Gelecek çocukların elinde

Geçen hafta iki gelişme herkesin dikkatini çekti. Biri Greta diğeri Atlas.
Greta bir kahraman değildi. Bilmediğimiz birşeyi söylemedi. Hepimizin bildiği bir gerçeği haykırdı. Bir devrimin ateşleyicisi olamadı.
Atlas da bir kahraman değildi. Yapılması imkansız birşeyi yapmadı. Hepimizin kısa zamanda yapılacığını bildiği birşeyi yaptı. Bir devrimin ateşleyicisi olamadı.
Zaten insanlığın gelişimini gören uzmanlar, yakın zamanda dünyayı değiştirecek bir devrim de görmüyorlar. Ancak hepimiz bu iki olaya keşke bir devrimin parçası olsa diye baktık. Çünkü hepimizin bu gidişatı değiştirecek köklü bir devrime ihtiyaç olduğunu görüyoruz. Dünya hızla kirleniyor ancak ne 3 boyutlu yazıcılar, ne de üzerine milyar dolarlar yatırım yapılan uzay teknolojileri bizi kısa zamanda Mars’a yerleştiremiyor. Üstelik üzerinde gram su bulunmayan Mars’dan daha iyi bir alternatif de koskoca evrende çıkmıyor. Yapay zeka ve robotlar laboratuvar ortamlarında harikalar yaratsalar da üzerlerindeki güç üniteleri onları sadece 1 saat idare edebiliyor. Üstelik yaşamamızı sağlayacak yeteneklere de sahip değiller.
Dünyanın kirlenmesini engellemek için yapılan araştırmalar bu gidişata bir dur deme yöntemi buldu aslında. Öyle pek de roket bilimi değil. Ağaç dikin diyor! Bulduğunuz her yere ağaç dikin. Geçen gün eşim “bizim bir koru oluşturmamız gerekiyor” dedi. Kendisi okul öncesi dönem çocuk eğitimi üzerine çalışıyor. İçimden Afrika’da koca ekosistemlerin parçası olan ağaçları tuvalet kağıdı üretmek, kapitalizmin yağını çıkartmak için kesen şirketlerin tüketimi hızında bir üretim yapabilir miyiz diye düşündüm. Güldüm. Verdiğim cevabı size bu yazının sonunda söyleyeceğim.
Dünyanın yaşanamaz olması sorunu yetmiyormuş gibi bir de başımıza şu nasıl neyi öğreteceğini bilemediğimiz yapay zeka tehdidini çıkardık. Çıkarımları hem yazılım hem de donanım dünyasını tehdit edebilecek, atlas gibi bir robotla canlılara hayati tehlike yaratabilecek bir oluşum.
Geçenlerde yine sosyal medyada çokça dönen bir video vardı. Yapay zeka hakkında Elon Musk ile Jack Ma bir konferansta konuşuyorlardı. Elon Musk yapay zekanın etik değerleri olmazsa başımıza bela olacağını söylerken Jack Ma, insanlığın bu konuda çözüm bulacağından emin olduğunu söylüyordu.
Herkes çoğunlukla yorumlarında bir tarafı haklı görmüştü. Elon Musk severler Jack Ma’nın kendine güveninin çok da mantıklı olmadığını düşünüyorlardı. Ben aslında bu konuşmaya bir fikir ayrılığından ziyade, çözüm üretişinde metod farkı olarak bakıyorum. Elon Musk sorunu ortaya çıkmadan çözmekten yanayken, Jack Ma Çin kültüründeki alışkanlıklarından yola çıkarak olaya en güçlü olduğu noktadan insan sayısındaki ve kaçınılmaz olarak kalitesindeki yükseklikten yararlanarak bir çözüm bulmaya çalışıyor.
Halbuki dünyanın kirlenmesine bulunan çözüm gibi bu tehdide cevabımız da son derece basit. Hayır bu sefer ağaç dikmemiz gerekmiyor. İnsanlığın artık bacaklarını açıp daha hızlı koşmayı öğrenmesi gerekiyor. İnsan zeki bir varlık diyoruz. Zeka ise ortama uyum sağlama sanatıdır. Ancak sanayi toplumu bize sadece ortamı kendimize uydurmayı öğretti. Dünyanın zeka açısından herhalde gelmiş geçmiş en kara dönemidir. Zeki olmaktan bahis ediyoruz ancak zekamızın en güçlü dönemini aylak aylak geçiriyoruz.
Dünya üzerinde en hızlı öğrenen yaratık 0-3 yaş arasındaki insan yavrusudur. Bu dönemde insan, hem vücudunu kullanmayı, hem alet kullanmayı, hem dilini kullanmayı hem de konuşmayı öğrenir. Bu hızda bir öğrenmenin olduğu dönemlerde insan beyni gelişir. Unutamadığım konuşmalardan biri Dr. Brenda Fitzgerald Atlanta’da yaptığı konuşmaydı. İnsan beyninin nöronlar arası bağlantılarının büyük kısmının 0-1 yaş arasında oluştuğunu, 3 yaşına kadar ise büyük kısmıyla beyinin şekillendiğini anlatıyor. Bu süreçte dili ve kelime öğrenmenin ne kadar önemli olduğundan bahis ediyor.
Dünyada 3 yaşına kadar çocukların artık eğitim alması son derece yaygınlaşıyor. Özellikle İngiltere ve kuzey avrupa ülkelerinde bu neredeyse üst sınıfın çocukları için oluşturduğu en önemli gelecek adımı. Zira bu dönemde oluşturulan iyi bir temel çocuğun üniversite eğitimini de garanti altına alıyor.Türkiye’de ise durum çok fena. Bu konuda eğitim veren yerler çok az. Ancak dikkat ediyorum son dönemde NEF gibi vizyoner şirketler bu tip özel okulları yaptıkları yeni projelere ekliyorlar.
Üç yaşa kadar olan eğitimi, üniversite ile ilişkilendirmemin sebebi konunun şu an ki hayat algılayışımızla anlaşılmasını sağlamak yoksa dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi ben de çocuklarım büyüdüğünde ne şu an anladığımız şekli ile bir üniversitenin olacağına ne de konuştuğumuz iş, yemek, para ilişkisinin olacağına inanmıyorum.
Zaten bu kadar tehdit varken dünyanın varlığı da işte bu küçük yaşta beyinlerini esnetmiş çocuklarımıza bağlı olacak. Asıl devrim bu çocukların sayısına bağlı.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir