Dream is over

Taşı toprağı altın zannedip İstanbul’a gelenleri bilirsiniz. Bir dönem sinemanın en önemli konularından biri idi. 78’lerde bu konuda az mı film yapıldı. Komedi filmelernden, kara mizahlara hatta trajedilere kadar neler neler…
Kısa zamanda para kazanmak hepimizin en büyük isteği. Bu ekonomistleri paragöz, teknoloji meraklılarını ise yaşam standardını yükseltmek olarak görüntülenmesine neden olur. Bunun aslında parayla değilde yaşam standardlarını yükseltmek ve bu sırada da az enerji harcamakla ilgisi var.. Biz fizikçiler buna hareketsizlik kuramı diyoruz. Aksi bir kuvvet oluşmadan hiçbir şey hareket etmek istemez. Bu da aslında çok doğru ve gerekli bir tasarruftur.
Konunun bir internet yazarını neden ilgilendirdiğine gelince: İstanbul’a göçün yoğun yaşandığı yıllarda sinema yönetmelerinin öyle hafif bıyık altından attıkları gülücüklerle yaptıkları filmler, şu an internet konusunda da bu tip filmler yapılası bir hal aldı gibi görünüyor.
Geçen hafta ortalık çalkalandı. Tabii Türkiye’de genel bir dar boğaz yaşanıyor. Bu dar boğaz yüzünden ekonomik hareketlilik neredeyse yok denecek kadar azaldı. Aslında bunun internet sektörünü az etkilemiş olduğunu çok rahat görebiliyoruz fakat bu krizi de bahane ederek ciddi başarısızlıklara imza atan şirketler de oldu. Bunların bir kısmı yayınlarını durdurmak zorunda kaldılar. Bu aslında daha oluşumun başında belliydi fakat ne yazık ki Türkie’de hala danışman kullanmak hala yaygın bir yaklaşım değil. Herşeye rağmen internet üzerinde iş yapan insanların bir kısmının geçmişlerinin okunmadan bu sektöre girmenin yanlış olduğunu çok net söylemek için sadece birkaç makale okumak yeterli.
Uzun zamandır “Ben şu internetten bir anlasam şimdiye zengin olmuştum” diyenlere söyleyecek iki cümle lafım vardı. Ama neyse ki bunu benim söylememek gerek kalmadan e-ekonomi onlara, hem de kendi anladıkları dilden cevaplarını yapıştırdı. İşin güzel tarafı gün geçtikçe sapır sapır düşüşlerini seyretmeye devam ediyoruz. İnterneti bulup bu hale getiren insanları, kendi zekalarında düşük seviyelere sahip zannedenlerin parası şu an internet üzerinde dönüp dolaşıyor. Bu kişiler ise şu an internetle pek uğraşamıyorlar
Bu gelişmeler sürüp giderken sakın internet üzerinde iş yapılamaz ve başarı elde edilemez fikrine kapılmayın. Unutmayın ki e-ticaret Türkiye’de daha emekleme seviyesinde. Şu anda sadece Türk halkının ihtiyaçlarının internetten karşılanması üzerine projeler var, Türk halkının değerlerini ekonomik gelir haline getirip dünyanın ilgi duyduğu siteler açacak projeler daha kimsenin aklına bile gelmedi.
Yalnız unutmayın ki; internet farklı bir mecra olup bu mecranın kuralları geleneksel kuralları hepsinden farklıdır. Öncelikle bu tip bir konuya ilgi duyuyor yada para yatıracaksanız, birkaç hikaye okuyun. Başarı ve başarısızlıkları bilmek sizing planınızı belirler. Eğer kendinize çok güveniyor ve heyecanlanıyorsanız bu işi mutlaka ama mutlaka bir danışman ile yapın. Unutmayın bu heyecan size başarısızlık olarak geri dönecektir. Üçüncüsü ve en önemlisi ise eğer söylediklerinin hepsini yapmayacaksanız danışmana boşuna para harcamayın. Nasıl olsa öylede başarısız olacaksınız, böylede….
NETleşmek üzere

Datamatik

Genç adam yorgun ve açtır. Beyoğlu’nun ara sokaklarında ilerledikten sonra caddeye çıkar. Aklında soru işaretleri vardır. İnternet ve internet teknolojileri konusunda iflah olmaz yüzlerce soruyla karşılaşan beyni artık bu zor dönemde yorgun düşmüştür. E-ticaret konusunda, acele teklif isteyen telefonlardan, doğru planlanmamış veya planlama process’i bitmemiş şirketlerden gelen sorulardan bıkmış ve yorulmuştur. İnternet konusunda yapılacak her adımın iyi hesaplanması gerektiğini sistemin real-time olup olmayacağının bile proje maliyetlerini ne kadar etkileyeceğini düşünmektedir.
İşte bu düşüncelerle hamburgerciye girer genç. Kısaca kasanın üstündeki ışıklı panoya bakar. Buna niye baktığına hiçbir zaman akıl veremez, çünkü lise yıllarından bu yana hep aynı menüyü yemektedir. Sadece yaşlandıkça yediği miktarı azaltmaya çalışmaktadır. Malum artık profesyonel spor yapmıyordur ve en ufak hareket bile kendisini nefessiz bırakmaya başlamıştır. Artık koca bedenim bu büyük menüleri kaldıramıyor derken, bir anda kasiyerin işinden ve kendisinden sıkılmış bakışlarla, belli ki son kez ne yersiniz sorusunu duyar. Biraz da bıkkın bir ifade ile “”bir bigmac menü”” dediği duyulur. Kasiyerin içecek olarak ne alırsınız sorusuna ise yıllardır verdiği cevabı verir. Sadece “”Cola”” der. Genç adam artık hep aynı konuşmayı yapmaktan sıkılmış olarak bu sefer bir değişiklik yapmaya karar verir ve çabuk bir ifade ile “”diyet cola”” der.
Colanın diyet olduğunu duyan kasiyer bir bardak çıkarır, içine cola’yı koyduktan sonra bardağın üzerini kapatır ve eliyle kapağın üzreindeki minik çıkıntıyı iteler. İşte genç adamın hayatına büyük değişiklik yaratan nokta bu oldu, kafasında binlerce soru işaretinin yok olmasına sebep bir kasiyerin küçük el hareketi olmuştu.
Hızlı hızlı düşünmeye başladı, genç adam. Belki de dünyanın en yaygın database’i ile karşı karşıyaydı. En yaygın, en kullanışlı en küçük. Bilgi boolean bir bilgi idi ve bunun tutlması için cola’nın kapağında küçük bir field açılmıştı. Boolean bir bilgiyi text, sayı veya başka herhangi bir yöntem ile depolamadıkları için oldukça feasible bir yöntem ile karşı karşıyaydılar. Peki dedi genç adam içinden bu sistemin bu kadar başarılı çalışmasına sebep olan neydi?
Öncelikle bilginin doğru platformda depolanması ve doğru depolanma için altyapının oluşturulmuş olmasıydı. İkinci önemli konu ise bilginin iyi analiz edilmesi durumuydu. Bilginin şeklinin doğru belirlenmesi, genişleme ihtimalinin olup olmaması, depolama kısmının şeklini ve bu sistemin çalışacağı platformun yapısını da balirleyecektir.
İşte internet projelerinde yapılan en büyük hata da budur. İşin yapılış ve üretim süresi oldukça kısalmıştır. Ama buna rağmen planlama süresi, geri dönüşümsüz yöntemler yüzünden oldukça uzamış bulunmaktadır. Şirketlerin internet konusunda yapacakları projeleri belirleme de öncelikle kendi sistemlerinin entegrasyonunu ölçümlemeleri, projenin algoritmalarını çıkarmaları gerekmektedir. Bunun ne internet bilgisi, ne de bilgisayar bilgisi ile alakası yoktur. Olması da beklenemez. Danışmanlığını yaptığım şirketlerin çoğuna öncelikle bunu anlatmayı gerekli görüyorum. Aslında hergün bu araştırmayı yapmamış onlarca şirketin, bilgisayar uzmanının sihirli değneğinin olduğunu düşünmelerinden de oldukça rahatsızım. Umarım bu böyle sürüp gitmez.
Yemeğini yemiş ve kafasındaki sorulara artık anlatacak birşey bulmanın rahatı içinde o alıştığı hamburgerciden çıktı, genç adam. Artık birşeylerin değişeceğini umuyordu. Bunları yazmayı, önüne gelene anlatmayı umuyordu. Tabii anlayan olmamasının ne önemi var ben anlıyorum ya diyemeyecek kadar da eğitime önem veriyordu.
NETleşmek üzere…

Avam Guard

Öncelikle bu başlığı Avant Garde diye okuyanlar veya bu adam bu başlığı yanlış yazmış diyenler varsa, ben onların yerinde olsam bu yazıyı şu anda kapatırdım. Bu yazının onlara vereceği hiçbirşey yok…
Avant Garde, malum kelime anlamı ile sanatta öncü olmayı anlatır. Bu bir akım olarak sanatın her türlü alanında, sınırları ve standartları zorluyan bir yaklaşımdır.
Contradictions: Calvin Klein’in son kokusu. Kokunun özünden daha önemlisi ortaya konan konsept. Koca bir kapak ve bu kapağın altında küçücük bir şişe. Bu bana hep yin yang’i yani siyah beyaz, büyük küçük uyumunu ve zıtlığını hatırlatır. Fizikte bu konuyu anlatan çok açık bir önerme vardır. Her etkinin bir tepkisi vardır.
Avam: Bu konuda ise aklıma sadece bir manşet geliyor. Halk kumsala hücum etti, vatandaş denize giremiyor. Vatandaş, avam kültürün üzerindeki bir başka sınıfı anlatır.
Guard: Aslında bu kelime Türkçe’mize bar kapılarındaki insan azmanı, kültürsüz insanların kıyafetlerinden girdi. Türkçe’si güvenlik, koruma gibi dursada bu kelime aynı zamanda fiil olarak da kullanılır. Koruyan savunan anlamına gelir.
Popüler kültür avant garde’a avam guard’dır. Hepimizin yeni korkusu popüler kültür. Kolay tüketilen, altı boş, temeli olmayan anlamsızlık abidesi. Müzik olarak başından sonunu anlayabileceğiniz tek düze, basit… Avant Garde kültürün tam tersi, hiçbir noktadan bağlantılanamaz hali. Siyahın karşısındaki, beyaz.
Bunlara nereden geldiğimi hepiniz eminim çok merak ediyorsunuz. Beşiktaş civarlarından geçerken, bir internet cafe’nin tabelası ile karşılaştım. Tabelada “”Dedikodulu internet Cafe”” yazıyordu. Çoğunuzun magazin programlarından da takip ettiğiniz gibi, dejenere toplumun son kalesinin ismini kullanmışlar. Bunu anlattığım arkadaşlarımdan birisi yakında hergelesini de açarlar dedi. Aslında düşününce bu internet cafe’lere suç bulmamam gerektiğine karar verdim. Kültür olarak internet cafelerin bu şekilde kullanılması, öykündükleri yaşamın dejeneriliğinden hiç farklı değilki.
Bu nedenle internet cafeleri bir ilim irfan yuvası olarak göremeyeceğimizi çok açık anladık. Yapacak birşey kalmadı. Belki de artık sektörün bu yanını iyeleştirmek yerine kesip atmak daha mantıklı. Aslında eminim gerçek anlamda örnek bir internet cafe de kurulabilir. Ama belki de altı dolu, kökleri yere basan bir bilgisayar kültürünü ancak bizim torunlarımız görecek. Umarım üniversitelerimizde internet’in ruhunu anlatan bölümler açılmaya ve büyümeye devam eder de biz de bu konuları yazmaktan kurtuluruz.
Yazının başında, konuyu avant garde diye okuyan dostlarımız her türlü uyarıya rağmen bu yazıyı sonuna kadar okumuşlarsa, onlara neden bu kadar sert yaklaştığımı şu an yüzlerindeki alaycı ifade ile merak ediyorlardır.
Doğrusu bizi klişelere zorlayan en ciddi duygunun popüler kültür olduğunu düşünüyorum. Altında birşey yatmayan bu kültür, bizi tele-voleler dünyasına attı. İşin üzücü tarafı bu kültürel erezyona dur diyecek ak sakallı bir dedemiz de yok. Dolaysıyla bunu sadece ve sadece biz gerçekleştirebiliriz. Birkaç gün önce AGP’nin tv rating ölçümlerini yaptıkları evleri açıklamalarını isteyen bir grup insan basın duyurusu yaptılar. Çünkü artık kimse bu erezyonun topraklarımızı, biricik ve çok verimli topraklarımızı yok etmesine, alıp denize götürmesine razı değil ve olmayacak.
NETleşmek üzere…