Kategori: Businessweek

Bu hafta Bloomberg Businessweek Türkiye’deki köşemde yakın zamanda 1 trilyon değerlenme alan şirketlerin genişleme planlarında neleri geleneksel yaklaşımla yapmadıklarını yazdım. Buyrunuz.

 


Yakın zamanda dört teknoloji şirketi 1 trilyonluk değerlendirmeyi geçti. Apple, Amazon, Microsoft ve Google. Paranın başarının mutlak ölçümü olduğu bu dönemlerde bu şirketlerin “başarı”sından yola çıkarak, çıkarımlar yapmak kolay da, evrensel kurallara uymayan bu şirketlerin yöneticileri neleri yanlış yapıyor söyleyeme cesareti gösterenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecektir.
İşte şu anda o bir elin parmaklarını geçmeyecek kişilerden birinin yazdığı bir iki yazıdan birini okuyorsunuz. Hayatınızı ezber bilgiler yönetiyorsa bu yazı yerine linkedin’deki hayvan videolarından liderlik dersleri çıkaran bir “yaşam koçu”nu okumanızı tavsiye ederim. Şimdi sırası ile son dönemde aldıkları radikal kararlara bakarak değerlendirme yapalım.

Google’un patronu tek projede 700 milyon kaybetti

2010 yılında World Travel Channel için çalışmalara başlamıştık. Ben de projenin CIO/CTO görevindeki yöneticisi olarak, dünyanın en büyük gezi siteleri ile birlikte neler yapabileceğimizi konuşmak üzere bağlantıya geçtim. Fakat kiminle konuştuysam bana en az 6 ay sonraya tarih veriyordu. Sonunda bunun sebebinin Google’ın gezi işine gireceğinin sebep olduğunu ve alacağı site için bütün sektörü alarma geçirdiğini bir görüşmede bir yönetici ağzından kaçırıdı. Temmuz 2010’da Google ITA yazılımı bu amaçla 700 milyon dolara satın aldı. Projenin ismini de Google Trips olarak tanımladı. Tam 9 yıl sonra, Ağustos ayında projeyi kapatma kararı aldı. Teknoloji şirketlerinin projelerini durdurma kararı almaları ilk defa olmuyordu. Özellikle Google bu konuda bir endüstri lideri. Öyle ki sırf Google’ın bitirdiği projeler için özel siteler kuruldu. gcemetery.com, https://killedbygoogle.com bunlardan sadece ikisi. Killedbygoogle’daki sayıya göre bu zamana kadar Google 15 uygulama, 144 servis ve 14 donanımı yok etmeyi başarmış.
Yani sırf Google’ın öldürdükleriyle dünya çapında bir holding kurulur. Üstelik bu kadar başarısız proje yapan hiçbir yönetici ayakta kalamaz. Verimlilik ve devamlılık sıfırın altında.

Devamsızlık konusunda Microsoft Google’ı çırak çıkarır

Teknoloji dünyasında bir girişim ürününün ismine “BETA” ibaresini koymuşsa, o ürünü kullananlar olarak başınıza her an birşey geleceğinden emin olabilirsiniz. Microsoft ürün devamsızlığı yapmada ve bunu üyelerine bile bildirmemede gerçek bir yıldızdır. Yıllar önce servislerin yeni başladığı 90’lı yılların başında, Microsoft’un yeni açılan ve yanılmıyorsam ismi photos olan servisini görünce gözlerim parlamıştı. Bütün resimlerimi oraya yüklemiştim. İlk bulut teknolojileri ile tanıştığımız o yıllarda Microsoft’a güven de daha yüksekti. Bir süre her yerden resimlerime ulaşmanın o zaman için büyük lüksünü yaşadım. Ancak ne yazık ki ir süre sonra Microsoft siteyi bir anda kapattı. Üstelik haber bile vermemişlerdi. Bütün resimlerim yok oldu. Bu Bulut teknolojisine güvenmemem konusunda ilk karşılaştığım durumdu. Ancak yıllar geçtikçe bu tip durumların sayısı arttı. 2010’dan sonra bulut servisler daha stabil bir hal aldı. Ancak Microsoft bu süreçten sonra da çeşitli ürünlerini kapattı. Bunların içinde beni en çok üzen ise nadir Microsoft içinde doğan projelerden biri olan Windows CE. Proje sonra Windows Mobile oldu. Harika bir arayüze ulaşıp, ekran ve monitörle bilgisayar gibi kullanılabileceği continuum özelliği ile birlikte bir anda yok oldu.

Herkesi memnun etmeye çalışan kimseyi memnun edemez

Tim Cook yönetim şekli olarak Steve Jobs’ın tam tersi bir yöntem kullanıyor. Herkesi memnun etmeyi deniyor. Bu benim hiç tasvip etmediğim çok zor yöntemlerden biri olmasına rağmen Tim Cook bunu uzun zamandır başarıyor. Kabul etmek lazım bu hem sadece zor bir yöntem değil hem de çok kıvrak bir zeka gerektiriyor. Bu nedenle yönetim kurulunun kendisini feshetmediği her gün, ona duyduğum saygı artıyor.
Ancak bir stratejist olarak bu işin sonsuza kadar gitmeyeceğini bir yerde ciddi anlamda başarısızlıkla sonlanacağını düşünüyorum. 1 trilyon değerlendirmeyi geçen ilk şirket olmakla yönetim kurulunu etkileyen Tim Cook, kampüs projesi ile de başarısını taçlandırdı. Müşterilerine istedikleri telefonu verme noktasında da Samsung takipçisi sıfatını almaktan rahatsız olmadı. Ancak tabii bu asıl çekirdek kitlesini ciddi anlamda rahatsız etti. Ancak artık ciddi anlamda para kazanması lazım O nedenle de Apple Card’ı çıkardı.
Bu proje Apple’ı teknoloji şirketinden finans sektörüne doğru sürüklüyor. Bu nedenle de çok tehlikeli bir proje olduğunu söylemek lazım. Bakalım her geçen gün elindeki mermiler azalan Tim Cook bu durumdan nasıl kurtulacak.

Amazon ise bizim kıyılarda tatilde

Riskli iş kararları ile tanıdığımız Jeff Bezos, son dönemde Donald Trump’ın peşine taktığı dedektifin ortaya çıkardığı aşk ilişkisi ve arkasından boşanması ile gündeme geldi. Eski karısı boşanmadan kaynaklı nafakası ile dünyanın en zengin kadınları listesinde ilk üçe yükselirken, Jeff ‘in kafası ne kadar bozulduysa, geçen gün 1.8 milyar dolarlık hissesini satıp, günlüğü 400 bin Euro olan yatla Türk kıyılarında kafa toplamaya çalışıyor. Yani Amazon’daki çatırdama muhtemelen en kötüsü.

[wpvideo 7qM5p1cA ]Bu hafta yine eski bir danışanım yeniden danışmanlık almak istediğini söyledi. Asalında projesi yaklaşık iki yıl önce başlamış ve daha projenin başında bana gelmişti. İlettiğim aylık miktarın ona fazla geleceğini bütün proje boyunca ödeyemeyeceğini söylemişti. Geldiğimiz noktada proje uzadığı için zarar ettiğini, projenin bitmemesinden korktuğunu öğrendim. Ayrıca “sen projede olsaydın şu ana kadar bitirmiştik” itirafını da yaptı.
Birkaç yıl önce “Danışmanın görevi nerede başlar ve nerede biter?” diye bir makale yazmıştım. https://tinyurl.com/atfdanisman1 adresinden okuyabilirsiniz. Birkaç hafta önce sosyal medya ajanslarından birinin sahibi bir dostum, “abi o yazı nerede” diye aradı. Belli ki danışman-danışan ilişkisinde sorunlar var.
O yazı danışanın nerede durması gerektiğini anlatıyordu. Bu yazı ise danışanın nerede durması gerektiği ile ilgili bilgiler içeriyor.
Projelerinizde sorun yaşamamak için danışman kullanmanız gerektiğini unutmamalısınız.
İyi bir danışman projenizin hızlı, ekonomik ve yanlışsız gitmesini sağlar. İhtiyaçlarınızla imkanlarını en doğru şeklde birleştirir ve mutlu olacağınız sonuçlara ulaşmanızı sağlar. İyi bir danışmanın kim olduğunu ise bu yazının devamında okuyabilirsiniz.
Danışman son dakika çağırılmaz
Lise çağımda Gülay Kutal’ın Biz Duvar Yazısıyız kitabından aklımda kala bir yazı “danışman : işler kötüye gittiğinde çağrılarak bütün uç üzerine atılan kişidir.” diyordu. Danışmanlık hayatım boyunca bu söylem hiç aklımdan çıkmadığı gibi, unuttuğumda da deneyimler bana bunu hep hatırlattı. Her ne kadar olmayacağını bilsem de söylemeden edemiyorum. Danışman son dakikada değil ilk dakikada çağırılmalıdır. Aksi sadece kriz anında sorunları çözer. Zararı azaltır. İlk dakika çağırılan danışman ise kazancı arttırır.
Çözüm ortağından danışman olmaz
Bir çok yönetici bir de danışmanlık maliyeti çıkarmamak için danışmanlık işlerini çoğunlukla çalıştıklara şirkete veriyorlar. Birçok sosyal medya ajansı, kendi yaptıkları işi müşteriye kendileri raporluyor. Tabii bu da konuya tek taraflı bakmayı gerektiriyor. Özellikle strateji belirleme, projelendirme, doğru çözüm ortakları ve tedarikçilerin seçilmesi, raporlama ve denetim aşamalarında mutlaka danışmanlarla çalışmak gerekir.
Danışman kendisini sizin yerinize koyuyorsa kovun gitsin
Danışmanlık yöneticinin olmadığı yerde onun adına konuşmak değildir. Onun haklarını korumak hiç değildir. Danışman, gözlemler ve yöneticiye olup biteni bildirir. İşi yöneticisini savunmak olan danışman, ortamı gözlemleyip en doğru kararları veremez. Heisenberg’in dediği gibi eğer gözlemcinin gözlemi farkedilirse, gözlenen farklı davranacaktır!
Danışman yardımcınız gibi davranıyorsa kovun gitsin
Bazı danışmanlar tavsiyede bulunmak yerine işi yapmaya girişirler. Danışmanlık bir icraat makamı değildir. Dolayısıyla size fikir vermek yerine işi yüklenmeye başladıysa ve bundan mutluysanız onu hiyerarşik düzenin içine alıp danışmanlık görevini boşaltınız. Danışmanlık mevkii çalmak çalmak çin aradan girme işinin ismi olamaz. Zaten görev teklifinizi kabul ediyorsa da danışman olamaz.
Türkiye’de birçok danışman başka işi olmadığı için kendine danışman demektedir. Çoğunlukla bir müşterisi olur. Bir süre sonra da o şirkette işe girmeyi planlar. Bu yüzden bir danışmanın sizin için doğru olup olmadığını öğrenmek için danışmanlık yaptığı bir yerde işe başlayıp başlamadığını sorun.
Popüler danışmanlar marka olabilir ama popüler markalar danışman olamaz
Yöneticilerin yaptığı en büyük hata işsiz kaldığı için danışmanlık yapan kişilerin pırıltısına kapılıp, danışanları olmasıdır. Danışmanlık ciddi bir iş alanı olduğu için iyi danışmanlık şirketlerinde tavsiye gibi denetimi de bulabilirsiniz. Hizmet yelpazesinde denetim olmayan bir danışman size sadece akşam puro muhabbetleri ve eğlenceli yemekler hediye eder.
Danışmanlık eşe, dosta, kardeşe verilecek bir görev değildir
Ülkemizde yerini bulamamış olsa da danışmanlık eşe dosta hediye edilecek bir görev değildir. Beklenti sizi mutlu tutmak veya yerinize bakmaktan ziyade size yeni vizyonlar sunması, çözüm önerilerinde bulunmasıdır. Bu nedenle iyi danışmanlar sadece bu konulara odaklı çalışırlar. Son olarak söylemek lazım ki; danışman bir konuyu en iyi bilen kişi demektir. Onun yanında bir süre dolaşmakla aynı bilgi size transfer olmaz. Yani biraz öğrenirim sonra bırakırım yaklaşımı sadece size zarar verir.

Geçen hafta Bilgi Üniversitesinde Emeritus Profesör Dr. Haluk Şahin’in konuğu oldum. Konumuz İnternet, demokrasi ve siyaset. Malum hem dünyada hem de Türkiye’de siyaset ve politikaya internet çok etki ediyor. Prof. Dr. Nabi Avcı ile bu konuda yaptığımız sohbetlerde internetin her şeyi değiştiren yapısının bütün sektörler üzerinde sırasıyla etkisi olacağına kanaat getirmiştik.
Gerçekten de özellikle 2000’li yıllarında başında özellikle Türkiye’de sansür ile başlayan tartışmalar, bizi bambaşka noktalara götürdü. Şu an bakıyorum da, özellikle sosyal medya ve yapay zekanın da etkisi ile özgür iradenin dile getirilmesi alışık olduğumuzun dışında bir mekanizma ile sansürleniyor. Eskiden örnek vatandaş olmak ödülü ile tek bir profile çekilmeye çalışılan karakterler şimdi teknolojinin işlem gücü ile tam tersi en küçük parçalara hatta alt bireylere kadar parçalanarak yönetiliyor.
Üstelik bunu gerçekleştiren gücün de eskisi gibi tek bir kaynaktan çıkmadığı net şekilde görülüyor. Bu nedenle beklentiler, bu beklentilerden yola çıkarak gelecek tahminleri yapmak neredeyse mümkün değil. Değişen paradigma gereği güç merkezleri, kendilerine en yakın anlayışa sahip yapılarla koalisyon yapmak yerine, kısa süreli anlaşmalar yapmayı tercih ediyorlar. Bu nedenle kesinlikle birlikte çalışmaz dediğiniz gruplar bile kısa süreli kazanımlar için iş birliklerine girebiliyorlar.
Bu nedenle şu an internetin en büyük yapılarının sahibi olan isimlerin aslında gerçekten bu yapıları yönetme imkanlarının olup olmadığı da gerçek bir soru işareti. Herkes elindeki gücü belli oranlarda kullanırken, buradan bazen bir tehdit, bazen bir şantaj çıkabiliyor. İnternetteki güç odaklarına devletler belli bahanelerle, bazen kaçınılan vergiden bazen de gerçekleştirilmeyen isteklerden dolayı cezalar keserken, şirketler de bunun karşılığında elde ettiği istihbaratı kullanarak bu güç savaşının içinde etkin rol oynuyor.
Türkiye’de internetin dış politika için kullanımına çok sık denk gelmesek de, iç politikada 90’lı yıllardan bu yana iletişim ve örgütlenme amacı ile çokça kullanıldığını görüyoruz. Hatta internetin gelişim dönemlerinde, özellikle erişim maliyetleri de iç politikanın malzemesi olarak kullanıldı. İnternet üzerinden gerçekleştirilen sansür ve ek olarak internet bağlantı maliyetlerinin yükselmesi gerekçesi ile çeşitli eylemler gerçekleştirildi. Bu eylemlerin çoğu, samimi tepkiler aldı.
2000’li yılların sonunda Türkiye’de youtube ve google ile ilişkilerde zorlu bir döneme girildi. Türkiye, bu ülkede faaliyet gösteren internet şirketlerinin Türk hukukuna dahil olmasını istedi. Bu amaçla en azından Türkiye’de faaliyetlerini gerçekleştirdikleri veriyi buraya taşımalarını istedi. Bu sayede veri cari açığı yüksek olmayacaktı. Bu nedenle o dönemin en yüksek veri çıkışına neden olan youtube ve akabinde kurumun büyük yapısı olan Google ile savaş ilan edildi. Bu dönemde Google’ın Türkiye’den reklam geliri olduğu ancak bu geliri Türkiye dışında muhasebeleştirdiği için vergi ödemediği konusu uzun bir tartışmanın başlangıcı oldu. Google Türkiye bir şube olmadığı, sadece bir irtibat ofisi olduğu için bu konudaki ihtiyaçlara cevap veremeyeceğini öne sürdü.
Bu dönemlerde eBay’in Türkiye faaliyetlerini geliştirmesi ile birlikte Amerikan ödeme sistemi PayPal da Türkiye’de çokça kullanılmaya başladı. Hükümet Ulaştırma Bakanlığının liderliğinde bu konuda da verinin Türkiye’de tutulması amacına yönelik çalışmalar yaptı. PayPal üzerinde Türkiye’ye ait verinin bu topraklar üzerinde tutulması konusunda fikrini iletti. Ancak PayPal merkezileştirilmiş tek bir veri tabanı kullandığını ve bu şekilde bir dağıtımın güvenlik politikalarına uymayacağını belirterek Türkiye’den çekilme kararı aldı.
Son dönemde sitesindeki yanlış verileri değiştirmediği için de Wikipedia bloke edildi. Her ne kadar wikipedia içindeki Türkçe içeriğin kalitesi ve büyüklüğü konusunda ciddi şüphelerim olsa da bu blokenin sebebinin aslında haklı taraf olan Türkiye’nin doğru iletişim kurmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Dijital diplomasi konusunda bilgi sahibi olmayan kişilerin ülkenin internetinde yaptıkları her yanlış haraket Türkiye için ciddi kredibilite sorunlarına sebep oluyor. Halbuki bu ülke Facebook’un kapatılmasından, Wikipedia’daki yanlışlara kadar birçok sorunu kimsenin haberi olmadan çözdü. Tabii bunu doğru kişilerden danışmanlık alarak yaptı.

Bunu RTÜK üyelerine de sormak istiyorum. Türkiye’de televizyon reklamlarından RTÜK payı alınıyor. Televizyonlar bu paydan ve payın verilmemesinden doğan cezadan o kadar çok korkuyorlar ki; yarışma programlarında “özel bir şirkette çalışıyorum” diyor, kıyafetlerinin üzerindeki logolara bantlar yapıştırıyorlar. Bu iş özellikle magazin programlarında öyşe garip durumlara taşınıyor ki; bazen arkadaki herşey blurlandığı için, röportaj mı seyrediyorsunuz, rüyada mısınız karıştırıyorsunuz. Geçenlerde Tivibu’da film kanallarından birinde (bu kanallar sadece özel ödeme yapan abonelere açık) “Sosyal Ağ” filmini seyrediyorum, Facebook’un kuruluşunu anlatan filmde, facebook kelimesi “bip”lenmişti.
O anda birşeyi merak ettim, neredeyse her programda, her yarışmada, her dizide facebook ve twitter logolarını görüyoruz. Peki RTÜK sosyal ağ reklamlarından dolayı payını alıyor mu?
Devletin sosyal ağlara tanıdığı özerklik bir tek bana mı garip geliyor?
Üstelik bilimsel makalelere bakarsanız sosyal medya bağımlılığı alıp başını gidiyorken bu özerkliğin televizyonda sigara reklamlarının oynatılmasına izin vermekten ne farkı var? Sosyal medyanın zararları hakkında okuduğum son makalenin başlığı “iki hafta Facebook kullanmadığınızda beyninizde oluşan değişiklikler”di. Yani işin hangi seviyede olduğunu anlayınız.
Geçenlerde Ayşe Arman köşesinde bir röportajı anlatırken “Skype yaptık” yazdı. Ayşe Arman’ın bilemiyor olmasına şaşırmıyorum ama editörün, sayfa sekreterinin, genele yayın yönetmenin bu söylemi video konferans olarak değiştirmemeleri de bana garip geliyor. Dikkatsizlikle, gizli reklam arasında gidip geliyorsunuz.

Kişisel verilerin korunması yasası ilk çıktığında, büyük markaların birçoğu ellerindeki veriyi yasaya uygun şekilde kullanabilmek için, birçok faaliyet gerçekleştirdiler. Önce danışmanlarına sorup, veriyi nasıl kullanılabilir yapacakları konusunda bilgiler aldılar. O dönemde hatırlarsınız, her alışverişten sonra birçok marka bize yeniden SMS almak istiyorum formları doldurttu. Markalar cezai yaptırımlardan etkilenmemek için, ulaşamadıkları müşterilerini iletişim listelerinden çıkarıp, çoğuna ulaşmayı sağlamak için bazen kampanyalar bile yaptılar. Hatta yanlış atılan bin tane SMS’in her birine ayrı ceza mı yoksa toplu ceza mı ödeneceği konusu uzun uzun tartışıldı.
Yasanın arkasından KVKK yani Kişisel Verilerin Korunması Kurumu kuruldu. Artık bizi ilgilendirmeyen, SMS’ler almıyacaktık. Öyle umut ediyorduk. Ancak aradan geçen sürede, önce kombiciler ardından hastaneler cesaretlendiler. Hayatımda kapısından içeri girmediğim halde Gaziosmanpaşa Hastanesi her ilkbaharda arayıp checkup bilgisi verip, ölüp ölmediğimi kontrol eder mesela. Kime şikayet ettiysem edeyim bunu yapmalarına engel olamadım. Hiçbir ilişkim olmadığı halde Avcılar Belediyesi devamlı mesaj yolluyordu, twitterdan ulaşıp yapmamalarını söyledim. Gerçekten artık atmıyorlar ama hiç alakam olmayan Eyüp belediyesi hemen ardından mesaj atmaya başladı. Belediyeler mesaj listesinden çıkma şansı da vermiyorlar. Özel olarak bulmak zorunda kalıyorsunuz kimin attığının.
İşte bütün bunları şikayet edebileceğimiz bir mercii olacaktı. Ama hala yok. Olacağı hissine de kapılmıyorum. Gerçi geçenlerde KVKK Başkanı, facebook ile uğraşacaklarını söyleyen bir demeç vermişti, ama çok merak ediyorum sormazlar mı ülkendeki spam konusunu çözmeden facebook ile uğraşmak nedir diye?

OTT

Geçenlerde Binali bey de Uber’den yola çıkarak konuyu bir daha gündeme getirmiş. Ancak bu tek bir konu değil! Uber, AirBNB, Netflix hepsi aynı konu. Buna yaklaşımı tek yapmak da yarar var. Japonya üç konuda da mevzuatını hazırladı. Onların büyümesini sağlayan yapıyı kurdu. Bu yapılarla düşman olmak yerine, barışık olmayı tercih etmemiz şart. Hatta Türkiye’den yakın lokasyonlara bu tip hizmet ihracatları yapmak da şart. Önce ülke içinde bu tip OTT yapıları ile barışık bir mevzuat oluşturmalı. Bu konuda genel sulh ilan etmeliyiz. Eminim bu üç konuda da “biz lisans parası veriyoruz, bunlar da nereden çıktı?” diyenler olacaktır. Ama unutulmamalıdır ki; su bu tarafa akarken önünde durmak, anlamsızdır.

Türk insanının, çok ilginç bir yapısı var. Hala kendisine gelen ödeme emirleri, tebligatların komşuları tarafından görünmesinden rahatsız oluyor. Öyle ki; ödenme süresi çok geçmiş kredi ve kart borçlarını alan şirketler dünyanın her ülkesinde yüzde 10 ödeme bekleyerek bu borçları satın alırlar. Ancak Türkiye’de geri ödeme bunun o kadar çok üzerine çıkmış ki; şirket ciddi karlılık açıklamış. Türkiye KEP ile birlikte bu ortalıkta yalan yanlış dolaşan tebligatlardan kurtulacağını umut etti. Ancak KEP beklentileri karşılamadı. Tebligatlar yerine ulaşmadı. Devletin bu hassas konuyu en kısa zamanda, etraftaki dedikodularla tebligat yapmaya çalışan postacılardan alması gerekiyor.

Hemen söyleyeyim Wikipedia’nın ve onun gibi yalan yanlış bilgi, dedikodu üzerinden yola çıkan web sitelerinin bloklanmasından hiç rahatsız değilim. Hatta destekliyorum. Wikipedia bir ansiklopedi değildir. Üstelik Türkiye’deki moderatör yapılanmasının yanlışlığından bir sürü iyi bilgi sisteme girememiş durumda. Bir sürü anlamsız bilgi ise olmaması gerektiği halde var. Bu şekli ile Türkçe içeriği çok kötü ancak Google’da sistem gereği hala birçok başlıkta en üstte çıkıyor. Wales’in de farkında olduğu bu çarpık moderatör yapılanmasını değiştirmesi şart. Bu konuyu 2014 yılından beri yazıyor https://atifunaldi.com.tr/2014/08/08/wikipediada-turkcenin-hazin-durumu-ve-gercek-babayigitler/ bir süredir Afrika yöneticileri de dahil herkesle konuşuyorum.
Ancak 70bin üzerinde boklu web sitesi, hiç ama hiç mantıklı değil. Bu durumdan en kısa zamanda kurtulmak lazım. Bunun için de yine daha önce yazdığım gibi BTK ve RTÜK ( hala duruyorsa TİB) birleştirilip başına devletle ticari faaliyeti olmayan bir STK başkanı getirilip özelleştirilmelidir. OFCOM gibi çalışan bu yapı en kısa zamanda bu sorunu çözmelidir

Proje ilk başladığında Ankara’da birkaç kontakla bağlantıya geçip, e-devletin stratejisini sordum. O zaman strateji kurumların kendi yapılarını yapmaları ve sonra bir çatı ile birleştirmekti. Öyle de oldu. Ancak o zaman da, şimdi de söylüyorum, bu yanlış bir strateji. Yazılımcılar bilirler, birden fazla takımla bir projeye başlayacaksanız, önce bir proje yapısı oluşturup, her tarafın birbirini anlaması için bir literatür oluşturursunuz. Bunlar olmadan iki uçtan başlayan köprüyü ortada birbirine kavuşacaklarını umut etmek gibi olur. Yol kazası olur.
Halbuki; artık Cumhurbaşkanlığının altında bir Dijital Dönüşüm Ofisi var. Bu kurum e-devlet projelerinde kurumların hiyerarşilerini belirlemek, kullanacakları ortak iletişimi düzenlemek için bir düzen oluşturmalı. Bu projeleri denetleyecek grupları düzenlemeli.
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu alelacele çıktı. Bir de kurum oluştu. Ancak basından takip ettiğim kadarı ile kurum sadece facebook gibi çok da hakim olmadığı bir alanda at koşturuyor. Bunun yerine kamu kurumlarındaki kişisel verilerin hangi hiyerarşi ile kimlere verileceğini denetlemeli. Kendisinin de söylediği gibi sağlık bakanlığında son derece fazla veri var ve artık bunların korunması kişilerin değil ülkenin genel güvenliği açısından çok önemlidir. Milli eğitim bakanlığındaki verilerin, çocuklarımızın verilerinin kimin elinde olacağını yazmak yetmez gerçekten onların mı elinde bilmek şart. Yoksa yine bir telekom şirketinin verileri gibi çalınır sonra bizi semtin hastanesi check up için aramaz da, yurtdışında derin internette bu verilerin satıldığını görürüz.

Kosgebin, Türkiye’de bir çok kişi için iş kurma konusunda ümit kaynağıydı. Açıkcası, benim üç Kosgeb deneyimim oldu. İlkinde bir proje önermiştim. Beğenildi. Ancak banka teminat mektubuna takıldık. Bir iki yıl sonra teminat mektubu kalktı ama atı alan Üsküdar’ı geçmişti. Proje mi? Amerika’da benden bir yıl sonra kurulan rakibim şu an dünya içeriğinin yüzde 70’nin üzerinde olduğu wordpress.
Bir ara acaba projelere danışmanlık yapabilir miyiz diye konuştuk. Herkesi almıyoruz dediler. Aynı dönemde bir başka şehirde bir danışmanlık şirketi beni danışman alın Kosgeb desteğini sağlıyorum dedi. Artık isyan ettim. Dönemin müsteşarı devreye girdi. Soruşturma açıldı. Şehrin Kosgeb başkanı görevden alındı.
İki yıl önce dijital olmayan bir projemiz bir Kosgeb başkanı ile konuştuk. Ağırladı sağolsun. Ne desek hayır dedi. Sonunda ben de denemek için “Uzay taşımacılığı” desteğiniz varmış. Koşulları nedir dedim. Bana “Yok ya, onu öylesine yazdık” dedi. Başkanın ismini rencide olmasın diye yazmıyorum ama görevlilere iletebilirim.
Tam Kosgeb ile hiç ümidim kalmamıştı ki; geçenlerde artık Kosgeb’in tost ve kuaför gibi belirgin iş kollarına destek vermeyeceğini sistemi değiştirdiklerini öğrendim. Yeniden belki onuncu kere yapılanıyor. Ancak eğer yine yakın çevreye iş bulma yöntemi olacaksa kapatın Kosgeb’i gitsin. Zira çok konuşup iş yapmayan başkanlarla ne ortaya bir iş çıkıyor ne de proje.