Kategori: – Canteen

İlk katalog şeklindeki html sayfalarından oluşan siteler vardı. Bunlar size ihtiyacınız olanı getirmek için bir şablondan yığınlarca hazırlanmış dosyalardı. Bu dosyalara rağmen cgi uzantılı genelde “”c”” veya unix shell batch komutlarıyla hazırlanmış küçük programcıklar da vardı fakat bu dosyalar dinamik içerik üretmek için kullanılmazdı. Daha sonra birgün sörf yaparken Microsoft sitesinde asp uzantılı dosyalar görmeye başladık. Ne olduğunu anlamak için kendi bilgisayarımıza çektiğimizde html komutları ile dolu doyalar geliyordu. Bir süre sonra bu dosyaların aslında sunucu tarafından hazırlanan ve ona gönderdiğimiz parametrelerle dinamik bir içerikten oluşan aktif sunucu sayfaları olduğunu anladık. Hatta bu içeriği oluşturmak için veritabanıyla bağlantı kurmak mümkündü.
ASP veri tabanı konusnda son derece başarılıydı fakat önemli iki eksiği vardı. Birincisi bir html sayfasından yada internette halka sunulmuş bir içerikten bilgiyi alma ve bunu farklı şablonlarla sunma özelliği yoktu. Bu özelliği ASP üzerinden eklemk istediğinizde bir component yazmak zorunda kalıyordunuz. Fakat component içindeki kodu görme işi meşakatli bir iş olduğundan hosting firmaları bu konuya pek yaklaşmıyorlardı. ASP’nin ikinci büyük eksiği ise upload konusuydu. Web üzerinden bir sayfayı upload etmek çok ama çok zor bir işti. Componentlar ise bazen sunucunun bütün kaynaklarını yeyip bitiriyorlardı.
Bu sorunları çözmek için perl uygulamalarına yönlendik. Perl tam bir üst düzey dildi. İhtiyaçların büyük kısmını çözüyordu. Tek sorun bir internet uygulaması geliştirmek için en çok lazım olan veritabanı bağlantıları, kısa hesaplar gibi konularda perl ile çalışmak son derece zor oluyordu. Bu sorunları çözmek için iki farklı sunucu üzerinden işlerin yürümesine yani web çiftlikleri kurulmasına başlandı. Bu aslında son derece zor işlerden biriydi. Çünkü sunuculardan biri bazen düşüyor ve hizmetlerin bir kısmı duruyordu. Yada açtığınız bir ankete son derece fazla başvuran olunca sunucu kendiliğinden gömülüyordu. Bunlar internet işleri yapanların en büyük sorunlarıydı. Bu sorunları çözmek için heran sunucunun ayakta olup olmadığını kontrol eden “”Whatsup?”” türü programlar kullanıyorlardı. Fakat bu seferde Pazar akşamı evde oturuken göçen bir sunucunun eski haline nasıl gelebileceği sorun olmaya başladı. Bunu ise Compaq’ın clustering service isimli bir ürünü çözdü. Trafiği yönlendiriyor hatta sorunlu sunucunun üzerinde çalışan uygulamaları başka sunucuya yönlendiriyordu. Bu sorunların büyük kısmını çözdü. Fakat bu sefer de her sunucuda son derece fazla bilgi varken bu bilginin indekslenmesi dışardan bilginin alınması, bilginin değişik internet araçlarına gönderilmesi gibi önemli konular oluştu.
Bu arada sunucu üzerinde kullanılan dillere PHP’de katıldı. ASP’nin gücünü ve kullanabilirliğini kendi gücü için kullanan bir dil daha geliştirilmiş oldu. Böylece Chili ASP adlı ara uygulamadan vazgeçilmiş oldu.
Yeni uygulamalar gelişip duruyor. Bunların arasında çok başarılı olanlar, başarısız olanlar da var. Fakat ileriye bakıldığında ASP, PHP, Perl gibi dillerin bir önemli sorunu olduğunu görüyorum. Animasyon, hareketlilik bu dillerin özünde yok. Çünkü sonuçta prezantasyon için html kullanılıyor. Flash ise beşinci versiyonuyla birlikte dinamik içerik sorununu çözdü. Bu nedenle uzun vadede flash’ın altta bir dinamik içerik kullanımı ile son derece başarılı bir uygulama dili olacağını zannediyorum. Bu arada Flash’ın tabiiki vektörel bir uygulama olmasından dolayı oluşan font sorununu çözmesi gerekiyor..
Eğer yeni bir dil veya teknoloji öğrenmeyi düşünüyorsanız flash öğrenmenizi tavsiye ederim…
NETleşmek üzere…

Geçen hafta oldukça ilginç toplantılar gerçekleştirdim. Birincisi Toshiba Notebook’un Genel Müdür’ü Aytaç Biter ile oldu. Bir öğle tatili boyunca sektörün eskilerinden biriyle tadına doyulmaz bir görüşme yaptım. Toplantının başında asıl amaç Toshiba’nın avrupa grubuna daha doğrusu Almanya’ya bağlanmasının mutluluğunu paylaşmaktı. Ama konu kısa zamanda Cebit’ten, yeni teknolojik gelişmelere oradan da son dönemlerin modası olan bluetooth’a kadar geniş bir spectrumdaki birçok konuyu konuştuk. Aslında uzun zamandır bu konularda eskilerin değişlerine hakim biriyle konuşmayalı çok olmuştu. Toshiba uzun zamandır yeni teknolojiler üzerine çalışıyormuş. Bu yeni teknolojiler arasında laptop ve notebook’lardan, mp3 playerlara, cep telefonlarından, hologram ekranlara kadar son derece çok yenilikten bahsettik. Bu yenilikler bu son dönemde Türkiye’ye de kısa zamanda ulaşacakmış. Aslında bu yenilikler den bahsederken Bluetooth’u da atlayamadık. Son derece önemli ve Toshiba tarafından desteklenen bir teknoloji. Gerçi arkasında sadece Toshiba değil, Ericsson’dan Nokia’ya kadar birçok teknoloji devi var. Yeni ürünler ise kapıda. Geçen hafta Toshiba Notebook’lardan birinde bluetooth teknolojisi ile karşılaşmıştık. Bu muhtemelen yakın zamanda hayatımızın her alanına girecek. Bluetooth çipi son derece küçük ve işlevli. Kısa bir alanda radyo dalgaları sayesinde diğer bluetooth ürünleri ile veri iletişimine girebilen bu ürün gerçek bir devrimin başlangıcı niteliğinde. Yine geçen günlerden birinde Microsoft .Net vizyonunu açıkladığı bir filmde de bluetooth kullanan cihazları incelemişti.
Bu arada neredeyse bluetooth kadar yakın bir zamanda çıkacak bir üründen daha bahsettik. Bu ise kırıştırılabilir, katlanabilir ekran. Bu ekran aynı zamanda küçük bir cpu’ya sahip bu nedenle küçük bir bilgisayar olduğunu da söyleyebiliriz.Tabii herhalde bu ekrana istediğiniz yazıyı yazabildiğinizi de söylememiz gerekmiyor.
Bu hafta içinde yaptığım ikinci görüşme ise hepimizin software güvenliği, software yatırımı ve lisanslama açıısından son derece önemsediği ASP (Aplication Service provider) yani Türkçesiyle Uygulama servis Sağlayıcılığı olarak adlandırılan servisler. Geçen hafta Microsoft ile yaptığı anlaşmayı duyuran Koç.Net bu hafta da kendi binası içinde bir demostrasyon ile gelecek vizyonlarını, Türkiye’nin internet politikası hakkındaki düşüncelerini açıkladılar. Koç.net uzun süredir internet teknolojileri konusunda gerek grup içine gerekse grup dışına aynı oranda yakın olan bir firma olarak yeni vizyonunda internetin geleceği konusunda son derece doğru kararlar içinde.
Özellikle ASP vizyonu Türkiye’de orata dereceli şirketleri yani Kobileri yazılım yatırımı yapmadan lisanslı program kullanabilme konusunda son derece büyük imkanlar açıyor. Bu nedenle yapılacak hertürlü yatırımı desteklemek geerktiğini düşünüyorum. Bu aynı zamanda yine geçen hafta içinde Microsoft yetkililerinden Mustafa Kılıçarslan ile yaptığımız görüşmenin de ana konusuydu. Kendisine bu konuyu açtığımda Mustafa bey, Türkiye’deki lisanslama konusunda, özel bir çalışmanın yapılması ve kişisel kullanıcı ve kobilerin bundan daha fazla yararlanması konusunda paralel düşünceler içinde olduğumuzu belirtti. Bu ise beni son derece mutlu etti. Umarım telif hakları o kadar makul seviyelerde olur ki lisanssız program kullanmak bir dezavantaj halini alır.
NETleşmek üzere.

Yıllar önce iki meraklı oturup iki bilgisayarı birbirine bağlamış. Graham Bell, söz konusu olduğunda bu belki son derece büyük bir başarı sayılmazdı ama şu an bir bakış açısına göre (bu bakış açısı fikirlerine son derece saygı duyduğum bir gazeteci büyüğüme aittir) kapitalizmin iki çıkış noktasından biri olabilecek kadar önemlidir.
İnternet önce bir lüks, bir oyun aracı daha sonra da her fikrin üzerinde yaşadığı bir bilgi platform, bir hayat tarzı olarak okullarımıza, işyerlerimize ve hatta kolumuzdaki saatlere kadar yerleşti. Bu bilgi platform üzerine önce elzem olmayan bilgilerimizi yerleştirdik. Ama artık VPN lerle birlikte en hayati bilgilerimizde dahil herşey bu bilgi sathının üzerine yerleşeti.
İnsanın haberleşme adına yaptığı herşey bu ağın bir parçası oldu. Şu an canlı yayınlar da dahil olma üzere herşey bu ağın bir parçası.
Bu bilgi ağına web-centric bir gözle baktığımızda bizi ençok rahatlatan şey kaotik bir yapının varlığıdır. Doğal olmanın bir numaralı kuralı bu. Kendinden gelişen ve doğal yollarla büyüyen her “”yaşayan”” formun kaderi belkide. Peki bu kaotik yapı bazı noktalarda zorlamalarla düzenli bir yapıya dönüştürülürse ne olur?
Avusturalya yakınlarında bir adada fare popülasyonunun artışı üzerine yapılan araştırmada doğa bilimcileri, bu gidişatı durdurabilmek için adaya kedi getirmeye karar verdiler. Gelen kediler fareleri yeyince asıl sıkıntının farelerin çoğunlukla yedikleri böceklerin artışında olduğunu görmüşler. Adadaki böcek popülasyonu artınca da doğaya birkez daha müdahale ederek belli bir kuş türünün adada bulunmasını sağlamışlar. Kuşlar baskın bir şekilde üremeye başlayınca da o adadaki en önemli kuş türlerinden birinin soyu tükenmişti. Belgesellere meraklı biçok kişinin hatırlayabileceği bu olay, daha sonra büyümenin doğal yapısına ters düşülmemesi konusunda belki de en önemli kıstaslardan biri olmuştur.
İnternet üzerindeki yapı genel olarak çok başıbozuk ve kaotik bir şekilde büyümesine rağmen bu büyüme oldukça doğal bir düzlemde gerçekleşmektedir ve bu doğallık bir müdahaleyi gereksiz hatta yanlış kılmaktadır.
Bir ülkenin bütün internetinin tek bir noktadan çıkması durumunu varsayalım. Sonra bir başka ülke ile arasında bir sorun çıktığını ve bir şekilde bu çıkışın kapandığını varsayalım. (Bunun bir yöntemi ambargo diğer yöntemi ise bir bombalama olabilir.) Bu durumda bu ülke haberleşmesini neyle sağlayacak. Yada bir başka durum bütün internet bağlantıları tek bir hat üzerinden verilsin. Herkes aynı noktadan internete ulaşsın o zaman sonuç ne olacak? Bu hat bozulduğunda kim sorumlu olacak? Ne kadar tazminat ödeyecek? Veya hiçbir sorun yokken gayet rutin bir teknik düzenlemenin kimseye haber verilmediği düşünelim firmaların uğradıkları kesintiden kayıplarını kim ödeyecek? Nasıl hesaplanacak ve bu karşılanabilir bir zarar mıdır?
Bunları yaşayacak bir ülkenin var olduğunu zannetmiyorum veya 2000 yılında ayakta kalabileceğina inanmıyorum.
Netleşmek üzere…

A-Devlet
Yeni sakız e-devlet. Neymiş herşey daha hızlı olacakmış. Nüfus sayımı denemesinde son derece başarılı olduk, artık bu konudaki herşeyi internetten görebiliyoruz ya şimdi iş e-devlete kaldı. Bu ninni ne zaman bitecek merak içinde bekliyoruz.
Microsoft Sitebuilders toplantısında sql üzerinden yeni bir query sistemi anlatılıyor. Konu oldukça ilginç, elimizde datanın çeşitli boyutlardan query edilmesi ve sonuçlarının analiz edilebilecek şekilde üç boyutlu bir analiz yapısı. Anlatımdan sonra Yeni Zellanda nüfus sayımı sonuçlarının database üzerinde tutluşu ve analiz edilmesi konusunda bir örnek gösteriliyor. Arkadan bir ses geliyor;
– Bizim nüfus sayımını da böyle analiz edebilir miyiz?
Cevap ise yanındaki arkadaşından geliyor:
– Tabii ama biz daha toplamı bile öğrenemedik.
Yeni Zellanda’da nüfus sayımı datası üzerinden erkeklerin sigara içenlerinin, içmeyenlere oaranını bir web sitesinden görme imkanı varken, biz sonucunu bile öğrenemiyoruz. Nerede bu e-devlet?

B-Devlet
Bilişemediklerimizden misiniz?
Gümrüklerimizde son birkaç ay içinde son derece büyük bir bilişim ürünleri birikimi oldu. Teknoloji ürünlerinin Türkiye’ye girişi konusunda yeni bir yasa çıkarıldı. Türkiye’nin bir teknoloji çöplüğü olmasını engellemek amacıyla, içeri girecek bütün ürünlerin üzerinde 2001 model yazısının olması gerekiyormuş. Arabaların bu tip bir yazı ile geldiğini biliyorum ama bir bilgisayarın yada bir ses kartının üzerinde 2001 model yazısı görmedim. Görebileceğimi de zannetmiyorum. Zaten bu ülkeye eski teknolojiyi sadece tabak çanak basını soktu. Onları da bu tip yasaların durdurabileceğini zannetmiyorum. Olan Türkiye’deki distribitörlere oldu. Yine ürünler kaldı. Piyasadaki teknolojiler pahalandı. Zaten bu ülkede arasanızda eski teknoloji bulamazsınız. İsterseniz MMX mdel hatta bırakın MMX’i Pentium model bir cpu arayın. Olur ya cpu’nuz bozulmuştur ve anakartınızı değiştirmek istemiyorsunuzdur. Denemesi bedava. Piyasa da zaten eski teknoloji bulmak mümkün değilken bu şirketlerin hareketlerini kısıtlamak ne akla hizmet?

C-Devlet
Communication…
Hala TT satılacak diye bekliyenler vardır eminim. Ben açıkcası 95’te satılsaydı sevinecektim ama artık 2001’deyiz ve bu saatten sonra satılsa kaç yazar merak ediyorum. Avrupa’da telekominikasyon şirketlerinin satışı bitti. Yani artık piyasa da para da kalmadı, bu işin avantaj dezavantajları da ortaya çıktı. Eğer bu işten devletler zarar ettiyse satmamızın anlamı yok. Yok eğer devletler bu işten kar ettilerse, o zaman zaten araki TT’yi alacak birini bulasın. Bu saatten sonra her halikarda bizim TT kelepir oldu. Zaten görünen o ki kimsenin de satmaya niyeti yok…

D-Devlet
Devamlılık
1991’den bu yana internet popüler olsun diye uğraşıp durduk. Yıllar gelip geçti. Geçen yıl internet bir anda popüler bir hal aldı. Herkes konuya ilgi duymaya başladı. Biz de ne ala bu ülkede yeni yapılanmalara yol açar diye beklerken, aptal sarışınlardan, karizmatik beyaz saçlı beylere kadar onlarca kişi parsayı paylaşıp yeni popülerleri tüketmek için başka limanlara yelken açarken, bilişimciler arkadan bakakaldılar. Üzerine bir de kriz yaşadık. Bundan herkes payını aldı ama galiba paylar eşit dağıtılmadı. Onlarca teknoloji şirketi iflas etti. İflasların arkasında çeşitli nedenler var belki ama onlarca beyin ve kalifiye eleman ortalığa döküldü. Dökülmekle kalmadı, büyük bir kısmı batıya göçünü devam ettirip ver elini Amerika yaptılar. Buyurun işte kalifiye elemanlarımızdan oluyoruz. Tabii biz de beyin çok nasıl olsa onlar gidip orada hintlilerin yerlerini doldursunlar, biz burada yeni elemanlar yetiştiririz.
Devletin devamlılığı bu olsa gerek… Batıya göçün devamı….

E-Devlet
Efendiler;
Efendiler kendinize geliniz diyesi geliyor insanın. Bilişim’i durdurup adını konuşmakla birşey olmuyor. Beline baltayı vuracağınıza neden yardım almayı denemiyoruz.?
NETleşmek üzere….
Benden Duymuş Olmayın

– Dot.com.tr krizi devam ediyor. Aslında öncelikli olarak, holdinglerin eteklerine yapışan şirketler döküldü. Zaten büyük bir kısmı açıklarını holdinglerin diğer şrketlerine kapattırıyorlardı. Harvard Üniversite’sinde dot.com şirketleri olma yolundaki bu kuruluşları ayrı bir kategoride değerlendiriyor. Yani Türkiye’de bu mantıkla dot.com şirketi pek yok. Malum o zaman bizi kriz etkilemiş olamaz.
– Bu relay’e açık SMTP server’ların durumu ne ilginç. Geçen haftalarda medya kuruluşlarımızın birindeki bu sıkıntıyı size söylemiştim. Bir de finans kuruluşumuzun böyle bir sorunu var, ama bilşim uzmanının bunu farketmesi için daha çok ekmek yemesi lazım gibime geliyor.
– Bu finans kuruluşları da çok oluyor. Yine bir kuruluş yüzünden koca holding yerle bir oldu. İşin kötü tarafı yine ilk düşen koca holding’in internet şirketi oldu. Tabii ucuza net şirketini görünce şirketin üst düzey yöneticilerinden biri şirketi ucuza kapattı.

Haftanın Sayısı

9
Yeni platformun yeni ve geometrik yükselen bir reklam pastası olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir. Geometrik gelişmeye örnek olması açısından birkaç rakam vermek sanırım yararlı olur. Dünyada internet üzerinde reklam için dönen para, 1995 yılında 100 milyon dolarken, bir yıl sonra 390 milyon dolara yükselmiştir. Aynı mantıkla bu rakam bu yıl tahminlerin neredeyse iki katı yüksek çıkmış, büyük forecast şirketlerinin tahminleri 4.4 milyar dolarken, bu rakam 9 milyar dolar olarak hesaplanmıştır. Türkiye’de ise yine aynı yıllarda bu rakamlar telaffuz edilir hale gelmiştir , 1999 yılında 5 milyon dolar iken ekonominin iniş çıkışlarına rağmen 2000 yılında 9 milyon dolarlara ulaşmıştır. 2001 yılında Türk şirketleri ilk defa internet reklamlarını bütçede kalem olarak almış olduklarından, bu yıl 75 milyon dolarlık bir tahmin oluşmuştur. Bu sayede Türkiye’de reklam bütçesinde belli bir paydanın internet üzerinden döneceği de tahmin edilmektedir.

Haftanın Ekranı:
Aria.com
Ben bu siteyi gerek tasarım gerekse logo yönünden çok beğendim. Aslında renler fazla cırtlak.. Biraz daha pastel tonları kullanılabilirdi. Bir de yuvarlak yerine elips kullanılsa tadından yenmez güzel bir logo olurdu. Bu arada bu logo bana bu aralar yapılan bir kampanyayı hatırlattı ama isim aklıma gelmiyor şimdi. Neyse bu koskoca iletişen toplumda birinin aklına mutlaka gelir ;-))

Medyanın Kronikleşmiş Hallerine Eleştirel Bakış

Yer: Bir mahalle berberi

Tarih: 04.02.2001

Hürriyet Gazetesinde Emin Çölaşan’ın internet ortanımda okuyucuları ile buluşma çabası konu ediliyor. “Haber”e göre, Emin Bey chat ortamına girince önce birkaç korsan bilgisayarcı, onun ismine yakın nickler alarak kaos yaratmaya çalışmışlar. Daha sonra da Emin Bey’in chatte olduğunu farkeden internet kullanıcıları öyle bir akın etmişlerki chat ortamı kilitlenmiş. Şimdi iyi hoş da siz böyle bir chat ortamına bir konuk yazar alıyorsanız, onun ismine yakın nicklerin alınmasını neden engellemiyorsunuz? Hadi bunu düşünemediniz ve saldırılar oldu, peki ne akla hizmet sistemimiz yoğun ilgiden kilitlendi diyorsunuz? Televizyonda çalıştığım günlerde, yaptığımız bir yarışma programında bunu yaşamıştık. Telefon santraline gelen yoğun talep, o bölgenin hatlarının belli bir sure kilitlenmesine neden olabiliyordu… Fakat bahsettiğiniz, telefon değil internet server’ınız? Buna ya inanmamamız lazım yada internet altyapınızın nasıl bu kadar kötü olduğunu sorgulamammız lazım. Örneğin sizin load balance yapan bir serverınız bir cluster yapınız yoksa nasıl internet işine girişiyorsunuz. Yapmayın daha iyi. Gerçi suç tam olarak sizde de değil, bu işi hala iki üniversite öğrencisinin boş zamanlarında yürütebileceği bir faaliyet olduğunu zanneden patronlarınızdan kaynaklanıyor.

Yer: Hisar Üstü, Malum çok sevilen bir kahvaltı mekanı Kale.

Tarih: 06.02.2001

Yoğun iş temposundan sıkılıp yine buraya sığındım. Biraz stres atmak için bal-kaymak yeyip süt içiyorum. Buranın Bal kaymağı, menemeni ve manzarası nefistir. Aslında sıkıntımı atmak için manzarayı seyretmek yerine, Aktüel’de eski ve çok sevgili dostum Şahin Artan’ın sayfasını okuyorum. Yine çizgi roman işine kafayı takmış .Türkiye’nin en eski çizgi roman kolleksiyoncularındandır kendisi. Ama ondan şu ana kadar çizgi roman almayı başaran da olmamıştır. Gerçi birgün bir konuşmamız sırasında bana sen Conan seversin sana birkaç Conan getireyim dedi ama laf orada kaldı. Hala bekliyoruz bakalım. Yazısında çizgi roman ısmarlarken Hotmail üzerinden yazdığı bir mailin nasıl bloklandığını anlatıyor. Aslında bu konuyu sadece bu noktada bırakmış olmasına üzüldüm. Ondan bu bloklamanın neden şimdiye kadar gerçekleşmediği ama şu an böyle birşeyin olduğu, ayrıca neden hotmaile gelen değil hotmailden giden mesajlara bloklama konulduğuna dair bir açıklama okumak isterdim. Ama nedense Şahin işin bu kısmını atlamış. Asıl mesele Ms’in yeni çıkarmış olduğu MSN explorerdan kaynaklanıyor. Bu program sayesinde Hotmail hesabınızı bir webmail değilde pop3 mailmiş kadar kolay kullanabiliyorsunuz. Tabii bu sadece mail almayla değil, mail yollamayla da ilgili. Tabii Hotmail bu kolaylığı yapınca giden maillerden dolayı abuse liste girmekten korktuğu için bir bloklama yapmış olduklarını sanıyorum. Ms yine kullanıcısı için işleri kolaylaştırmak istemesinin kurbanı oldu diye düşünüyorum.

Yer: Bilgi Üniversitesi, Prof. Nabi Avcı’nın odası

Tarih: Geçen yıl bu zamanlar

Nabi Hoca ile Türkiye hakkında konuşuyoruz. Hani şu meşhur “Öteki Türkiye” konuşmalarından aylar önce. Bize konuyla ilgili yazdığı yazıları gösteriyor. Aylar sonra bu konuşmalar genel medyada da patlak verince merak ediyoruz ne zaman birisi kavramın asıl sahibi Nabi hocadan bahsedecek diye ama çıt yok. Sahiplenen sahiplenmiş bile konuyu. Nabi hoca ise gülüp geçiyor. Tam da bu dönemlerde Bilgi Üniversitesi sınırları içinde hummalı bir çalışma Kürşat Bumin tarafından yürütülüyor. Http://www.medyakronik.com … Medyanın Kronikleşmiş Hallerine Eleştirel Bakış… Bu yazıyı Bilgi Üniversitesindeki bu siteye emeği geçen herkese itaf ediyorum.

NETleşmek üzere..

Benden Duymuş Olmayın.

Bir ISP haberi de diğer taraftan. Yine bir holding bünyesindeki ISP, yine bir küçülme haberi. Görünen o ki çalışanlarının büyük kısmı iş aramaya başlamış. Çünkü şirket başka bir A.Ş.’ye geçiş aşamasındaymış.

Bilişim Oskarlarında jüri üyesi olduğum için katıldığım bir törende internet erişimi konusunda yeni bir girişimin olacağını öğrendim. Bu aralar erişim için alternatif arayacağınıza beklemenizi öneririm. Birkaç ay içinde bu ürünün çıkacağını tahmin ediyorum.

20 Şubatta Türkiye Bilişim Derneğinin konuğu olarak, Bursa’da Kültür Parkı içinde Büsiad’ın salonunda seminerler vereceğiz. Hepinizi bekleriz.

Size bir iyi bir kötü haberim var. Sagem yeni bir telefon çıkarmış. Üzerinde Pocket PC ve Wİn CE var. Bu iyi haberdi. Kötü haber ise artık cep telefonunda virüs miti gerçek olmak üzere.

Haftanın Sayısı

2.6

Bir dostumuz oturmuş saymış, 1995 yılında 101 milyar e-mail internet üzerinde dolaşmış. Bu rakam 2000 yılında 2.6 trilyon olmuş. Fakat yanılmıyorsam bu yıl içindeydi, bu mesajlardan biri dünyaya değil uzaya atıldı. Bu denemeden sonra kaç mesaj gitti Nasa’nın smtp serverına sormak lazım ama en azından dünyadan uzaya giden bir mesaj olduğunu biliyorum. Bu demektirki uzay mekiklerinde bir pop3 bir de smtp server var. Acaba ip’si kaç? Ping yapılabiliyor mu? Açığı var mıdır? Bizim hackerlar uzayı hacklese ne komik olur.. Neyse ki Amerika müttefikimiz ;-))

Haftanın Ekranı

Bu hafta medyadan gidiyoruz ama insan bunu görüpte yazmadan edemiyor. Pes doğrusu insan burayı da bu şekilde açık bırakır mı?

Haftasonu Ali Atıf Bir coca cola web sitesi ve işin reklamcılık yönünden ne amaca hizmet edemediği konusunda hoş bir yazı yazmıştı. Büyük keyifle okuduğumu belirtmek isterim. Aslında Atıf hoca konuyu reklamcılık açısından değerlendirmişti, ama işe bir de internet profesyoneli gözünden bakınca başka yanlışlıklar da görmek mümkün.
Öncelikle eğer bu projenin hedef kitlesi interneti gerçekten belli bir düzeyin üzerinde kullanan power user’lar ise proje ufak kalmış. Site çok dallı budaklı olmasına rağmen aslında pek de birşey vermekten uzak. Sitedeki oyunlar MUD mı FRP mi yoksa board games mi bunu anlamak mümkün değil. Hepsi biribirine karıştırlıp anlaşılmaz bir mix yapılmış. Aslında Coca Cola’nın internet üzerinde Pazar arayışı olması doğru. İnternet kullanıcılarının hepsinin severek içeceği bir içeceğin moda olması, Coca Cola için son derece büyük bir pazarı kaybetmesi olur. Bu noktada oluşturulacak site ise internet kullanıcılarının resmi içeceği imajıdır. Bu noktada serinyer gibi bir site projesi için internet kullanıcılarını biraraya getiren ve onlerın haberleşmelerine imkan veren bir yapı oluşturmak daha doğru olacaktı. Bu noktadan bakınca Atıf hoca’nın dediği gibi bu siteye birkez giren kişiyi bir daha o siteye çağırmak mümkün değil. Bir internet profesyoneli olarak ben de böyle bir siteye ikinci kez girmezdim.
Geçen hafta “Siber Kültür” konusunda yazdığım yazıya, feedbackleriniz geliyor. Bunları değerlendireceğimi ve özellikle manga konusunda yeni birşeyler yapacağımı belirtmek isterim. Bu konuya ilgi duyan dostlarımın web sitemdeki siber kültür yazısının altına mesajlarını yazmalarını rica ediyorum. Bu sayede size kocaman bir dosya hazırlayabiliriz. Şu andan itibaren canteen’de yapacağım ilk büyük dosyayı manga konusuna ayıracağım. Daha önce Gecenet programını yaparken de sizden manga konusunda feedbackler almış ve BRT televizyonunda manga çizgi filmler konulmasını sağlamıştım.
Manga’nın internet kültüründe etkisini kimse inkar edemez. Bu konunun dışında da mesajlarınız geliyor. Özellikle hardware konusunda sorduğunuz sorularınızı biraz daha yavaş cevaplandırabiliyorum ama internet teknolojileri ve uygulamaları konusundaki sorularınıza hemen cevap verebiliyorum. Umarım hızımdan mutlusunuzdur. Bunun dışında yazdığım yazılar konusunda da aktif etkilerinizi bekliyorum. Bunlar benim için son derece önemli. Bana mail atabilirsiniz. Eğer yazılarım konusundaki düşüncelerinizi herkesin bilmesini istiyorsanız bunu www.unaldi.org adresinde yazının altına da yazabilirsiniz.
Hazır laf sitelerden açılmışken, yaptığımız iki anketin sonuçlarını da size açıklamak istiyorum. Aylardır www.canteen.com.tr adresinde devam ettiğimiz internette sansür olmalı mı sorusuna siz gençlerden sansüre hayır cevabının gelmesi bizi çok mutlu etti. Bu anketimiz bir süre daha devam edecek. Anket’i oylayanların 10.000 kişiyi bulmasını bekliyoruz. Bu arada benim sitemde de bir anket devam etmekte. Konu Ttnet’in özelleştirilmesi. Anlaşılan ziyaretçilerimin çoğu Ttnet’in bu yüzyılda özelleştirilmesi konusunda pek de acele edilmesi gerektiğine inanmıyorlar. Tabii ki bu hızla bizi bile özelleştirirler diyenler de var. Ama inanın sayıları 19 kişiyi geçmiyor.
NETleşmek üzere

Benden duymuş olmayın
Gerçi benden duymuş olmayınlığı mı kaldı? Bu köşede sayısız kez bahsettiğim , sonunda isim vererek eleştirdiğim Turkport yayınını durdurdu. Bu internet işini geleneksel pazarlama mantığı ile yapabileceğine inanan herkese ders olsun
Ixir Siemens anlaşmasının miktarını düşürmüş. 4 sitelerini kapatıp, 3 çalışanından ikisini işten çıkarın şirket artık ciddi anlamda zor durumda. Fakat iki güzel projesi son derece başarılı bir şekilde işliyor. Hatta geçen hafta ntvmsnbc projesi ödül aldı.

Haftanın sayısı

3
ASP, ISP her nereye baksanız internet ve bilgisayar teknolojisi üç harften oluşur. Peki bu üç harfi önemli hale getiren neydi? Msdos işletim sisteminin köklerinden kaynaklanan bu üç harf kuralı artık kimse tarafından bilinmemekle birlikte kullanılmaya devam ediyor ve devam edecek.

Eğer bu sayfayı okumakta zorluk çekiyorsanız lütfen control alt delete tuşlarına birlikte basın. Sorunlarınız çözüldüğünü görecek yazan bir web-sitesine girdiğimde, windows 95 daha piyasaya çıkmamıştı. O dönemlerde bu tuşlar ayrı bir güzel, ayrı bir özellikliydi. Çünkü bastığınız anda bilgisayarınız anında kararır ve cold boot yapardı.
Yine aynı dönemlerde, Türkiye’de ISP’ler yeni yeni kuruluyor ve helpdesklere işi bilen kimse olmadığı için teknik elemanlar oturtuluyordu. Bilgisayarın başında işi bilen teknik eleman cinnet geçirirken karşıda onu kızdırmamak için her sorusunu özür dilerim diyen müşteri…help deskteki çocuk en sonunda bu işi ancak bir cold boot ile halledebileceğini hissediyor:
– beyefendi cold boot yapar mısınız?
– ?
– Beyefend yani control- alt- delete tuşlarına basacaksınız?
– Nerede bu tuşlar…
– (Tuşların detaylı tarifi) Şimdi bunlara birden basın
– Hepsine birden basamıyorum ki?
– O zaman şimdi bir elinile control ve alt tuşuna basın öbür elinizle de delete’e
(pat küüüt)
– Yav, demin basmaya çalıştım olmadı. Sonra sert bişeyle vurmayı denedim yine olmadı. Sonra control tuşuna bir elimle bastıp, diğer elimle delete tuşuna bastım ama alt tuşuna basacak elim kalmadı…
– …
– Alo
– …
– Alooooo, aloooo. Ne oldu bu adama şimdi yahu…

İşte böyle ctrl-alt-del bu kadar önemli üç tuş. Yine uzun süredir posta kutularımızda dolaşan bir mesaj. Bir resim. Resmedilen bir keyboard. Üzerinde sadece üç tuş var. Altında bir haber, Microsoft keyboardunu üretti. Komik bir sataşma. Eğlenceli. Microsoft Türkiye’deki dostlarımızla paylaşıyoruz, hep beraber gülüyoruz. Geçen gün Microsoft’un sistemine bir havker dadandı. Kendisi cidden kendi bulduğu bir açıktan yararlanarak bir sitemi delmiş. Yakalanınca Microsoft teklif götürdü.
Bu aralar Microsoft’un başına gelmeyen kalmadı. Son olarak whistler’dan sonar ie 6.0 ‘da çalındı. Bu da beklenen bir gelişmeydi aslında. Güvenlik mekanizmalarının yetersizliğinin ne olduğunu anlatan bir gelişme. Çinliler Türk tehlikesinden kurtulmak için Çin seddini yaptırmış . Komik br güvenlik anlayışı..Tıpkı firewall’lar gibi.. Daha sonar soğuk savaş dönemi başladı. Potansiye düşmanın bilgilerini çalmak ve hareketlerini öğrenmek. Bu şu an hacker ve DoS ataklarına güzel örnekler. Peki daha sonra tam bir enformasyon savaşı başlayacak. Herkes kendi fikrinin kafalara sokmak için uğraşacak.
Hep diyorumya internette yeni birşey yok. Sadece insan var. Adem’den bu yana gelen alışık olduğumuz insane. Onların ilişkileri ve iletişimleri var. Sadece bu…
NETleşmek üzere…

Benden Duymuş olmayın:
– Batan, batana… Sonu nereye gidecek kimse bilmiyor. Aslında bu belki de internet düşünen, internet yaşayanların işine yarayacak. Danışmanların internet projelerinde ne kadar önemli oldukları, 400 dolara üniversite öğrencisine web sitesi yaptırıldığında neler kayedileceği, artık daha iyi anlaşılacak.
– Geçen aylarda üniversite öğrencilerini hedef alan bir yarışma yapılmıştı. Tanıtımı sırasında çoğumuzun anlayamadığı şey, kazanan gruba nelerin verileceği idi. O zaman projenin geliştirilmesi için ne gerekiyorsa yapılacağı söyleniyordu ama şu anda bu grubun ciddi bir sermaye ihtiyacı var !?!?
– Bu hafta içinde bir yazılım şirketinin browser’ı çalındı. Gizli bir betanın çalınması ve sonra netten download edilebilir olması herkesin kafasını karıştırdı. Bu siteye korkunç bir hücum oldu. Ama yetkilileri programı istek üzerine yayından almışlardı.
– Bu gençler korkunç hızla geliyorlar. Tahminen 13-14 yaşında olan bir okurum mesaj atmış, internet’in ve chat’in Türkçe’yi nasıl bozduğunun üzerinde durmamı istiyor. Bu çocuklar son derece hızlı geliyorlar.. Beni çok korkutuyor bu yeni jenerasyon…
Haftanın Sayısı:
6.0

Internet Explorer’ın en son versiyonu. Görüntüde pek bir yenilik yok. Zaten artık anladığım kadarıyla sadece engine’ini düzeltiyorlar. Görüntü konusunda yapılanlar için MSN kullanmanızı tavsiye ederim.. Naısıl olsa yine aynı engine var…

Son dönemin en önemli konusu Türk Telekom’un özelleştirmesi. Malumunuz son dönemlerin yükselen değeri, küçük ama hızlı hareket eden kontrollü devlet yapısı. Batıda özellikle Amerika’da bunun temelleri çok önce atılmış. Tabii dolaysıyla korkunç faydalar elde edilmiş. Bu faydalar iki yönlü. Hem devlet hem de özelleştirmeye katılan özel sektör bu işten kar etmişler. Dünya ise bu konuda birşeyler yapmaya 1990’ların başlarında niyetlenmiş. Avrupa’da özelleştirme konusunda öncelikle devlete hem iş gücü, hem focus, hem de ekonomik açıdan kambur olan faaliyetler özelleştirilerek hem bu noktalardaki tekelin önüne geçilerek halkın iyi hizmet alması sağlanmış, hem de kontrolün daha yüksek olması sağlanmış.
Tabii işi özel sektör açısından incelediğinizde ise bir iş dalı hakkında oturmuş bir hizmeti satın alıp bunun üzerine katma değerler eklemek doğru bir hareket halini almış. Devletler önce özelleştirecekleri hizmetleri belirleyip, bu hizmeti gerçekleştiren organı özel bir statüye alıp değerini belirledikten sonra alıcılar için ihaleye çıkarıyor. Arkasından da tekelcilik oluşmasın diye aynı hizmet alanında çalışmak isteyen diğer şirketlerin oluşumuna izin veriyor hatta bazı noktalarda destekliyor. Bu amaçla teşvik primleri veriliyor.
Avrupa 1990’ların başlarında bu konuda yapılması gerekenleri belirledi. O dönemde özellikle France Telekom dünya üzerindeki en güçlü üç TT şirketi arasına girebiliyordu. Bir süre faaliyetlerine devam ederlerken, TT nin değeri belirlendi ve satımı için hazırlıklara başlandı. İşin güzel tarafı çok gecikmeden, satım işlemi gerçekleşti. Devlet bu işten son derece karlı çıktı.
Her ülkede üzelleştirme gündeme geldiğinde sorunlar yaşandı. Bunlar devletin hareketsizlik ilkeleri ile özel sektörün hiper yapısının uyuşmazlığından kaynaklandı. Fakat müşterek niyetlerde anlaşılıp toparlanıldı. Bu sayede GSM ihaleleri ve arkasından da TT’lerin özelleştirilmesi operasyonları kayıpsız gerçekleşti.
İsterseniz şimdi bir de Türkiye’de duruma bakalım. Türkiye özelleştirme değil ama yeni oluşan bazı hizmetleri ihale etmeye çalıştı. Bunların ilki _bizi en çok ilgilendirenlerin_ kablolu tv yayını idi. Kablolu konusunda Ulaştırma Bakanlığı, kablo döşeme işini, taşaron firmalara ihale etti. Fakat belli bir süre işletme hakkıyla. Dikkate almadığı çok basit ama çok önemli bir nokta vardı. Kablo döşeme işinde ülkeyi saran ağı oluşturabilmek için ihaleleri semt semt açmıştı. Bu nedenle bir semt içinde sadece bir kablolu şirketi kablo döşeyebilecekti. Buraya kadar herşey normal. Fakat aynı şirketler hizmet vermeye başlayınca, tam bir tekelcilik oluştu. Kablolu tv yayını konusunda bu durum sorun değilken. Katma değerlerde sorun oluşmaya başladı. İnternet hizmetlerinde standartların oluşmamış olması büyük sorun yarattı. Ulaştırma bakanlığı bunu hala görmemezlikten geliyor.
GSM ihalesinde biraz daha şanslıydık. Hiç olmazsa ilk aşamada iki operatör varoldu. Fakat daha sonra ite kalka bir ihale açıldı. Durum hala belirsiz görünüyor. 3. operatörü hala göremiyoruz. Bakalım…
TT konusuna gelince, Türkiye’de iletişimin gücünü özel sektöre bırakmak ulusal güvenlik açısından zararlı. TT’nin fiyatı hala belirlenemedi. KDV oranları değişti. Şirketin şu anki özerk konumu TT brokratlarına son derece fazla imkanlar veriyor, bu nedenle özelleştrme yavaşlıyor.
TT’nin bu yapısından dolayı, özelleştirmenin hep yapılmasını destekleyen biri olmama rağmen, bunun yapılmasının şu an yanlış olduğunu düşünüyorum. Devlet TT’nin özerk yapısını kaldırıp, son 5 yıldır hiç yatırım yapılmayan bu hizmetlerini düzenlemeli, fiyatları belirledikten sonra, telekomu özelleştirilen ülkelerin durumlarına bakıp, blok satış için yeni bir yüzde belirlemeli . Bunu belirlerken ulusal güvenliği de ön planda tutmalı. Bu arada enerji bakanlığında geçen hafta yapıldığı gibi bir kan temizleme operasyonu mutlaka yapılmalı.
NETleşmek üzere….

Malum şeker kelimesinin sonuna lik – lık yapım ekini eklerseniz şekerlik diye bir başka isime ulaşırsınız. Bu şekerin konulduğu koruyucu ve bir arada tutucu kap anlamına gelir. Fakat bu söylediklerimiz güven ve güvenlik arasında yoktur. Güvenlik, güvenilir olan veya bir yerin güvenilir olmasını sağlama durumudur. Bu konuyu iki hafta inceleyecek kadar takılmamın sebebini eminim çok merak ediyorsunuz.
Ne yaparsınız son haftaların trendi bu ve ben de güvenli olabilecek bir konunun üzerinde durmayı önemsedim. Aslında genel sebeplarin başta geleni ve en önemlisi bu konuda hem programcılar ve system yöneticilerine hem de hacker`lara aynı oranda yakın olmamdır Bir gruba ait olmadığım içinde birbirleri ile küfürleşmelerin de üzerime alınmamı gerektiren bir taraf olmuyor. Bu da ben ayrıca mutlu ediyor Zaten işin aslına bakarsanız, bu gruplar içindeki insanlar bile birbirleri ile devamlı kavga halindeler. Bu nedenle kimse bu kavgadan rahatsız değil. Ben ise köşeme oturup keyifle seyrediyorum.
Aslında benim durumuma yakın ama olayın tam ortasında bulunan bir ekip daha var. Bunlar işletim sistemleri ve güvenlik konusunda danışmanlık yapan insanlar. Benim bu konuda güvendiğim iki son derece önemli insandan biri Mcrosoft`tan İmit Tırıç`dır. Geçen gün çok keyifli bir gecenin sbaahında onunla otoparkta karşılaştık. Biraz bu aralar moda olan güvenlik konularından konuştuk. Bana bu konular üzerine çok basit triklerden bahsedip bunları yazmam konusunda bir teklifte bulundu. Aslında bir dönem windows NT 4.0 üzerine IIS kurarken program kurulum sırasının ne kadar öenmli olduğunu hatırlayıp gerçekten bu söylenenleri yazmam gerektiğini hissettim.
Eski bir çin atasözü vardır. Ezbercilik kötüdür der. Aslında ezbercilik kötüdür yerine `Balık vereceğine balık tutmayı öğret` der, ama son zamanlarda o NT program listesinin mantığını anlamaktansa ezberleyen insanları görünce bunun ezbercilikle aynı tip bir beyin tembelliği olduğunu düşünür oldum.
ınternet`in en önemli özelliği standardlardan çok özelleştirilmiş bir yer olmasıdır. Herkes html kullanır ve html kolay bir dildir ama sayfalarda aynı oranda değişiktir. Bir sunucu kurarken bilgisayar irketi tarafından verilen default değerleri sakın kullanmayın. Yani NT`yi WinNT dizinine IIS sayfalarini InetPub`a koymak kadar büyük bir hata yoktur. Bu hatayı yapmazsanız çıkan açıkların %70`inden direkt kurtulursunuz.
Microsoft baı konuları halleden ortak dll`ler yazar. Yeni eklenen programlar eski eklenen programların aynı isimli dll`lerinin üstüne yazılır. Yani elinizde aynı dll`I kullanan iki program varsa en son çıkanı en son yüklemeniz yeni dll`in üzerine eskisinin yüklenmesini engeller.
Bu nedenle özellikle elinizdeki programların piyasa sürüm tarihlerine göre yükleme yapmaa dikkat edin. Eğer böyle bir imkanınız yoksa, mesela elinizdeki en son program işletim sistemi ise o zaman da sistemi yükledikten sonra elinizdeki en son sürüm olan programı birkez daha yükleyin.
Windows 2000 hotfix`lerini yükledikten sonra SP1 yükleyip üzerine IIS yüklerseniz SP1`I birkez daha yüklemenizde yarar vardır. Bu arada bu sistemlerin default security permission`larına da dikkat etmeniz gerekir. ışletim sistemleri genellikle c harddiskiniz için everone fullcontrol verir. IIS kullanıcısı da otantike edilmiş bir kullanoco olduğundan onunda sunucunuzun en hayat harddiski üzerinde full control hakkı vardır. Bu nedenle bir sunucu kurarken security issue`larını souna kadar okuyup, anlayıp, uygulamanız gerekmektedir.
Bunlardan sonra son çıkan hot fixlerden haberdar olmak için server`inşzşn live update`ini açık tutmanız gerekmektedir.
Bunların hepsini uygularsanız sunucunuza kimse dokunamaz. Siz de mutlu, huzurlu web yayınları yaparsanız.
Güvenli sürüşler…
NETleşmek üzere…
İmit Tırıç`a bu bilgiler için teşekkür ederim. Ayrıca güvendiğim diğer system admin ise Siemens`den Engin Çetinkaya`dır, o şimdi bozulur o yüzden onun da adını yazıyorum.

Benden duymuş olmayın:

– Beyler gibi koca bir kent üniversitemiz Bilgi İniversitesinden sonra internet üzerinden bölüm açma konusunda ikinci olmayı planlıyorlar. Hızlarına ve konuya ilgilerine bakılırsa bunu da gerçkten başaracaklar. Benim anlayamadığım şey, Bilgi İniversitesinde bile bu proje yeni başlamışken, büyük grupların sahibi olduğu üniversiteler projelerini başlatalı çok zaman olmuştu. Ama onlardan hala haber yok. Bu internet işi galiba biraz hız işi geride kalanları kimse saymıyor
– Bir telekominikasyon şirketimizin agresif reklam dizisi geri tepmiş gibi görünğyor. Gelen ağır telefon faturalarından şikayetçi olan bir grup abone bu reklamları ti`ye alan cepto… reklamlarına başlamışlar. Işin komiği internet üzerinde bu reklamlar çok fazla dağıtılıyor. Yayılması Pokimam`ı geçecek gibi görünüyor.

Haftanın Sayısı:

403 bu hata numarasını internet üzerinde ilk defa görüyorum. Ne işe yaradığını ise tam olarak anlayamadım. Aslında tam olarak bir hata mesajı da değil. Özel olarak yapılmış bir sayfa. Burada ki bilgilere şu numaralı telefondan ulaşabilirsiniz diyor. Aslında çok hoşumuza gitti ama sanki dış dünyalardan mesaj almış gibi şaşırdık. http://www.rumeli.net/403.html

Medya teorileri ile ilgilenen insanlar, bir teknolojiyi meya olarak belirliyebilmek için 4 ana nokta olduğunu söylerler. Bir verici, bir alıcı, bir mesaj ve bu mesajın taşınabilmesi için bir medyum. Yani bir platform. Büyük teknolojileri medya olarak belirleyebilmede bu medyumun önemi son derece büyüktür. Aslında bu mantıkla bakıldığında medya olarak göremediğimiz bir yığın teknolojinin de bir medya olabileceğini hissediyoruz. Aynı zamanda birçok medya uzmanının belirttiği internetin bir medya olması durumunu da ben bu nedenle kabul edemiyorum.
İnternetin bir medya olarak kabul edilmesinin en büyük sebeplerinden biri de her yeni medyanın yaptığı gibi, kendinden bir önceki medyayı değiştiriyor olması. İnternetin televizyonculuğun mantığını nasıl değiştirdiğini görmemek mümkün değil. Dünyanınen büyük üç teknolojisi büyük bir hızla biribirine yakınlaşıyor. Tabii bu yakınlaşma sonunda çok daha değişik bir teknolojiyi ve onu kullanmamıza yarayan yeni araçları belirleyecek. Dilerseniz hep beraber bu üç teknolojiyi ve gelişmelerini birlikte gözden geçirelim.
Tv: Televizyon üzerindeki gelişmeler üç ana gruba ayrılmıştır. Televizyonculuk felsefesinin değişmesi, yayın alan cihazların gelişmesi ve yayını gönderen platformların değişmesi.
Televizyonculuk, internetten en çabuk etkilenen ve bunu o ana kadar bu medyumdaki gelişmeler için çok hızlı sayılabilecek bir güçle çıkaran en gelişmiş teknoloji. Sörf yaparken kullandığımız hyperlinkler zamanı önemsemeden yayını sanki bir kanaldan diğerine geçiren kmanda düğmeleri gibidir. Yayının bu yapısı interneti non-linear bir medya haline getirmiştir. Televizyonculuk ise bu felsefeyi kısa zamanda kavramıştır. Dijital platfomlar bu mantıkla çalışan medyalara geçişi sağlamak için vardır. İleri dönemlerde programların içinde bulundukları havuzların olacağı bir non-linear medya mümkün olacaktır. Tabii bu yeni medya hem pazarlama mantığını, hem de bu medyayla ilgili elimizdeki donanımı hepten değiştirecektir. Televizyonculuk donanım olarak da hem mobil hayata uyum sağlamak hemde bu nonlinear yapıyı oluşturmak için değişmektedir. Mobil hayatın en önemli getirisi görüntü sistemlerinin hafif ve az yer kaplayan ama çözünürlüğü aynı oranda yüksek bir şekle gelmesidir. Aynı zamanda televizyonların parasız bir medya olarak kullanılabilmesi için reklam izleme noktasında denetimin olması gerekmektedir ve bu denetimi yine elimizdeki donanım gözbebeğimizi izleyerek gerçekleştirmektedir. Dijital platform üzerinde mpeg sıkıştırma teknolojilerinin en sonuncusunun kullanılması ise bir kanalın yayınlanmasını sağlayan bir altyapı üzerinden yüzlerce kanalın çıkmasına imkan sağlar. İşin komiği görüntü kalitesi de aynı oranda yükselmiştir.
Cep telefonları: Mobil hayatın ihtiyaçlarını karşılamak için donanımı en kısa zamanda yenilenen teknolojilerin başında gelmektedir. Çok iyi hatırlıyorum, gsm şebekeleri faaliyete geçtikleri dönemlerde dayımın Ericsson 117 cep telefonu, şu an iridyum için kullanılan telefonlar kadardı. Yani o zmaanlar baz istasyonlarına ulaşmak için kullanılan büyüklükteki bir alet ile şu an alt seviye uydular ile haberleşilebiliyor. Tabii artık bu da yeterli gelmiyor, cep telefonları o kadar hafiflediki yakında vücudumuzun bir yerine bantlanarak çalışacak bir teknolojinin olmaması işten bile değil.
Bilgisayar ve internet teknolojiler: Tabii en büyük rüzgar burada esiyor. Bilgisayarlar acaba giyilebilir mi diye araştırılırken, internete de en hızlı nereden ulaşılabilirin hesapları yapılıyor. Yakında internet yayınının havadan yapılması, multicast yerine broadcast yayına geçilmesi mümkün bir hale gelecek. Şu anda bile gsm şebekeleri 2mbs gibi son derece yüksek bir hızla yayın verecek noktaya geldi.
Bu gelişmeler bizi nereye götürüyor?
Bu hızla giderse yakında hepimizin elinden eksik olmayan telefonlar bir parça büyüyecek. Daha kolay tutulabilsin diye değil ama tam bu teknolojilerin birleşimi yeni bir cihaz oluşsun diye. Cep telefonu olarak taşımaya alıştığımız cihaz, önce bilgisayar ve internet teknolojilerini içine alacak. Daha sonra da televizyon teknolojilerini ve görüntülü
İletişimi içine alacak. Bunun başlangıçlarını şu an yeni çıkan Ericsson 380s telefonlarla görebiliyoruz. Gerçi bu cihazı test etmedim ama ana yaklaşımları son derece doğru. Gelecek haftalarda yine bu sayfada r380s için yaptığım kişisel testleri okuyabileceksiniz.
İyi binyıllar
NETleşmek üzere…