Mobil video uygulamaları çok başarısız

Clevertop’un 100 milyon cihaz üzerinde, medya ve eğlence kategorisindeki uygulamalar üzerinde yaptığı araştırma özellikle mobil vidyo uygulamalarının yüzde 43’ünün bir ay sonra silindiği yolunda. Hepimizin en önemli sabit kıymetlerinenden biri olan telefonumuzun ana sayfasında ise hiçbir şekilde kalmıyorlar. En iyi OTT vidyo uygulaması bile 2 haftada “churn” (abone kaybı) yaşıyor. Hatta indirildikten sonra ilk ayda üç kereden fazla kullanılan yüz uygulamadan sadece 27’si. Bu bana video alanında insanların ihtiyaçlarını karşılayan kullanıcı deneyimi yüksek uygulamaların daha yapılmadığını gösteriyor. Bu konuda gidilecek daha çok yol var. Küçük ekran ve mobil hat üzerinde iyi bir uygulama yazabilmek için hem medyayı hem de yazılım dünyasını çok iyi bilmek gerekiyor.

Web’in kaşifi Tim Berners-Lee “decentralized web” ile yeniden gündemde

Hemen kızmayın, “decentralized” a Türkçe karşılık aramalarımız devam ediyor. Geçenlerde yaptığım çalışmada, “dağıtık”, “ortanca”, “adem-i merkeziyet”, “bağımsız”, “merkeziyetsiz” gibi öneriler geldi. Çalışmalar devam ediyor çünkü adem-i merkeziyet merkeziyeti dışarı almaktan ziyade merkezi insana çeviriyor, merkeziyetsiz bir merkezin olduğuna işaret ediyor. Ancak sistem bunlardan çok merkezi yapısı olmayan bir fikri, bakış açısını ifade ediyor. Bu konuda yardımcı olmak isteyenlerin maillerini (atf@atifunaldi.com.tr) adresine bekliyorum.
Tim Berners-Lee yıllardır internette en çok kullandığımız web’in kaşifi, şimdi de MIT üniversitesi ile birlikte, webin yeni bir versiyonunun peşinde. Bu yeni proje ile web daha güvenli, içerik ve yazılımın birbirinden ayrıldığı yeni bakış açısı ile ortaya çıkacak.

Adidas, Nike, Ralph Lauren’den özel müşterileri için mobil uygulama

Sadakat kartları gibi, herkesi kapsamayan, sadece özel müşterilerin yükleyeceği uygulamalar son dönemde çok revaçta. Adidas’ın StudioConnect, Nike’ın Nike Plus Unlocks, SNKRS ve Ralph Lauren’in pop App’i bunlara örnek olabilir. Tabii bu uygulamalara sadakat kartların ilk zamanları gibi bakabiliriz. O dönemlerde segmentasyon yapamadığı için kartlar herkese aynı kampanyaları uyguluyorlardı. Şimdi pazarlama profesyonelleri yönetmeyi başarsa, teknik açıdan neredeyse bütün sadakat sistemleri bunları yapabiliyor.
Uygulama radarlarının altında kalan bu özel programlar pazarlama alanında, özellikle gelecek on yılda ciddi avantajlar sağlayacakmış gibi görünüyor. Tabii bu programların ayrıca indirilebilir olması yerine hali hazırdaki programların içine eklenmesi, birçok şirket için daha iyi sonuçlar verecek,müşterilerinin kendilerini ayrımcılıkla suçlamasına engel olacaktır ancak bunu kullanabilecek bir pazarlama departmanı var mıdır? Şüpheliyim!

Teknoloji dünyasının Gordion düğümlerini kim çözecek?

Boğaziçi Fizik bölümündeki bir hocam yıllarca unutamadığım bir teorisinden bahsetmişti. Bilim adamlarının en yaratıcı dönemleri 30’lu yaşlarmış. Fizikte ise yeni bir kırılım yüz yılda bir olurmuş. Bu nedene o yüz yılın sonunda yaşı 30 civarında olan en zeki ve biraz da şanslı fizikçi adını tarihe yazdırırmış. Beğeniriz, beğenmeyiz, kırılımları farklı tanımlarız ama genelde teknoloji ve bilimde bazı kırılım anları vardır. Bundan sonra ki süreç ise tahmin edilen geliştirmeler sürecidir.
Geçenlerde youtube kanalımdaki günlük yayınımda da bahsettiğim uçan araçlarla ilgili konuyu Alphan Manas ile konuşurken, pil teknolojisinin ilerlemesi gerektiğini söylemişti. Ben de peki gelişmelerin ötesinde bir inovasyon bekliyor musun? diye sordum. Videoda da anlattığım gibi burada kimyasal pillerin yerini mikro prosessörlerin alması bekleniyormuş.
Son dönem teknoloji dünyasına baktığımızda yapay zeka, sanal gerçeklik, uçan ve otonom araçlar gibi konularda ciddi kırılımlar gördük. Ama sanki çok yakınımızda görünen bu gelişmeler nedense ne kadar kürek çekersek çekelim, ulaşamadığımız hedefler olmaya başladı. Hep tamamlayıcı bazı gelişmeler bekleniliyormuş gibi duruyor.
İşin ilginç kısmı bu inovasyonların teknoloji dünyasında soluksuz bekleniliyor olması. Yani ciddi bir talep var, sorun Gordion düğümü gibi ortada ama gelip kesecek bir İskender çıkmadı. Tabii yazacağım alanlarda bu sorunları çözenler o dünyanın İskenderleri olacak.
Yapay zeka ve Robot etik kodlarını oluşturun
Robotlar, otonom araçlar ve tabii arkasında yapay zeka son 20 yılda ciddi sıçramalar yaptı. Ama herkesin kafasındaki en büyük özellikle otonom araçlarla harika anlatılabiliyor. Zaten benim okuyucularımın çoğunun bildiği gibi aracın içinde bir kişi dışarda ise bir kişi var ve araç bunlardan birini öldürmek zorunda. Yaşama şansları eşit olan bu iki kişiden hangisini seçer? Soru ciddi kafa karıştırıyor. Soruyu biraz daha büyütüp Asimov’un kitabına getirirsek. Robot eğer sıfırıncısı da dahil, üç robot yasası ile sınırlandırılmışsa, insanlığın geleceğini korumak için bir insanı öldürebilir mi? İşte bu soruların ilkine Mercedes bir cevap verdi. Ama bu sadece bir kaosa sebep oldu. Dünya buradaki düğümü çözecek bir İskender arıyor. Asimov’un yasalarına dördüncüyü ekleyecek birini bekliyor. Yapay zekada etik değerler konusunda bir denetim ve kurallar oluşumu nasıl sağlanır? Bir regülasyon sistemi oluşturulabilir mi? Teknoloji dünyası soluksuz sonucu bekliyor.
Bu konuda Avrupa Birliği bir komisyon kurdu. Türkiye’den RTÜK üyesi Taha Yücel bu komisyonun bir parçası. Geçen dönemde de bu konuyu gündeme getirmek için röportajlar verdi. Ancak konu çok yeni ve üzerinde çok çalışmak mutlaka gerekli.
Nesnelerin İnternetine tercüman olun
Ericsson her yıl mobil dünyayı inceleyen bir rapor yayınlar. Ben her yıl bu raporu keyifle okurum. Zira içinde çok ciddi analizler bulabilirsiniz. Daha önce bu raporda 2020 yılında internete bağlanan nesneler için sansasyonel bir öngörüde bulunmuştu. Ancak bu yıl zaten ulaşılamaz görünen rakamı bir adım daha yukarı çekmişler. Bu demek ki; her gün dokunduğumuz ve internetten haberleşen cihazların sayısı gittikçe artacak. Peki beklenenden bile daha çok büyüyen bir sektörde ne gibi sorun olabilir? Buradaki sorun insandan kaynaklanıyor. Tarih boyunca hep farklı dillerden konuşan insanın yaptığı makinelerde farklı dillerde konuşuyor. Bu nedenle dilleri birbirine çevirebilen bir yapı bu sektörün İskender’i olacaktır. Tabii daha önce veriyi XML ve API’lar ile entegre edenler olduğundan buradaki düğüm çok karışık değil.
Sanal Gerçekliği baş ağrısından kurtarın
Saydığımız popüler teknolojiler arasında en yaygını sanal gerçeklik. Ancak yıllardır geldi gelecek dediğimiz gözlükler hala hayatımızın bir parçası olamadı. Bunun iki sebebi var. Birisi hem gözlüklerin ağırlığı hem de sağladığı sanal dünya yüzünden uzun süre kullanımlarda baş ağrısına sebep oluyor. İkincisi ise bu dünya aktif olmayı gerektiriyor ama bir kumanda ile idare edilemeyecek kadar da gerçekci. Bu nedenle yenilikci kumanda çözümlerine ihtiyaç oluşuyor. Çok deneme var ama bir İskender yok.
Bunları çözerken ihtiyaç duyduğunuz çıkış noktaları
Bu alanlarda bir çözüm üretmek için önünüzde iki yol var. Ya alışılmış kurallardan yola çıkacaksınız yada bütün kuralları bozan ve yeni kural setleri yaratan bir çözüm bulacaksınız. Hangi yolu denerseniz deneyin, dijital dönüşümün bir numaralı kuralını kırmamanız gerekiyor. Yani insanı çözümün tam ortasına koymak gerekiyor.
Eğer çözümünüzün daha uzun süre hayatlarında olmasını istiyorsanız, bir kuralı mutlaka yıkmalısınız. O da çözümünüzün tüketim toplumundan ziyade akıllı toplum kurallarına uygun olması.

Apple, Tesla ve diğer gelişmeler

Birkaç haftanın gelişmeleri, ciddi bir birikim oluşturdu. Ancak geçtiğimiz haftanın gelişmeleri ciddi anlamda önemli görünüyor. Apple’ın geleneksel WWDC organizasyonu, teknoloji dünyasının bir süredir neredeyse 6 aylık bire düşen yeni cihaz çıkarma alışkanlığını güçlü bir fren ile durdurdu. Ancak bu ne gibi zararlara sebep olur, bunun üzerine kafa yormakta yarar var. Tabii aynı hafta içinde Tesla’nın yatırımcıların kararı ile Elon Musk’ı CEO görevinden alması söz konusuydu. Kararı ve sonuçlarını da incelemek gerekiyor.
Apple bekleneni veremedi
Apple kullanıcıları bir süredir, markanın takipçi durumuna düşmesinden rahatsızlar. Ancak iTunes, iCloud üzerinden oluşan ekosistemin oldukça sağlam temellere sahip olması yüzünden bir değişiklik yapmıyorlar. Gerçi iphone’un sadece telefon özelliklerini kullanan, fotoğrafları, yedeklemeleri yapmayanlar hızlıca android cihazlara geçiş yaptılar.
Apple’ın kemikleşmiş kullanıcı kitlesi için, WWDC her yıl yeniliklerin çıkıp, marka ile ilgili övünmek anlamına gelir. Bu yıl ne yazık ki bekleneni vermedi. Hiçbir donanım yeniliği yapmayan Apple daha çok işletim sistemlerinin yenilenmesinden bahsetti. Hem mobil tarafta iOS 12 hem de bilgisayar kategorisinde yeni bir MacOS’un müjdesi verildi. Ancak iOS tarafında birkaç mimoji ve bilgisayar tarafında ise sadece dark mode(beyaz alanların kara olması) özelliği dışında yenilik olmaması aslında iOS 12 değil, iOS 11.5’çıkmış izlenimi verdi. Bu teknoloji dünyasını oldukça üzdü.
Tabii teknoloji dünyasının bir kısmı aslında ciddi bir optimizasyonun yapıldığını. Bu sayede cihazların en eski versiyonlarında bile güncelleme yapılması imkanı oluştuğunu söylese de, bunun kemikleşmiş kullanıcıların kendilerini rahatlatmak için oluşturdukları söylentiler gibi görünüyor.
Bir süredir apple ürünleri kullanan birisi olarak kişisel yorumum, markanın geçmiş donanımları da desteklemek yolunda aldığı kararın, Steve Jobs’ın yenilikçi yaklaşımlarını gerçek anlamda gömdüğü ve Microsoft’un yıllarca çıkamadığı bu bataklığa düştüğü yolunda.
Her ne kadar CEO’su da olsa, yönettiği şirketi cinsel tercihleri üzerinden ürünler üretmeye zorlaması da Tim Cook’un sürdürülebilir bir yönetim içinde olmadığı hissini veriyor. Zira WWDC’de Apple Watch’lar adına eski işletim sistemi üzerinden yapılan tek tanıtım Pride saat yüzüydü. Yönetimsel anlamda her sıkıştığında Tim Cook’un cinsel tercihlerini gündeme getirmesi insana acaba pozitif ayrımcılık durumu taciz mi ediliyoru düşündürüyor. Ben bunu hem etik hem de yönetimsel açıdan doğru bulmuyorum.
Tesla Elon Musk’ı görevinde tutarak yanlış yapıyor
Geçen haftanın en ilginç gelişmelerinden biri de Tesla yatırımcı toplantısında Elon Musk’ın CEO görevinden alınacağının oylanmasıydı. Beklenen olmadı ve Elon Musk ile kardeşi görevlerini korudu. Bunun üzerine Tesla’nın Apple’ın Steve Jobs’ı yönetimden uzaklaştırarak yaptığı hatayı yapmadığı yolunda yorumlar yapılmaya başlandı. Steve Jobs, tasarım dünyasından gelen ve kullanıcının isteklerine yoğunlaşmış bir yöneticiydi. Ancak Elon Musk’ı çok sevmeme rağmen ayakları yere basan bir yönetici profili çizmediğini söylemek gerek. Boring Company ismi ile kurduğu şirkette alev makinası üretip satması, pazarlamadan çok üretime yoğunlaştığı hissini veriyor. Profil olarak da bir fizikçi olmasından dolayı herhalde kurumsal bir yapı için çatlak profesör tanımlamasına daha çok uyuyor. Yanlış anlamayın, ben Musk’ı ve yaptıklarını uzun süredir takip ediyor ve çok takdir ediyorum. Ancak Paypal’ın başında olmaya devam etmesi halinde şirketin bu seviyelerde olamayacağını düşünüyorum.
Yani aslında rüştünü ispat ettikten sonra bir girişimin onu o noktaya getiren yıkıcı inovasyonu üreten kişiden uzaklaşması gerektiğini düşünüyorum. Bazı girişimciler hasbelkader bir yıkıcı girişimi bazen de araklayarak ortaya koyarken, bazı girişimciler her an yıkıcı inovasyonlar ortaya koyabilirler. İşte bu ikinci türdeki insanların girişim bir noktaya geldikten sonra şirketten ayrılması hatta kendine bir Ar-Ge şirketi kurması doğru olur. Çünkü bu ikinci türün üretimi inovasyondur.
İşte Elon Musk bu grubun üyesi.
Youtube kanalım
Televizyonların danışmanlıklarını yaptığım dönemlerden bu yana devamlı youtube yöneticileri ile bir araya geliyorum. Bu konuşmaların birinde bir tavsiyeyi dinleyerek yıllar önce açtığım youtube kanalımı günlük bilişim yorumları yayınladığım bir kanal haline getirdim. Takipçilerim her gün yapıcı yorumlarıyla bana yol gösteriyorlar. Mesela daha önce programıma konuk aldığım, Türkiye’nin başarılı fotoğrafçılarından Mustafa Kemal Dolaşır sayesinde kadrajımı düzenledim. Önerdiği ışığı en kısa zamanda alıp, mikrofonla sesimi size daha iyi duyurabileceğim. Siz de yorum yapmak isterseniz http://www.youtube.com/c/atifunaldi adresinden beni takip edebilirsiniz.

Dijital dönüşüme kendinizden başlayın

Hem kurumsal hem de kişisel bağlamda hepimizin en önemli isteği gerçek anlamda hayatımızın önemli kısmını dijitale taşımak. Bu sevda 90’lı yılların başında özellikle internetin ortaya çıkması ile başladı. Tam bu yıllarda önce kişisel dijital asistanlar çıkmıştı. Bu sınıfın ilk markası Palm’di. Symbian OS işletim sistemine sahip olan bu ürünler, daha internet ne yazık ki sadece işyerlerinde olduğu için hayatımıza senkronizasyon terimini sokmuştu. Her ne kadar şu an elimizdeki cihazlara göre son derece ilkel olsalar da, o dönemde özellikle teknoloji profesyonelleri tarafından kullanıldığından mı bilinmez ama, kullanıcıları açısından hep iyi anılırlar. Hemen arkasından akıllı telefon sektörü ortaya çıktı. İlk zamanlar Palm’ın da telefon özellikli versiyonları kısa zamanda kendini Ericsson ve Nokia’nın eline bıraktı. Nokia ve Ericsson da dahil olmak üzere bu cihazların eredeyse hepsi yine Symbian OS kullanıyordu.
Bu dönemlerde mobil demek, biraz ağır da olsa bir laptop taşımayı gerektiriyordu. Bu alanda pazarın çoğunluğu Microsoft’a aitti. Çoğunluk PC, Intel ve Windows kullanıyordu. Sonra Steve Jobs sadece iyi bir fikirle pazarı domine etmeye başladı. Bu iyi fikir, “dijitalin insanın doğal bir parçası aline gelmesiydi.” Hatırlarsanız o dönemde walkman’in dijitali olarak çıkan ipod’ların yüksek depolama imkanları dışında en önemli özellikleri bir parça ileri, bir parça geri almak için cihazı sallamanın yeterli olmasıydı. Ben hala yazı yazarken yanlış yaptığımda bu özelliği çokça kullanıyorum.
Steve Jobs’ın kısa Pixel ziyaretinden sonra yeniden Apple’a gelmesi, John Ive ile tanışması ve bir ikinci yeni fikri teknoloji dünyasına sokmasına sebep oldu. Bu ikinci fikir ise “dijital cihazlarda sadeleşmeydi”.
Son 5-10 yıldır dijital hayatımızı domine eden de işte tam bu iki fikir. Dijitalin vücudumuzun doğal bir parçası olan sade bir ürün olması. Cep telefonlarının, ekran boyutlarının büyüyüp, küçülmesi, tam ekran tasarımlar işte hepsi bu fikirlerin sektöre yansımaları.
Ancak hala gidilecek çok yol var. Zira kurumsal tarafta başlayan dijital dönüşümün içinde analog olan her kurumsal faaliyetin dijitalleşmesi olduğu gibi, başarılı vakalara baktığımda, hemen hepsi sadeleşmiş ve konvansiyonel işin doğal bir parçası olmuş projeler olduğunu görüyorum.
Tabii kurumsal tarafta dijitalleşmeden bahsederken, son dönemde revaçta olan gerek doğu gerekse batı medeniyetlerindeki fikri altyapının bir parçası olan dönüşüme kendinden başlama fikrini de göz ardı etmemek gerekiyor.
Pazarda bu kadar çeşit ürün varken, kaçımız dijitalde yapabileceği herşeyi, dijitalde yapıyor merak ediyorum. Eğer Z kuşağı değişseniz eminim çoğunuz uzun süre üzerinde çalışması gereken, işaretlemeler, not almalar, alt çizmeler gerektiren bütün dökümanların bir baskısını alıyorsunuz. Eminim toplantı notlarınız hala kağıtlara, eğer biraz daha organize iseniz bir deftere alınıyor. Evinizi hala anahtarla açıp, gün içinde kaç kere açıldığından habersizsiniz. Maillerinizin arasında mutlaka kaçırdıklarınız oluyor. Whatsapp’den gelen önemli mesajlarınız önemsiz ama çok konuşulan grupların gürültüsünün arasında güme gidiyor. Yüzlerce hatta binlerce çözüm olmasına rağmen hala ekibinizle tek bir platform üzerinden bütün iletişiminizi, dosya paylaşımınızı gerçekleştiremiyorsunuz.
Aslında onlarca farklı çözüm olmasına rağmen bunları istediğiniz gibi dijitale taşıyamamanızın birkaç önemli sebebi var. Bunlarından başında, eposta teknolojisinin, internetin diğer birçok altyapısı gibi ilkel kalması yatıyor. Mail yapıları hem çok güvensiz, hem de fonksiyonel değil. Her ne kadar dosya ekleme imkanı ile fonksiyonelleştirilmeye çalışsa da bunu sunucu üzerinde çözen çözümlere ciddi anlamda ihtiyaç var. İkinci önemli problem ise iletişim için kurulmuş eposta yapısının pazarlama mailleri ile tıkanmış olması. İşte ben bu konuda hem pazarlama maillerini doğası gereği ayıran, sadeleşmiş bir mail okuma imkanı veren, hem de çalışma ortamını mail teknolojilerinin üzerine taşıyan bir yazılım kullanıyorum. “Spark” bu konuda beni çok rahatlatan yazılımlar arasında.
Toplantı notlarımı ise Neo Smartpen M1 ile anında dijitalleştirip, evernote’a atarak düzenlemeyi tercih ediyorum. Dijital notların doğru şekilde düzenlenmesini sağlayan bir yazılım konusunda bütün araştırmalarım beni evernote’a çıkardı. Evimin kapısını Pronet’in sistemi ile dijitalleştirmeyi başardım. Isıtma ve soğutma sistemimi Cosa’ya emanet ettim. Ancak uzun ve üzerinde çalışacağım metinleri hala baskısını almadan incelemenin bir yolunu bulamadım. Çalıştığım ekipleri yönetirken onlarca yazılım kullanmak zorunda kalıyorum. Burada da sadeleşmeyi ne yazık ki yakalayamadım.
Ancak her yeni yazılım, hatta versiyon, donanım beni bazen başka denizlere çıkarıyor. Zaten dijital dönüşüm öyle kolay kolay bitecek bir macera değil.

Decentralization

Her gün bir sürü yeni teknoloji duyuyoruz. Her gün bir çok teknoloji problemi yaşıyoruz. Her gün yeni duyduğumuz teknolojilerin ne işe yarayacağını sorup duruyoruz. İşte bütün bu soruların hepsinin cevabı decentralization.
Geçen hafta olan ve etkisini hala yitirmeyen Cambridge Analitica’nın büyük veriyi Facebook hesaplarından çekmesi olayını sanıyorum herkes hatırlıyordur. Şimdi hep beraber soruna bir de mimari açıdan bakalım. Facebook, twitter, linkedin, youtube, google, hatta Mark’la olay hakkında basın üzerinden ağız dalaşına giren Tim Cook’un yönettiği Apple… Bütün bu yapıların hepsi ortada bir veri tabanı, etrafında bir yazılımın olduğu bir mimariye sahiptir.
Bu mimari veri tabanlarının ortaya çıkması ile birlikte yaygın olan bir yapıdır. Bu yapının en önemli sebebi kaynakların en efektif şekilde kullanılması isteğidir. Bütün veri bir yerde olursa, depolanması, erişimi, indekslenmesi ve oradan sonuç getirilmesi kolay olacaktır. Bu mimari internet öncesi dünyaya ait bir mimaridir.
İnternet, birbirine bağlı bilgisayarların, bu bağlarının hiçbir şekilde kurulamamasını sağlamak amacı ile yapılmış askeri bir projedir. Amaç, örümceklerin ördüğü ağ gibi bir yapı üzerine bütün bilgisayar yapılandırmasını sağlayarak dışardan bilgisayarlara ve/veya ağa gelecek her türlü zararın minimum etki bırakmasını sağlamaktır.
İnternet öncesi dönemde düz solucan şeklinde bir ağ yapısı kullanıldığından bağlantılar çok önem kazanıyordu. Bu dönemde ağın ortasındaki iki bilgisayarın bağlantıları kopması halinde iki farklı ağ oluşuyor, bu nedenle de ağın yapısı bozulmuş oluyordu.
Bu soruna askeri anlamda bulunan çözüm networkü, ağ(web) şeklinde yapmaktı… Bu aslında ilk anda teknik bir çözüm gibi görünse de, dünyanın gelecek 30-40 yılını değiştirecek bir fikrin başlangıcıydı. Yapıların merkezinin olmaması o yapıyı güçlendiriyordu.
Daha sonraki dönemlerde internet üzerindeki bütün ağ teknolojilerinde aynı fikrin farklı şekillerde hayat bulduğunu görüyoruz. Hatta bazı olaylar bu fikrin yerleşmesini hızlandırdı.
Bunun en iyi örneği, Clinton’ın seks skandalıdır sanıyorum. Bu dönemi hatırlayanlar puro, oval ofis ve Monica Lewinsky dediğimde hemen neden bahsettiğimi anlayacaklardır. İşte bu dönemde oval ofiste Clinton ve Monica Lewinsky arasında geçen bir konuşma önce dava dosyasına arkasından da basının eline düştü. 100 KB’lik çok ufak bir metin dosyasının, dünya internet tarihinde bir kırılım noktası olacağını bilemeyen CNN bilişim departmanı, metin dosyasını web sunucularının üzerine, insanlar indirebilsin diye koydular. O gün ve sonraki birkaç gün CNN’in sunucularına ulaşmak mümkün olmadı. Milyonlar aynı anda sunuculardan dosyayı almak isteyince sunucular cevap veremez hale geldi. İşte bu web sunucularında merkezi yapının çöküşüydü. Gelecekte CNN bilişim ekibi sunucuları biri daha birleşmemek üzere birbirinden ayırıp, bu tip içerikleri CDN (Content Delivery Network)’lere aldılar. CDN’ler de bir içeriğin merkezi olmayan bir yapı ile ulaşmasının en güzel örneklerinden biri.
Aslında son dönemde dünya bitcoin derken, İsmail Hakkı Polat gibi konunun uzmanları blockchain diyor ya, işte sebebi tamamen bu. Blockchain merkezcil bir doğrulama yerine decentralized bir güvenlik getiriyor. Bu da internet başta olmak üzere bütün alanlarda güvenliğin kökünden değişmesine sebep olacak. Doğru bir anlatım mı bilmiyorum ama, internette blockchain teknolojisinden sonra, bir kapı ve önünde sırada kimliğinin kontrolünü bekleyen binlerce kişi yerine, birbirinin kimliğini bir dakikada doğrulayabilen, bu sayede dolandırıcıyı anında belirleyebilen bir yapıya geçeceğiz. Hatta bitcoin’de işlemci zamanı yiyen konulardan biri de hep kimliğini uzatmaya alışmış bir yapıya aynı zamanda kimlik doğrulama görevinin verilmesinin sistem üzerindeki gecikmeleridir. Diğer altcoinlerde bunun da değiştiğini göreceğiz.
İşin teknolojisi yerine felsefesini merak edenlere önerim, Rus diplomatların dünya üzerinde birçok ülkede sınır dışı edilmelerini söyleyebilirim. Böyle birşey 20-30 yıl önce olsaydı, yeni dünya savaşının haklı gerekçesiydi. Ancak şimdi herkes tebessümle karşıladı. Zira artık bir ülke ile diplomatik bağlantı kurmak için merkeze yakın olmanız gerekmiyor. Zaten kimin neyin merkezi olduğu da bu yeni dünyada belli olmuyor. Gelecek on yılın en etkili fikrinin decentralization olacağını söylemek istiyorum.
Bu mimari hepimizin bütün iş yapma, yönetme hatta öğrenme ve haberleşme şeklini de değiştirecek. Ödeme şeklini ise nasıl değiştireceğini zaten görmeye başladık, değil mi?

Facebook'un başına ne geldi? Neler oluyor?

Ben tarihleri hatırlamakta zorlanır ancak olayları hiç unutmam. PFChangs Etiler yeni açılmış, o efsane dynamite shrimp’i tattırmak için bizi konuk aldıkları gündü. CNNTurk’ten muhabir arkadaşlar arayıp, internette veri güvenliği ile ilgili bir röportaj yapmak istemişlerdi. Ben de yemeğin arasında PFChangs’de uygun bir yerde sorularını cevapladım. O zaman özellikle facebook üzerinde herkesin ön kapyı güvende tutmaya çalıştıklarını ancak asıl problemin uygulamaların aldığı izinler olduğunu söylemiştim. Bunu düzenlemek için de http://mypermissions.com sitesini (O zaman mobil uygulaması yoktu) önermiştim. Hatta muhabir arkadaş altyazı olarak yazmak için bana daha sonra telefon açıp bir daha sormuştu.
Üzerinden kaç yıl geçti bilmiyorum. İki önemli sorunu aynı anda gördüğümüz ciddi bir problemle karşılaştık. Akılda kalması ve çekici olması için sayıları çok önemsemeden ancak olayları hikayeleştirerek yazıyorum. Trump’ın dijital kampanyasının başındaki kişi, yahu bu seçmenin bilgisini nasıl toplarız diye bir akademisyenin kurduğu bir büyük veri şirketine gidiyor. Bu veri şirketi bir uygulama çıkarıyor. Uygulamayı iki yüzbin kişi indiriyor. Ancak bu kişiler son derece basit bir yetki veriyor uygulamaya. Kişilerin arkadaşlarının da isim ve profil bilgilerine ulaşmak. Veri bir anda 50 milyon kişiye ulaşıyor.
Sonra bu verileri alan kampanya yöneticisi, moda tabiri ile persona’lar oluşturuyor. Onların hassasiyetlerine uygun fake haber siteleri oluşturup, bunların reklamlarını o kişilere ulaştırıyor. Seçimden sonra söylentiler, dedikodular arşa değiyor. Ama yetkililerde hiç ses yok. İşin içinde Rus şirketleri olduğu söyleniyor. İnsan bir anda resmen ne oluyor bu dünyaya diyor.
İşin bir muhasebesini yaptığımızda facebook bunda en az suçlu taraf. Ancak son gelişmelerden iş artık ortaya çıktıktan sonra Mark (artık kim olduğunu söylemeye gerek yok) herkesten rol çalar gibi özür diliyor. Gazetelere sayfalarca özür mesajları yolluyor. Ancak hani Jurassic Park’ta mutfakta geçen bir sahne vardır. İnsanlar ses yapmamaya çalışır ama T-rex bir küçük ses duyar ve bundan sonra hızla yüzünü o tarafa çevirir ve devamı hızlı bir kovalamaca olur.
Facebook artık bu noktada herkes toplanan verilerin içini kurcalamaya, gagalamaya başladı… İlk bulgular özellikle android işletim yüklü cep telefonlarında konuşma bilgileri ve hatta SMS loglarının da facebook tarafından toplandığı yolunda…. Bana sorarsanız bu tavşan deliğinin başı.. Takip edenler bilirler bir süre önce facebook ile ilgili yakaladığım güvenlik problemi yüzünden uygulamayı silmiştim. Eğer doğruysa gerçekten çok derin bir güvenlik deliğinin başında duruyoruz.
Çıkardığımız ders nedir derseniz. Öncelikle Apple’ın Steve Jobs zamanında koyduğu ve Tim Cook’un bir süredir delmek için yol aradığı katı kurallar çok doğruymuş. Android bu noktada güvenlik açıklarına davetiye çıkarıyor. Ama Tim Cook’un Apple’ı da bu noktada follower olmaya başladı.
İkinci ders ise özellikle kişisel verilerinizi sadece siz koruyabilirsiniz. Bunu ne içine yazdığınız sitelerden, ne vatandaşı olduğunuz devletten veya avrupa birliğinden beklememeliymişsiniz. Bunu yaparsanız sadece siz değil, seçtiğiniz insanlar ve seçimleriniz bile manipüle edilir. Allah’ın verdiği özgür iradeyi telef etmiş, günah işlemiş olursunuz. O kişinin arkadaşı söyledi diye demokratik haklarını teslim eden cehaletten farkı kalmaz. Bilmem herkes anladı mı?
Üçüncü ders ise hani şu popüler söylemlerle facebook harikadır, google mükemmel diyenlere prim vermeyin. Bu insanlar pazarlama ağzı ile konuşurlar. Onlar facebook önce göklere çıkarırlar. Kriz anında ise yerin dibine sokarlar. Bakın göreceksiniz. Aslında facebook, google, apple birçok projeyi batırmış, dijitali de deneye yanıla öğrenmeye çalışan (Einstein’ın orta seviye zeka diye tanımladığı) şirketlerdir. Beklentiyi yüksek tutarsanız bu tip krizlerde paranoyaya kapılır, diğerleri diye tanımladığınız kişilerin şeytani yöntemler içinde olduğunu düşünürsünüz.
Bilmem anlatabildim mi?

SAP ile dijital dönüşüm, PRONET ile akılı ev


Bu hafta oldukça yoğun geçti. SAP Forum’un Kamu odaklı Ankara bacağına konuk oldum. Bir tam gün geçen organizasyon, ERP sektöründe hatrı sayılır bir pazar payı olan bir markanın ve öncelikle kamu ve devamında güçlü özel sektör müşterilerileri ile büyük bir ekosistemin, neler yapabileceğini görme açısından önemliydi. Hep dijital dönüşmden bahsediyoruz, ancak sektördeki büyük şirketler ve daha önemlisi her seferinde yavaş olduğundan yakındığımız kamu bu konuda neler yapıyor? Bakış noktaları nedir? Bunları incelemek açısından önemliydi.
Öncelikle kamu dijital dönüşümü alanındaki önemini tansaction sayısı ile ölçümlüyor. Ben ölçümlemenin önemine çok inanıyorum. Ayrıca iyi veya kötü her ölçümlemenin kurum ve kişileri bulundukları noktadan ne tarafa gitmeleri gerektiği yolunda bir rehmer olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bu ölçümlemenin de gerekli olduğunu düşünüyorum. Dijital dönüşümde bir kurumun önemini belirleme noktasında taransaction sayısı bence cirodan daha iyi bir fikir.
Katılımcılar arasında bulunan TOFAŞ, Akfen Holding, Güvenal Gaz, Bereket Enerji, İETT, İGDAŞ, Merih Asansör, Türk Telekom International, Üstünberk Holding, Türkiye İhracatçılar Meclisi, Türk Kızılayı günlük transactionı azımsanamayacak kurumlar.
Organizasyonun içinde bir ara SAP Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan ile tanışma ve konuşma imkanı buldum. Uğur beyle neredeyse aynı dönemlerde Boğaziçi Üniversitesinde olduğumuz için, daha önce tanışmamış olduğumuza şaşırdık.
Uğur bey’den SAP’nin dijital dönüşüme bakışını sordum. SAP dijital dönüşümü 5 ana bacakta topluyor. SAP’ye göre dijital dönüşümün merkezinde, dijital çekirdek var. Yani bir kurumun, hem organizasyonunu hem de operasyonunu dijitalleştirmesi. Daha sonra önem farkı gözetmeksizin müşteri ilişkileri yönetimi, iş ağları, çalışan organizasyonu ve akıllı nesneler geliyor. Uğur beye bunların hangisi diğerlerinden daha önemli diye sordum. SAP için, dijitalleşme yoluna çıkan bir kurumda bunların hepsi ile aynı anda ve aynı oranda uğraşmak, iyileştirme yapmak gerekiyor. Bazen, eğer bir kurum bunlardan birine başlamış veya başarmışsa, o alanı pas geçebiliyorlarmış
Tabii bu yolda ilerlerken iki konuyu önemsemek SAP’nin dikkate aldığı alanlar arasında. Birkaç hafta önce Türk girişimi Cosa’yı yazarken dikkat çekmeye çalışmıştım. Artık inovasyonada tasarrufa yönelik çalışmalar yapmak dikkat çekiyor diye. SAP de işte tam bu noktaya parmak basıyor. Bu beş alana çalışırken inovasyon ve yanında sadeleşme ve tasarruf yöntemlerinden bahsetmek gerekiyor.
Ben SAP gibi bir ERP yazılımının yüksek pazar payına rağmen dijitalleşmeyi öncelikleri arasına almasından ve dijital transformasyonu sadece bir iki yazılım ve hizmet satmadan daha derin görmesinden çok mutlu oldum.
SAP organizasyonundan sonra biraz uzun bir uçak yolculuğu ile Mersin’e evime döndüm. Saat sabaha yaklaşmıştı. Bu nedenle evimin kapısını, yeni akıllı ev projem ile açtım. Bültenini ilk okuduğumda PRONET’in yeni akıllı kilit sisteminden çok etkilenmiştim. Apple smart watch ilk çıktığında, otel kapılarını otomatik açacağından bahsediliyordu. Tim Cook bunu daha gerçekleştiremedi ama PRONET bu konuda çok başarılı bir üretmiş. Ürünü evime ilk bağladıklarında ustaya bunu Mersin’de kaç kişi kullanıyor diye sormuştum. O da hizmetin de yeniliğinden bahsederek, ilk kullanıcının ben olduğumu söyledi.
Ancak evimizin temizliğini yapan hanımefendi bile kısa zamanda alıştı. Evin kapısına geldiğinde bana bir mesaj atıyor, kapıyı o anda açabiliyorum. Giriş çıkış saatlerini net şekilde görebiliyorum.
Hatta geçmişe dönük bir haftalık anahtar faaliyetlerinden haberdar olabiliyorum. Kilit sistemi, manuel olarak çalışabildiği gibi akıllı telefona yüklenen bir yazılım sayesinde de kullanılabiliyor. Bence bundan daha önemlisi yazılımı smart watch üzerinden de kontrol edebiliyor olmamız. Her ne kadar Tim Cook’un saat tanıtımında videoda gösterdiği gibi saat takılıyken kolu tutmak yetmiyor olsa da bir iki tık ile kapıyı güvenli bir şekilde açmak mümkün oluyor.
PRONET’in bu hizmetini de Cosa gibi inovatif buluyorum. Pronet kendi altyapısı üzerinden çalıştığı için birçok nesnelerin interneti uygulamasına göre daha güvenli çalışıyor. Tabii uygulamayı çalıştırabilmek için PRONET’in standart sistemine üye olmak gerekiyor. Bunun bir maliyeti var. Ama bu maliyete değer bir durumu hizmet olduğunu söylemem gerekiyor.

Arda ile dijital dönüşüm üzerine

Geçen gün Boğaziçi Üniversitesi yurdunda güzel günler geçirdiğim arkadaşım Arda Karaçelebi ile yemek yedik. Arda bir süredir Ernst & Young’da Yardımcı Ortak. Konu döndü dolaştı, dijital dönüşüme geldi. Ben de Arda’ya düşüncelerini sordum. Dijital dönüşüm hakkında görüşlerini aldım.
Dijital dönüşümün mevcut iş ihtiyaçlarından ayrı düşünülemeyeceğini ama yapısı ve etkileri itibarı ile müşteri ile buluşma, doğru hizmeti en az maliyetle ona sunabilme ve rekabet avantajı yaratabilme konusunda alışılagelmiş kuralların değişmesine sebep olan bir araç olarak gördüğünü söyledi. İş modelleri değişiyor diye sunuluyor ama öte yandan aslında dün de var olan ama bugün karşılanabilen insan ve şirket ihtiyaçlarını sağlayabilecek bir araç kutusu, dijital dönüşüm, diyor Arda.
Peki iş modelleri zaten her zaman devinimde değil mi?
İş modeli aslında dün de değişmek istiyordu rekabet ile başa çıkmak için sürekli olarak kendi sınırlarını zorluyordu. Dijital ile bu değişime önayak olabilecek bazı araçları daha kazandı ve kendini o yönde kurguluyor.
Arda bu noktada benim de altına imzamı atacağım bir konuya getirdi sohbeti. İş ihtiyaçlarının adreslenmediği ve ayakları pratik açıdan yere basmayan projelerin büyük problemleri olduğunu savunuyor. Ben de buna aynen katılıyorum. Bu nedenle iş ihtiyaçlarını doğru tanımlayan ve onlara pratik uygulanabilir çözümler sunan yaklaşımları kurum olarak öneriyorlarmış.
Sonuçta özünde hep aynı sorulara cevap vermek gerekli. Ne yapabilirsem müşterilerime artı değer yaratabilirim ve bunu sürdürebilir yapabilirim? Ne yapmazsam rekabetin gerisinde kalırım ve kar marjlarım erimeye devam eder? Kendimi nasıl farklılaştırabilirim ki tercih edileyim? Yetenekli çalışanlara nasıl cazip bir çalışma ortamı yaratabilirim?
Bu nedenle mevcut iş ihtiyaçlarına çözümler üretecek veya yeni iş modellerini müşteri ile ortaya çıkarmada yardımcı olacak dijital dönüşümün kurumlarda kalıcılığını sağlayacak 5 ana fonksiyonda toplamışlar. EY dijital hizmetler kapsamında; müşterilerinin gelecekteki rekabette ayakta kalmalarını sağlayacak dijital stratejileri ve yeni iş modellerini geliştirmede, ortaya çıkan yeni stratejilerin ürün ve hizmetlere dönüşmesini sağlayacak iç ve dış inovasyonun, üniversitelerle birlikte kuluçkalandırmanın sağlanmasında, yeni ürün ve hizmet iş modellerinin doğru müşteri ihtiyaç ve deneyimleri ile güçlendirilmesinde,  iş süreçlerinin, operasyonların yeni hizmet ihtiyaçları ve müşteri deneyimlerine göre yeniden yapılandırılmasında ve son olarak tüm bu yeni mimarinin güvenli olarak çalışacağı teknolojik altyapıların kurulmasında müşterilerine yardımcı oluyorlar. Müşteri deneyimlerini iyileştirmede, operasyonlarını özellikle tedarik zinciri ile ilgili alanlarda şirketlerde çok karşılaştıkları, çözmek isteyip, yakın geçmişin teknolojileri ve entegrasyonları ile istedikleri performansı alamadıkları alanlarda makineler arası bilgi akışını, büyük veriyi ve yapay zekayı bir araya getiren pratik üretime ve tedarik zincirine doğrudan katkı sağlayacak araçlar geliştirmişler.
Gördüğüm kadarıyla bunlar henüz ERP’lerin tam olarak kapsamadığı süreçleri de bir platformda buluşturmayı amaçlayan çözümler.
Arda, özellikle yapay zekanın kullanıldığı, harcama faturalarını ayrıştıran yeni bir hizmetten bahsetti. AI Spend Cube isimli bu ürün gerçekten yapay zekanın ilginç kullanımlarından biri. Gördüğüm kadarı ile EY ürünlerinin hepsine yapay zekayı eklemiş. Smart Factory, EY SYNC, Catalyst, Smart Maps gibi ürünlerinde sadece yapay zeka değil, IoT, blockchain, veri madenciliği gibi alanlara da girmişler.
Arda, şirket içinde de ciddi bir dijital dönüşümün olduğundan bahsetti. Birçok rutini yapay zekaya bırakmaya başlamışlar. Zaten, dijital dönüşümü kendi içinde yaşamayan bir yapının başkalarına dijital dönüşümden bahsetmesi neredeyse imkansız.
Aradan çok uzun yıllar ve bağlantıda olmadığımız dönemler geçmiş olmasına rağmen kısa zamanda eski dostluğu bulduğum için mutluyum. Yanlış hatırlamıyorsam Arda Boğaziçi Endüstri’den mezun oldu. Okulda internet teknolojileri üzerine çalışırken yaptığımız sohbetlerde endüstrici ve fizikçi farkı ortaya çıkardı. Ama şimdi en çok dikkatimi çeken, artık ikimizin de aynı yöne baktığı oldu.