Corona sonrası eğitimin geleceği

Deneme yanılmanın kötü bir öğrenme şekli olduğunu, bu yöntemin insanlığın sonunu getirmese de acı çekmesine sebep olacağını hep söylerim. Şu an Corona’ya hala bir aşının bulunamamasının sebebi de yine aşı da dahil modern tıbbın araştırma geliştirme yöntemlerinin hala ne yazık ki deneme yanılma yöntemine dayalı olmasıdır. Yapay zeka ile birlikte bütün dünyada eğitim sisteminin ilkelliği ciddi endişeleri ortaya çıkardı. Tam bunları tartışırken gelen pandemi, bir daha hiç geri dönmemek üzere bu sistemi bırakmaya zorluyor. Tabii şu anda en büyük soru yeni dünyada eğitimin nasıl olması gerektiği.

Şu an yaşadığımıza uzaktan eğitim diyemeyiz!

Okulların apar topar kapatılması, eğitimi evlere hapsetti. İlk bir ik hafta duruma ayak uydurmaya çalışan okullar ilk aşamada eğitim platformları oluşturmaya çalıştılar. Bunların bir kısmı ne yazık ki; sadece eski sistemi devam ettirmek amacı ile zaman ve mekan bağımlı sistemlerdi. İlk aşamada uzun zamandır kötü kullanıcı deneyimi ile yerlerde sürünen Skype yerine Zoom kullanılmaya başlandı. Her ne kadar bu yığılmayı kaldıracak doğru mimariye sahip olsa da, Zoom içinde güvenlik sorunları içermekteydi. Bu nedenle kısa zamanda Zoombombing adıyla anılan ve oluşturulan oturumların arasına rahatça kanca atarak giren ve toplantıyı sabote eden kötü niyetli kişiler oluşmaya başladı. Zoom bu konuda hızlıca düzenlemler yapmaya, Netflix ve Uber’den güvenlik uzmanları ile çözümler üretmeye geçmiş olsa da, zaten özünde video konferans yazılımı olan uygulama, kısa zaman da neredeyse bütün ülkelerin eğitim sistemlerince yasaklandı.

Dediğim gibi; aslında ne Zoom ne de Skype bir eğitim yazılımı değildi. Kaldı ki zaten eğitim sistemi çok kötü yakalanmıştı. Kimsenin çevrimiçi eğitimden haberi yoktu. Kısa zamanda belli bir saatte çocukları bir yere toplayıp aynı saatte yayın yapmak ancak video konferans olurdu. Bu yöntem sadece eğitimin büyük kısmını dışarda bırakmıyor aynı zamanda kalan kısmıyla da çevrim içi eğitimin bir parçası olamıyordu. Yani offline bir dünyada aynı saatte bir araya gelmenin bir anlamı olsa da, online (çevrim içi) dünyada bunun hiçbir anlamı yok. Bunun etkileşimi arttırmaya çalışması ise zaten dolu olan sınıflar için sadece öğretmenlerin isyan etmesini sağlayan garip kalabalık video konferans sistemlerini yaratıyor.

Eğitim nasıl olmalı?

Her ne kadar bu süreci, yalandan online eğitimle geçiriyor olsak da, böyle bir sistem hiçbir zaman mantıklı değil. Üstelik offline eğitimin bütün defolarını çevrimiçi eğitime taşıdığı için de uygulanabilir değil. Şu an hazırlıksız yakalanıldığı için içerik oluşana kadar devam ettirilse de her şey hazır olduğunda bir saniye bile dayanmanın mümkün olmadığı bir sistem.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Artık hiçbir şeyin Corona öncesine benzemeyeceğini kabullenip, bu yeni dünyaya ayak uydurmak gerekiyor. Üstelik bunu da tabii ki eğitim sistemimizden başlatmak gerekiyor.

Her sonun bir başlangıç olduğunu bilip; Faruk Eczacıbaşı’nın kitabındaki gibi “daha yeni başlıyor” dememiz lazım. Ancak bu bilinçle yeni dünyanın eğitim sistemini oluşturabiliriz.

Peki ama nasıl?

Öncelikle yeni dünyanın iki tane olmazsa olmazını göz ardı etmeyeceğiz. Birincisi insan odaklı olmak, ikincisi merkezi yapılar kurmamak.

Bu iki yaklaşıma dikkat edersek, okulların yeni dönemde daha az öğrencili olacağını görebiliriz. Daha az öğretmen daha çok çocuğu zaman bağımsız online yönetecek. İşin önemli kısmını yazılımlar, uygulamalar ve veri tabanları gerçekleştirecek. Böylece öğretmenler de yazının başında anlattığım deneme yanılmadan daha güzel öğretme yöntemlerine konsantre olacaklar. Çocuklar eğitimin dışındaki sürelerini kişisel gelişimlerine ayırabilecekler. Zaten yıllardır değiştire değiştire çöplük haline getirdiğimiz sistemi ancak tamamını çöpe atarak iyileştirebiliriz.

Örnekleri var mı?

Tabii ki bunun değişik örnekleri yıllardır başarı ile uygulanıyor. Udemy.com mesela. Sadece eğitimi almakla kalmıyor, materyallerden, öğrenimin derecelenmesine hatta sertifikaya kadar her şeye sahip oluyorsunuz.

Ya özel eğitim

Udemy anaakım eğitimi karşılayacak bir platformun nelere sahip olması gerektiğini çok net ortaya koyuyor. Ancak bazen çocuğunuz için özel bir eğitim de alınmasını isteyebilirsiniz. İşte bu tip durumlar için kişisel özel eğitim de daha ulaşılabilir olacak. Bunun örneklerinden birini 3 aylık bebek ile 5 yaş arasındaki çocuklar ve onların velileri için gerçekleştiren bir örnek biliyorum. Bunu da incelemek isterseniz vip.selinbebekaktivite.com adresinde görebilirsiniz.

Medyascope.tv’de canlı yayındayım

Emre Yusufi ile Çağdaş sanatçılar teknolojiyi nasıl kullanıyor? sorusuna cevap aradığımız yayın https://medyascope.tv/canli/ adresinde şu an yayında. Tıklayın seyredin.

Yayın detaylarını https://medyascope.tv/yayin/netizen-cagdas-sanatcilar-teknolojiyi-ne-kadar-kullaniyor/  adresinde bulabilirsiniz.

Agreement

Watching the world
From our window of life
Can we see all there is
That is real
That is right
To the distance so far
From our true understanding
Making us want more
Making us see lessThe fire
Making me clear
Making me fly
Spinning me ’round around
Spinning me ’roundThe fire within your eyes
This mystic time
I’ve known before
Once before
The flame within my heart
Agreements made
Are now realized
Like beforeSpeaking of worlds
Driven far far apart
How the innocence
Crushes the nature of things
To the point that we lose
All we’re trying to gain
Making us want more
Making us see lessThe fire
Making us clear
Making us fly
Spinning us ’round around
Spinning us ’roundThe fire within your eyes
This mystic time
I’ve known before
Once before
The flame within my heart
Agreements made
Are now realized
Like beforeThe fire
Making us clear
Making us fly
Spinning us ’round around
Spinning us ’roundThe flame
Making us clear
Making me fly
Spinning me ’round around
Spinning me ’roundAgreements of Trust
Agreements of Faith
Agreements of Truth
Agreements of Love
Agreements of Liberty
Agreements set you free
“Under the Power of Love”

Dijital Dönüşüm Hemen! Şimdi!

Önce petrol sonra virüs…. Önümüzdeki krizlerin iş dünyasını nereye götüreceği belli oldu. Önümüzde en azından 10 işgünü sürecek bir durgunluk dönemi var. Operasyonel iş yükünden kurtulduğumuz bu dönemlerde patronların daha çok çalışması gerekiyor. On günde yapılan bir yatırım, bir genişleme işler yoluna girdiğinde büyük avantajlara neden olur. ,
Tabii dünyanın ne tarafa gittiğini unutmadan! Dijital dönüşüm artık kaçınılmaz.
Yıllardır dijital dönüşümün telefon hattı ve web sitesinden daha ciddi bir konu olduğunu yazılarımda anlatıyorum. İşte şimdi dijital dönüşüm nereden başlamalı, daha net görünüyor. Krizin ilk haftasında, önce hangi biriminiz durduysa dijital dönüşüme oradan başlamanız gerekiyor. Sizi en çok yoran kısım sizin dijitaldeki yumuşak karnınız. Unutmayın bu süreçte her şirket önce farklı yerlerinden yara aldı.
Eğer işleriniz tamamen durduysa, hiç müşteriniz yoksa bilin ki iş alanınızı kademeli olarak ama ürününüzü hızla dijitalleştirmeniz gerekir. Eğer tahsilat yapamıyorsanız, tahsilat sisteminiz dijitalleştirmeniz gerekir. Eğer üretiminiz durduysa, üretim bandınızı dijitalleştirmeniz gerekir. Tamamı hemen durduysa bilinki her şeyi ve hemen dijitalleştirmeniz gerekir. Süreci atlatacak kadar finansal gücünüz yoksa, finansman sisteminizi, varsa yatırımlarınızı dijitalleştirmeniz gerekir. Eğer yurt dışından ödemeniz gelmiyorsa tahsilatınızı eski yöntemlerle yapmamalısınız. İşte size fırsat, tahsilatınızı dijitalleştirin. Ödemelerinizi swift üzerinden yapmayın.
İş yapış şekillerini teker teker incelersek
Malumunuz virüs ve petrol krizleri bahane oldu. Hepimiz birşeylerin ters gittiğini sohbet ortamlarında zaten söylüyorduk. Perakende sektöründe, metrekare bazlı karlılık ciddi anlamlarda düştü. Hatta zincir markaların birçoğu mağazalarında zarar ediyor. Her ne kadar hijyenik bir yaşam alanı olsa da AVM’lerdeki mağaza çalışanları, uzun çalışma saatlerinden, gelirlerinin azlığından mutsuzlar. Bunu bu krizden önce de bazı markalarda isyan ederek gösterdiler. eTicarette markaların gelirleri artsa da birçoğu “click and brick” den internete geçemiyor. İşte bu geçişi sağlamak açısından, bundan daha iyi bir zaman bulunamaz. Kötü gidişata dur demek için doğru bir zaman. Uzun zamandır Migros’un önce internet sitesi, arkasından insansız kasasını yaymaktaki başarısı dikkate şayan. Bu dönem insansız kasa ve hatta insansız şubeleri denemek için çok doğru zaman.
Ne yazık ki tekstil sektörü şirketleri bu konuda o kadar şanslı değil. Ölçüler o kadar karışık ve markanın yorumuna açık ki; insanlar hala tekstil ve hatta ayakkabı bile alırken şüpheli yaklaşıyorlar. Markalar bu konuda çözüm bulmalılar. Bunun da yolu, yine dijitalde belki kamera ile ölçü belirlemeden geçiyor. Bu konuda Nike’ın harika bir çalışması var. Kendi sorunlarını çözdüler. Darısı diğer markaların başına.
Sanılanın aksine dijitalleşmeye en çok ihtiyaç duyan sektörler arasında Türk bankacılık sektörü var. Burada işe kağıtsız ofis yaklaşımı ile başlamak gerekiyor. Bu sayede bankalar dijitalde neyi eksik yaptıklarını daha net görecekler.
Arka arkaya gelen krizler çoğu sektör için endişe verici duruma geldi. Önümüzdeki günlerde bazı sektörlere devletlerin destek vermesi ihtimali var. Ancak bu sektörler, hükümetlerin öncelikli sektörleri olacağından bel bağlamamakta yarar var. Türkiye’de bu sektörler sanıyorum inşaat ve turizm olacak. İki sektörün de dijitalleşme ayağının çok da iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Umarım 80’li yıllarda Emlak Bank’ın olduğu gibi, inşaat sektörüne kalite getiren bir döneme gireriz.
Son olarak nispeten küçük bir sektör olamasına rağmen iletişim ve medyaya da bakmak gerek. Gurula söyleyebilirim ki benim bir süredir yazı yazdığım gruplar son beş yılın en hızlı dijitalleşen markaları. Gerek Businessweek gerekse HBR, uzun zamandır içeriğini daha çok dijitalden ulaştırmayı tercih ediyor. Ama medyada gerçekten dijital alanda kendini yenileyememiş çok kurum olduğunu da çok net görüyoruz. Son olarak iletişim sektöründe, özellikle basın ilişkilerinde Faselis, PR ajanslarının dijitalleşmesinde ciddi etki etti. Şimdi ise basın toplantılarının dijitalleşmeye başladığını görüyoruz. Ben kendi adıma destek amaçlı bu dönemde bana gelen bütün dijital basın toplantılarına katılıp soru soracağımın sözünü veriyorum. Zira artık dijital dönüşüm. Hemen! Şimdi!

IBB güzel işler yapıyor

Yerel yönetim seçimleri üzerinden bir süre geçti. Seçilen başkanlar koltuklarına oturup, olağan işleri kontrollerine almaya başladılar. Artık kendi renklerini koymaya başladılar.

Sözgelimi Mersin Belediyesi şehre metro getirmek için çalışmalar yapıyor. Mersin’in genel trafik sorunlarına bakıldığında ben sadece sinyalizasyon ve de-organizasyonu görüyorum. Sahil şeridine yapılacağı söylenen metro, hem dolgu olan bu noktalarda ciddi bir probleme neden olacak, hem Türkiye’nin en yeşil şehirlerinden olmasına rağmen, nasıl olduğunu anlamadığımız şekilde Türkiye’nin sayılı havası kirli şehrine yeni kirlilikler katacak, hem de bir ayda bile bitse, sahil şeridinde inşaattan dolayı kapalı olan caddelerden kaynaklı ciddi bir trafiğe neden olacak.

Üzülerek görüyorum ki; bu da ciddi bir gelişmişlik olarak anlatılıyor. Halbuki yeni nesil akıllı şehirler, metrolardan ziyade bisikletleri, dikey yerleşimden ziyade yatay yerleşimi tercih ediyor.

Bu akıllı şehirlerin en önemli parçalarından biri de tabii ki elindeki veriyi kullanmak. Fujitsu’nun her yıl Almanya’da gerçekleştirdiği bir organizasyonda, proje yapacakları Avrupa şehirleri hakkındaki bilgiyi veri portallarından aldığını öğrenmiştim.

Geçen hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesinin de böyle bir açık veri portalı aç tığını öğrenince çok mutlu oldum.

Açık veri nedir?

Yönetimler, ellerindeki büyük veriyi kişisel bilgiden ayırıp açık halde, girişimlerin karar alması ve iş modelleri geliştirmesi amacı ile analize açabilirler. Bu sayede bazen veriler arasında hiç tahmin edilemeyen korelasyonlar kurulup, çok yararlı analizler çıkarılabilir.

Gelişmişliğin en önemli parametrelerinden birinin rakamlar hakkında bilgi sahibi olmak olduğunu düşünüyorum. Eğer elinizde rakamlar yoksa analiz yapamaz doğru sonuçlara ulaşamazsınız. Son dönemde akıllı şehirlerin de en önemli dayanak noktaları bu açık verilerdir.

Veriden daha önemli tek şey analiz edilmiş ve bilgiye dönüştürülmüş veridir. İşte veriyi kullanıp sonuçlarını ortaya koymak için IBB, Türkiye Bilişim Vakfı ile birlikte bir “deprem hackaton”u düzenleme kararı almış. Hackaton bir konuda yazılımların yarıştırıldığı bir maratondur. Hackaton’lar sayesinde yeni fikirler gelişir, yeni düşünceler ortaya çıkar, veri analiz edilir.

Yönetimler açısında artık inşaat yapmak, toprağı eşmekten ziyade akıllı çıkarımlar yapmak önemlidir. Ben bu çıkarımları yapan Türkiye’deki tek yerel yönetim olan İstanbul Büyükşehir Belediye’sini kutluyorum. Emeği geçen herkese teşekkürler.

Türkiye’nin dijital dönüşümü (Yakın Plan)

Türkiye’nin dijital dönüşümünde bir adım geriye giderek şöyle genel resme bakmak gerek. Öncelikle şunu söyleyebilirim ki; gerek dijital dönüşümde, gerekse edevlet projelerinde bir stratejik plan ve bir düzen görünmüyor. Hem devlet hem de sektör hangi konu gündemdeyse o tarafa savrulup duruyor. Ne yazık ki bir manifesto, bir düzen söz konusu değil.

Dijital Dönüşümde Stratejik Plan Şart

eDevlet projelerinin ilk başladığı dönemlerde Ankara’daki çeşitli ziyaretlerimde, bu tip projelerde stratejik planın şart olduğunu söylemiştim. Hatta bu konudaki görüşlerimi önemseyen sayın Bendevi Palandöken ile bu konuyu uzun uzun konuşmuştum.

Aradan on yıllar geçmesine rağmen ne yazık ki bu konuda devlet sadece konuyu kurum yetkilendirmelerine bıraktı. Ancak kurumlardan hiç biri bu konuya bağımsız bir gözle bakamadığı için sonuç alınamadı. Türkiye’nin dijital dönüşüm için bir stratejik plana, uygun br bütçeye ve manifestoya ihtiyacı var. Bunlar olmadan sadece dalgalar arasında sallanan bir kayık gibi popüler gelişmelerden ileri gidemez.

İlk aşamada hızlıca yapılması gerekenler

Bilişim teknolojilerinin temeli iletişimdir. İletişim hatları güçlü olmazsa her şey yarım kalır. Gelişmiş ağlara sahip olmak için bu hatların demokratikleşmesi onun için de ucuz olması şart. Türkiye’de mobil iletişim sanıldığı gibi ucuz değil. Belki paket fiyatları bazında ucuz görünüyor olabilir ama dünyanın her yerinde birçok paketin içinde “bundle” donanım imkanları var. Türkiye’de ise hat alana telefon verilerin kampanyaları ne yazık ki hiç göremedik. Şu anki paket fiyatlarının içine ekleme yapılmaksınız donanım eklemeleri olmalı. Bunun için devlet gerekirse yıllardır aldığı ÖTV’den vazgeçmeli. Zira zaten bu ÖTV operatörlerin birer fintech olmalarını da engelliyor. Halbuki bu ÖTV oranları olmazsa operatörler hızlıca ödeme servisleri haline gelirler. Bu da ülke açısından iyi bir gelişme olur.

5G’ye girmeli miyiz?

Türkiye son dakikalarda da olsa 4G’ye girerek çok doğru yapmıştır. Bu ihale önemlidir. Şu an içinde bulunduğumuz LTE yani 4G teknolojisi ses ve sms’i de veri olarak algılamış, fiber altyapımızla ilgili problemlerimizi 5G öncesi ortaya çıkarmıştır. Ayrıca bu alt yapı da donanımsal bağlanmayı öngörebilmektedir. Cumhurbaşkanı 5G için yerli donanım koşulunu ortaya koymuş olsa da bunun üzerine bir de patent koşulu eklemek gerektiğini düşünüyorum. 4G’ye zamanında giren, 5G için zamanında yol alan Türkiye’nin elinde 5G patenti yoksa bu teknolojiyi atlamalı ve enerjisini uzay teknolojilerine harcamalıdır.

Dünyanın 5G teknolojisi ile ilgili ciddi kaygı ve korkuları vardır. Baz istasyonlarının yaydığı radyasyondan, veri güvenliğine kadar birçok konuda 5G uzmanlarından olumlu cevaplar alınamamaktadır. Bu arada uzay teknolojisi ciddi anlamda ilerlemiştir. Kaldı ki; fiber altyapısındaki yetersizliğimiz göz önüne alınırsa 5G teknolojisi terine uzaydan internet konusuna yoğunlaşmak daha mantıklı görünmektedir.

ADSL mi fiber mi?

Hepinizin cevabını duyar gibi oluyorum.Bu soru 20 yıl önce sorulduğunda ne yazık ki benim gibi birkaç kişi dışında herkesin cevabı ADSL’di. Sonuç mu? Ortada! Fiber için çok geç kaldık. Bir de araya kifayetsiz yöneticilerin kurumsal emellerini, ülkenin yararından öne çıkarıp, dava açmaları ile korkunç sonuçlar ortaya çıktı.

İnternetteki bilgi büyür mü?

Büyür! Hem de çok hızlı büyür. Ama cıvıtmadan yapmak lazım. Daha önceki tecrübelerimiz bir strateji ile oluşturulmayan, kontrolsüz internetin sadece cıvımaya neden olduğu. İnanmıyorsanız bir konu belirleyip Wikipedia’nın Türkçe ve İngilizce içeriğine bakın. Her ne kadar ansiklopedi olmadığını söylesem de konu ne olursa olsun Ingilizce içerik Türkçe olana göre akademik olmaya çok daha yakın.

Bundan kurtulmak için Türkçe akademik içeriği güçlendirmek lazım. Akademia benzeri akademik sosyal medyalar bu konuda çok yararlı olacaktır. Bu tip oluşumları planlayan herkese yardımcı olmak isterim.

Sosyal medya siber zorbalığın ve linçin merkezi mi?

Sosyal medyada siber zorbalık olmadığını söylemek mümkün değil. Ancak bu ortamda kendinizi savunmanız için de araçlar bulunmaktadır. Ancak adınıza atıp tutan insanların hiçbirinin ismini bilmediğiniz çok daha tehlikeli ve sadece Türkçe olan kaynaklar olduğunu da biliyoruz. Devletin bu konudaki savaşına önce bu kaynaklardan başlaması şarttır!

Haftanın Müziği

Bir şarkıya başka bir bakış açısı verenleri çok seviyorum. Hatta bu konuyu çok araştırıyorum. Hatta RockFM’deki programımda ayda bir bulduklarımı da yayınlıyordum. Bu hafta size tam da böyle bir liste hazırladım. Adresi https://tinyurl.com/atfmusic2 . Bu listenin özelliği collaborative olması. Yani herkes bu listeye uygun gördüğü cover’ları ekleyebiliyor. Şu an listede Deniz Seki’ de var Rammstein da. Biraz karışık oldu ama liste büyünce parçalara bölmek niyetindeyim. Takip edin, sizin önerilerinizi de görmek isterim

Doğru bilinen yanlışlar

IPTV : Televizyonların canlı yayınlarını çalıp bunları internet üzerinden korsan yayınlayarak buradan para kazananlar, aynı zamanda IPTV terimini de kötüye kullanmaktadırlar. Sanılanın aksine IPTV internet üzerinden lisansla yayın yapan platformlara verilen teknik isimdir. Türkiye’de IPTV kapsamında iki yayın vardır. Tivibu ve Turkcell TV+. Yani internette izinsiz maç yayını yapan, korsan televizyonlara sanılanın aksine IPTV değil korsan yayın yapan, hukuksuz insan denir.