Kategori: Medya

Bandersnatch, Netflix’in yapım ve yayınını gerçekleştirdiği bilim kurgu serisi Black Mirror’ın 5. sezonundaki interaktif (etkileşimli) bölümünün adıdır. Netflix ise internet üzerinden yayın yapan bir dijital platformdur. OTT (Over The Top) TV ismi verilen bu platformların en büyük avantajı yayın sistemi olarak interneti kullanıyor olmalarıdır. Her ne kadar anten ve hava ikilisinde olduğu gibi bir paketin milyonlarca alıcıya ulaşmasına izin vermeyen paket bazlı yayından dolayı doğal bir platform olmasa da, alıcı ile etkileşim imkanı vermesi dolayısıyla uzun vadede ciddi imkanlara sahiptir.
İşte Netflix Bandersnatch’de bu avantajları teknik yararlarından çok pazarlamaya etkilerini kullanmıştır. Bandersnatch etkileşimli bir dizidir. Belli sahnelerden sonra seyirciye ne oyuncunun ne yapmasını istediği sorulur. Her soruda yollar ikiye ayrılır.
Ancak Bandersnatch’de bu ikiye ayrılımlar bizi sonsuz sonuca götürmüyor. Dizinin 2 sonu var. Ya ölüyor ya da hapse giriyor. Dolayısıyla pazarlama olarak etkileşimli dizi hissi verse de akış diyagramında sizi bir sonuca yönlendiren bir yapısı var. Tabii buralara girmeden isterseniz sonuçları gözden geçirelim.
Önce klişeler
Bandersnatch etkileşimli bir dizidir. Blackmirror’ın bir bölümdür. Balckmirror ise Netflix’n en önemsediği kült bilim kurgu dizisidir. Genel yapısı siber punk dediğimiz kara gelecekle ilgilidir. Her bölümü birbirinden ayrıdır. Yani herhangi bir bölümü açıp seyredebilirsiniz. Açıkcası Netflix Blackmirror’ı önemser ve bu nedenle basında ismini çok duyarsınız ama izleyicinin Netflix’de bilim kurgu konusundaki tercihi pek de Black Mirror değildir. Altered Carbon daha çok izlenip ciddiye alınmaktadır mesela. Tıpkı son dönemde izlenme rekorları kırdığı için sinemada gösterilirse hasılat rekoru kırardı diye anlatılan Birdbox gibi. Netflix izleyicisi dizinin Netflix ana sayfasında çok tanıtıldığı için seyredildiğini ancak bu seyretmeye başlayanların büyük kısmının sonunu getirmediğini konuşuyor.
Bandersnatch konusundaki üçüncü klişe ise, izleyiciye karar verdirmek ve çoktan seçmeli olmanın acaba senaryoyu sınırsız şekilde renklendirdiğidir. Netflix’in bu dizi sayesinde kullanıcı alışkanlıklarını aldığı ve veri madenciliği yaptığı, izleyicisinin psikolojisini anlayıp persona’lar çıkardığı yolunda da söylentiler çok fazla.
Ancak tabii bu iki klişe de son derece anlamsız. Zira senaryo insanı devamlı anarşik yaklaşımlara yöneltip, özellikle pencereyi aç dediğinizde dark city’deki duvara çarpma, Truman show’da denizin sonuna ulaşmaya benzeyen bir senaryo ile karşılaşıyorsunuz.
Persona çıkarıldığı yolundaki söylenti ise hepten yanlış zira bir süre sonra istediğiniz yöne değil Netflix’in istediği yöne gidiyorsunuz.
GTA vs Bandersnatch
GTA (Grand Theft Auto), bilgisayar oyunları içinde en ahlak fakiri oyundur. Amaç birşeyler çalmak birilerini öldürmek olup, bunu sonsuz açılabilen senaryo yapısı ile bir anda şahin arabalarla düğün halayına bile çevirebilirsiniz. Bu yapısı gereği insanın aklına eğer izleyicinin seçenek imkanı olacaksa GTA bunu Bandersnatch’den daha iyi yapıyor yani bunun için televizyon yerine oyunlar mı kullanılmalı fikri geliyor. Tabii bilgisayar oyunları ile televizyon ve sinemanın bu ilk yakınlaşmaları değil. Ancak ilk defa teknik olarak yakınlaştırlar. Bu teknik yakınlaşma da televizyon tarafından geldi. Bu demek oluyor ki; televizyon izleyicisi bilgisayar oyunlarına uygun hale geldi. Yakın zamanda sonsuz senaryolu televizyon dizileri ile karşılaşabilir, tv, bilgisayar oyunu alanında yeni işbirlikleri ve ürünlerle karşılaşabiliriz.
Bu analizleri başka yerde okuyamazsınız
Dizinin en can alıcı kısımlarından biri, ana karakterin babasına “gelecekten biri beni kontrol ediyor!” söylemiydi. Bu cümleyi duyan baba, biz nasıl davranırsak öyle davranıyor, çocuğun psikoloğa götürüyor. Psikolog ise bu söyleme, sence birisi senin gibi sıradan bir insanı neden kontrol etmek ister diyor. Ancak altta çıkan seçenek bizi kendimize getiriyor. Acaba onu kontrol eden ne? “Pax” yani şeytan mı? Yoksa Netflix izleyicisi olan bizler mi? Tabii ki bizleriz. Bu bize garip gelmeyen hoş deneyim oyuncu için gelecekteki birinin kendisini kontrolü anlamına gelen son derece korkutucu durumu yaratıyor. Bu demek oluyor ki; liderler arasında Matrix ile başlayan sanal bir dünyada yaşadığımız hissi ciddi boyutlara varmış.
Sona doğru salında şunu farkediyoruz. Bu sonlar sonucu çeşitlendirmiyor sadece yolu devamlı değiştiriyor. Eğer bütün akış diyagramını görmek isterseniz, Netflix Bandersnatch akış diyagramı adresinden bulabilisiniz. Bu arada Netflix’in senaryosunun aslında sınırsız son planlamadığını da bu arada net görebiliyorsunuz. Amaç farklı derinliklerde ve çeşitlilikte bir deneyimi yaşatmak.
Son bir konu da bu tip senaryoların zor olduğu yolunda. Bu tip senaryoları yazmak, lineer senaryo yazmaktan daha kolay. Üstelik bu şekilde kurumsal satış videoları hazırlayan siteler de var. Örnekse; www.wirewax.com

2019 yılında hepimizin sağlık ve mutluluk içinde olmamız dileğiyle bu yılın öngörülerini sizinle paylaşmak istiyorum.
Bu yıl 5G ve uzaydan internet yılı olacak.
5G çokça konuşulmaya, tartışılmaya başlandı ama bir süredir gözlerden ırak bir başka tutkulu internet bağlantısı hikayesini de unutmamak lazım. Sene 1992’ydi Motorola ve Lockheed Martin, iridium projesini başlatmışlardı. Iridium uydudan bütün dünyayı saran bir internet bağlantısı projesiydi. İsterseniz yanlış hesaplama, isterseniz ucu İstanbul’a kadar dayanan bir skandallar zinciri deyin ama proje başarısızlıkla sonuçlandı.
Sadece burada kalsaydı buna safça yanlış hesaplama denirdi ama neden sonra birden önce Facebook dronelarla, sonra Google balonlarla internet paylaşma hayaline girdiler. Bu iki kardeş devamlı birbirilerine omuz atıp duruyorlar. Ama ikisinin de projelerini sümen altı etmeleri, Amerika’nın aya ayak basması hikayesi gibi teknolojiden siyasete kaymaya başladı. Tam bu konuda kimse birşey yapmayacak demeye başlamıştık, Elon Musk bir açıklamasında abone fiyatlarına kadar çalışılmış bir şekilde çıktı karşımıza. Başkası olsa sehpa bilgisayarda yaptığı gibi aldı kenara attı, çıkarmayacak derdim ama Musk olunca insan olacak diye düşünüyor. Bekliyoruz.
Şimdi ben belki uzaydan internet projesinin 5G’nin önüne geçip LTE karşısında pazarlama yüzünden kaybeden IBM’in WiMAX projesinin rövanşı alınır diye umuyorum. Ama belli ki bu alanda büyük rant var, herkes bir şekilde köşesini kaybetmek istemiyor.
Özellikle bu sayede hava satıp lisans parası adına para kazanan devletler. Bu ödemeler malumunuz onların başarı çizgisinde kalmalarını sağlıyor. Ben bu yıl bu iki konuyu ve genel olarak internet maliyetlerini çok konuşacağımızı düşünüyorum.
Apple’ın düşüşü devam daha çok gün yüzüne çıkacak.
Her ne kadar Tim Cook, çöküşün sebebini bu sefer de ticaret savaşlarına bağlasa da, yıllardır çoğunlukla takipçi durumunda kalmaları, innovatik bir ürün çıkaramamaları, üstelik son iPad tasarımında Steve Jobs’ın son tasarımına dönmeleri, gidişatın çok kötü olduğunu gösteriyor. İlginçtir bu gidişe Apple’ın Steve Jobs döneminde de tasarımlarını yapan John Ive bile dur diyemiyor. Hayır insan, John Ive’a CEO’luk niye teslim edilmedi diye hayret ediyor.
Bu arada Apple’da yaşananlar bir kere daha gösterdiki bir fikri sahibinden başka kimse doğru yapamıyor. Bu gelecek on yılın teknoloji dünyasında bence motto olmalı. Yoksa bu dünya değil 100-500 yılı 10 yılı bile çıkaramaz.
Facebook – Google didişmesi devam edecek
Facebook ne yaparsa arkasından Google, Google ne yaparsa arkasında Facebook’un aynı ürünü anons etmesi artık keyif vermemeye başladı. Ancak onlar sanıyorum bunun farkında değiller. İşin ilginç tarafı her ikisi de devamlı başarısızlıklarla ürünlerini iptal ediyorlar. Son birkaç yılda Facebook’un tek başarısı fotoğraflardan toplanarak otomatik olarak yapılan doğum günü videoları, Google’ın ise tek başarısı son cep telefonu modeli olmaktan ileri gidemiyor. Facebook hala interneti içine almaya çalıştığı için, Google ise her ne kadar şeytan olma dese de kullanıcıların bilgilerini her ortamdan almaya çalıştığı için abone kaybetmeye devam ediyorlar. Üstelik sanal gerçeklik (internet değil sanal gerçeklik hani şu gözlükle girilen) ise facebook için başlı başına bir fiyasko olma yolunda hızlı adımlarla geliyor.
Dijital Dönüşümü Yapanların yılı olacak
2019 dijital dönüşümü arzu eden şirketler için bence köprüden önceki son çıkış. Son dönemde yapılan araştırmaları okuyorum da, bu işin en büyük kaybedeni büyük danışmanlık şirketleri gibi görünüyor. Çoğu bu işi büyük danışmanlık ücretleri ile kasalarını doldurmak olarak gördükleri için danışanlarına hem para hem zaman hem de fırsat kaybettirdiler. Bunun sonucunu yakında dijital dönüşümünü gerçekleştiremediği için yok olan şirketlerle göreceğiz. Hala elinde dijital dönüşüm reçetesi olan varsa ya bu ay kullansın yada yaksın zira gemi kalkıyor.
Peki gemi nereye kalkıyor?
Dijital dönüşümde öyle web sitem var, CRM aldım, SMS’de kullanıyorum, ir sürü hattım var diyenler değil. Ürünlerini dijitale geçirenler kazanacak. Örnek mi? “Amazon Go” . İnceleyin ve Jeff Bezos (hani şu silikon vadisinin Montessori çetesinin en güzide elemanı) nasıl ince bir manevra yapmış şaşıracaksınız. Uzun zamandır ortalıkta görünmeyen Sir Richard Branson da uzay turizmine başlamışken, artık yeni dünyada son çıkışı kaçıranlar ne yapacak merak ediyorum. Bu arada markamız var diye güvenmeyin. Marka ekonomisi geçen on yıldı. O bitti. Şimdi uzay ekonomisi zamanı!

Açıkcası asistan yazılımları, duştayken müziğin sesini kıs dediğimde, arayanı iletip istersem aç dediğimde açmadığı, en yakın nöbetçi eczaneyi ara dediğimde yapmadığı sürece bence daha asistan olmuş değildir. Sadece bilgi çeken yazılımdan kısacası asistan olmaz. Hele Apple’daki gibi bir de seni anlamamaya özen gösteriyorsa, alarmını bile kuramıyorsa…
Google’un yazılımı bu kötüler arasında kuaför randevusu ile zekası ve dil işleme gücü ile öne çıkıyor ama asistan olma açısından günlük rutinleri anlayan Amazon Alexa’nın artık bir asistanım var diyeceğimiz noktaya ulaşma ihtimali daha fazla gibi görünüyor.
Geçen gün kızım televizyon izlerken, yayın başka bir dile dönüştü. İşte benim beklediğim asistan o anda “Disney Türkiye’nin rejisini ara bana bağla” dediğimde bunu yapabilmelidir. Sizce çok şey mi istiyorum?

WordPress dünyadaki web sitelerinin büyük çoğunluğunun yayın platformu. Hem wordpress.com altında hem de ayrı kurulmuş yazılımı ile, web’in en etkin güç merkezlerinden biri. Üstelik bu konudaki başarısının altında iyi niyet de var. Bu iyi niyeti de manifestolarına yazmak yerine hayatlarına ekliyorlar. Bunu ilk görebileceğimiz yer kendi web siteleri. wordpress.org sitesinin en altına inerseniz yazılım işini ne kadar ciddiye aldıklarını görebilirsiniz. Sitenin en altında “Code is poetry” yazar. Bu samimi yaklaşımlarını gösterme noktasında çok önemlidir.
Kurucusu Matt Mullenweg, Trump’ın seçildiği ve özgüveninin yüksek olduğu o ilk dönemde, wordpress’in asyalı abonelerini istediğinde, buna karşı durmuş, ayrımcılık yapmayacağını söylemişti. WordPress bu yaklaşımı ile de siyasetin içinde olmayacağını net şekilde belli etti.
Wordpress, Aralık ayı içinde 2014 yılından bu yana geliştirdiği 4 versiyonunu bırakıp, 5.0’a geçiş yaptı. Sunucu tarafındaki yazılımlarda bu tip köklü değişiklikler özellikle sistem yöneticilerinin korkulu rüyasıdır. Yazılım geliştiricileri ve kullanıcılar yenilemeleri isterken, sistem yöneticiler mümkün olduğunca yazılımın stabil hale gelmesini isterler. O yüzden de yazılım değişikliği çok çabuk yapılmaz ama WordPress 5.0 birkaç saatte bir milyon indirilmeye ulaşarak, işletim sistemi ve platformların o eski şaşalı günlerini yaşattı bize.

Paypal sonrası Tesla projesi ile eski kafalılara, vay yeni kurtarıcımız geliyor hissi verdi. Herkes Elon Musk’dan eski liderlerin hatta kurtarıcıların bakışını, duruşunu bekledi. Ancak Elon Musk da bir insandı. Hataları, yanlışları olan. Ama eski nesil liderler bunları göstermemeyi tercih ediyorlardı. Yeni neslin tabii böyle bir şansı yok. Eğer herkesin gözü önündeyseniz, birçok kamera da size bakacaktır. Eskiden liderleri pijamalı görmezdiniz. Bu kadar kameranın olduğu bir yerde pijamalı yöneticiler de olacaktır. Elon Musk işte bu rahatlığa sahip bir CEO. Her zaman jilet gibi takım elbise ile halkın karşısına çıkan yöneticilere inat fikirlerinin önemli olduğu hissini verdi. Bütün fikirlerini tasvip etmek zorunda değildik. Bunu da bize kafamıza vura vura öğretti.
Sanıyorum 2019 ve gelecek on yılda bu tarz bir liderliğe alışmamız gerekecek. Bu nedenle Güney Afrika’lı fizikçi Elon Musk artık ne yaparsa yapsın benim için garip olmayacak.
Türkiye’den de bir yönetici ezber bozmayı başardı. Türkiye’nin en büyük telekom şirketinin CEO’su bir çağrı merkezi elemanı gibi kendisine sorulan bütün sorulara çözüm buldu. Hatta fenomenlere konu olarak binlerce dolarlık kampanyalara gerek kalmadan etkili oldu. Türk Telekom’un CEO’su Paul Duany bence dünya çapında farklı bir yönetici olduğunu bu şekilde ortaya koydu.

Kurumlar için kimliklerini değiştirmek çok zordur. Belki hatırlarsınız foursquare, swarm olduğunda yükselen trendini kaybetti. Şi̇mdi kimse tarafından takip edilmeyen bir yapı oldu. Bu konuda bence bu yıl bir şampiyon çıktı. Global şirketlerde kurumsal kimlik kriz olmadan hatta pozitif sonuçlar doğacak şekilde nasıl düzenlenir sorusunun gerçek cevabı oldu, Mailchimp. Toplu mail yollama, eposta pazarlaması şirketlerinden biri olan Mailchimp, son birkaç yıldır bu konudaki yönünü eticarete çevirdi. Bu nedenle de kurumsal kimliğini değiştirdi. Hem mesajları, hem yeni kurumsal kimliği hem de bunu gerçekleştirme şekliyle on puan beş yıldız.

Bu konuda 2018 yılı bütün markalar için kötü geçti. Apple artık bir follower şirketi. Samsung’u takip ediyor. Samsung ise işletim sisteminin sahibi olmamanın, olamamanın dezavantajlarını yaşıyor. LG her seferinde çıkacak diye umutlanıp, nedense kabuğunu kıramayan bir yapıya sahip. Huawei’nin şumullü işlerle başı belada. CFO’ları hapiste. Amazon ise nedense cep telefonu işini başaramadı. Bir de yerli üreticilere dönelim. General Mobile, Android’in ilk günlerinden bu yana Google ile yakın partnerlik anlaşmaları yaptı. Güzel ürünler üretiyorlar ama yerli oldukları bilinmiyor. Herhalde bu alanda yılın şirketi Vestel. Özellikle devletlerle global üreticilerin kavgasını çok iyi kullandı. Yerli üretici görüntüsünü de iyi başardı. Benim bu yıl donanım tarafında birincim Vestel ve burun farkıyla ikincim General Mobile. Ne yazık ki diğer yerli şirketler, iç iletişimi başaramadılar. Tabii içerde iletişim olmayınca dışarda da başarı olmuyor.

Her ne kadar donanım işleri de yapsalar Microsoft, Apple ve Google’ın işlerinin en önemli altyapısını yazılım sağlıyor. Mesela hepsinin eposta hizmetleri var. Hatta bu hizmetlerini kobilere ücretsiz olarak veriyorlar. Hepsi ayrıca office çözümleri de veriyorlar. Bunu da az kullanıcılı sistemlere parasız veriyorlar. Yandex de özellikle Google’ın hizmetlerinin neredeyse aynısını veriyor. 2018’de bu yazılımlar ve kullanımları konusunda kim iyi bir ivme sağladı derseniz bu şirketlerin hiçbiri değil. Asıl ivmeyi sağlayan Hintli bir şirket, Zoho. Özellikle kobilere sundukları mail hizmetleri, CRM yapıları konusunda gerçekten çok iyiler. Yüksek kalitede, UX/UI’a sahip derli toplu bir hizmet veriyorlar. Google, Microsoft gibi darmadağınık, Yandex gibi her gün farklı bir arayüz gibi değil devamlılığı olan bir hizmet veriyorlar.

Daha önce de onlarca kere yazdım. 2018’deki güncellemesi ile yeni dünyaya çok yakınlaşan Spark, maili birlikte çalışılabilir bir uygulama haline getirerek, Slack’i de biraz sallamaya başladı. Yılladır mail uygulamalarının çok ilkel kaldığını düşünüyorum. Takvim, todo gibi günlük hayatla ilgili her türlü “productivity” uygulamamız aslında e-posta’larımızdan geçiyor. Buna rağmen google bile gmail içinden eklerimi gdrive yani online depo uygulaması ile birleştiremedi.
Spark sadece todo, takvim entegrasyonumuzu hali hazırda kullandığınız telefonun standart uygulamalarına yapmakla kalmadı, gdrive, dropbox gibi depo uygulamaları ile de entegrasyonu sağladı. Farklı projelerdeki farklı çalışanlarınızla mail üzerinden ortak çalışma ortamını da yaratmasını pek uzun vadeli bir çalışma olarak bulmasam da yine de e-posta yazılımları arasında en başarılısı olduğunu söyleyebilirim.
Twitter üzerinden yaptığım iletişimde Apple TV için de projeleri olduğunu öğrendim. Özellikle maili merkeze alan bir Dashboard’un gerekliliği konusundaki tweet’ime hemen geri dönüp beklentilerimi sordular. 2019’da da sanıyorum bu konuda yeniliklerle karşılaşacağız.

Bir “medyada dijital dönüşüm” tartışmasıdır gidiyor. Tabii sorun artık herkesin burnunun dibine kadar geldi. Hele yılın bu dönemleri bütçeleri oturtmaya çalışırken bütün büyük grupların patronlarının canı burnunda.
Çok net hatırlıyorum, büyük bir medya grubundaki yöneticilerden birine Youtube’un televizyonları tehdit edeceğini söylediğimde, “bişey olmaz gerekirse satın alırız, hele bir rüştünü ispatlasın demişti”. Alamadı… Daha da kötüsü şirketini sattı.
Şimdi bakıyorum 90’ların başlarında başına gelen tehlikeyi anlamayıp, interneti medya olarak tanımlayan ve heyecanla onu patronlara anlatmaya çalışan bütün gazeteciler işsiz. Sebebi ise hep ama hep yanlış analiz. O dönemde üzerlerine gelen kar yığınını gösterip, internetin medyaları da içine alan bir platform olduğunu söylediğimizde, küçümsedikleri alanın aslında ne kadar büyük olduğunu eminim şimdi görüyorlardır. O dönemde konuyu köye gelen fil hikayesi ile anlatıyordum. Şimdi bakalım medya dönüşmezse (özellikle dijital demiyorum) ne hale gelecek birkaç yıl sonra onu da yazarım.
Dedim ya tartışma uzayıp gidiyor. Millliyet gazetesinden Mehmet Soysal bir süredir yazıyor. Gazete yerine sitelerden yazmak zorunda kalanlar da cevap veriyor. Ama yanlış analizler yine havalarda uçuyor.
Yanlış 1. New York Times dijital dönüşümünü gerçekleştirmiş.
Yıllardır danışanlarıma iki konudan bahis ederim. Birincisi dijital dönüşüm, dijital bir konu değildir. Bunu uzun uzun anlatacağım ama ikinci konu ise adı ne olursa olsun bu dönüşümün bitmesi ihtimali olmadığı. Yani ya bu yola girer hayatınızın sonuna kadar koşturursunuz yada son on yılda Fortune 500’den düşen ve yok olan şirketlerin CEO’larının şaşkınlığını yaşarsınız. Tanıyanlar bilirler hiçbir zaman korkutarak öğretmetmedim, satmadım, pazarlamadım. Bir grup çapulcu gibi korkuyla saygı elde etmedim. Korkutmuyorum! İşin sonu ciddi. Dönüşüm şart. Ama yaptım bitti durumu yok!
Yanlış 2. Sosyal medya ile kendilerini farklı görmek
Matrix’in en sevdiğim sahnelerinden biri Morpheous’un Neo’yu ilk sanal dünyaya götürdüğü ve orada kung-fu yaptıkları andır. Neo yediği hamlelerin etkisi ile hızlı hızlı solurken, Morpehous yaklaşır ve gerçekten “soluduğunu hava mı zannediyorsun?” der. İşte o andaki aydınlanmayı medya patronlarına yaşatmak için çok enerji harcadım ama çok azı farkı anladı. Ne zaman dokunulsa sosyal medya rekabetinden bahseden medya patronlarına sormak istiyorum. Facebook madem rakibiniz peki sizin gibi içerik mi üretiyor? Siz içerik üreterek ona nasıl rakip olabilirsiniz. Gelecek on yılda size içerikten, veriden ve bunların değerinden bahseden varsa sizi kandırıyordur. Veri saklanacak, para edecek birşey değil. Facebook veri üretmiyor, algoritma üretiyor. Ben içerik üreterek, algoritma üretenlere laf edenleri mızrakla tanka saldıranlara benzetiyorum. İnanın bu taraftan öyle komik görünüyorsunuz.
Yanlış 3 . Telif haklarını almalıyız!
Tabii içeriğin değeri olmayınca telif haklarının da önemi kalmıyor. Bazı şeyler elinizden akar, veri içerik gibi. Asıl değerler bunun arkasındaki algoritmadır. Asıl saklanması gereken, paylaşılmayan budur. Coca Cola’nın formülü gibidir algoritmalar.
Yanlış 4. Hala gelir kaynağı reklam sanılıyor
Tabii içerik önemsizleşince, pazarlama profesyonellerinin zaten ucuzlattığı reklam, artık tamamen değersizleşti. Dolayısıyla kazancı artık bu alanlarda aramak boşa kürek sallamaktan farksız.
Yanlış 5: Hala işi kanunlarla ve devletle çözüleceği sanılıyor
Son olarak bilinmeli ki; yeni dünyanın sorunlarını eski dünyanın güç kaynakları ile çözemezsiniz. Boşuna enerjinizi kanunla, devletle harcamayın. O insanların da zamanlarını harcamayın. Zaten EC yeni telif yapıları daha sert kararlar yerine, çok yumuşak kararlar aldı. Telif artık lokasyonlara değil insana bağlandı. Yani EC telif mevzuatları dijital dönüşümü sağladı.
Anlatıp duruyorum, bu dijital dönüşüm, dijital araçlarla olmuyor. Bakış açını değiştirmiyorsan boşuna masraf yapma. Durumun zaten “doktor ne yerse yesin dedi” hali. Bunu söyleyince nedense bütün patronlar, hemen hedef kitlesine bakıyor. Bu konu her açıldığında rakip gördüğün facebook, twitter hedef kitle planlaması yapıyor mu? O zaman bana Facebook’un dilini, dinini, ırkını, sosyo ekonomi grubunu söyler misin? He bir de aman mobil diyenler var. Facebook sadece mobilde de benim mi haberim yok?