yakılır, mısır ekmeği pişirilirdi. O yüzden hava hafif serinlerken bir yandan da yanan odun ile pişen mısır ekmeğinin kokusunu duyardınız. Genelde bahçelerde evler yola yakın kısımda toplanmıştı. Bu saatlerde evin kadının akşam taşkalasının sesi yayılırdı yola. Yaz aylarında yol kenarında böğürtlenler biterdi. Yolda giderken göz hakkımızı toplardık. Yol kenarlarında bitkiler o dönemde her yerde vardı ve biz hep onlardan nasiplenirdik. Oturduğumuz lojmanda mesela hanımeli vardı. Çanak yaprağının içindeki aromalı balı yerdik. Babamın işyerlerinden biri olan fidanlıkta iseyol kenarındaki bitkilerin arasında uğur böcekleri olurdu. Yüzlercesini toplar kutulardım. Onlar için camdan kutularım vardı… Halamların bahçesinde ise yol kenarında ağustos böcekleri olurdu yaz aylarında. Gece çıkıp onları toplardım.
Dedelerimle çarşıya çıktığımda herkes selam verir, yanımıza gelirdi. Bu nedenle bana hep samimi gelmiştir Malatya. Aynı zamanda dedemin bahçesi, halalarımın bahçeleri hep doğal oyun alanlarımızdı.
Şehrin gezilebilecek tek caddesi kanalboyu idi. Kanalboyu, bir caddenin ortasından geçen su dolu bir kanaldı. Caddenin iki tarafına sergiler açılırdı. O sergileri saatlerce gezdiğimizi hatırlarım… Kanalboyunun valikonağı caddesini kesen köşesinde bir heykel vardı. Bu heykelin çıplaklığı uzun süre Malatya’nın gündemini işgal etmişti. Bu tartışma benİm hayatımda iki mottonun oluşmasının en önemli sebeplerinden biridir. Birincisi, yaptığın her eser paylaştığın topluluğun genel geçer değer anlayışını ( amacı bu değilse ) kışkırtmayacak. İkincisi sana hitap etmese bile bir sanat eserine saygı duymayı öğreneceksin.
Okulum Fuzuli caddesindeydi. Caddenin başında Malatya’nın en önemli restorantlarından biri vardı. Malatya’da evde yemek varken restoranta gitmek evin hanımına laf gelmesine sebep olduğundan çocukluğumda bu restorantla ilgili anım sadece kapısının önünden ibaret. Ancak karşısında Osman abinin kitpevi vardı ki benim orada çok mesaim oldu. Çok gittim geldim. Her kitabın yerini ezbere bilirdim. Bu cadde genelde alışveriş yapılabilecek mağazalardan oluşurdu. Şehrin üç büyük caddesinden biriydi Fuzuli. Diğerleri ise kanalboyu ve tabii ki Emeksiz. Şıra pazarından yukarı çıkarken köşede bir pastane vardı. Herkes tatlısını bu pastaneden alırdı. Pastanenin arkasında Ünaldı apartmanı ve dedemin berberi, kuruyemişçisi vardı. Berberi çok severdim. Arko sabunlarını, traş kasesine ezer onunla traş yaparlardı. Radyo hep açık olurdu burada. Alaturka çalardı. O günlerden beri traş olurken arko traş kremi kullanırım. Bana mutlu çocukluk günlerimi hatırlatır. Birgün üretimden kalkacak diye de hep korkarım….
Yukarıya doğru ise Vaizoğlu apartmanı vardı. Dayım ve diğer dedem orada otururdu. Altında dayımın bakkaliyesi…
Dedem biz ona gittiğimizde, mutlaka yağlı ekmek yaptırtırdı. Biraz yağ alıp, fırına götürürdük. Fırın odun fırınıydı. Gözümüzün önünde oyağın nasıl güzel bir lezzete dönüştüğünü görürdük.
Emeksizden daha yukarısı benim için artık halamlar demekti. Artık köy yoluydu.
Malatya böyleyken çocukluğunuz nasıldı?
Genelde okuldan sonra oturduğumuz lojmanın boş alanında oynardım. Güvenli bir ortamdı. Arada halama giderdim. Küçük bir bahçesi, bahçede havuzu vardı. Halam reçel ve pestil yapıp havuzun arteziyen kuyusunun bir küçük binası vardı. Halam reçellerini ve pestillerini yapınca orada dinlendirirdi. Bizse havuzdan çıkınca orada güneşlenir reçeli ve pestilin tadına bakardık. Haftasonları dedemin bahçesine giderdik. Dedem biz rahat ağaca çıkabilelim diye, kiraz ağaçlarının bazılarını budamazdı. Oraya çıkar kiraz yerdik. Kendime ait bir erik ağacım ve dedemin bahçesine iliştirilmiş 10 metrekare kendi bahçem vardı. Dedem bahçenin kenarına kavak ağacı dikmişti. Bu kavaklar senin derdi. Sonra bu kavakları hayırlı bir iş için kullandık. Bazen de diğer halama giderdik. Oradadahaa çok bahçe vardı. Kayısı toplar şire pazarına götürür satardık. Kazandığımız parayı kendimize harçlık yapardık. İlkokuldayken dayım bir bakkal dükkanı açmıştı. Şaküteri gibi insanın dışardan keyifle seyredeceği bir dükkan. Orada çıraklık yaptım. Yer paspaslamaktan, afiş yazmaya, facit kullanmaya, poşet mumlamaya birçok şeyi burada öğrendim.
Peki, Malatya sizin için ne ifade ediyor?
Galiba en çok güven. Sanırım bunun da sebebi köklerim ve nlara duyduğum sevgi.
Malatya denildiğinde aklınıza gelen üç şey nedir?
Tabii ki kayısı, yeşil ve galiba ailem…
Bugün Malatya’ya baktığınızda nelerin değiştiğini görüyorsunuz?
Daha şehir gibi oldu. Özellikle Ulvi Saran valim döneminde sadece yaşayan bir şehir olmanın dışında bir de ruh edindi. Artık herkesin konuştuğu bir kültürü var. Sinema festivali var. Bu benim Malatya konusunda gördüğüm en ciddi değişiklik. Bir de valime danışmanlık yaptığım sürede tanıdığım yerel yemekleri yapan restorantlar var.
Bu yoğun tempo içinde Malatya’yı ihmal ediyor musunuz? Ne sıklıkla gidiyorsunuz? Bir şekilde hala orayla bağınız var mı?
Ne yazık ki; evet. İhmal ediyoruz. Son birkaç yıldır gitmedim. Daha önce iş için bile olsa mutlaka gidiyordum. Bağlarım tabii ki devam ediyor. Hala orayı çok seviyorum. Yaşayan ailemin büyük kısmı ve yaşamayanların ise kabirleri orada.
Gittiğimde çocukluğumu birlikte geçirdiğim ve Malatya’da kalan arkadaşlarımla görüşüyorum. Çoğu ticaret yapıyor. İşyerlerine gidiyorum. Bazılarının işyerleri çocukluğumuzdaki gibi. Mesela halamın görümcesiyle ortak avlulu evi nedeniyle, görümcesinin çocukları benim çocukluğumda çok önemli yer teşkil eder. Onların bir bulgur atolyesi var. Bir de atolyenin önünde satış dükkanları… Hala her gittiğimde uğrarım… İnsanın bağı kolay kopmuyor tabii. Hani bazen herşeyden uzaklaşmak ve sorunlarınızı çözmek için çocukluğunuzu ararsınız ya, işte ben böyle hissettiğimde soluğu Malatya’da alırım. Şehrin heryerine sakladığım anılarımı bulmak için.
Malatya’da sizi en çok mutlu eden yerler ve mekanlar nereler?
Eskiden o gittiğim bahçeler, o bakkal hiçbiri artık yok. Ancak en son gittiğimde beni pınarbaşına götürmüşlerdi. Orada eski günlerimi buldum. Otantik her yer eski günleri hatırlatıyor ve mutlu ediyor.
Tabii Eskimalatyada koca vaiz türbesi de benim sadece çocukluğuma değil yedi göbek ilerimi görmeme, hatırlamama yardım ediyor.
Sizce Malatya’nın alamet-i farikası nedir?
Galiba potasyum… 🙂 Kayısı… Hepimizin ruhunu aldığı meyve. Dünyanın en iyi kayısısı. Kayısı zeka demek.
Hepimizin hayatının baş rolü ona ait. Kayısı Malatya için sadece bir meyve değil. Bir endüstrinin, ticaretin, kurusuyla, pestiliyle birçok şeyin başharfi kayısı…
Bilemiyorum kayısıdan mı ama hoşgörü de Malatya’nın alemet-i farikalarından biri bence. Tabii bir diğer önemli özelliği ise, mutfağı. Bulunduğu coğrafyadan çok ayrı bir mutfağı var. Çok elemeği isteyen ürünleri var.
Malatya için bugüne kadar neler yaptınız?
MİAD’ın projelerinde elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Mesela öğrencilere burs verilmesi ile ilgili oluşturulan web sitesine danışmanlık yaptım. Projenin amacı Malatya’lı öğrencilere bursların adil şekilde dağıtılmasını sağlamaktı. Öğrenciler de, bursveren de sisteme bağlanacak ve iki taraf birbirine adil şekilde ulaşacak. Bursveren rahat bir ödeme sistemine sahip olacak, isterse ismini saklayabilecek, öğrenci ise bir yerden burs alacak. Böylece daha fazla öğrenciye burs verilecekti. Ayrıca sayın valim Ulvi Saran döneminde Malatya valiliğinin ve ona bağlı olan 11 sitenin düzeninin oturmasına yardımcı oldum. Bu siteler arasında valiliğin kendi sitesi de var, Malatya’da ağaçlandırma hakkında bilgilerin olduğu bir site de.
Valim kültüre ciddi anlamda önem verirdi. Bu nedenle Malatya’da kitap okumanın yaygınlaştırılması ve paylaşımın arttırılması için de projeler yaptık.
Malatya olmasıyla gurur duyduğunuz isimler var mı?
Ben bütün Malatyalılarla gurur duyuyorum. Hepsini çok değerli buluyorum. Ancak koca Vaiz ( dedemin dedesi ), Turgut Özal gibi sayılabilecek özel isimler de var.
Malatya olmak iş hayatınızı nasıl etkiledi?
Birçok çalıştığım kişi biraz tanıdıktan sonra nereli olduğumu soruyor. Çoğunluğu yakınlarında bir Malatya’lı olduğunu ve onun da mert biri olduğunu söylüyorlar. Eğitimim ve kültürüm ayrımcılığa izin vermez ama Malatyalılığın pozitif bir algısı olduğu da bir gerçek.
Malatya’nın nelerini özlüyorsunuz?
Dedemin bahçesindeki herşeyi. Yeni sağılmış sütten, yeni yumurtlamış tavuğun yumurtasını içmeye kadar herseyi. Taze kaysıyı, dedemin berberindeki o huzur ortamını…
Malatya kimdir, bize birkaç cümleyle anlatabilir misiniz? Birinin Malatyalı olduğunu ilk görüşte tahmin ettiğiniz oldu mu hiç?
Tabii çoğunlukla herkes tahmin eder. Çoğunlukla kıyafeti ne olursa olsun, özenli ve düzgündür. Bir konuyu iyi bilmekle birlikte, genel kültürleri oldukça yüksektir. Olaylar ve insanlarla değil fikirlerle ilgili konuşurlar. Hatta bu konuda sonsuza kadar konuşabilirler.

Bu yazı yorumlara kapalı.