Kategori: Businessweek

Hikayemiz 2010’lu yılların başında IPTV derneğini kurduğumuz dönemlere dayanıyor. O dönem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanımız olan Binali Yıldırım’ı ziyaretimizde Haber 24’ün kendi IPTV platformunu kurabileceğini sandığı ilk dönemlerdi. (tabii bunu sanmasının sebeplerinden biri CNNTURK’ten geçen teknik müdür Mehmet Özdemir’in Haber 24’te çok detaylı bir IPTV projesi ortaya koymasıydı). IPTV bilinmiyordu. RTÜK, IPTV mevzuatını çıkarırken bizden çok yardım aldı. Bizim tek br ricamız vardı. IPTV kanalları için lisanslamanın maliyetini düşük tutarak sektörün büyümesini sağlamak.
Gerçekten de ilk mevzuatta IPTV kanal lisanslama bedeli 5 yıllık 10bin TL gibi son derece cüzi bir bedeldi. Biz IPTV sektörünü geliştirecek bir regülasyonu yapmaktan mutluluk duyuyorduk. O dönemlerde Demet Sabancı ile World Travel Channel’ı kurmuştuk. RTÜK izinlerini alırken ben de gönül rahatlığı ile IPTV lisansı da almalarını söylemiştim. Ancak konuyla ilgili arkadaşın raporun IPTV lisasının kablolu lisansı içine alındığı ve maliyetin 60 kat arttırıldığını haber aldım. Önce inanmadım., araştırmalarım ne yazık ki bu durumun gerçek olduğunu ortaya koydu.
Uzun süre RTÜK ile resmi bir bağlantı kurmadım, kuramadım. RTÜK sektörün onayını aldığı bir konuyu, tam tersine çevirmişti. Ancak bir süre sonra RTÜK yetkilileri OTT TV alanında bir regülasyonun yapılıp yapılamayacağı konusunda bir soru ile geldiler. O dönem bir üniversitede Haluk Şahin gibi medya önderlerinin de bir arada oldukları bir çalıştay gerçekleştirdik. Bu çalıştaydan,RTÜK’ün bu alanı serbest bırakmasının, sektörün gelişmesi için çok doğru olacağı sonucu ortaya çıktı. Bu çalıştayı kitaplaştırıp çalışmalarımızı resmi olarak RTÜK’e ilettik.
Aradan geçen süreçte OTTTV alanında Blu TV, puhu TV gibi yerel örnekler ve Netflix gibi global örnekler ortaya çıktı. Ancak birgün bilişim STK’ları başkanları toplantısında TUYAD başkanı Hayrettin Özaydın, Blu TV ve Puhu TV’nin izle öde kanalları olduğundan ve regüle edilmeleri gerektiğinden bahsetmesi üzerine konu yeniden hararetlendi. Ben bu bahsi geçen kanalların OTT TV olduklarından ve dolayısı ile denetimin yapılmasının yanlış olduğundan bahsettim.
Aradan geçen sürede, RTÜK’ün internet üzerindeki yayınları denetlemesi konusunda bir karar ortaya çıktı. RTÜK üyeleri arasında fikir ayrılıklarına sebep olan bu kanunun mevzuatı şu anda muallak. Ancak bazı üyelere göre kanun internet üzerindeki bütün yayınları denetlemek gibi bir yöne giderken. Bazı üyeler sadece Netflix, puhu TV ve Blu TV’nin denetlenmesinin doğru olacağını söylüyor.
Tam da bu tartışmalar gerçekleşirken, Suudi Arabistan’daki MBC grubu Türk dizilerinin yayınına son verdi. Grup sözcüsü Mazen Hayek, “Alınan karar gereği Türk dizileri MBC grubuna ait Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki kanalların yayın akışı dışında bırakıldı. Karar bu aydan itibaren ikinci bir emre kadar uygulanacak.” açıklamasında bulundu.
Bunun üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Suudi Arabistan’ın MBC Medya grubuna ait kanallarda Türk dizilerinin yayınına son verilmesine ilişkin, “Kimin hangi filmi seyredeceğine masa başında oturup, üç siyasetçi karar veremez. Bu devirler çoktan geride kaldı” dedi.
Türkiye’de güçlü bir OTT TV sektörü olsaydı, bu toprakalarda aboneleri oluşsaydı, bu kararlar bizi resmi açıklama yapacak kadar etkilemeyecekti. Bu diziler o platformlar üzerinden yayınlarına devam edecekti. Benim OTT TV platformlarını bırakın sektör büyüsün dememdeki sebep işte tam da buydu. Bunu puhu tv’nin gelişmesi ile ilgili yazımda da yayınlamıştım.
Kaldı ki bu konuda Avrupa Komisyonu’da bir çalışma yürütüyor. Bizden de fikir alınan çalışma büyük kısmı ile tamamlanmış durumda. Burada dikkat dilmesi gereken unsur platform üzerinde çocuk içeriği ile, müstehcen içeriğin aynı yerde olmaması üzerine. Zira Kurtulmuş’un dediği gibi kimin ne izleyeceğini kontrol etmek bize düşmez.
Gelelim BTK ve RTÜK’ün denetim alanlarına. Malum internet geliştikçe bu iki alan birbirine yakınlaşıyor. Bu da son derece normal. Bu konuda yıllardır yaptığım öneriyi bir kere daha yapıyorum. RTÜK ve BTK birleşmeli. Özelleşmeli ve başına bir genel müdür atanmalıdır. Özgürlükçü, yenilikçi bir yaklaşımla, etki alanları yeniden çizilmeli. Amaç internet yasası gibi çocukların, yetişkin içeriğinden uzak tutulması ile sınırlandırılmalı.
Ben RTÜK’ün bu konuda BTK’dan daha organize olduğunu düşündüğüm için, bu birleşmenin RTÜK altında gerçekleşmesini doğru buluyorum. Ancak bu durumda geçmişinde medya, eğlence ve internet teknolojileri profesyonelliği olan üyeler dışındakilerin üyelikleri sonlandırılmalı. Medya ve internetin arasına eğlenceyi koymam belki garip gelebilir, ancak bilgisayar oyunları ve diğer yeni mecraların da makul bir şekilde denetimi mavi balina gibi olayların yaşanmaması için şarttır.

Birkaç haftadır Türkiye’de değerli birkaç projeyi yazmaya çalıştım. Klima kontrolünü sağlayan Cosa, hizmet pazaryeri armut.com benim son dönemde dikkatimi çeken orta büyüklükteki projeler arasındaydı. Köşemde elimden geldikçe farklı büyüklüklerde yeni ve başarılı olacağına inandığım projeleri paylaşmaya devam edeceğim. Bu hafta da büyük markalar içinde projeleri dikkatimi çekenlerden bahsetmek istiyorum. Bu projelerin çoğu keynote konuşmalarımda vizyon açmak üzere önerdiğim projelerin vücut bulmuş hali. Bu nedenle bu projeleri sadece köşemde yazarak desteklemekten ziyade, ihtiyaçlarımı göze almaksızın gidip satın alarak da desteklemek istiyorum. Bu sayede size projelerin birer abonesi olarak da yaşanan kolaylık ve zorlukları uzun vadede anlatma imkanım olacak.
Vestel’in televizyon aboneliği
Malum IPTV derneği başkanı bir profesyonel televizyoncu olarak, gerek içerik, gerek yazılım, gerekse donanım tarafında yenilikçi projeleri takip ediyor ve yorumluyorum. İşte birgün eşim televizyon seyrederken rastladığı bir reklamı izledikten sonra beni televizyon karşısına çağırdı. Yayını geriye alıp birlikte reklamı seyrettik.
Reklamda yeni evli bir çift teknoloji marketlerden birini gezerken, 4K bir televizyonun kampanyası ile karşılaşıyorlar. Şartlar kendilerine uyduğu için alım kararı alıyorlar. Ancak kısa zaman sonra Mersinli olduğuna burada teknoloji marketlerdeki deneyimlerimde de karşılaştığım için net bir şekilde tahmin ettiğim bir bey geliyor. Diyor ki; “4K az K” yarın 5K çıkar televizyonunuz elinizde kalır. Genç çift merakla 5K’nın çıkış tarihini soruyor. Mersinli olduğunu zannettiğim zat, onu bilseydik diyor. Sonra dış ses devreye girip o zaman size abonelik yapalım, aylık ödemeler yapın, iki yılda bir televizyonunuzu değiştirelim diyor. Mersinli zat “öyle olmaz, abonelik suda olur, elektrikte olur, televizyonda abonelik mi olur?” diye soruyor.
İşte çok yenilikçi bir fikir! Yıllardır konuşmalarımda deterjan aboneliklerine çamaşır makinesi hediye eden şirketlerden bahsederdim. İşte şimdi aynı proje televizyon için hem de bir içerik firması yerine bir donanım(panel) firmasından geliyor.
Vestel’in yönetimini bu yenilikçi fikir için kutluyorum! Ellerinize sağlık.
Arçelik’in tek tuş’la deterjan siparişi projesi
Amazon’un yıllardır gerçekleştirdiği, hızlı satın almayı sağlayan bir “Dash” projesi var. Evinizde istediğiniz yere birkaç dolarlık bir buton yerleştiriyorsunuz. Tuşa bastığınızda düğme internete bağlanıp, ne konuda sipariş vermesi gerekiyorsa Amazon Prime üzerinden o siparişi veriyor. Muhtemelen birkaç saat sonra ürününüze kavuşuyorsunuz. Bu ürünler arasında traş malzemeleri, çamaşır deterjanı gibi ürünler var. Yıllardır sırf denemek ve mümkünse (Türkiye’de ne yazık ki çalışmadığı için) başka işlerde kullanmak için bu butonladan almak istiyordum. Bu amaçla da hala Amazon wish list’imde duruyor.
Ne güzeldir ki; proje artık bir Türk firması tarafından da hayata geçirilmiş. Arçelik, gerçekleştirdiği yeni proje ile İstanbul, İzmir, Antalya, Denizli, Adana, Ankara, Gaziantep illerinde butonu evinde monte edenlerin deterjan ihtiyaçlarını bir tek tuşla gerçekleştiriyor.
Proje dışardan bir donanım operasyonu gibi görünse de aslında arkada bağlı olduğu bir servis, bu sayede siparişin ulaştığı bir operasyon merkezi ve deterjanın zamanında tüketiciye ulaşmasını sağlayan ciddi bir lojistik meselesi.
Bir e-ticaret projesi olarak markaya ciddi avantajlar sağlıyor olması açısından önemli gibi görünse de bence asıl avantajı tüketiciye sağlayacak bir proje. Mersin’de de faaliyete geçmesini dört gözle bekliyorum. White hacker arkadaşlara, bu butonlarla yapacakları yeni projeler tavsiye ediyorum.
Turkcell’in anlaşılamayan reklamı
Bir süredir televizyonlarda Turkcell’in sosyal medyada fenomen olan bir videoyu değiştirerek yaptığı reklam konuşuluyor. Videoda fenomenimiz bir şelalenin önüne gitmiş, “görüyorsunuz, anlatmaya gerek yok!” diyor. Özellikle duygusal reklamları ile bir süredir takipten zevk aldığım Turkcell ise videoyu kampanya bilgileri ile doldurup aynen yayına vermiş.
Sosyal medyada bu reklam hakkındaki yorumlarım ilk sorulduğunda, aklıma şelale çekimi (özellikle de canlı yayınının) ne kadar zor olduğu geldi. Boat Show’daki çocuk gibi bir yorum yapmak istemiyorum ama şelale çekiminde köpüğü görmek, suyun aralıksız akışını hissetmek gerekir. Yayında veya kayıtta en ufak teknik sorun dikkat çekecektir. Bu nedenle telekominikasyon şirketi açısından dikkat çekici bir denemedir. Ancak tabii bu söylemin sosyal medyada anlaşılmasını beklemek yanlış olur. Bu daha çok teknoloji profesyonellerinin dikkatini çekecek bir konudur. Sanıyorum bu nedenle de kampanya bilgilerinin altına gizlenmiş.

Her hafta nereden baksanız 2-3 farklı girişim fikri ile karşılaşıyor, görüşüyorum. Bir çoğu bana başarılı olmanın yöntemlerini, fikirlerinin iyi olup olmadığını soruyor. İşte geçen hafta bu konuda bence çok önemli ve değerli özel bir sohbeti armut.com kurucusu Başak Taşpınar Değim ile gerçekleştirdim.
armut.com neden başarılı?
Armut, 2011 yılında hizmet arayanların kaliteli hizmet verenlere kolayca ulaşmasını sağlamak için kurulmuş. Şu an 150.000’i geçen hizmet veren ile hizmet alanında %98 müşteri memnuniyeti ile çalışmalarını sürdüren online bir pazar yeri. Bir girişim şirketi olarak ilk yatırımını 2014 yılında Hummingbird Ventures’tan yaklaşık 3.5 Milyon TL olarak almış. Addventure ve Hummingbird Ventures fonlarından aldığı toplam 11,2 milyon liralık ikinci bir yatırım almış. Ayda 100 bini aşkın hizmet talebi alıyor. Armut, homerun markasıyla ABD (aHomeRun.com), İngiltere ( HomeRun.co.uk ) , Suudi Arabistan ( sa.aHomeRun.com) ve Mısır’da ( eg.aHomeRun.com ) faaliyetlerine başlamış.
Armut, son 4 yılda en hızlı büyüyen 50 teknoloji şirketini belirleyen Deloitte Teknoloji Fast 50 Türkiye Programı’nda %2800’lük büyüme oranıyla ikinci olmuş.
Bu başarının sırrı ne?
Başak hanım’la yaptığım sohbetten ve yıllardır biriktirdiklerimden çıkardığım sonuçları paylaşmak için not aldım. Benim gördüğüm ilk etki,inanç. Anlattıklarından, Amerika’daki rahat yaşantılarını önce İsviçre sonra’da Türkiye’ye gelerek bozmuşlar. Hani şu moda tabiriyle konfor alanlarından çıkmışlar. Burada da profesyonel yaşantılarını önce Başak hanım sonra da eşi bırakarak bütün enrjilerini armut.com’a yönlendirmişler.
Zamanın ruhu
Başak hanım Türkiye’ye yerleştiğinde evini boyatması ihtiyacı hasıl olmuş. Aradan geçen yıllara rağmen o gün yaşadıklarını öyle canlılıkla anlatıyor ki; çektiği çileyi size ulaştırıyor. Sadece bir boyacı bulabilmiş, 1800TL gibi standartların üzerinde bir teklif almış ve boyacı ancak üç hafta sonra gelebilmiş.
İşte bu Başak hanımın disruption’ı yakalamasına sebep olmuş ve eşiyle birlikte yazılımı yapmaya başlamışlar. Benim burada iki analizim var. Herkesin dikkatini çeken disruption’ı yakalamak ama daha önemlisi zamanın ruhuna uygun davranmak. O zaman bu tip bir projeyi “kendi garajında çıkarmak” kolay ve mantıklıydı. Ancak yeni dönemde danışmanlarla ve dışkaynak kullanımları ile başlamayan bir proje yarım ve gerçekleşmesi zordur.
2. Hands-on
Bence bir patronun başarısının en önemli sırrı, projenin içinde olmasıdır. Başak hanım, gelen ilk hizmet isteğinin o an alanlarını kapsamayan bir Bursa’da dişçi isteği olduğundan bahsetti. Müşterisini bizzat kendisi arayarak, aslında hizmet alanlarını içinde olmasa da Bursa’da kendisinin de gittiği dişçinin bilgisini vermiş ve dilerse bir randevu ayarlayabileceğini söylemiş. İşte bence başarının en önemli sırrı burası. Yıllar önce ben de yemeksepeti.com’dan benzer bir istekte bulunmuş, Dalyan’a İstanbul simidi istemiştim. Nevzat Aydın ve PR ajansları ContactPlus+’ın kurucusu Orkide Gökhan imkanları zorlayarak bu talebimi gerçekleştirmişlerdi. Hem Orkide hem de Nevzat o zaman işin içinde, herşeyle ilgileniyorlardı. İkisinin de başarısının sebebi bence bu.
Başak hanımla konuşurken müşterisinin daha sonra başka bir talepte bulunduğunu detayları ile anlattı. Her ne kadar başak hanım bununla müşteri memnuniyetini yüzde 98 gibi inanılmaz bir rakama çıkarmış olsa da, biz buna işinin başında olmak diyoruz.
3. Dijital dönüşümü anlamak
Bir dijital pazar yeri kurucusunun dijital dönüşümü olmaz ki diyebilirsiniz. Birçok proje teknolojiyi işinin içinde çokça kullanınca dijital dönüşümü tamamladığını zannediyor. Ancak danışanlarıma, okuyucularıma ve dinleyicilerime hep anlattığım gibi dijital dönüşümün temelinde insan memnuniyeti var. Bunu gerçekleştirmeyen kurumların ileride başarılı olması düşünülmeyeceği gibi, yaşamaları da çok zor olacak.
armut.com, dijital dönüşümünü gerçekleştirmek için “trust & quality” departmanı kurmuş. Amacı sadece müşteri memnuniyetini maksimum seviyede tutmak olmuş.
4. İmkansızı gerçekleştirmek
Başak hanım müşteri memnuniyetini yükseltmek amacı ile özellikle tamamlanmayan hizmetler için bir sigorta sistemi düşünmüş. Bunu da sigorta şirketleri ile gerçekleştirmek istemiş. Ancak ne yazık ki sigorta şirketleri riski hesaplayıp, bir çözüm üretememişler. Daha önce benim de buna benzer reasürans merkezine kadar götürdüğüm, gerçekleşmeyen bir projem olduğu için yaşadıklarını çok iyi anladığımı söyledim. Ancak Başak hanım, durmamış, sigortayı kendi imkanları ile oluşturmuş.
İşte bir girişimcinin başarısının en son noktası da bu. Bazen önüne çıkan engelleri aşmak yerine kendine yeni bir yol inşa etmesi bile gerekebilir. Başarı onu yapmaktan imtina etmemekte.

Yılladır ciddi bir dijital uçurumun tam önünde bulunduğumuzun uyarısını yapıyorum. Hatta son yazılarımda uçurumun büyüklüğünü anlatmak amacı ile bu yarığı fay hattı olarak tanımlamışım. ( https://tinyurl.com/dijitalucurum ) Bu sadece bizim için değil, dünyada “muasır medeniyetler seviye”sine ulaşamamış bütün ülkeler için ciddi bir sorun. Bu seviyeyi tanımlamak için Malatya eski valisi Ulvi Saran’a kulak vermek gerekiyor. Sayın valim;
“Ekonomik kalkınma ve teknolojik gelişmişlik düzeyinin en önemli göstergelerinden biri,rögar kapağı ile asfalt seviyesi arasındaki ilişkidir. Rögar kapağı ile asfaltı aynı seviyede tutturamayan ülkeler orta gelir tuzağını aşamıyor,marka geliştiremiyor; motor,chip vs üretemiyorlar.” diyor.
Benim bu söylemden çıkardığım sonuç, eğer devlet rögar kapağı ile asfalt seviyesini eşitlemenin vatandaşının hayatındaki önemini düşünmüyorsa, gelişemiyor. Zira aynı bakış açısı, vatandaşın yaşadığı yerleşim yerlerine yakın nükleer santraller yapmasına, dünya taşımacılığı yepyeni bir bakış açısına yaklaşırken ormanı ikiye bölen asfaltlar yapmasına sebep oluyor. Aynı yaklaşım, blockchain, yapay zeka, drone gibi gelişi aşikar teknolojilere ilgisiz kalınmasına, devlet desteklerinin dünya trendleri olan bu alanlarda inovasyon yerine, kuaför, büfe gibi yatırımlara gitmesine sebep oluyor.
O zaman da Güven Borça’nın yıllar önce sorduğu soruyu bir daha sormak gerekiyor….
Bu topraklardan marka çıkar mı?
Şu ana kadar okuduklarınızın hepsini değiştirebilirsek bu topraklardan koca koca şirketler de çıkar. Hatta formülü de son derece basit. Elinizde işe yarar şekilde çalışan bir ürün olmalı. Tabii ürünün ana alanı da nesnelerin interneti, yapay zeka, büyük veri olmalı.
Ürün evrensel standartlara uygun şekilde kullanılabilir olmalı. Son dönemde ortaya çıkan markalara bakarsanız hepsinin Amerikan pazarında yeşerdiğini göreceksiniz. Yeni bir şirketin gücü satışını arttırmasındadır. Bunun da Türkiye gibi küçük pazarlarda güçlenmesi mümkün değildir. O yüzden son dönem Avrupalı bir çok marka gibi büyümek için Amerika’yı kullanmak gerekiyor.
Eğer pazarın dinamikleri bir Türk markası için sorun olacaksa yıllar önce oluşturduğumuz BBS’in Kanada pazarında büyüyüp sonra dünyaya yayılması gibi bir strateji doğru olabilir. Her ne olursa olsun
Ve inovasyon
İşte asıl önemli kısma geldi. Bu tip pazarlar yenilikçi olmayan ürünlerin çıkmasına çok da izin vermezler. Bu nedenle ürünün inovatif olması şart. İnovasyon, disruptive olmak zorunda. Bu nedenle insanların evrensel bir sorununa çözüm üretmek durumunda. Ancak son dönem teknolojilerinin çoğu evrensel yaklaşımlara çok da izin vermiyor. Bilişsel zeka lie makine öğrenmesi yapan bir yapay zeka, kültürel ve dilden kaynaklanan sorunları aşmak zorunda. Bu da evrensel tercihleri engelliyor. Büyük veri’nin de sonuçları yerelleşmeye takılıyor.
İnsanlığın gelişimini engelleyen alanların başında tüketim toplumu ve kapitalizmin defoları geliyor. Çoğunluk ise kaynakların kullanımında tasarrufu ön plana çıkarmadan çözülebilecek gibi görünmüyor. Bu yaklaşımla özellikle evrensel tasarruf işlevini yerine getiren ürünlerin daha başarılı olacağını görebiliyoruz.
Türkiye’de son dönemde geliştirilen, benim de beğendiğim ürünler arasında, bir araştırma yaptığımda, birkaç hafta önce de mobil uygulamasından bahsettiğim Cosa (akıllı oda termostatı) bu parametrelere çok uyuyor. Ürün çalışır durumda ve gerek mobil uygulaması, gerekse müşteri deneyimi açısından evrensel standartların üzerinde. Dünyadaki rakiplerinden biri olan Nest’in kullanımından daha kolay. (Nest’i Google’ın aldığından bahsetmek gerekiyor).
Ancak Cosa şu an sadece Türkiye pazarında, bunu en kısa zamanda değiştirmeli. Ürünün bir ekranının olmaması benim gibi power kullanıcılar açısından problem değil. Ancak yaptığım araştırmalar bunun özellikle ev kullanıcısı açısından öncelikli olduğunu gösteriyor. Tabii örnek olarak Cosa’yı göstermemin en önemli sebebi bu projenin inovatif tarafının fosil yakıt tüketimini azaltmak ve verimli enerji kullanımını arttırmak olduğunu söylemek gerek.

Dünyanın büyük teknoloji şirketleri o kadar hızlı ve çok çalışıyorlar ki; kimse yaptıklarının şirket yönetimini ne kadar etkilediğini görmüyor, göremiyor. Hepimizin çok başarılı bulduğu, Google, Apple ve Microsoft’un genel bir SWOT analizini alsak, zayıf yönleri ve karşılaştıkları tehditleri nasıl değerlendirmek gerekir?
Google
Google’ın en güçlü yönü tabii ki dünyanın an popüler bilgi kaynağı olan web’i elinde tutması ve bunu yapmak için kullandığı arama motoru, indeksleme sistemi ve botlarıdır. Ancak Google projelerinin birbirine entegre olmayışı, olamayışı gerçekten düşündürücü. Mesela Gmail’inize gelen bir e-postanın eklenti dosyalarını, otomatik olarak Google’ın zaten sahip olduğu sürücü (Google Drive’a) atamaması bunun en basit örneklerinden biridir. Projeler arasındaki entegrasyon problemi o kadar ciddi bir hal aldı ki; Google’a “Google Drive” yazdığınızda Wikipedia’nın ilgili başlığı geliyor. Google işte bu sorunu çözmek için Alphabet’i kurdu. Ancak geçen zaman holdingleşmenin sorunu çözmek yerine iyice grup şirketleri arasındaki çekişmelere dönüştüğünü gösteriyor.
Google’ın en büyük tehditi bu zayıflığının da içinde bulunduğu kontrolsüz büyüme. Bu girdikleri birçok yeni ülkede başlarına mevzuat problemleri açıyor. İşin kötü tarafı bu mevzuat problemleri ve özellikle de vergiden kaçınma faaliyetleri, aradan bir iki yıl geçtikten sonra yüklü cezalar olarak kendilerine dönüyor.
Fırsat noktasında ise Google’ın elinde yıllardır oluşan indekslenmiş web verisinin yapay zeka için inanılmaz büyük bir veri kaynağı olması var. Şu an bilişsel öğrenim ile çalışan bir yapay zeka için sahip olunabilecek en verimli veri kaynağının sahibi Google. Ancak tabii projeleri arasındaki entegrasyonu daha net sağlayamazsa, arama motoru indeksleri ile yapay zeka iki farklı yöne düşerse buradan büyük bir fırsatı kayıp etmiş olurlar.
Apple
Apple’ın en güçlü yönü için herkesin aklına gelen ilk başlık eminim Steve Jobs. Bana sorarsanız güçlü taraftan ziyade en büyük tehdit. Benim Apple için tanımlayabileceğim en güçlü yan yazılım kalitesi, odaklanan yapısı ve Steve Jobs döneminde kurduğu servisleri. iTunes ve bulut servisleri olarak görüyorum. Apple’ın ürünlerini birbirine bağlayan senkronize veri ağı, kullanıcıların da en ciddi sadakat yapısını oluşturuyor. Bu nedenle genellikle iyi Apple müşterileri, verimli bir bilişim altyapısı için, bütün ürünleri markanın çözümlerinden seçmek zorunda olduğunu bilir.
Apple için güçsüz yönden önce tehdidi yazmak doğru olur. Yıllardır yatırımcı, CEO çatışmasında Steve Jobs’ın haklılığına inanan yatırımcı Tim Cook’a hakettiğinden daha çok değer veriyor gibi görünüyor. Bu aynı zamanda Apple’ın en güçsüz yönü.
Microsoft
Yılların büyük teknoloji şirketinin müşteri yapılandırması çok ilginç. Yarısı kurumsal, yarısı da kişisel müşteriler. Ürün yelpazesi o kadar geniş ki; kazandığı müşterisinin kendisinden ayrılması çok zor. Herkesin yazılım şirketi olarak tanımladığı Microsoft’u açıkcası ben iyi bir pazarlama şirketi olarak tanımlarım. Zira Microsoft’un sektöründe lider olan çözümlerinin (satış anlamında değil, popülerlik ve başarı anlamında) çoğunu kendisi yazmamış satın almıştır. DNA’larında kişisel bilgisayar ve kişiselleştirme olan Microsoft hiçbir zaman iyi bir network ve internet şirketi olamamıştır. Bunu Windows’un ağ altyapısının Unix tabanlı bilgisayarlara göre ne kadar sonradan ekleme olduğunu incelediğimizde farkediyoruz. Aynı şekilde, yakın zamana kadar Microsoft’un browser çözümü olan ve Netscape’in yerle yeksan olmasına sebep olan “Internet Explorer”da aslında Microsoft’un kendi yazdığı bir yazılım değildir. Bir satın almadır. Tıpkı Hotmail, Skype gibi.
Microsoft’un en güçsüz tarafı, kendini bu bilgilere rağmen bir yazılım şirketi olarak konumlandırmasıdır. Bu nedenle aslında yıllarca çok başarılı oldukları donanım tarafını görmezden geldi. Bu nedenle birçok kişinin kendisine çok ümit bağladığı yeni CEO Satya Nadella’nın da aynı hataya düşmesi konusunda endişelerim var. Ancak Microsoft’un son bir iki yılda ciddi anlamda yol aldığını da çok net görebiliyorum. Tabii ki son dönemde trendler Microsoft’un güçlü olduğu tarafa gitmezken bile bence en büyük fırsatı yine de CEO Satya Nadella.

Kullanıcı dostu mobil uygulamalar her zaman bir adım önde
Sosyal medyanın Netizen (internet vatandaşı) kullanıcıları tarafından yaygın şekilde kullanılmaya başlaması alıştığımız web’e olan ilgiyi azalttı. Bu da web sitelerinin SEO tarafında gücünü toplu yapılara bırakmasına sebep oldu. O yüzden markalar yerleşik internette çoğunlukla sosyal medya, pazaryerleri gibi toplu alanları kullanmayı tercih ediyor. Bu, mobil interneti de ciddi anlamda etkiledi. Tarayıcı kullanımından uzaklaşan mobil kullanıcı da uygulamalara yöneldi. Aslında bunun bir başka sebebi de cep telefonlarının üzerindeki sensörlerin ve birçok yerde ihtiyaç olan kullanıcı izinlerinin ancak uygulamalar üzerinden alınması.
Yapılan araştırmalar ortalama bir kullanıcının cep telefonunda 70 civarında uygulama olduğunu gösteriyor. Bu uygulamalardan bazıları o kadar niş konuları içeriyor ki… Ayda yılda bir kullanılmasına rağmen yine de yüklü kalması gerekiyor. Bunlar, genelde markaların kendi geliştirdikleri uygulamalar…
Menüler ve Navigasyon
Büyük markaların yaptığı uygulamalar dijitalleşme trendlerinin etkisiyle artık hamburger menüleri gibi klasik veri tabanı kullanmıyor. Kullanıcı dostu ara yüzler tercih ediliyor.
Son dönemde bu konuda iki örnek gördüm. Birisi Türk Hava Yolları’nın mobil uygulaması. Açılışta bizi bilet ve check-in gibi uygulama kullanıcısı için hayati iki konu karşılıyor. Ancak bu alanlarda yapacağınız faaliyetleri, Miles and Smiles kullanıcısı olarak bağlansanız bile sistem sizi belli bir süre sonra attığı için kullanmak neredeyse imkansız. Hatta bu uygulamada keşfettiğim en ilginç hatalardan biri, Miles and Smiles üyeliğini açsanız bile yaptığınız işlemlerin kaydının alınmaması.
Bu menü sistemlerinden dikkatimi çeken en iyi Türk uygulama Cosa. Kombilerin dijitalleşmesini sağlayan projenin uygulaması ciddi bir kullanıcı deneyimi içeriyor. Her an evdeki kombiye bağlı olan baz istasyonundan bilgi alması gereken uygulama bunu sorunsuz gerçekleştiriyor. Üstelik her baz istasyonu başka bir lokasyonda ve farklı internet bağlantılarına sahip olmasına rağmen… Bu arada, uygulamanın kullanıcı deneyimi çok güzel çalışıyor. Kullanırken bundan sonra nereye basmam gerekiyor acaba hissini yaşatmadan ihtiyacınız olan tuşlar karşınıza çıkıyor.
Bu noktada yapılacak işlemlerin veri ağırlıklı olmasından dolayı, klasik menüler kullanan İş Bankası uygulaması da özelleştirilebilir menüler sayesinde bir farklı çözüm bulmuş.
Elbette, mobil uygulamalar için ekran büyüklükleri de ciddi sorunlar arasında. Bunu çözmek için yapay zeka kullanan iki farklı yaklaşım dikkatimi çekiyor. Biri Garanti Bankası, diğeri de Apple Watch üzerindeki dashboard (dashboard’un da bir uygulama olduğunu unutmamak gerek). Ancak yapay zekanın özellikle iki dil kullanan bir power user’ın ihtiyaçlarını anlamaktan çok uzak olduğunu söyleyebilirim. Bu nedenle kullanıcıyla etkileşim haline giren yönlendiren uygulamalar gibi yapay zekayı genelde kullanmamayı tercih ediyorum.
Navigasyon konusunda hala en iyi yöntemin iyi bir kullanıcı deneyimi olduğunu düşünüyorum. Bunu da bahsettiğim uygulamalar arasında en iyi yapan ‘Cosa’. En kötü yapan konusunda ise kararsızlıklarım var. Malum tavanın belli tabanın belli olmadığı bir iş bu. Ancak elindeki seksi içeriği en kötü sunan uygulama konusunda en çok dikkatimi çeken Tivibu Go. Birçok kanalın video içeriklerini elinde bulunduran uygulamanın, çok iyi bir kullanıcı deneyimi vermesi gerekirdi. Ancak mevcut uygulama ekran büyüklüğü engeline takılmış kalmış. Uygulamayı yönetmek, kanallar arasında geçiş yapmak, geçmişe gitmek ciddi anlamda azap. Bu güzel içeriğin bu kadar yanlış kullanımı insanı çok üzüyor. Halbuki uygulama, cep telefonu üzerinde bu tip bir içeriği sosyal TV imkanları ile de birleştirip harika bir televizyon deneyimi yaratma imkanı sunuyor.
Geçenlerde üç yaşına basan kızım Zeynep Su ile birlikte geçirebileceğimiz vakitte Apple TV üzerinden çok seveceği bir filmi açtım. Gördüğüm kadarı ile ne filmin süresi bu kullanıcı kitlesinin alışkanlıklarına uygun yapılmış, ne de mecrası. Artık çocuklar televizyon seyretmektense üç-beş dakikalık videoları mobilden seyretmeyi tercih ediyor.
Geçenlerde okuduğum Xsight araştırması da bunu destekler nitelikte; 15 yaş altı gençler cep telefonu ile her şeyi hallediyor, televizyon sahibi olmak istemiyor ve hatta kullanmıyor.
Bu, Tivibu Go gibi uygulamalar için harika bir imkân. Ancak ne yazık ki bu fırsatı değerlendiremiyorlar.