Atakan

Atakan’a ait iki video seyrettim. İlki D&R’da geçiyordu. Telefonun sahibi, Atakan’a hangi kitapları okuduğunu sordu. Verdiği cevaptan bir seçki yapmayı bildiğini, dikkatini odaklayabildiğini ve bunu da felsefe ağırlıklı kitaplardan yana kullandığını, ancak bu noktaya daha başka seçkin kitapları okuyarak geldiğini biliyoruz. Sonra telefonun sahibinin soruları ile kitaplardan ne anladığını anlatmaya başladı. Anlattıklarından iyi bir kıyas yeteneğine sahip olduğunu çok net şekilde görüyoruz. Dikkatli izlerseniz Atakan konuşmanın başından iletişimi eline alıyor. Hem birden fazla kitabı konuşmak istediğini söylüyor, telefonun sahibinin Devlet’i okuduğunu söylediğinde Atakan’a çak demesinden etkilenmiyor. Heyecanlanmıyor. Buradan kendini ispat gibi bir derdinin olmadığını açıkça görüyoruz. Her ne kadar konuştuğum bazı uzamanlar Nihilizm’i anlatırken bunu ezberlediğini söyleseler de, ben bunun sebebinin kavramların bazılarına tecrübesi (özellikle yaşı yazmıyorum) gereği hakim olmadığından olduğunu düşünüyorum. Mesela “evrensel ahlak” toplumun büyük kısmının dikkatini bile çekmeyen (sıkıcı bulduğu) bir konuyken, bunu sokakta öğrenmesini beklemek Atakan’a büyük haksızlık olur. Ama tecrübesinin yettiği konularda hakimiyeti takdire şayan.

İkinci videoda bir hanımefendi Atakan’ı kucaklamış. Ona hangi konuları çözmek istediğini soruyor. Atakan toplum için önemsediği konuları sıralıyor. Eğitim sisteminden sonra adalet sistemini düzeltmekten bahsediyor. Bu aşamada dinleyicilerin şaşkınlıklarına aldırmaması da, onun aslında bunu birilerine yaranmak için yapmadığını net olarak gösteriyor. Mantık silsilesi çok iyi. Eğitim sistemi düzelirse bunun adaleti de düzelteceğini söylemesi ise sosyal konularda bile sebep sonuç ilişkisi kurabildiği anlamına geliyor. Sonra hanımefendi neden psikiyatrist olmak istiyorsun diyor. Belli ki bu kısmı önceden konuşmuşlar. Atakan çözmek istediği iki psikolojik sorunu söyledikten sonra, felsefeye yönelmek istediğini söylüyor. Felsefenin bir üst disiplin olduğunu bildiğini buradan anlıyoruz.

Video’lar sosyal medyada paylaşılmaya başlandıktan sonra, ilk olarak bunun viral olacağı yolunda söylentiler oldu. Arkasından bir grup Atakan’ın çocukluğunu yaşayamadığından bahsetti. Benim de takip ettiğim bazı felsefe gruplarında ise felsefeyi popülerleştirmesinin ve bu yaşta okumasının sorun olacağından bahsedildi. Bir genel grupta ise, aslında bütün hızlı okuma yapan insanların Atakan gibi oldukları söylendi.

Kadın, erkeğin aslında insan olduğunu, kedi, köpek ve insanın aslında canlı olduklarını söylediğimiz ve ayrımcılığa karşı olduğumuz bir çağda onu çocuk olarak tanımlamayı doğru bulmuyorum. Kaldı ki yaş itibari ile çocuk kavramına girse de bilgi birikimi ve bilinci yaşadığımız toplumun çok üzerinde. Bu nedenle özel bir eğitimden çok yönlendirilmeye ihtiyacı olabilir. Yani kimse bu hızda öğrenen birisine birşey öğretemez. Sadece yönlendirebilir.

Unutulmamalıdır ki; Atakan, kimsenin zorlaması ile değil kendini orada gerçekleştirdiği için kitap okuyor. Bunu da kendini kimseye ispat için yapmıyor. Bu nedenle onu yolundan döndürmek, hediyesini elinden almak yanlış olur.

Ancak son dönemde onun videosu ile başka çocukları kıyaslamak, Atakan öğreniyorsa herkes öğrenir diye genellemeler çok yanlıştır. Kaldı ki; hamileler folik asit alıyor diye bütün bir jenerasyonun böyle olduğu sonucuna varmak, hızlı okuyan hızlı algılar demek de büyük yanlışlardır. Atakan nevi şahsına münhasır bir bireydir. Yeni bakış açısıyla hepimiz gibi nevi şahsına münhasırdır. Hepimiz gibi o da özel ilgiyi ve durumuna özel davranılmasını, algıladığı hızda öğrenmeyi hak eder. Durum bundan ne bir fazla ne de bir azdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir