Net efsaneleri

Çok yakın bir zaman önce vizyonda bir film oynadı. İsmi “urban legend” olan bu film şehir yaşamının içinde kulakdan kulağa dolaşan ama doğruluğundan kimsenin emin olamadığı efsaneler üzerine yapılmış bir korku filmiydi. Şehir efsaneleri kavramı bize uzak olmasına rağmen fikir hepimizi çok sardı. İnternet üzerinde Mahir gibi bir adamı meşhur eden bir milletin sevgili çocukları olarak bunu nasıl değerlendirebileceğimizi şaşırır olduk. Elimizin altındaki internet teknolojisini işte tam da böyle efsaneler üretmek için kullanır olduk. Önce Türk toplumunun en sevgili duygusu acıma ve şefkat duyguları bu efsanelerden nasibini aldı.Kan arama mesajları internette her üç dört ayda bir koca ülkenin bütün posta kutularını dolaşarak bir devir tamamlıyor. Bir süre dolaşan bu mesajın görevi bitmiş olabiliyor. Bu ihtiyaç ortadan kalkmış olabiliyor ama internet üzerinde mesajı alan kişilerin hasta yakınlarını aramaları bitmiyor, hatta bu bir süre sonra taciz halini alıyor. Hastanın başına gelen kötü olaylar her arama ile tazeleniyor. Tabii sonunda hasta yakınları bundan rahatsız olup bir reaksiyon göstermek durumunda kalıyorlar. Lösemili bir hasta için aynen böyle bir mesaj dolaştıktan sonra artık aranmaması gerektiğini belirten bir mesaj da bir kaç hafta sonra dolaşmaya başladı.
Toplumumuzun ikinci büyük hassas noktası ise teknolojiye olan düşkünlüğü idi. Bu da bir net efsanesi olarak Türk internet tarihinde yerini aldı. Yakın bir zamanda kablolu tv yayını üzerinden alınan internet bağlantı hızlarının arttırılabileceğini belirten bir yazı, net üzerinde birçok insanın ziyaret ettiği sayfalar arasında yerini aldı.
Kablolu üzerinden yayın yapan kuruluşlar ile daha önce yaptığım toplantılarda bu mantıklarını kullandıklarını söylemişlerdi ama sistemin doğru çalışıp çalışmadığını ve bir kullanıcının bunu gerçekten yapıp yapamayacağını bilemiyorum. Aslında net konusunda konuştuğum network uzmanları bunun mümkün olmadığını belirtiyorlar ama yinede bu efsane internet üzerinde dönüp dolaşıyor. İnternet medyasını en çok kullanan milletlerden biriyiz. Keşke bunu net efsaneleri yaratmak, chat yapmak yerine araştırmalar yapmak, lokal bazı verilerimizi internette global kullanıma açmak için kullansak. Eminim gün geçtikçe internet kullanmayı hepimiz öğreneceğiz. Yıllar önce internet deyince akla herkesin biribirine nuke atıp mavi ekranlar göstererek eğlendiği ortamlar gelirken şu an hiç olmazsa sohbet etmeyi öğrendik. Tabii ne olursa olsun internetteki ilk Türk kahramanı Mahir, net efsaneleri hiçbir zaman unutulmayacak ve Türk internet tarihine geçecektir.

Benden duymuş olmayın:
Eminim hepiniz bayram dolaysıyla tatile çıkacak sektörde yeni dedikoduların dönmediğini düşünüyorsunuz ama aslında bu durum son on günü etkileyeceği için dedikodular son hızıyla devam ediyordu.
– Portlarının kullanımı ile son derece öne çıkan bir internet hizmetleri şirketinin satılaması sektöre bomba etkisi ile düştü.
– Televizyonlardan laf açılınca, Türkiyenin bir tv kanalı daha son zamanların el değiştirme furyasına uyarak el değiştirdi. Hem de kendisi için biçilen fiyatın dörtte birine. Aslında fiyatı biraz daha indirselerdi sahibinden ihtiyaçtan satılan bu kanalı biz arkadaşlarla para toplayarak alabilirdik belki. Gerçi almak için devletin desteğinin olması gerek ama biz de bir destek bulurduk artık.
– Hazır laf gelmişken bu cep telefonları üzerinden yüksek hızda internet bağlantısı sağlayacak GPRS teknolojisi ne oldu bilen var mı? Kimseden ses soluk çıkmıyor da…
– Geçen ay medya wap öldü nidalarıyla sallandı. Doğrudur zaten koca ülkede 1500 kayıtlı kullanıcısı olan bir sistemin herhalde 20 – 30 aktif kullanıcısı vardır. Bunu duyunca çok heyecanlandım, ne de olsa koca ülkede ilk yirmiye girme imkanını bulmuştum. 🙁 Ne yazık…

Haftanın sayısı

56

Şu ana telefon hattı üzerinden internete çıkılabilecek en yüksek hız. 56 kilobytepersecond üzerine çıkmak mümkün değil gibi görünüyor. Ben bu yazıyı Ayvalık dolaylarından yazıyorum ve size cep telefonum üzerinden yani 9600bytepersecond hızla atacağım (umarım). Sanırım floppy teknolojisi gibi bu teknoloji de bilgisayarlara yapışıp gidecek. Umarım böyle olmaz.

Güle Güle

Cinnah caddesindeki beyaz binanın giriş katında bir çalışma yeri. Bir büro. İçerisi bembeyaz boyanmış. Kapıda sekreter güleç bir ifade ile karşılıyor. O zamanlarda önünde bilgisayar olan bir sekreter görmek zor. Bu büroda ise bütün herşey bilgisayara kayıtlı. Bilgisayar biran bile boş kalmıyor. Sorun çıktığında mutlaka bilgisayarla ilgilenecek biri çıkıyor. Çünkü büronun bütün çalışanları bilgisayar kurdu. Beyaz duvarların üzerinde reprediksiyonlar var. Renoir, Van Gogh ve ismini o zamanlar yeni duyduğum birsürü ressamların tabloları. Salonda bir çalışma masası. Hemen karşısında ise bir televizyon, devamlı CNN açık. Türkiye hakkında dünyanın ne düşündüğü bu büroda Türkiye içindeki ayak oyunlarından çok daha önemli. Büronun konukları mı? Zamanın en önemli siyaset adamları. Aslında bence onlara siyaset adamları demek yanlış olur, hepsi işlerini çok iyi yapan mühendisler. Kimler mi var? Turgut Özal’ın Onun kafası büyüktür diye takıldığı Hüsnü Doğan’dan, zamanın Milli Eğitim bakanlarından Metin Emiroğlu’na kadar onlarca önemli isim. İcraat insanları.
Büronun evsahibi ise Yusuf Bozkurt Özal.
TT’nin özelleştirilmesi için start verilmiş. Yusuf amcayı arıyorum. Konuşuyoruz. O da yanlış bu işin yanlış yapıldığını düşünüyor. Ulaştırma bakanlığına gideceğini söylüyor. Gerçekten birgün sonra konuştuğumuzda zamanın Ulaştırma Bakanı ile görüştüğünü öğreniyorum. Bu konuda birşeyler yapılacağını görmekten çok mutlu oluyorum.
Sene 98. Ankara Bilkent’te bir evdeyiz. Yusuf amca artık yardım ile dolaşıyor. Ama hala bilgisayarının başına gidebiliyor. IBM laptop’ına NT 4.0 yüklemiş. Dialup connectionlarını kurmakta zorlanıyor. Benden yardım istiyor. Bu arada arkadaşlarının Amerika’da geliştirmiş olduğu harddisk tarama ve düzenleme programının da reklamını yapıyor. Yeni çıkan programlar hakkında bilgi istiyor. Amerika’ya gideceğini ve bilgisayar alacağını söylüyor. Benden bu konuda bilgi alıyor.
Amerika dönüşü, görüşüyoruz. Cassio’nun yeni çıkardığı ve Türkiye’de daha pazara sürülmemiş Cassiopea’nın renkli ekranlı yeni pocket PC’sinden almış. Üşenmiyor bana nasıl kullanıldığını gösteriyor. Ses kayıt kısmını gösterirken Heidi teyzeye takılıyor. Uzun uzun NT ve Microsoft’un yeni stratejilerinden konuşuyoruz.
Sene 2000. Şişli Florance Nightingale hastanesindeyiz. Yusuf amca uyuyor. Bizi görünce uyanıyor. Odada bir masa var. Masanın üzerinde IBM laptop. NT 4.0 yüklü. Bize internet’e nasıl bağlandığını anlatıyor. Mesajlarına bakıyor. İnternet hakkında konuşuyoruz. Halkla ilişkilerin internet üzerinden ne kadar kolay yapılacağı üzerine konuşuyoruz. Yeni teknolojilerden bahsediyoruz.
9 Ocak 2001 Salı; kardeşim arıyor. Kötü haberi veriyor. Aslında uzun zamandır Yusuf amca hastaydı, ama arkadaşlarımdan birinin söylediği bir laf aklıma geliyor:
– Her ölüm erken ölümdür.
Toprağı bol olsun.

İnternet kullanım klavuzu II – www.unaldi.org

Bir site insana, net kullanıcıları hakkında neler öğretebilir? Evet aslında bir site ziyaretçileri için yapılmıştır, ziyaret edildikçe anlam kazanır ama aslında internet gibi bir platform’dan bahsedilince, site ziyaret eden kişiler hakkında bilgi de verebilir. İşin en ilginç kısmı bu bilgiyi sadece kullanılan yerler hakkında değil, ziyaretçilerinizin psikolojik, sosyolojik analizini yapma hakkını da size verir.
Geçenlerde sitemi tanıtan bir yazı yazmakla birlikte bu analiz imkanına da sahip oldum. Kullanıcıların nerelere girdiklerini, hangi yazılarımı okuduklarından, ne gibi boşluklar aradıklarına, nerelerde ne gibi hatalar yaptıklarına kadar çok fazla bilgi…
Eğer siteme giren insanları bir deneyin kontrollü grubu olarak değerlendirirsek, karşımıza çıkan sonuç aşağıdaki gibidir;

Kullanıcıların %90’ı internet üzerinde yaptıklarının izlendiğinin farkında değil!!!

İnternet platformuna çıkan her bilgisayarı, biribirinden ayırt etmek için ip ( herbiri 3 rakamdan oluşan ve noktalarla ayrılmış dört numara ) ile belirlernir.. Bu numara hem sizi temsil eder, hem de nereden nasıl bulunabileceğinizi belirler. Eğer leased line kullanıyorsanız bu ip’niz statik bir numaradır, aylarca hatta yıllarca hiç değişmez. Hatta aksi olmadıkça hiçbir zaman değişmez. Tabii hepimizin internete bağlanmak için leased line kullanma imkanı yoktur. Bu nedenle ülkemizde iki değişik yöntem uygulanır. Birincisi dial-up, her isp ( internet servis sağlayıcı ) belli miktardaki ip’lerini bu iş için ayırmıştır. Siz internete bağlanmak için isp’nizi aradığınızda o size o an boş olan bir ip verir ve bunu kullanan kişinin kullanıcı bilgilerini kaydeder. Siz internetten düşene kadar o ip sizindir ve fakat bunu isp’niz biliyordur. İkinci yaygın internet kullanma yöntemimiz, kablo tv yayını üzerinden olur. Bu sistemde de statik ip verme imkanı vardır, fakat ülkemizdeki kablolu şirketleri bunun istismar edileceğinden korktukları için 2 saatte bir ip atama sistemi yapmışlardır. Bu sistem ile yine karşı taraftaki kişinin ip’si bilinir. Bu bilgiler log dosyalarında kayıt edilir ve bu kayotlar arşivlenir.
Bir web sitesine girdiğinizde ise yaptığınız her hit için (yani siteden aldığınız her veri için, yani bir sayfada belki 20, belki 30 kez) ip numaranız, kullandığınız protokol, bu protokle gonderdiğiniz komut, bilgisayarınızın işletim sistemi, kullandığınız browser bilgileri bile kayıt edilir. Yani bir siteye girip yanlış birşey yazdığınızda bu işini bilen biri tarafından bulunur.

%10’u server üzerindeki güvenlik açıklarını arıyor

Deminki %90’ın dışında kalan grup, bu konudaki bilgilerini sınamak konusunda çok iştahlı. Tabii yakalanmadıkları sürece sorun yok. Ama dedim ya log dosyaları…

%10’u bilgisayar tarihi konusunda kendini bilgili zannediyor

Bu konuda yaşadığım en komik olay DOS 3.3 sürümünün çıktığı tarihte doğmuş olan bir küçük arkadaşımızın bana çok b ilmiş bir tavırla “”Sen bilgisayara windows’la mı başladın”” demesiydi. Çok gülmüştüm, düşündükçe hala gülüyorum. Geçenlerde birisi de internet üzerinden bir forum alanında 78 yılında Türkiye’ye ilk modem girdi, sen 91 ‘de Türkiye’nin ilk BBS’ini kurduğunu söylüyorsun. Biraz geç olmamışmı demesiydi. 91’de biz remote access 1.0 kullanıyorduk. Yani BBS programları bile yeni yazılmaya başlamıştı. Niye bu kadar gecikti bilemiyorum, benden önce olanları da merak etmiyorum.

Bunun dışında forum alanına isim yazmaktan korkuyoruz, anket yanıtlamaktan korkuyoruz, fiziksel bilgilerimizden nette korkuyoruz…
Bunlar sonlanmadan yani ismimizi internette kullanmayı öğrenmeden daha doğrusu net’i şehrin arka sokakları olarak görmeyi bırakmadan netleşebileceğimizi zannetmiyorum.
Biraz daha okumamız, gayret etmemiz ve bu filin şeklini anlamamız gerek galiba…
NETleşmek üzere…

Haftanın sayısı:
404 Malumunuz sayfa yok demek. “”Page not found”” yani umduğunuzu bu sitede bulamayacaksınız demek. Web browserınız eğer “”Friendly error messages””a ayarlı değilse server tarafından, bulunan yerde sayfa olmadığını gösteren mesaj. Allah kimseye 404 Page not found göstermesin diyelim. Hele kendi sitesinde asla göstermesin, cünkü bu sitenin kırık linkler içerdiğini gösterir veya server’ınızın formatlandığını…

Benden duymuş olmayın:

– Portal yapmaya meraklı bir gazetemizin smtp server’ı spam server listesinde. Dolaysıyla mimlenmiş durumda. İşin komiği bunu daha hiçbiri farketmedi. Fakat bu listeyi kullanarak mesaj kontrolü yapan ericsson, usa.net gibi yerlere mesaj atmanıza imkan yok. Hatta daha birçok yere.
– Adı geçen (yada geçmeyen ;-)) gazetemiz bu portalleri satıyormuş. Birileri alır belki ne dersiniz. İyi olmaz mı?
– Bir dostum ile biraz internet üzerinde, güvenlik sörfü yaptık. Açıklar inanılır gibi değil. Türkiye’de asp kodlarına ulaşılamayan server neredeyse yok gibi. Merak ediyorum bu server adminleri ne iş yapıyorlar. Hot fix takip etmek gerçekten bu kadar zor mu?

Güvenli sörf

Artık internet kullanıcıları olarak hep en iyisini en gelişmişini istiyoruz ve artık buna her noktasında hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Bu düşüncenin de hatalı olduğuna inanmıyorum. Gerçekten web kullanıcısı hızlı ve güçlü bir şekilde her türlü fiziksel gelişmeyi tanımadan ilerliyor. Hatta biz uykudayken bile o gelişmesine devam ediyor.
Bu hafta size tam da böyle bir uyku anında nasıl basit ama kocaman bir açığın ortaya çıktığından, web hızıyla bilgilerin eldeğiştirdiğinden bahsedeceğim. Tabii maceramızın herzamanki gibi başrol oyuncusu Microsoft. Geçenlerde “”.Net”” projesi ile hertürlü MS ürününün internetten de kullanılabileceğini ballandıra ballandıra anlatmışlardı. Bu elişmeler uzak da görünse bir IT’ci için dünyanın en inanılmaz en güzel fantazisi. MS bu gelişmelri açıklamakla kalmadı hemen bize ilk “”bug”” ını gösterdi. Bu açığı bulan kişileri veya grupları tebrik etmek lazım. Çünki bu kadar büyük bir hatanın yapılabileceğini düşünmek gerçekten bir zeka işi. Koskoca bir işletim sisteminin kalbindeki programın internet üzerinden yönetilebileceği kimsenin aklına gelirmiydi.
Bilmiyenler olduğunu düşünerek, bu “”bug”” ın nasıl çalıştığını biraz anlatmak istiyorum. Biliyorsunuz işletim sistemlerinin içinde bütün komutları çalıştırma kapasitesine sahip güçlü bir program var. Dos işletim sisteminde ana dizinde duran bu program windows’un versiyornalrı geliştikçe ismini cmd.exe olarak windows dizini içine aldı. NT’ler de ise windows dizini altında system32 altında bulunur. Bu programın internet üzerinden aynen bir cgi gibi calistirilabiliyor olmasi MS’in gözünden kaçan kocaman bir açık. Bu açık yüzünden herhangi bir dos komutunu browser ekraninizdan calistirabiliyorsunuz. Bu konutlar arasinda copy, move, del de var. Peki bunlar nasil calisiyor. Tabii boyle koca bir hata icin tekbir açık yetmez bir de IIS üzerinde “”..”” ‘nın sizi bir üzt dizine taşıması lazım. Kutlamak lazım.
Bu açık sayesinde ben bu yazıyı yazarken Türkiye’deki server’ların %80’ini önünüzdeki bilgisayar gibi çalıştırabiliyordunuz. Ne komik değil mi MS uzun süre server’larina telnet yapma imkanı olmayan serverlar çıkarmıştı fakat ne kolaymış telnet yapmak. Birgün öne e-ticaret siteleri bu açıklarını kapattı, fakat hala birçok server’da bu hata var. Mesela son olarak www.imedya.com adresine baktım ve koca bir açık gördüm.
Bu açıkla daha neler mi yapılabilir? Server üzerindeki beğendiniz bir database dosyasını, mesela bir bankanın kredi kartı bilgilerinin olduğu bir dosyayı anonymous ftp alanına atıp, sonrada anonymous ftp ile bağlanıp çekebilirsiniz. Bu sayede ne çok datanın aktığına inanmazsınız.
Hani deprem ilgili bir laf vardır ya “”depremler insanları öldürmez, binalar insanları öldürür”” diye ben de bunu biraz uyarlamak istiyorum. İnternet güvensiz değildir, system admin’ler, işletim sistemleri, kötü programcılar, az sermaye işi ile internet projeleri hazırlayan patronlar güvensizdir.

NETleşmek üzere….

Benden Duymuş olmayın:

– E-ticaret işinde, üç önemli bacak vardır. Bunlardan birincisi iyi bir bilgisayar desteği, ikincisi güçlü bir banka, üçüncüsü ise lojistik destek. Danışmanı bulunduğum şirketlere ilk iki bacak için çok net çözümler sunabiliyordum ama artık üçüncü bacak için de son derece başarılı bir şirketin oluşmaya başladığını öğrendim. İsim ve kurumsal kimliği konusunda size hiçbir ipucu vermiyeceğim, sadece altyapısının çok sağlam olduğunu kurucularının geçmiş tecrübelerinden anladığım bu şirketin kurumsal kimliğini mass-ast yapıyor.
– Bugün de onlarca web açığı ile karşılaştık. Bunların etik yönlerini gelecek haftalarda incelemeyi düşünüyorum. Ama system adminlerinin uyudukları yerlerden artık kalkmaları ve çalışmaları gerektiğini düşünüyorumi. İşin en kötü tarafı koca ülkede herkesin işletim sistemini winnt dizinine, web sayfalarını ise inetpub dizinine koymaları. Bu kadar basit bir hata nasıl yapılır bilmiyorum.
– Bir de yeni çıkacak ürün. Bu gizli bir bilgi değil aslında ama yine de siz benden duymuş olmayın.Yeni bir mp3 player, 9 GB mp3 dosyası, kumanddalı ve arabaya takılabilir şekilde yapılmış harika bir ürün, gelecek hafta içinde Türkiye’de olacak
– Bu dijital kanallarda ki aldatmacaya dikkat edin. Aldığınız dijital kanal şirketinin gerçekten dijital yayın mı veriyor yoksa, size bir uydu üzerinden analog yayın mı izletiyor dikkat edin. Aldığınıza değsin. 300 e yakın analog kanal seyredeceğima 70 -80 dijital kanal seyretmeyi tercşh ederim. Zaten demassification dan o kadar kanalı seyretmek mümkün de olmuyor ki..
Haftanın Sayısı:
1.
Haftanın sayısı bir. 94 senesinde o zaman yazdığım bilgisayar dergisine ilk yazı olarak internet 2 projesini yazmıştım. Yıllar geldi geçti, internet bir tane ve tek olarak yoluna devam etti . Bir ikincisi olmadı. Hani eskilerin bir lafı var ya başka İstanbul yok diye.. Başka internet yok….

Fuzzy Logic

Geçenlerde bilgisayarcı arkadaşlardan biri askerlik işini halletmek için doktora gitmiş. Doktor arkadaşımızın bilgisayarcı olduğunu farkedince hemen bu konudaki bilgilerini test eden hem de dostumuzu deneyen bir sohbete dalmış. Sohbetin ana konusu kadın – erkek, madde – antimadde ayrımından bir anda binary coding yani ( birler ve sıfırlara ) gelmiş. En sonunda doktorumuz işte demiş kainatın sırrı bunda saklı herşey birlerden ve sıfırlardan meydana geliyor.
Doktorumuzun, bilgisayara sektörüne hatta teknolojiye olan yakınlığını bu sözlerle tahmin etmek çok mümkün. Geçen gün bu konuda çok ilginç, ilginç olduğu kadara da kafamdaki soru işaretlerini yanıtlamaya çok yakın bir tez ile karşılaştım. Bu tez IQ ve EQ üzerine idi. IQ malumunuz son yüzyılın en önemli ölçüm değerlerinden biri. EQ ise yükselen yeni değer. Duygusal zeka (EQ) son derece büyük avantajlara sahip bir yaklaşım. Şimdi bu mantığın nereden yola çıktığını ve bizim aslında AI ( Artificial Intelligence ) konusunda nerede yanıldığımızı hep beraber bir inceleyelim. Bilim adamlarının büyük bir kısmı AI ‘ın başarılı olmasının mümkün olmadığı konusunda hemfikir. Bunun en önemli sebeplerinin başında düşünce yapımızın şu an anladığımız anlamda algoritmik olmamasından kaynaklanıyor. Siz birçok fikre karar verirken nelere dikkat ettiğinizi, neleri ölçümlediğinizi kendinize algoritmik olarak bir akış şemasıyla ifade edebiliyor musunuz? Eğer edebildiğğinizi söylüyor ve bunu kendinize ispat edebiliyorsanız, büyük ihtimalle sosyal yaşamdan oldukça uzaklaşmışsınızdır. Hatta toplumun sizi ya kullandığını yada dışladığını çok net söyleyebilirim. Bunun tek bir sebebi vardır, sosyal yaşam “”1″” ve “”0″”lardan oluşmaz. Bunun dışında binlerce ara sayılar mevcuttur. Bu sayılar sistemin getirileridir. Bu fuzzy logic beklenilmeyen durumlarla karşılaşılması anında sistemin ara kararlar alabilmesine yardımcı olur.
Her ne kadar erkek aşçıların kadınlardan daha iyi yemek yaptığı görüşü hakimse de, unutmamak gerekir ki her kadın iyi yemek yapabilir. Bunun sebebi erkek kafasının birlere ve sıfırlara daha yakın olmasındandır. Bir erkek harcına tuz yerine şeker dökülmüş olduğunu farkettiği bir köfteyi hemen çöpe atar ama her kadın bunu toparlamanın yolunu bilir. Bu fuzzy logic sistemin “”halt”” olmasını da engeller. Dikkat ederseniz çevrenizdeki erkeklerin anlamadıkları bir konu üzerinde sinir oranları (yani “”halt”” etmeleri) ihtimali kadınlara göre oldukça fazladır.
Bu noktada daha ilginç olanı son zamanlarda beni ençok uğraştıran ama annemin kesinlikle 10 saniye içinde çözeceğinden emin olduğum bir soruydu. Bir yerde üç lamba var. Bu lambalardan birini yakan bir anahtar lambaların yandığını göremiyeceğimiz bir yerde. Elektrik anahtarı ile oynadıktan sonra lambanın söndüğünden emin olup birkez odaya girip hangi lambanın yandığını bulmamız gerekiyor. Evet sorunun çözümünü bulamadım. Gerçi bir lambanın ışıktan başka ne verebileceğini düşünerek doğru algoritmaya yaklaşmıştım. Ama annem olsa eminim anında lambayı belli bir süre yakıp söndürdükten sonra aşağı inip sıcak olan ampülü bulmayı akıl ederdi. İşte fuzzy logic tam olarak budur.
İnternet bu yeni moda mantığın üzerine inşa edilmiştir ve bu nedenle internette başarı, IQ üzerine algoritmalar yazmayı gelenek haline getiren Amerikalılardan çok kaotik trafik kurallarına sahip, herşeyin heran olabileceği bir ülkede sağ kalabilme başarısına sahip Türk ırkının olacaktır. Bunu Amerikalılar bile farketmişlerdir.
NETleşmek üzere…

Simitçi, kahveci, gazozcu

Malum biz internetçiler, kokoreçci ve mısırcılara sempati duyarız. Türkiye’de internet patlamasına bir kokoreçcinin açıklamalarının sebep olması ben de aynı zamanda bu özel insanlara saygı duygusu uyandırıyor.
İnternet’in ilk sokaktaki insane manzaraları bu yaklaşımlarla başladıktan sonra, sayın Banu Alkan’ın o çok özel diliyle anlatımı beni ayrı bir mutluluğa itti. Açıkcasi Okan Bayülgen’in bu hanıma duyduğu sevgiyi şimdi daha çok anlıyorum. Gerçi bilirsiniz her showman’in bir hanıma platonic ilgi duyması Beyazit’in (Halk arasında Beyaz diye de tanınır) Ayşegül Aldinç’e evlilik teklif etmesi ile moda oldu ama….
Neyse biz konumuza dönelim. Artık internet gündemi de Türkiye gündemi gibi, her ağız açıldığında değişiyordu. Değişmeye devam ediyordu. Arkasından bu güvenlik sorunları, lamerlar, crackerlar ve hackerlar. Artık gündemin çivisi çıkmıştı. İnternette magazin basınına yenik düştü. Asıl işin komiği bunun bu şekle gelmesi için uzun süredir emek veren bir sürü insanı “”aman Allah’ım biz ne yaptık”” düşüncelerini alacak kadar hızlı gündem değişiyordu.
Aslında bu sadece Türkiye için böyle değil. Dünyanın her köşesinde aynı sorunlar yaşanmakta. Daha geçenlerde www.creditcards.com ‘un kredi kartı database’ini çalan bir hacker’ın bu bilgiyi değişik e-medya şirketlerine yollamış olması ile dünya çalkalandı. Ondan birkaç gün once ise Microsoft’un kaynak kodlarının çalınması ortalığı birbirine katmıştı. Her ne kadar bu kültürün en yakın takipcilerinden olan MS konuyu kendi tarafına çekip, skor hanesine bir eklese de bu hergün yeni bir sansasyonun oluşmasını engellemiyor.
Geçen hafta yine mailing listlerde çok özel bir espri dolaştı. FBI’in fotoğraf arşivinden kendi fotoğraflarınızı arayabileceğiniz bir adres. Ben kendi ismimi girmeden once Türkiye’nin tanınmış simalarından birinin ismini girmek istedim. Beyaz’ın ismini girdiğimde fotoğrafının gerçekten orada olduğunu gördüm. Ama üzülerek söylemeliyim ki FBI database’ini yenilemek zorunda, çünkü koskoca Beyaz’ın sadece 3 yaşındaki fotoğrafına ulaşabildim.
Yeni sitelerin kurulduğunu group hergün mutlu oluyorum. O kadar özel konulara hitap edilen siteler açıldı ki vertical portal politikasını önemseyen Superonline Türkiye’de içerik ortağı bulmakta kesinlikle zorlanmayacak gibi görünüyor. Her nekadar kendi sitem için Superonline’la konuşmayı düşünsem de, bu iki güzide siteyi de onlara önermeden geçemeyeceğim. Bu sitelerin ilki http://www.sanalnikah.com tamamıyla interaktif bir site. Gerçek bir bağlantı ve iletişim noktası. İkinci güzel site ise http://www.salakkiznasiltavlanir.com/. Bu site de ise çok geniş bir içerik ve büyük tecrübe var. Açıkcası bu gerçekten başarılı bir fikir. Kabul etmeliyim konuyu çok severek okudum.
Bu aralarda son derece önemli bir yer tutan e-ticaret’I de unutmamak gerektiğine inanıyorum. Türkiye’de kobiler için gerçek bir çıkış noktası olacak e-ticaret üzerine de önemli çalışmalar var. Bunların en başında Türkiye’ye özgü kokoreçten sonar ikinci önemli tat olan simit konusunda. http://www.i-simit.com . Bu siteden karperli yada karpersiz simit satın almanız mümkün. Yalnız demin siteye girdiğim de, sitenin yayının geçici bir sure ile durdurulmuş olduğunu gördüm. Çünkü simitçimiz Hülya Avşar Show’un çekimlerinde olacakmış. Açıkcası yıllardır e-ticaret’in kobiler için gerçek bir çıkış noktası olduğunu her seminerimde dile getirmiş olmama rağmen bu kadarını ben bile hayal edemezdim.
Türkiye’de prestij amacı ile de siteler inşa edilmeye devam ediyor. Bunların en güzel ve önemlilerinden biri bir kemp sitesi. Malum bilerek kitsch yapan sanatçıların yaptığı işe kemp denir. Bu site bu kadar kitsch’I bir arada içerdiğine gore büyük ihtimalle, bunlar bilerek yapılmıştır diye düşünüyorum. Ekrana önce bir uzay görüntüsü ve dönen bir dünya geliyor. Arkada ise Stainley Kubrick’in 2001 A space Odessey filminin müziği. Sonra dünyanın iki yanına biber ve domatesler geliyor ve bir şiş dünya ile birlikte hepsini şiş’e geçiriyor. Sitenin ismi mi? http://www.cilgindurumcu.com . Meraklısına…
Bu böyle sürüp gidiyor ve ben Sezen Aksu’nun ada vapuru şarkısını içimden söylüyorum. Ne güzel sözler onlar, Türkiye’nin gerçeğini nasıl da açıklıyor: “”Ada vapuru yandan çarklı, bayraklar donanmış cafcaflı, simitçi, kahveci, gazozcu… Şinanay yavrum şina şinanay, şinanay da yavrum hopaşinanay…””
NETleşmek üzere…

Benden duymuş olmayın:
– Sabah gazetesinin smtp server’ı Netaddress tarafından abuse listesine alınmış. Bu çok üzücü bir durum, umarım en kısa zamanda bu sorun giderilir.
– Malum yılbaşı yaklaştı, etrafta ekonomik sıkıntı kol geziyor. Büyük bir holding’in internet şirketi iki aydır maaş alamıyormuş.
– Bir internet şirketi son dönemde yaptığı büyük anlaşmaların sonucu olarak her üç elemanından birini atmış. Bu piyasadaki çalışabilecek durumdaki internet profesyoneli açığını birsüre giderecek gibi görünüyor.
– Bu size doğum günümden önceki son yazım. Benden duymuş olmayın ;-))

Haftanın sayısı

7

Sayımız yedi. Hayır haftanın yedi günü değil. Ünlü “”seven”” filmini seyredenler de bilirler, 7 ölümcül günah. Bu konuda ki bilgilerin web tasarımcıları ile ne kadar yakından ilgili olduğunu bu işi gerçekten doğru şekilde yapan herkes çok iyi bilir. Tasarımda açgözlülük bir web sitesini iflah olmaz şekillere sokabilir. Bu hafta dolaştığım sitelerin çoğunda bu sorun ile karşılaştım. Aman dikkat..

Http://Çankaya.gov.tr

Öncelikle “Ç” yi bilerek yazdığımı belirtme gereğini artık duymuyorum. Nasıl olsa siz beni, ben de mailleriniz geldikçe sizi tanıyorum. Son iki haftadır gelen mesajlardan çok mutluyum. Özellikle sitem hakkında gelen güzel feedbackler bei çok mutlu ediyor. Hepinize defalarca teşekkür ederim.
Başlığımın bu hafta çankaya.gov.tr olmasının birkaç anlamı daha vardı. Öncelikle artık web sitelerinin halka açılmak için son derece önemli bir kaynak olduğunun unutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Bilişimin devletin üst kademelerine çıkışı aslında birçok ülkeninkinden daha önce başladı. Daha rahmetli Turgut Özal’ın başbakan olduğu dönemlerde, icraatın içinden programlarında dekoru bir bilgisayar süslemeye başlamıştı. Daha sonra bu bilgisayar sayısı ikiye çıktı. Bu bilgisayarların kullanıldığını gösteren önemli bir kanıttı. O dönemlerde babamdan Turgut beyin kardeşi ile 2 – 3 saat bilgisayar konusunda sohbet ettiği bilgisini aldığımda ise çok heyecanlanmıştım. Turgut bey, cumhurbaşkanı olunca bilgisayarları da cumhurbaşkanlığına taşındı. Politikacılar bu dönemde Türk halkının teknoloji merakını keşfetti. Tabii bu politik açıdan çok kolay kullanılabilecek bir hadise olmuştu. Gerçi Mesut bey icraatın içinden programlarında bilgisayarı dekor olarak kullanmadı. Bilgisayarı gerçekten kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. Ama Tansu hanım döneminde icraatın içinden programlarında bilgisayar yeniden bir dekor olarak yerini aldı. Fakat arada küçük bir fark vardı. Tansu hanımın programlarında kadraja sığabilmesi için klavye ve mouse kaldırılmıştı. O zamanlar “voice recognation” daha kullanılmaya başlamamıştı, bu nedenle Tansu hanımın o bilgisayarı nasıl kullandığını gerçekten çok merak ediyorum. Sayın Süleyman Demirel ise cumhurbaşkanlığı döneminde bilgisayara ilgisi olduğunu çok net açıklamıştı. Turgut Özal zamanında çankayaya giren bilgisayar Demirel zamanında köşkten çıkmıştı. Şimdi Çankaya yeni bir dönemi yaşıyor. Sayın Cumhurbaşkanıızın bilgisayara ilgisini bilemiyorum ama internet sitesinden günün programını öğrenebiliyor olmamız son derece güzel. Gerçi Amerika bu konuda da inanılmaz bir farklılık yaratıyor. Sitede ABD başkanının günlük çalışmaları hakkında bilgi almak konusunda bir alan var. Üye olduğunuzda günde 3 – 4 tane çok uzun mesaj geliyor. Mesajların içinde başkanın konuşmalarından günlük programlarına kadar her konu işleniyor.
4. Ocak. 2001 günü Hürriyet gazetesinde Ertuğrul Özkök “www.cankaya.gov.tr” diye bir başlık atmıştı. Yazısının içinde cumhurbaşkanlığı web sitesinde Demirel dönemine ait bir arşiv olmamasından yakınıyordu. Ben one bu konuyla ilgili www.whitehouse.gov adresine bakmasını tavsiye ediyorum, hiç olmazsa Clinton’ın Türkiye’yi ziyaret ettiği günlerde Demirel’in ne yaptığını görebilir. Hatta üşenmeyip adresini de vereyim: http://www.whitehouse.gov/textonly/WH/New/Europe-9911/briefings/1999-11-15b.html
NETleşmek üzere.
Haftanın sözü: yalnıZCa o ANı yaşayacaksınız!!!!!

Gençlerin telefondaki son modası

Mobil iletişim pazarında yeni imaj tasarımlarıyla ayrıcalıklı bir şekilde öne çıkan Ericsson, SwatchÒ Internet Time özellikli dünyanın ilk ve tek cep telefonu “T20” modelini Hong Kong, Londra ve Stockholm’de aynı anda düzenlenen lansman partileriyle dünya pazarına sundu. Önümüzdeki günlerde Türkiye’de de piyasaya sürülecek olan Ericsson T20, duygulara hitap eden farklı tasarımı, cezbedici dış görünümü ve uyumluluğuyla hemen göze çarpıyor. Özellikle 16-25 yaş arası gençliğin yaşam tarzı olan iletişim, müzik, moda ve sanal ortamda kendini ifade etme özgürlüğü, Ericsson T20’nin kendine özgü ve farklı tasarımı, benzersiz aksesuarları, mobil internet özellikleri ve gerçek chat ortamı sağlayan dünyanın ilk ve tek cep telefonu olmasıyla Ericsson’un mobil iletişimdeki yaratıcı gücünün genç pazardaki yansıması. İnsan vücudunun karşı konulmaz cazibesinden esinlenerek tasarlanan Ericsson T20, rahat kavranışı ve sokulgan tavırlarıyla kullanıcısı için vazgeçilmez bir uyumluluğa sahip.

SWATCHÒ INTERNET TIME
İletişim sektörünün lider kuruluşu Ericsson, dünyadaki bütün internet kullanıcılarına saat farkı olmaksızın iletişimde kalabilmeyi ve sanal ortamda ortak bir zaman birimi ile hareket etmeyi sağlayan SwatchÒ Internet Time özelliğini T20 modeliyle cep telefonuna taşıyarak mobil iletişimde bir ilke daha imza attı. Sanal dünyada mevsimlerin, gece ve gündüzün yaşanmaması esasından yola çıkılarak geliştirilmiş olan Swatch Internet Time, güneşin durumuna göre değil kişilerin kendi bulunduğu yere göre ayarlanıyor. Bir günü 1000 dilime bölen Swatch Internet Time @ sembolü ile ifade ediliyor. 1 dilimin 1dk 26,4sn’ye eşit olduğu bu yeni zaman birimi web’de zaman geçirenlerin biraraya gelip sohbet etmeleri, oyun oynamaları ve iletişimde kalabilmeleri için devrim yaratan bir buluş.

WAP 1.1 ve CHAT
Dünyadaki en küçük WAP telefonu olan T20 ile özel WAP sitelerindeki chat odalarında aynı anda birden fazla kişiyle chat yapmak mümkün. Bu özelliği ile Ericsson T20, kullanıcılarının sanal dünyada da seslerini en fazla kişiye ve en uzağa duyurabilmesini sağlıyor ve sanal etkiletişimin keyfini mobil olarak yaşatıyor. Ayrıca WAP özelliği sayesinde en son filmler, günlük burcunuz veya eğlence yerleri hakkında güncellenmiş bilgilere ulaşılabiliyor.

AKSESUARLAR
İletişim sektörünün lider firması Ericsson’un en trendy akımı olan T20 modeli, radikal tasarımı ve çarpıcı dış görüntüsünün yanında, aksesuarlarıyla da mobil iletişim modasının öncülüğünü yapıyor. T20’nin Ericsson FM Radyosu ile uyumluluğu sayesinde haber programlarını takip edip, müzik ve spor karşılaşmalarını dinlerken; T20 kullanıcıları Ericsson MP3-Çalar kulaklık setini cep telefonlarına bağlayarak kendi seçtikleri favori şarkıları CD kalitesinde dinleme şansına sahipler. Ayrıca, metalik kayışı ve İsveç ordusunun kullandığı “Lovika” Eldivenleri’nden esinlenerek hazırlanan özel T20 taşıma kılıfları ile kolay taşınabilmesinin yanında, genç pazarın kişisel imajını tamamlıyor.

DİĞER ÖZELLİKLER
Aktif kapak, sesli arama ve titreşim özelliklerinin yanında, 900 bandında 4.5 saatlik konusma süresi ve 5 gün bekleme süresi, 1800 bandında ise 10 saatlik konusma süresi ve 8 günlük bekleme süresi ile Ericsson T20 mobil olmanın keyfini sonuna kadar yaşatıyor. Dört farklı renk ve üçlü renk kombinasyonuyla gençliğe sunulan T20, açılış kapanış şovu, ekrana resim yüklemeq ve kronometre özellikleriyle renkli ve dinamik bir ruha sahip.

Benden Duymuş olmayın:

. Yılbaşı döneminde web sitelerine kar yağdı. www.asparagaz.com adresini çoğunuz bilir. O siteye yağan kardan bir kısmını da ben www.unaldi.org siteme ihraç ettim. Umarım bana kızmamışlardır.

. Geniş yelpazesine rağmen Türkiye pazarına yeni giren bir bilgisayar programları şirketi logosunu değiştirmiş haberiniz ola.. Yerin kulağı var diye işte buna deniyor!!!

. Ünlü hackerımızın sitesini yılbaşı gecesi bilgisayarcı deyimiyle “parmaklamışlar”. Umarı bunu yazıyorum diye bana kızmaz. Aman dikkat et yeni yıl nasıl başlarsa öyle gidermiş.

. Laptop pazarı sanki yeniden güçlenmeye başlayacak. Türkiye’nin fazla tanımadığı yeni markalarında pazara girmesi an meselesi. Bunu çok net hissediyorum.

. Bilgisayar pazarında ise rakamlar gittikçe düşüyor. Bakalım sonu nereye varacak?

Haftanın sayısı:

28 Evet, 23 Aralık doğum günümdü. 28 yaşına bastım ama bu 28 oradaki 28 değil. Çok sevdiğim bir dostum Graphic User Interface (grafik arabirimi)’nin geçmişi konusunda bir sitenin adresini yollamış. İlk GUI’nin 1973 yılında yazıldığı görülüyor. GUI’lerin internet için önemini söylemenin gereği yok sanırım, zira internetin parlak çocuğu web bu sayede varoluyor…

IT vs CT?

Hafta içinde Avrupa yakasını pek bilmeyen bir dostum beni ziyarete gelecekti. Benim ise evde kalıp, şu hepimizin keyifle izlediğimiz dijital platformlardan biri olan digiturk’un ekibinin, gelip tesisatı kurmasını beklemem gerekiyordu. Tabii arkadaşımın yolda kalmasına, bilmediği bir takside sürünmesine gönlüm razı olmazdı. Yıllardır tanıyıp, iletişim kanallarını kullanış biçimlerini hep takdir ettiğim, Ataköy Atamerkez taksiyi aradım. Telsiz ile buluşma noktasına tam saatinde bir
araba göndermelerini istedim. Bu noktaya kadar başımıza gelenleri bir bilgisayarcı gözünden incelemek istiyorum. İlk dikkat etmemiz gereken nokta taksi şirketi. Teknolojiyi, özellikle iletişim teknolojilerini son derece başarılı bir şekilde takip ediyorlar. İstanbul’da ilk telsiz kullanan taksi şirketi olmaları bu tezimi doğrular nitelikte. İşin daha güzel tarafı teknolojiyi başarılı bir şekilde kullanıyorlar. Yani her an taksilerle iletişim halindeler. Taksi şoförleri ile yaptığım bir konuşmada bunun onlara ne gibi avantajlar sağladığını ballandıra ballandıra anlattı bana. Bu teknoloji aslında bir IT (Information Technologies) gibi görünmesine rağmen tam da bir CT (Communication Technologies). Bu arada merak edenlere küçük bir not, şu an digitürk seyrediyorum ve ekibin çalışma, tesisatı bağlama hızından, görüntünün kalitesine kadar her noktasında arayıp da bulamadığımız hoş bir gelişme olduğunu söylemek istiyorum.
İsterseniz artık IT ile CT arasındaki farka geçelim. Geçen gün benimle yapılan bir ropörtaj sırasında, geleceğin mesleği nedir sorusuna CT cevabını verdim. Bundan üç dört yıl önce ise Yeni Türkiye dergisi için yazdığım bir yazıda, aslında bu konunun buraya geleceğini işin teorisini tam oturtamadığım halde yazmıştım. Medya ile uğraşanlar “”demassification”” kelimesinin anlamını çok iyi bilirler. Mass medya (Kitlesel medya), bu işi yapan kuruluşların sayısının artması ile parçalara bölündü. İlk zamanlar sadece Time dergisi varken sonra Newsweek ve sonra diğerleri gelince, hedef kitle küçüldükçe küçüldü. Bu küçülme internetteki personalization (kişiselleştirme) teknolojisi ile, kişiye özel medya haline geldi. bu medyacıları son derece rahatsız eden bir gelişme olarak literatüre geçti tabii. Ama asıl sorunu farketmedikleri için, şu an gözleri büyük. İnternet ile birlikte herkes bir medya haline gelebiliyor. Bu ise bilginin doğruluğunu sorgulamayı oldukça zorlştırıyor. OSS sınavı öncesi oluşturulan ve tarihe geçecek bir komiklik olarka yerini alacak olan protestoss bu noktada çok iyi bir örnek galiba.
Bilginin doğruluğunu internet üzerinde nasıl kanıtlarsınız? Bu aslında üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Tabii hemen internet öncesi mantıklarla düşünen insanlar, bilgiyi kontrol eden bir teşkilatlanmaya gidelim derler. İnternetciler ise buna son derece büyük kahkahalarla gülerler. Çünkü, internetciler ikiye ayrılır. İyi niyetli olanlar, böyle bir sistemin başına geçecek olan ve kendisine denetleme yeteneği verilen kişilerin bu imkanı ne kadar kötüye kullanacaklarını bilirler. Hele frekans tahsisi için, kurulan bir kuruluşun, kanal kapatma kararları almakdan başka bir iş yapmadığı bir ülkede, böyle net ve legal bir denetleme yetkisi adamı kral yapar. İnternet kullanıcıları arasında bir de kötü niyetliler var tabii. Bunlar önce bu kurumun çalışmasına zarar verirler, daha sonrada sertifika taklidi yaparak yeni protestoss vakaları oluştururlar. Bu noktada biz bilginin gerçek olduğunu bu koca bilgi çöplüğünde nasıl anlayacağız. Bir bilginin doğruluğunu kim belirler. O bilgiyi oluşturan kişiler tabii ki. Burda gelecek yüzyılın medyası insanlara bilgininkaynaklarını gösterirler sadece, daha fazlasını yapmaya yetkileri ve daha kötüsü etkileri yoktur. Yeni Türkiye’de bu bilgileri yazarken sadece öngörü yapıyordum, şimdi ise bunu çok net görebiliyorum. İşte bu anda IT görevi artık bitmiş oluyor, misyon CT ve MIS (management information systems) ‘e teslim ediliyor. Zaten son on yıl içinde bilhgi kaynağı olmaya çalışan kurum ve kuruluşların yaşadıkları en büyük sorun buradan çıkıyor. Her nekadar bilgisayarcılar bunu dünyanın en büyük sırrı gibi saklasalar ve kendi eksiklikleri olarak görseler de, bilginin depolanabilmesi için ortak bir bilgi ambarının oluşturulması gerekir. Bu ambarların ise belli bir format yani düzene ihtiyacı vardır. Fakat bilgi tek kaynaktan üzeretilmiyorsa bu formatlar ya bilgilerin bir kısmını filtreler yada hepsini içine almak için esnek bir yapı oluşturmaya çalısır. Hemen belirteyim ne veri depolama yazılım şirketleri ne de herhangi bir 3rd party şirket bu esnek yapıyı oluşturamadı. O zaman gerçekten görev bilginin yerini bildiren, gereken bilgi ile ona ihtiyacı olan kurumu bir araya getiren, iletişim teknolojilerinin ortaya çıkmasıdır.
İnternette bu tip kurumlar artık ortaya çıkmaya başladı. Arama motorları, meta-arama motorları derken, bu iş gittikçe önemli hale gelmeye başladı. Zaten Tükiye’de de birçok kurum ve kuruluş, arama motorlarına ilgiyi arttırarak, bu konuda nelere dikkat edeceğini gösterdi. Evreka arama motorunun başarısı ise tam da bu nedenden.
NETleşmek üzere.

Site-m

www.sitebuilders.org

Profesyonel internetçilerin yıllardır buluşma noktası olan sitebuilders grubu yeniden açıldı. Hepinize tavsiye ederim. Özellikle, üye olup mailing listine girmeyi başarırsanız (ancak sorulara doğru cevaplar vermeniz durumunda, üye olabilirsiniz, çünkü bilgiler kontrol ediliyor) çok yararlı bilgilere ulaşacağınızı söyleyebilirim.

www.unaldi.org

Uzun bir aradan sonra sitem birkaç eksik olmasına rağmen yeniden açıldı. Artık eskisi gibi sadece yazılı basında yer alan yazıları değil, sadece site için yazılan yazılarıda bulabileceksiniz.

www.x-men-the-movie.com

Xmen tam bir tasarım harikasıdır. Spiderman ile birlikte en fazla beğendiğim ve okuduğum çizgi romanlardan biridir. Biliyorsunuz yakın bir zamanda filmi de gösterime girecek. Ben filmi çok başarılı bulduğumu söylemek isterim. İsterseniz siteden trail’lerini izlemek imkanını bulabilirsiniz.Bu arada filmi de kaçırmamanızı tavsiye ederim.

www.ibis.com.tr

Son derece başarılı bir arama motoru. Zaten Türkiye’de sadece iki büyük arama motoru, bu ülkedeki en büyük içerik üreticisi olan medya kuruluşlarını indexleem işini yapıyor. Bunlardan en başarılısı ibis. Zaten bunu da büyük medya kuruluşlarını müşteri portföylerine koyara göstermişler.

www.asparagaz.com

Uzun zamandır bu siteye bakmayı unutmuştum doğrusunu söylemek gerekirse. Geçen gün çalışmaları ile hepinizin takip ettiğini umduğum Atilla Bey beni bu siteyi ziyaret etmem konusunda uyardı. Yeni açılan “”paralel ilanlar”” kısmı son derece hoş olmuş. Hepinize tavsiye ederim. Yalnız random seçilen bu ilanların bir kısmı aynı sayfada iki kez geliyor, Mod, detay herhalde buna dikkat etmemişler. Asp koduna birkez daha bakmalarını tavsiye ederim.

www.rtuk.org.tr

Hep size özel sitelerden mi bahsedeceğim. Rtük tv ve radyo ortamlarında Türkçe kullanımındaki sorunu farkederek hemen bir referans dosyası hazırlamış. Bunun internetten ulaşılabiliyor olması ise bizim için büyük bir nimet. Yalnız ana sayfanın isminin “”Home Page”” olması benim dikkatimi çekti. Herhalde Rtük “”Home Page”” kelimesini de Türkçemize kazandırmak için çalışıyor.

www.cepport.com

Gerçekten çok başarılı bir wap sitesi. Hertürlü bilgiye anında ulaşabiliyorsunuz. Fakat şu ana sayfada çıkan cepport logosunu kaldırsalar da siteye daha çabuk girebilsek daha iyi olmaz mı?

Benden Duymuş olmayın

– Kolay bir servis sağlayıcımızın sisteminde kolay açıklar olduğu yolunda bir haber aldım. Neyse ki admin arkadaşımızın e-mail adresini sadece birkaç kişi biliyor. Yoksa herkes bütün maillerini okurdu.

– Servis sağlayıcıları yapmakla ünlü bir şirketimiz, geçenlerde bir bankanın servis sağlayıcı açma teklifini kabul etmemiş. Ya banka küçük geldi, yada ilaç gibi gelen başka şirketler var.

– Yine büyük bir servis sağlayıcımızın, adserver bilgilerine, domainin başına ads ekleyerek ulaşabiliyorsunuz. Her ne kadar bu büyük bir sorun olmasa da biraz düzensizlik oluşturuyor gibi geliyor bana.

Yeni çıkanlar

– Amerika’da yapılan bir araşırma, internet kullanıcılarının yüzde 65’inin interneti bilgisayar dışı ortamlardan kullanmak istediklerini göstermiş. Bu gerçekten önemli bir gelişme. Türkiye’de geçenlerde çıkan Net.tv aslında tam bu amaca hizmet ediyor. Hem de eksiği yok fazlası var. DVD player’da eklemişler. Sadece bir önemli konuyu atlamışlar, tv’nin ses, ve görüntü çıkışı yok. YAni bu sistemi bir home theater’a eklemeniz mümkün değil. Umarım İhlas.net yöneticileri bu sorunu farkederler.

– Wap’ın uzmanı olarak çıkan Ericsson R320s gerçekten çok başarılı bir telefon. Boyuna rağmen Nokia 9110 ile yarışabilecek bir kullanım kolaylığına sahip. Bu aletin güzelliğini görünce Ericsson R380’i son derece merak etmeye başladım. Bu versiyonunda ekran daha büyütülmüş ve bir pda eklenmiş.

– Oyun çılgınlarının merakla beklediği, strateji oyunları için yapılan mouse çıkmış. Bilişim sırasında biraz oynadığım bu alet kullnımı açısından çok başarılı görünüyor. Size bu konuda yakın zamanda daha fazla bilgi vermeyi umuyorum.

Haftanın sayısı:

777 : Unix kullanıcıları yakından bilirler. Bütün kullanıcılara yazma okuma ve yönetme hakkı verme sayısıdır. Chmpod komutu ile düzenlenir ve son derece başarılı bir algoritması vardır. Yüzlük hanedeki sayı admin, onluk kısımdaki sayı user, birlik kısımdaki sayı ise kullanıcıyı temsil eder. 4 okuma, 2 yazma, 1 çalıştıma hakkıdır. Yani 644 admin okur yazar, kullanıcı ve konuk sadece okur kimsenin yazma hakkı yoktur demektir.

Yazarın notu:

– Cumhurbaşkanımız, teknoloji üretmemiz gerektiğini belirtmiş. Kendilerini zaten ilk anlarından bu yana saygıyla izliyorum. Verdiği kararlar ve etkileri son derece saygıdeğer. Teknoloji üretmedikçe gelecek dünyada yerimiz olmayacağının farkedilmiş olması gerçekten çok güzel.

– Geçen hafta Mustafa Hoca, internet üst kurulunun yapısının değiştirilme kararını aldıklarını söylemiş. Hocam isterseniz ilk olarak bu üst kelimesini kaldıralım. Orası bir hizmet kurumu, isminin internet hizmet kurumu olması, insanların ilgisini daha da arttıracaktır.

Renkler, kişiler:

Kırmızı: Geçenlerde bir reklamda, iki ilginç ifade ile karşılaştım. “”Türkiyenin ilk internet’i”” ve “”En teknolojik internet””. Hadi reklam yazarları bu internet işinden anlamıyor, bu reklamın yayına girmesi için onay veren “”akademisyenler”” de mi nu konuyu anlamıyor. Lütfen biraz dikkat.

Transparant: Biliyorum bir renk değil ve emin olun bunu üzerlerine giydikleri transparan kıyafetler için böyle nitelendirmiyorum. Tepkisiz kaldığımdan bunu yazıyorum. Bir manken kendi resimlerinin bir web sitesinde izinsiz olarak kullanımını aynen şu cümle ile anlattı:
– Beni de internet’e koymuşlar.
Şok oldum.

Figür ve Desen

yazi
“Heykeltraşlar, gerçekleştirdikleri esere şöyle bir adım geriye giiderek bir daha bakarlar. Bu insanoğlunun tamamını görmek istediği obje karşısında refleksi olarak gerçekleştirdiği, görüş alanını arttıran bir hareketdir. Bu sayede karşısındaki objenin detaylarına konsantre olmadan tamamını görme imkanı olur. Profesyonel insanlar, yaptıkları işin kalitesine bağlı olarak detaylara konsantrasyonlarını arttırırlar. Şeytan detayda gizlidir. Bir ürünün başarısı genel konsept dışında onun detayları ile ilgilidir. Bütün sanat eserleri detayları üzerinde son derece fazla çalışılmış ve bunu her durumda belli eden ürünlerdir. Profesyonelliğin, getirdiği bu detaycılık bazen kişiyi bütünden uzaklaştırır.
Hepiniz Matrix filmindeki siyah zemin üzerinden aşağı akan fosforlu ekranı hatırlıyorsunuzdur. Çünkü bu sahne filmin en belirgin felsefelerinden birini açıklamak için yapılmıştır. Bu sahnede o küçük fosforlu harfler kişileri belirtir. Bu kişilerin genel haraketleri hayat ekranından akıp gider. Bu sırada birileri ise bütün bu ekranı ve ekran üzerindeki figürlerin oluşturduğu desenleri görebilirler. İşte bu bir yetenektir. İnsanı kişiler ve hatta kurumlar üzerine taşıyan deha sıfatını kişiye yakıştıran bir yetenek. Bu kişiler topluma yön verme hakkına sahip insanlardır. Bu yeti aslında hepimizin bilgi dağarcığında doğuştan beri vardır (tabii Tabula Rasa’ya inanmıyorsanız) fakat insanı profesyonel yapan genel kültür ve eğitim bu yeteneğimizi yokeder veya kamufle eder. Bunun en güzel örneği çocuklardır.
Lucas Arts’ın son star wars filminin “”””çekimleri”””” sırasında o büyük dijital savaş sahnesini izleyen bir çocuğun bu askerler neden hep aynı adımlarla yürüyor demesi üzerine Industrial Light and Magic firmasının bütün sahneyi yeniden tasarlaması bunun en ilginç örneklerinden biridir. Hepinizin çok iyi bildiği “”””kral cıplak”””” hikayesi de bu tezi doğrular bir gerekçedir.
Küçücük bir çocuğu bizden daha üstün hale getiren yada bu konuda bu yetiyi bizden götüren nedir? Bu sorunun cevabının her yaşta her şekliyle eğitim olduğunu sadece bizler değil, filmler hatta akademisyenler bile söyleyebilir. Sakın yanlış anlaşılmasın, eğitimin bunu yok eden çok önemli bir artısı var. Kültür ve kültürün getirdiği klişeleri almanın, eğitim dışında hiçbir şekilde mümkün olmadığı da bilinmelidir. Bunlar, toplumu, sanatı, bilimi, teknolojiyi yöneten bilgilerdir.
Bu bilgilerin alınmaması halinde gerçek bir sanatçı, bilim adamı olmak mümkün değildir. Yalnız bu donanıma sahip olunduğu halde düşsel gücünüzü, deseni görme yetinizi ayakta tutabiliyorsanız bu sizi herhangi bir bilim adamı yada herhangi bir sanatçı yapmaktan uzak tutar.
Size arada sırada hayatınıza, yaptığınız işe, eserlerinize, kız arkadaşınıza, çevrenize, dostlarınıza bir adım geri giderek bakmanızı tavsiye ederim. Bu sizi hayatta daha başarılı yapacaktır. Eğer bunlardan sonra, aynı şeyi internet, içinde yaşadığınız toplum, teknoloji ve hatta dünyanın siyasi ve teknolojik yürüyüşü hakkında da yapabiliyorsanız, sizi bir deha yapacak her türlü donanıma sahipsiniz demektir.

NETleşmek üzere.

Site-m

www.thinkgeek.com

Stuff for smart masses….
Yıllardır internet üzerinde net düşünen net yaşayan insanlar için ürünler satan adresler arar dururum. Bir ara “”””Popular Science”””” dergisine ait, son derece başarılı bir site vardı. Ya kapandı yada adresini değiştirdiler, bilemiyorum. Neyse bu site zaten ondan çok daha iyi. Eğer benim gibi ilginç aletlere meraklıysanız ve internet kültürürnü seviyorsanız, size bu siteyi hararetle tavsiye ediyorum.

www.hotscripts.com

İnternet için üretim yapıyorsanız “”””open source code”””” kültürünü bilirsiniz. İşte bu mantığa hizmet eden bir site. Yüzlerce perl, asp, c koduna ulaşmanız mümkün. Ben help kısmını değil ama download kısmını çok beğendiğimi belirtmek isterim.

www.laubalitr.com

Okuyucumun yolladığı bu siteyi tasarım açısından beğenmemek mümkün değil. Kendisini bu nedenle ayrıca kutlamak isterim. “”””Haftalık Haber Portakalı””””, sloganıyla ortaya çıkan sitenin, başında html ve javascript ile yaptığı “”””Yükleniyor”””” kısmı gerçekten çok başarılı olmuş. Sitenin içeriği ise mizah ağırlıklı. Beni eğlendirdiğini söylemeliyim. Yalnız yonlendir.pl dosyasının çalışmıyor olması sitenin bir kısmının içeriğini kontrol etmemi engelledi. (linklerin doğruluğunu kontrol etmek istiyordum. ) Bilirsiniz insan sevdiğini yerden yere vururmuş. Bu siteyi genel olarak beğendiğimi söylemek isterim.

www.medyakronik.com

Medyakronik, Kürşat Bumin, Alper Görmüş ve Ümit Kıvanç’ın editörlüğünde, gündelik olarak hazırlanan bir medya eleştirisi sitesi. Köşe yazarlığını ise Nabi Avcı, Tanıl Bora, Nuray Mert, Umur Talu, Nilgün Toker, Aydın Uğur gibi medya konusunda çok bilgi akademik bir kadro yapıyor. İçeriğin yoğun olmasına rağmen görsel açıdan da son derece başarılı. Medya hakkında akademik bir kadronun fikirlerini merak ediyor, entellektüel mizaha uzun zamandır özlem duyuyorsanız, size bu sevimli renkleri bulunan siteye girmenizi öneririm.

rehber.telekom.gov.tr

işte Türkiye’nin uzun zamandır beklediği site. Açıldığından bu yana son derece hızlı bir şekilde büyüyor. Şu an tek eksiği reklam alması. Benim tahminim yakın bir zamanda bu sitenin görsel yönünün düzeleceği ve reklam alacağı yönünde. İnternet üzerinden telefon numaraları öğrenmenize yardımcı olacak bir site. 118 hatlarında beklemektense internet üzerinden kendi sorgularınızla, bilginizi almanız mümkün. Telekom’u bu site için kutlamak gerektiğini düşünüyorum. Db bağlantısını access yerine daha büyük bir veri tabanı programından yapmaları da sitenin hızını son derce arttırdı.

www.tucows.com

Yazılım meraklıları, yeni çıkan küçük progaramları bilgisayarlarına yüklemeyi pek severler. Bu kişilerin en büyük sorunu gündemi takip etmek konusunda olur. İşte bu site size tam bu imkanı sağlıyor. Türkiye’de de mirror’ları bulunduğu için, kısa zamanda program çekme imkanına sahip oluyorsunuz. Aslında size bu sitenin Türkiye’deki en hızlı mirror’ı olan tucows.ada.net.tr’den bahsedecektim, ama yazıyı yazdığım sırada bu site kapalı görünüyordu. Bağlanabilrseniz en hızlı program çekebileceğiniz mirror burası.

www.alltheweb.com

Genelde arama motorları tasarım açısından başarısızdır. Yahoo bir network uzmanının elinden çıktığını her haliyle belli ederken, altavista ise kargacık burgacık yapısı ile insanı boğar. Alltheweb site olarak işte bunların hepsinden çok uzak bir yapı sergiliyor. Alltheweb, Dell bilgisayarlarının desteklediği bir proje ve arama işini kaç saniye içinde gerçekleştirdiğini her seferinde belli ederek, bu konudaki iddiasını ortaya koyuyor.

Benden Duymuş olmayın

– Telekom işlerine Fransız kalan bir telekom şirketinin yetkililerinden biri bir sohbet (sohpet diye yazılmaz :-)) sırasında, faturalama işinin karışıklığından dem vurararak, bazen faturaları takribi olarak yolladıklarını söylemiş. Bilgi çağının ortasında eğer böyle birşey ortaya çıkarsa ne büyük bir skandal olur değil mi?

– Global olmak isteyen, güçlü bir menkul kıymetler şirketi, bir internet servis sağlayıcıyı satın almış. Bu belki önemli bir haber gibi görünmüyor ama ICQ gibi bir iletişim programının yöneticilerini Türkiye’ye transfer etmeleri ve TI (IT nin tersi) bölümü açmaları, yakında çok büyüyeceği belli olan bu şirketin, artık internet üzerinde de etkin olacağını göstermiyor mu?

– Servis sağlayıcılar bilgisayar, notebook derken artık TV bile vermeye başladılar. İşte bu servis sağlayıcılardan birinin “”””portal””””(?)’inde büyük açıklar olduğu kulağıma geldi. işin kötü tarafı arama motorlarının internet üzerinden konfigre edilebiliyor olmasını, anlaşılan birtek onlar bilmiyor. işin kötüsü bu bilgi için şifre gerekmiyor. Yani htaccess kullanılmamış. Hatta default değerler bile değiştirilmemiş.

Yeni çıkanlar

– HP iki büyük atak yaptı. Birincisi Jornado 540. Bir cep bilgisayarı, daha test etme imkanını bulamadım ama MP3 player’ının olması ve ses kalitesi konusundaki yazılar dikkatimi çekti. WinCE işletim sistemi kullanan bu küçük bilgisayar 32 MB belleğe sahip. (İlk PC’min belleği 1 MB idi, teknoloji nasıl hızlı gelişiyor 😉 değil mi?) Bu arada ekranının renkli olduğundan bahsetmem gereksiz sanıyorum. Bu ürün için HP’yi kutlamak gerek. İkincisi ise bir notebook. HP yıllardır alıştığımız Omnibook serisine devam ediyor. İnceliği ve HP tarafından geliştirilen HP Mobile ProtectTools 2000 ile mobil kullanıcıların kalbini fethedeceğe benziyor.

– Garanti Bankası internet üzerinden leasing başvurusu yapmaya imkan veren bir site açmış. Umarım bu leasing başvurusu otomatik olarak incelenebiliyordur. Eğer öyleyse çok güzel. Aksi takdirde eğer sabah bankanın açılması bekleniyorsa o zaman büyük sorun var demektir.

– Creative 6 GB MP3 kaydı alabilen bir jukenox çıkarmış. Eğer MP3 meraklısı iseniz yeni yasal düzenlemeler gelmeden bu ürünlerden birini almanızı tvsiye ederim. Biliyorsunuz Napster’ın kapanması ile MP3 işi ciddi tehlikeye girdi. Hatta dijital olmasına rağmen 3 veya 4 kez dinlendikten sonra kendini silen MP3’ler için çalıştıklarını düşünürsek, size en yakın zamanda bu “”””eski teknoloji”””” MP3 çalarlardan bir tane almanızı öneriririm. Devletlerin ne yapacakları belli olmuyor.

Haftanın sayısı:

404 : Her internet kullanıcısının karşısına en az bir kere bu 404 hatası çıkar. Bağlandığınız sunucu üzerinde istediğiniz dosya yoksa bu hata oluşturulur. Hata mesajı aynen “”””HTTP 404 – File not found”””” olarak geçer. Eskiden ekranın üzerinde kocaman yazılırdı. Fakat bu default bilgi artık bütün sunucu sistemleri tarafından yeniden düzenlenebiliyor. Yani bu bilgi yerine “”””Ops aradığınız sayfada yok bu sunucuda”””” yazabiliyorsunuz. Bu her nekadar güzel görünse de gözlerimiz o eski koca “”””404″””” yazısını arıyor değil mi?

Yazarın notu:

– Cumhurbaşkanımız, teknoloji üretmemiz gerektiğini belirtmiş. Kendilerini zaten ilk anlarından bu yana saygıyla izliyorum. Verdiği kararlar ve etkileri son derece saygıdeğer. Teknoloji üretmedikçe gelecek dünyada yerimiz olmayacağının farkedilmiş olması gerçekten çok güzel.

– Geçen hafta Mustafa Hoca, internet üst kurulunun yapısının değiştirilme kararını aldıklarını söylemiş. Hocam isterseniz ilk olarak bu üst kelimesini kaldıralım. Orası bir hizmet kurumu, isminin internet hizmet kurumu olması, insanların ilgisini daha da arttıracaktır.

Renkler, kişiler:

Kırmızı: Geçenlerde bir reklamda, iki ilginç ifade ile karşılaştım. “”””Türkiyenin ilk internet’i”””” ve “”””En teknolojik internet””””. Hadi reklam yazarları bu internet işinden anlamıyor, bu reklamın yayına girmesi için onay veren “”””akademisyenler”””” de mi nu konuyu anlamıyor. Lütfen biraz dikkat.

Transparant: Biliyorum bir renk değil ve emin olun bunu üzerlerine giydikleri transparan kıyafetler için böyle nitelendirmiyorum. Tepkisiz kaldığımdan bunu yazıyorum. Bir manken kendi resimlerinin bir web sitesinde izinsiz olarak kullanımını aynen şu cümle ile anlattı:
– Beni de internet’e koymuşlar.
Şok oldum.

——————————————————-
Windows ME Türkiye’de

Microsoft’un yeni işletim sistemi Windows Millennium Edition (Windows Me) tüm dünya ile birlikte Türkiye’de de satışa sunuldu
Aralarında Compaq, Hewlett-Packard ve IBM’in de bulunduğu dünyanın önde gelen bilgisayar üreticileri ev kullanıcıları için Windows Millennium’u öneriyor
Bilişim2000 Fuarı’nda lansmanı yapılan, Microsoft’un ev kullanıcılarına yönelik yeni işletim sistemi Windows Me 14 Eylül’de satışa sunuldu. Geliştirilmiş özellikleri ile her düzeyde Internet kullanıcısına yeni ufuklar açan Windows Me, PC sağlığı, dijital medya, ev ağı ve online (çevrimiçi) kullanım alanlarında yenilikler sunarak bireysel bilgisayar kullanımını geliştiriyor.

Windows Millennium’un ev kullanıcıları için özel olarak tasarlandığını belirten Microsoft’un Başkanı Steve Ballmer, “”””Müşterilerin istekleri ve ev bilgisayarlarında yaşanmakta olan heyecan verici teknoloji trendleri Windows Me’yi yarattı. Kullanıcılar dijital medya, ev bilgisayar ağı, PC sağlığı alanlarında ve online deneyimlerinde Millennium Edition’dan memnun kalacaklardır”””” dedi.

Müşterilerine Windows Millennium’u, yeni ürünleri olan Presario Internet PC’de sunmaktan büyük heyecan duyduklarını belirten Compaq Tüketici Ürünleri Grubu Başkan Yardımcısı Mike Larson “”””Yeni PC’ler, çözüm desteği, online hizmetler, teknoloji alanında güncel bilgiler ve bilgi paylaşımı için tasarlanmış forumlara “”””tek tıkla”””” ulaşma imkanı sağlayan Compaq Bilgi Merkezi gibi çok sayıda özelliği destekliyor. Bunun yanında dijital eğlence, geliştirilmiş ev bilgisayar ağı ve daha zengin Internet deneyimi için sağlıklı bir kullanım olanağı sağlıyor. Müşterilerimiz kullanımı daha basit olan bu PC’lerle daha eğlenceli ve yeniliklerle dolu deneyimler yaşayacaklar”””” dedi.

IBM’in Pazarlama ve Strateji Bölümü Başkan Yardımcısı Ralph Martino ise, IBM ve Microsoft’un, müşterilerin işlevsel, her zaman her yerden bağlantının mümkün olabileceği bilgisayarlar istedikleri gerçeğinin farkında olduğunu belirtti. Martino “”””Tüketiciler kişisel bilgisayar kullanımı konusundaki isteklerinin örtüştüğü, Windows Millennium için özel olarak tasarlanmış IBM sistemlerinden memnun kalacaklardır.”””” dedi.

Windows Me’nin Fiyatı ve Piyasaya Sunumu
Şu anda 14 dilde piyasaya sürülen Windows Me, 90 gün içinde de 28 ayrı dilde kullanıcılara sunulacak. Ürünün Türkçe versiyonu da Ekim sonunda piyasada olacak. Windows Me’nin tahmini perakende satış fiyatı komple ürün paketi için $185, sürüm yükseltmesi için $99. Windows 98 ve Windows 98 Second Edition kullanıcıları, 15 Ocak 2001 tarihine kadar $56 düzeyindeki özel fiyatla yükseltme yapabilecek.

Windows ME 1 ay süre ile alışveriş merkezlerinde son kullanıcı ile de buluşacak.

Takvim:
22-23-24 Eylül
Profilo Alışveriş Merkezi

29/30 Eylül-1 Ekim
· Carrefour İçerenköy Alışveriş Merkezi
· Akmerkez
· Ankara Karum

13-14-15 Ekim
· Carrefour İçerenköy Alışveriş Merkezi
· Akmerkez
· İzmir Kipa

20-21-22 Ekim
· Carrefour İçerenköy Alışveriş Merkezi
· Ankara Karum

İnternet Kullanım Klavuzu I

Geçen Pazar evimde oturmuş bir web sitesinin database yapısındaki değişikliklerle uğraşıyorken, telefonum sürekli şekilde çalmaya başladı. İşim yarım kaldı ama doğrusunu söylemek gerekirse buna değdi. Önce televizyon kanalımı değiştirmek zorunda kaldım çünkü Showtv’de çok güzel ir J. Depp filmi seyrediyorken, Kanal 6’da tiyatro(?) kökenli, Dr. Stress’in programını seyretmeye zorlandım.
Birgün bir akademisyen, bir tiyatrocu, bir “”aşk satıcısı”” (bu deyimi Dr. Stress yayında kullandığı için kullanıyorum.), bir medyacı, bir de network uzmanını toplamış internetin Türkiye’deki geleceğini tartışıyorlarmış. Gerçekten fıkra gibi başlıyor değil mi? Bunların içine Dr. Stress ve programa yoğun işlerinden dolayı katılamayan Banu Alkan’ı da kattığınızda karşınıza internet’e üst kurul bile olabilecek bir kadro çıkıyor. Tebessümler buradan başlıyor…
Programın tamamını seyretmeye gücüm yetmedi. Tüm baskılara rağmen ben yine Show’daki filmime geri döndüm ama seyrettiğim kadarını siz de kaçırmayın diye anlatma gereği duyuyorum. Söz herzamkanki gibi bel altından başladı. Önce “”aşk satışının”” etik bir konu olup olmadığı uzun uzun tartışıldı. Malum bizim bu konulara özel sempatimiz vardır. Kamera her kendisine döndüğünde irkilip suratı kızaran, konuk kendi yaptığı siteyi savundu. İnsanları nasıl bir araya getirdiklerinden bahsetti. Bu bir süre devam ettikten sonra, önce sitenin bir “”aşk satışı”” sitesi olduğu ortaya çıktı. Arkasından da zaten o kişinin siteyi yapan kişi olmadığı. Zira sitenin o an gerçek sorumlusu olan kişi telefon edip yaptıkları işi savundu. Kamera son bir kez stüdyodaki arkadaşa döndü, o da son birkez kızarıp, kamera ile vedalaştı. Daha dakka birdi gol de bir oldu.
Arkasından “”medyacı”” bey portallerin yapılarının nasıl değiştiklerinden bahsedip, biraz internette içeriğin ne kadar hızlı değiştiğinden bahsetti. Bu noktada kendi işine çekmek için, internetin bir medya olduğundan (kendi anlatış biçimiyle) bahsetti. Zira bu “”medya””cı dostumuzun pazarlama sektöründen transfer olması onun literatüre ne kadar hakim olabileceğini gösteriyordu. İşin komiği iddia ettiği konuyu program sırasında ve sonrasında konuştuğum hiçbir profesyonel anlamamıştı.
Konu, konuyu açtı sonunda webcamleri ile ünlü sitemizin yaptığının etik özelliğinden, genç kızların yatak odası cinsel çağrım mıdır yoksa sadece bir anlatım mıdır tartışıldı. Sonunda konudan uzaklaşılmış olduğunu Dr. Stress bile farketti ve hemen bir VTR gösterildi. VTR’de arkası dönük 3 kişi vardı. Hepsi “”hacker””dı. Neler yapabileceklerini anlatmaya başladılar. Bir tanesi hızını alamayıp, cep telefonu şebekesine girip, başkaları adına kısa mesajlar attıklarını söyledi. Stüdyoya geri dönüldüğünde chivi’nin yöneticisi bunlar bizim arkadaşlar size şaka yapmışlar dedi. Tabii konu hemen geçiştirildi.
Program bu hız ve akış ile giderken telefon bağlantılarına geçildi. İlk bağlanan kişi (ses tonundan 17- 18 yaşında biri sanıyorum ) 14 – 15 senedir internet kullandığından bahsetti. Daha önce de BBC’lerin (Tahmin ediyorum BBS demek istedi) varlığından bahsetti. Salondaki kimse BBC nedir diyemedi tabii… Bağlanan insanların çoğu Türkçe konuşmayı bilmiyordu. Bu nedenle onları yanlış anlamış olabiliriz. Birisi bütün ünlülerin internet üzerinden izlenildiklerinden bahsetti. Her ne kadar bütün ünlüler lafının son derece yanlış bir laf olduğunu bilsemde iki ihtimal aklıma geldi, birisi trojanlar, ikincisi de servis sağlayıcı logları. Fakat akademisyen konuk, yok efendim böyle birşey mümkün değil dedi. Neyse ki chivi’li yönetici konuya yetişti, ip’nizden bulunabilir dedi. Akademisyen dostumuz nasıl bir bilgisayar kullanıyor bilmiyorum ama ip’sini saklayabildiğinden bahsetti.
Bu arada, Banu Alkan’a bağlanıldı. Sorulan sorulara Banu hanımın verdiği “”espri””li cevaplara gülünüldü. Bu yaklaşımdan stüdyodaki konukların hepsinin “”sörf yapma”” deyiminin anlamını bildiğini çıkardık ve rahatladık. Fakat Dr. Stress bey bizi yine aşağılayarak bir televole yaklaşımıyla Banu hanımın cevaplarını 3 – 4 kez tekrar ettirdi. Bunun televole hedef kitlesi veya o an televizyona bakmadan seyreden ev hanımları için yapıldığını Stress beyin bilemediğini anladık.
Telefon bağlantıları bundan sonra da devam etti. Beni ençok mutlu eden telefon son derece heyecanlı bir dostumuzun, FTP (fetipi diye okunuyormuş) üzerinden kullanıcı bilgileri ve şifrenin gittiğini hararetli bir şekilde iddia etmesiydi. BIM’ci dostumuza donulup bunun ne olduğu soruldu, o da haklı olarak ne olacak şifre gidiyorsa gidiyor dedi. Fakat telefondaki arkadaş dinlemiyor ve zorluyordu.
“”-Söyleyin yalan mı? Fetipinde şifre bilgileri gitmiyor mu? Niye söylemekten korkuyorsunuz dedi?””
Bu güzel eğlence sürüp giderken, bu programa hiç yakışmayacak birşey oldu. Kendisini eski bir hacker olarak tanıtan ama bence sadece hırslı ve işini bilen bir güvenlik uzmanı olan ve işini bilmeyenlere de belki biraz yaşı gereği çabuk kızan, Tamer Şahin bağlandı. Kendisini tanıttı. Ne yazıkki kimse naber Tamer diyecek kadar karşısındakini tanımıyormuş. Bilgi işlemci konuk daha sonraki bir telefonda, iki önce bağlanan dostumuzun güvenlik şirketi varmış, ondan hizmet alsanıza derken, konuya ne kadar uzak olduğunu, kriminal vakalar hakkında ne kadar bilgisiz olduğunu, güvenlik konusundaki geçmişi bilmediğini anlamış olduk.
Tam bu noktada akademisyen konuğumuz yerinden doğruldu, “”Türkiyenin bir internet hareket planı olmalı”” dedi. Tam bu anda, akademisyen konuğumuzun yüzünü görüyorduk ve altındaki bantta İnternet Üst Kurulu Üyesi yazıyordu. Tabii hemen aklımıza şu soru geldi. “”İnternet Üst Kurulu diye bir etkin ve yetkin grubun içinde bulunuyorsunuz, hızınızı alamadınız şimdi de bütçeniz olsun diye İnternet Vakfı diye yeni son derece gereksiz bir atılıma daha girdiniz, peki bu hareket planını biz mi yapacağız, siz mi?Siz bu kadar zamanda yapmadıysanız nasıl bunu kalkıp söylersiniz. Şu ana kada ne yaptınız?””
Bu arada evimin telefonu gecenin bir vakti olmasına rağmen son derece fazla çalıyordu.Kimler mi aradı? Türkiye’nin en eski hackerlarından biri. Şu an bir şirketin internet müdürü. Programı “”ilginç”” sıfatı ile tanımlayabildi. Türkiye’nin en eski web şirketlerinden birinin sahibi, onun hacker olup olmadığını ben bile bilemiyorum. Birkaç eski hacker yeni güvenlik görevlisi. Sonunda telefonumu
Kanal’a yönlendirmeye karar verdim çünkü telefondakiler programı seyrettikçe sinir katsayıları artıyordu. Bir ara Dr. Stress aylık bir bilgisayar dergisinin editörünün programa davet edildiğinden ama gelmediğinden bahsetti. Ben buradan o dostumuzu kutluyorum, çok doğru bir karar almış.
Koskoca program sırasında, kimse internetin Türkiye için öneminden veya internetin gelişiminden bahsetmek şöyle dursun netiketten, trojandan bile bahsetmedi. Konuklar arasında internetçi, konular içinde internet yoktu.
Ben sonunda Show Tv’deki filme geri döndüm. Sonra üzerinde çalıştığım db’yi kapatıp yatağıma geçtim. Artık şokum bitmişti. Belki de Banu hanım haklıydı.
“”İstanbulda arsamı kaldı?
Hem ben müteahitmiyim?
Son kasetimi dinlediniz mi?
Dans etmeyi sever misiniz?
Hem ben de nerede o kadar para?””
Bazı filmlerde olay bittikten sonra, yoldan geçen birisi tamamen alakasız bir cümle kurar ve bu cümle bu konunun ana fikridir ya! İşte ben de geçen gün tam bu yazımı kurgularken gazetenin kapısında güvenlik görevlisi arkadaşımızla aramızda geçen diyaloğu kelimesine dokunmadan size aktarıyorum:
– Siz Canteen ekinde yazıyorsunuz değil mi?
– Evet yazılarımızı okuyor musunuz?
– Bazen… Beni fazla çekmiyor… teknoloji filan…
– Ama ben genelde işin felsefesi üzerine yazıyorum.. Okumanızı tavsiye ederim …
– Sizinkileri arada sırada okuyorum… Aslında başka dergileri hiç okuyamıyorum… “”Sanal Gündem”” yaratıyorlar gibi geliyor bana…

NETleşmek üzere…

Atıf ÜNALDI