Televizyon dünyasındaki yenilikler

image
2000’li yılların başıydı. Sabah gazetesinin webmaster’ıydım. Muhtemelen dönem YeniYüzyıl gazetesinin satılma süreciydi. Birnumara yayıncılık ve Sabah gazetesi içeriğini birleştiren bir projeyi Ercan Arıklı ve Mehmet Demirel üzerinden gerçekleştirmek niyetindeydik. Projenin ismi sonra TürkPort oldu. 
İçeriği birleştirip tek yerde saklamak ve farklı şekillerde farklı siteler aracı ile takipcilerine sunmak benim hep önemsediğim bir iş modeli olmuştu. Zira bu sayede aynı içerikten farklı reklam yerleri oluşturmak mümkün oluyordu. Tam da bu fikirle Doğan TV Holding’de danışman olduğum dönemlerde youtube gibi bir yapının kurulması fikrini ortaya atmıştım. NetD isimli proje bu fikirden doğdu. Ancak bir farkla.. Benim amacım içeriği konsolide etmekti, proje youtube’la kapışan bir video platformu olmaya çalıştı. 
NetD ve rakibi Tiviyo ilk çıktığında ben ATV’ye danışmanlık yapıyordum. Bu grup da kaçırdığı bir fırsat olacağından korktuğu için yönetim harıl harıl bir video platformu kurmaya çalışıyordu. O dönemde youtube Türkiye pazarına girebilmek için içerik ortakları aramaya başlamıştı. ATV adına görüşmeleri ben yaptım. NetD ve Tiviyo’nun teknik altyapısının youtube ile yarışamayacağını özellikle kullandıkları CDN altyapısının videoları kesintisiz izlemeye izin vermeyeceğini biliyordum. Bu nedenle ATV’yi bir platform kurmak yerine youtube ortaklık anlaşması konusuna yönlendirdim. O zamanlar farkına vardılar mı bilmiyorum ama hem gerksiz bir yatırımdan kurtuldular hem de yaptıkları anlaşma sonucu dijital telif hakları konusunda da kazanç elde ettiler.
Televizyonculuk işte tam da böyle anlık kararların önemli olduğu, doğru kararların bir süre sonra çok yarar sağladığı bir sektör. Bu sektörün yeni oyuncuları ise dijital televizyonlar. Yani IPTV, OTT TV, kurumsal internet televizyonları… Bu yeni dünyanın tabii ki konuşulması gereken çok konuları var. Bu konuları konuşalım diye 23 Ekim tarihinde, Ankara’da lise arkadaşm Özgür Çoşar’ın organizasyonunda olacağım. Şu an eticaret konusunda bir konuşma yapmak için Kıbrıs’a KamuBIB’e gidiyorum ancak Ankara’daki organizasyonun detaylarını hafta içinde atifunaldi.com.tr adresinde blogum kısmına yazacağım. 
Dijital televizyonculuk, önce interaktif olacak, kişiselleşecek… Ancak asıl bilgisayar oyunları, sanal gerçeklik gibi konularla  yakınsadığında  gerçekten ilginç bir araştırma konusu olacak. Ancak şu anda bile internet üzerindeki trafiğin büyük kısmının video olduğunu video olduğunu ve reklam gelirinin dijitali uçurduğunu söylemekte büyük yarar var.

3D printer'lar ile iş kurmak

3dprinterMalumunuz 3D yazıcılar son dönemin en önemli konularından biri. Güvenliğe takılmayan (yada güvenliği geçtikten sonra üretilebilen) bir silah, altın  imalatında, israfın önlendiği takılar, çikolata ve şekerlemeler de dahil birçok konuda 3D yazıcı teknolojisini görüyoruz. Hatta eminim bir çoğunuz köprüden uçak motoruna, organdan kendi kendini değiştiren ilaçlara kadar birçok konuda üretim yaptıkları hakkındaki haberleri duymuşsunuzdur.

Haftaiçinde bu konuyu araştırmak için Ankara’daydım. Emesys adlı bir teknoloji şirketi ve genel müdürü Hakan Ertan’ın konuğuydum. Hakan bey, bir uçak mühendisi. Şirketi Emesys ise daha önce de farklı konularda başarılı teknolojiler üretmiş. Şu anda ulaşılabilir fiyatlara 3D yazıcılar üreten bir firma. Hatta bu yazıcıları da, kendisine ait 3D yazıcılardan üretiyor.

Daha önce de bahsettiğim gibi 3D yazıcı dünyası birçok alanda hizmet veriyor. Ancak buna rağmen sektör çok ama çok yeni. Hakan bey bu durumu otomobil endüstrisinin ilk zamanlarına benzetiyor. Şu an 3D yazıcılar ilk otomobiller gibiler ( http://tinyurl.com/atfilkotomobil ), yani bisiklet lastiğine takılmış bir su motoru misali… Daha önümüzde Tesla’nın sürücüsüz araçlarına kadar gideceğimiz uzun bir yol var.

İşin ilginç tarafı bir çok tanımsızlığın olduğu zamanımız dünyasında burada gidilecek yol neredeyse uzun bir süre için tanımlı. Hakan bey ile ilk antant kaldığımız konu, 3D yazıcıların yaygınlaşma süreci oldu. Hani şu mahalle aralarında gördüşümüz 90’lı yılların video kaset kiralayıcısı 2000’li yılların GSM operatör bayilerinin en yeni iş alanı bu olacak gibi görünüyor. 750 dolara alınan bir yazıcı ve baskıya uygun filamanlarla, aklınıza gelen birçok ürünü üretmek mümkün hale geliyor. Mahallenin çocuğuna oyuncak, meraklısına eğlenceli bulmacalar, 3D tarayıcı ile yeni doğan yumurcağın küçültülmüş biblosu, mimarlık öğrencisinin ödevinin maketi… Dediğim gibi bu işin sonu yok. Hatta ilginç bir şekilde bütün modellemeleri parasız alabileceğiniz siteler bile oluşmuş. İşin güzel tarafı bu 3D yazıcıları bilgisayara bağlamadan da çalıştırabiliyorsunuz. Sadece elinizde basılacak ürünün CAM (Computer Aided Manufacturing) dosyaları olmalı. Bunları parasız bulmak da şu an oldukça kolay.

Hakan bey konuşmamızın bir yerinde benim dikkatimi çeken iki konuya temas etti. Birinci bu sektörün yaygın hammaddesi olan flamanların Türkiye’de üretilemediğine ki bence burada da harika bir arge ve iş fırsatı var. İkincisi ise bu yazıcılardan yapılan fonksiyonel protezler. Hakan bey, bu konuda gelecek her isteği bir sosyal sorumluluk anlayışı içinde bilabedel karşılamaktan büyük mutluluk duyacaklarını özellikle belirtti.

——

Şeylerin İnterneti

internet_of_things
Internet of Things (IoT), yani şeylerin interneti çok yeni bir konu. İlk ne aman bu konuda bir yazı yazdım hatırlamıyorum ama internette arayınca 25 Nisan’da televizyon programımda bu konuyu işlemişim. (http://tinyurl.com/IoTTV) Programa nesnelerin interneti çevirisiyle başlıyorum ancak konuğum Muharrem Taç beni bu konuda ikna ediyor. Konunun aslı şeylerin interneti.
Geçen gün bu konuda Cisco ve Intel’i organize ettiği bir konferans ve fuar vardı.  Ancak tartışmalar birkaç gün önce başladı. İlk problem literatürü oturtmaktı. Sanıyorum organizasyonu düzenleyen arkadaşlar things kelimesinin Türkçesi’ne sözlükten bakıp “şey,nesne” karşılığını görünce, “şey” basit kaçar diye “nesne”yi seçmişler. Konferansın ismi “Nesnelerin İnternet”iydi. Ancak teknolojide Türkçeleştirme işi bu kadar basit şekilde yapılmıyor. Öyle sözlüğe bakıp sevdiğinizi kullanamıyorsunuz. Bunun devamında gelen dünyayı atlayamıyorsunuz. Yaptığım tv programını izlerseniz, konuğum Muharrem, gelecekte yarı canlı, yarı makine araçlarında interneti olacağı için bu kavramın bu şekilde kullanıldığını net bir şekilde söylüyor. Belki biraz korkutucu ama gerçek.
Şeylerin interneti nedir konusunu böylece sanıyorum anlatmış olduk. Devamında gelecek olan Internet of Everything de bu kavramın devamı olacak. Aslında etrafımızda gördüşümüz herşeyin internete bağlanmasından bahsediyoruz. 50 milyar farklı şey internete bağlanacak. Bu da milyar milyarlarca sensör, korkunç büyük veri toplulukları demek. Tabii bu büyüklükteki verileri analiz edebilmek için kurumların CDO’lar ile dijital dönüşümlerini tamamlamaları gerekir. Bunu CDO Turkey çatısı altında hergün konuşuyoruz (http://www.cdoturkey.com/). Bu kısmı işin teknik kısmı. Sonucu ise, harika istatistikler, doğru analizler bu sayede insanlığın hızla geleceğe gitmesi demek.
Konferans sırasında Cisco Türkiye genel müdürü Cenk Kıvılcım ve Intel Türkiye genel müdürü Burak Aydın’la sohbet imkanı bulduk. Çok heyecanlılar. Ancak bu gelişmelerde Türkiye’nin izleyen değil üreten olmasını umut ettiklerini söylüyorlar. Hatta küçük bir çalışma grubu oluşturmaktan, gelecek projelere destek olmaktan bahsettiler. Yaklaşık 20 yıldır farklı teknolojilerde Türkiye treni kaçırmasın diye toplantılar yaptım. 1991 yılında Boğaziçi Üniversitesinde “internet treni” kaçmasın diye yaptığım konuşmadan bu yana hiçbir şey değişmedi. O yüzden pek ümitli değilim ama üzerime düşün bir görev olduğunda ise endişe ve kaygılarımı bir kenara bırakıp tabii ki gereğini yapacağım.

100 Yanılgı ve Instagram

100 yanilgiMalum yıllardır hergün yüzlerce basın bülteni mail kutuma düşer. İçlerinde büyük bir çoğunluğu uygun konularda değildir, bazıları da çok kötü yazılmıştır. Bu hergün bu şekilde devam eder. Yüzlerce bülteni hergün incelemek kolay değildir. Ancak yılların alışkanlığı, sanki o kalabalığın içinde değerli olanlar kendilerini belli eder, parıldarlar. İşte birkaç gün önce bana böyle bir bülten geldi. Çok kısa zamanda dikkatimi çekti. Özellikle trafikte sinyal verdiği için yolun kendisine ait olduğunu sanan sürücülerin gözüne sokmak istediğim bir bölüm vardı ki;bayıldım. Kitabın yazarı ise Metin Solmaz yani eski bir dostum çıktı.
Sağolsun hemen bir kitap yolladı. O kadar keyifli bir kitap ki; elimdeki George Lois’in kitabını bırakıp, keyifle yanılgılarımızı okumaya başladım. Bıraktığım yerde eşim almış, özellikle bebek, çocuk geliştirme ile ilgili konuları okumuş.
Ben ise Einstein’ın okulda matematikte başarısız olduğu yanılgısını ve Newton’ın gerçekten düşen elmadan yerçekimini bulup bulmadığını kanıtları ile okudum. Einstein Türkiye’de hakkında en çok hikaye anlatılan bilim insanlarından biri.  Ancak anlatılanların büyük çoğunluğu yanılgılarla dolu. Hazır bilgi servisi serisinin ikinci kitabında, Einstein’ın şoförü ile yaşadığı olayın gerçek olup olmadığını araştırmasını Metin Solmaz’dan rica ediyorum.
Türk insanı bu tip hikayelere bayılır. Çoğunluğu dedikodu olan bu hikayeler benim gibi bilimsel gerçeklere inanan insanları paronayak yapar. Gerçi bu aslında bilim adamlarının en önemli özellikleri arasında anlatılmaktaysa da, devamlı sorgulama Türkiye’de yaşıyorsanız hepimizin çokca yapması gereken faaliyetlerden biridir.
Kitabı okuduğum günlerde aldığım bir telefon beni tam da bu şekle getirdi. Arayan 2yuz.com isimli sitenin sahibi Engin Ulukurtlar’dı. Instagram ve e-ticaret potansiyeli hakkında bazı rakamlar verdi. Instagram’da  kısa sürede açılan bir hesap üzerinden binlerce paket ürün çıkaran bir hesaptan bahsetti. Hemen hesaba girdim. Takipçi sayısı bu potansiyeli yapabileceğini çok net gösteriyordu. Bahsedilen aylık net gelir 16.000TL’ye denk geliyordu. Engin yıllardır beni tanıdığı için bu tip rakamlara hızla inanmayacağımı ancak kendisinin bu konudaki araştırmalarını ciddiye alacağımı bilir. Konuşmamızda nasıl bir kontrol sistemi kurduğunu anlattı. Hemen arkasından da http://instagram.com/sadecebileklik/ ismindeki kendi hesabını. Günde 20 paketle başlayan yeni iş girişimi macerasını. Instagram böyle giderse dünyanın eticaret platformu olmaya aday!

Ya kimse Apple almazsa?

dont buy appleDeğişmeyen tek şeyin değişim olduğunu söylemenin klişe olduğu bir çağdayız. Ancak ortalıkta da bu kadar değişime kaynak olabilecek bir fikir denizi yok! Bu nedenle Steve Jobs’ın fikrine herkes dört elle sarıldı. Aslında akıllı telefonları Jobs bulmadığı gibi, öyle mucuzevi bir ekleme de yapmadı. Buna rağmen en kalantor yöneticilerin fikir vahası seminerlerde herkes Jobs’ı üçüncü elmanın sahibi olarak tanımlar. Oysa Steve ne birinci elmanın sahibi Hz. Adem gibi ulvi, ne de ikinci elmanın sahibi Newton kadar zekiydi. Yanlış anlaşılmasın amacım Jobs’ı yermek değil, göklere çıkaranların anlattıkları garip hikayelere inanmalarına engel olmak. Yoksa Jobs aslında iş dünyasının kemikleşmiş yapılarını inatçılığı ile çözerek, konvansiyonel iş yapış şekillerinin dijitalin gerisine düşmesine sebep oldu. Bu aslında teknoloji tarafında değil iş dünyasında bir innovasyondu.

Okumaya devam et Ya kimse Apple almazsa?

Elektronik fidye yazılımlarına dikkat!

ransomeware1Bundan iki yıl önce, bir dostum bütün muhasebe kayıtlarını rehin alan bir programdan bahsetti. Bir gün şirkete geliyorlar, muhasebenin kullandığı bilgisayarda bir mesaj buluyor. Çin’deki bir hesaba belirlenen miktarda parayı yatırmazsa muhasebe kayıtlarının silineceğini söylüyor. Malum hepimiz Türk’üz önce ödeme yapmayacağını söylüyor. Etrafta bu dosyann şifresini açabilecek biri olup olmadığını araştırıyor. White hacking eğitimim olduğu için bunu benimle konuşmayı doğru bulduğunu söylüyor. Yaptığım araştırma gösterdi ki, bu şifreyi bir şekilde çutlaka açmak mümkün ama geçecek zaman o kadar uzun ki, açıldığında dosyanın anlamı kalmayacak.

İkinici ihtimal Eminiyet Müdürlüğü Siber Suçlar Daire Başkanlığına gitmekti. Ancak Çin’den yapılan bir işlemde Adalet Bakanlıklarının öyle kısazamanda sonuç alması mümkün gelmedi bana. Bir şekilde anlaşmaya çalıştı zira KDV ödemeleri derken yapılması gerekne onlarca işlem vardı.

Aradan birkaç ay geçmişti ki; bir danışanımın da benzer bir sorunu yaşamış olduğunu öğrendim. Bu sefer karşıdakiler Türk’tü. Karşılıklı anlaşmışlardı. Ama o kadar çok konuşmuşlar ki; bir nevi Brüksel Sendromu yaşamışlardı. Hatta en son konuşmada fidyeci, son ödeme de biraz indirim bile yapmıştı.

Bahsi geçen iki şirkete de, bundan ne sonuç çıkardınız diye sorduğumda, biri muhasebe bilgisayarını internetten uzaklaştırdığını, diğeri ise her yazdığını tape backup’lara yedeklediğini söyledi. Bence çok doğru iki sonuç. Gerçi backup verilerini kasada saklamak biraz fazla bir ders çıkarımı ama konu güvenlik olunca, eğer kullanıma zarar vermiyorsa fazlası azından iyidir.

Küçük de olsa birçok KOBİ’nin hergün benzer tehlikelerle karşılaşması son derece olağan. Özellikle “ransomware” olarak adlandırılan bu fidye yazılımları bu tip bir faaliyeti aynı anda onbinlrce şirkete yapabilme imkanına sahip. Dolayısıyla iki günde büyük bir vurgun yapıp uzun süre ortalıktan kayboldukları için takip edilmeleri ve yakalanmaları oldukça zor oluyor.

Son dönemde bu yazılımlar mobil dünyaya da ayak attı. Yeni çıkan bir mobil yazılım, porno vaadiyle benzer bir saldırı yapıyor. Kurban cep telefonuna porno izleyebileceği bir yazılım yüklediğini sanarken, yazılım kameradan çeşitli zamanlarda fotoğraflar çekiyor. Bir süre sonra cep telefonu sahibini tehdit etmeye başlıyor.

Deloitte’un verilerine göre, adli makamlara ulaşmamış binlerce e-fidye olayı var. Bunlarla karşılaşmamak ise son derece kolay. Bilgisayarları amaçları dışında kullanmamak, kurumsal olarak ISO 27001’e sahip olmak ve cep telefonlarına ve bilgisayarlara bilmediğiniz, kaynağından emin olmadığınız yazılımlar yüklememek.

Dijital Dönüşüm Nedir?

dd“Hiçbir şey, korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir.” demiş Albert Camus. Bu düsturla hareket etttiğim için .com krizinden bu yana dijitalleşmenin hep iyi taraflarını söylemeyi, analog dünyada kalmanın yalnızlaştırıcı tarafını söylemeye tercih ettim. Bu nedenle de konuşmalarımda “provakatif” bir dil kullanmamaya çalıştım. Ancak bu son onbeş yılda dünyanın en çok ciroya sahip Fortune 500 şirketinin yüzde 52’sinin listeden çıktığını görüyoruz. Artık gelen treni de görmemek, bu konuda uyarılar yapmamak yanlış olur.
Birçok konuşmacının yeni çağın inovasyonları anlatırken en çok kulandığı malzeme Sony Walkman’dir. Bu cihaz müziği istediğimiz yere götürme şansını verdiği için kısa zamanda tüketicilerin göz bebeği olmuştur. Hüküm sürdüğü yıllardaki genel görüş yerini başka bir cihazın alamayacağı yönünde idi. Ancak dijitalleşmenin başlangıcı sayılan iPod Apple’ın ne kadar büyük bir oyun değiştirici olduğunu ortaya koydu. Ancak bu Apple’ın en yenilikçi buluşu değildi. Dijitalleşmenin kalesi, akıllı telefonların da en güçlü lansmanı Apple tarafından yapıldı. Bu andan sonra bir yere gitmek için kullanacağımız navigasyon cihazlarını Garmin, Navtürk, TomTom arasından seçmek yerine bir yazılımla indirmeyi tercih eder hale geldik.
Tabii bu teknoloji şirketlerinin en büyük farkı gelir modellerini de değiştirmekti. Bu nedenle iş yapış şekillleri, tedarik zincirleri, otomasyon sistemleri hatta dökümantasyon sistemleri bile farklı ve çoğunlukla yeni teknoloji şirketleri tarafından ortaya konmuş ürünlerden oluşuyorlardı.
Yeni dönem girişimcileri arasında, office içi dökümantasyon yöntemi olara dropbox, iletişim için skype, whatsapp pazarlama için  buffer, hootsuite, websitesi içerik yönetimi için wordpress kullanmayan neredeyse yoktur. Girişimcilerin akıllı telefonlarının ana sayfasında bu yazılımların bulunmadığı kimsenin var olduğunu da zannetmiyorum.
Dijital dönüşüm, bir kurum, şirket veya yapının, dijital çağa ayak uydurmak için, pazarlamasından, iş modellerine, otomasyonundan, organizasyon yapısı ve yönetim şekline kadar herşeyini yeni dünya araçları ile yapmasına verilen genel isimdir. Bu nedenle dijital dönüşüm sadece bir websitesi yada sosyal medya faaliyeti ile anlatılamaz. Ancak bu yaklaşımın en görünen ve geleneksel işdünyasına anlatılabileceği yöntemi budur.
Dijital dönüşüm bir strateji gerektirir. Bu strateji yönetim kurulunda, dijital dönüşümden sorumlu yönetim kurulu üyesi tarafından (CDO) belirlenir ve temsil edilir. Dijital dönüşümden sorumlu yönetim kurulu üyesi, şirketin dijital stratejilerini, kendisine bağlı olan teknoloji direktörü, dijital pazarlama direktörü ve dijital strateji direktörü aracılığıyla icra eder.

Yeni dünyanın tv yayıncılığı sorunları

euGeçen haftalarda Avrupa Birliği geleneksel ve dijital televizyon yayıncılığı konusunda danışmanlık istedi. Yıllardır farklı kanun tekliflerinde fikri sorulmuş biri olarak bunun benim için çok kolay olacağını düşünüyordum. Ama hiç de öyle değilmiş. Bir iki konuda ciddi anlamda ikileme düşüyorsunuz. Birinci hepinizin tahmin edeceği gibi dijital ve analog yani geleneksel yayıncılığın farkı. Tabii burada dijitalden kastımın internet yayıncılığı olduğunu söylemeye herhalde gerek yok. Geleneksel yayıncılıkta üretim zor, dağıtım kolaydı. Ancak bu dağıtımın bir sınırları vardı. Yani görsel içerik üretmek zordu. O yüzden yapımcılar ve televizyon yöneticilerinin bir ağırlığı vardı. Yaynı uyduya attıktan sonra uydunun gördüğü yerlere yayın sorunsuz ulaşırdı. Televizyon yayıncılığını düzenlemek isteyen regülatörler yayın verebilecek uydulara ve üzerlerindeki yayınları kolaylıkla öğrenir, düzenlemelerini rahatlıkla uydu sahibi kuruluşa ulaşarak yapabilirlerdi.
İnternet çıktı, mertlik bozuldu. Şimdi dünyanın bir ucundan birisi yayınını internet üzerinden ulaştırıyor. Mesela Apple, yeni ürün lansmanını Amerika’dan canlı yapıyor. Burada hiçbir lisans, hiçbir onay olmadan RTUK’ü geçiyor ve televizyonumuzdan izleyebiliyoruz. Her hafta en az bir Avrupa’lı Türk bana ulaşıyor ve OTT platformlarında canlı yayın yapmak istediğini ancak kanallardan kimseye ulaşamadıklarını yayınlamanın bir mahzuru olup olmadğını korkarak soruyorlar. Korkarak diyorum zira bu Pandoranın kutusu… Kanallar bu yayınlara o OTT platformlarının ödeyemeyecekleri büyüklükte bir ttelif ücreti de isteyebilir. Bu arada sırf Türkiye’de bile milyonlara ulaşmak umuduyla üretilen binlerce kanal ise içeriklerini kimseye ulaştıramamaktan şikayetçi.
Birinci sorun işte tam bunları içeriyor. Yani internetten yapılan televizyon yayınları kontrol edilecek mi? Edilecekse Amerika’dan dünyaya yapılan bir yayının mesela Türkiye’den denetlenmesi nasıl mümkün olacak. Türkiye’de yayının sonlandırılmas kararı çıkarsa erişim nasıl kapatılacak.
İkinci konu ise daha basit bir ikilem. Belli yaş grupları için serbest erişimi olan ancak çocuklarımızın erişimini istemeyeceğimiz özellikle cinsellik ve vahşet içeren yayınların bir OTT platformunda olmaması mı gerekli? Yada sadece erişimin zor olması yeterli mi? Malum bahsi geçen dijital platformları genele yayın yapacaksa niş alanlarda yayın yapmasını engellemek mi gerekli? Baştan kolay görünen bu sorunlara hem adil, hem sektörün önünü açıcı ve hem de korumacı bir bakış açısı ile cevap vermek insanın uykularını kaçırıyor. Yeni dünyaya yol verecek bu tip düzenlemeleri düşünmek gerçekten insanın uykularını kaşırıyor.

Tüketim toplumunun defoları internetle yok oluyor

Reklam-MutluluğuHuffington Post’tan Vala Afshar geçenlerde twitter’da trafiği yaratanın biz oladuğumuzu göstermek için bir içerik paylaştı. Resimde trafikte duran araçlar var. Sonra araçların içinde sadece sürücülerinin olduğundan bahsediliyor. Duran 177 aracın sadece 200 kişi taşıdığı. Eğer aynı miktardaki insan bir otobüste olsalar sadece tek otobüse sığacakları analizi yapılıyor.

Kapitalizmin yıllarca üreticilere kar marjını daha çok düşürerek üretim yapma yönteminin, tüketimi körükleyip, daha büyük, daha çok ve herşeyi alma baskısının defactolarından biri de bu. Tüketim toplumu size en büyüğünü almayı, en çoğuna sahip olmayı, ihtiyaç gözetmeksizin almayı söylüyor. Alacak ve kullanacaksınız ki, üretim olsun, kar marjları düşsün, daha çok üretilebilsin.

Ancak bu son derece problemli bir süreç. Zira üreticiler tüketimi körüklemek için pazarlama sektörünü kullanıyor. Kullanılan yöntemler ise gerçekten manipülatif. Çoğunuz nöro pazarlamayı duymuşsunuzdur. Tüketicinin farkında olmadığı satışı tetikleyen davranışları pazarlamacılar farkeder ve bunu kullanırlar. Bu bir tarafta çetin tartışmalara sebep olmakla birlikte, pazarlama iletişimi profesyonelleri “çaresiz” bu metodları kullanmak zorunda olduklarını açıklamaktadırlar.

Bu sadece işin görünen kısmı. Son dönemde, tüketicilerin daha fazla tüketmesi için yalnız kalması gerektiği sonucuna varan pazarlamacılar, film endüstrisi başta olmak üzere her noktadan mesajlar iletilerek yalnızlığı özendirmeye başladılar. Ne de olsa bir evde iki kişi bir tavuk yerken, boşandıklarında ikisi de birer tavuk alacaktı. Aile aslında tüketim toplumunun önündeki en ciddi tasarruf yöntemiydi.

Tabii pazarlamanın bu hilesi özellikle gelişmiş ülkeler tarafından çok hızlı anlaşıldı ve kontur atak gecikmedi. Son dönem holywood filmlerine bakarsanız, boşanmanın özendirilmediği, hatta aile olmanın güzelliklerinin anlatıldığı duygusal komedilerdeki ciddi artışı hissedersiniz.

Ancak tüketim toplumuna yapılmış en ciddi hamle internet teknolojileri ile yayılan paylaşım ekonomisidir. Bu sayede tek başınıza bile olsanız, yüksek miktarlı alımların sağladığı avantaşlardan yararlanabiliyorsunuz. Son dönem fırsat siteleri bunun başlangıcı oldu. Arkasında peer to peer siteler geldi. Mesela Ankara arabanızda yalnız gideceksiniz, giriyorsunuz internete birkaç kişiyi organize ediyorsunuz. Hem yolda yalnız kalmıyorsunuz hem de yolun maliyetlerinin bir kısmını geri almış oluyorsunuz. Yanınızdaki yolcular ise otobüsten daha ucuza otomobille gidiyorlar. Bunlar tabii daha başlangıç. İnsanlar araçlarıyla başlayarak, evlerini hatta jetlerini bile paylaşır hale geldi. Bu da tüketim toplumunun defolarını hayatımızdan gelecek on yılda sileceğe benziyor.

Google neden Alphabet oldu?

Fortune 500’ün 40.ıncı ve biz habercilerin en renkli şirketlerinden biri olan meşhur arama motoru Google bu hafta bir anda Alphabet ismini aldığını söyledi. Hem de bir anda. Hem de şak diye. Hem de biz takip edenlere hiç hissettirmeden. Tabii bu nedenle bir anda herkesin gündemine taşındı. Şimdi isterseniz bu Alphabet işi nereden geldi biraz üzerine kafa yoralım.
Bunu anlamak için, google’ın geçmişini biraz biliyor olmak lazım. Google birçok başarılı projenin yanında, çokca başarısız projeye de imza atmış bir şirket. Mesela yıllardır, kendisine yapılan arama sonuölarında ismimle ilgili itbarsız yazılar çıkıyor şikayetine çözüm olabileceğine inandığım google profile projesini hiçbir zaman öne çıkarmadı. Arama sonuçları ile birleştirip (profile ilk çıktığında şuankinden farklı olarak linkler ekleyip çıkarabiliyorduk) işin içine insan katmayı beceremedi. Benzer beklentilerimizi hep boşa çıkardı. Fakat bu sadece bizim değil onların da bir derdi imiş meğer. Zira blogspot ve adwords’de bir nebze olsun, entegrasyon sağlamaya çalıştı. Blogspot sonuçlarını linklerinde çok da çaktırmadan üste çıkarmaya çalıştı. Adwords’de de pek dile getirmeden benzer faaliyetler yaptı.
Google’ın entegrasyonu öne en çok çıkardığı yer iki kompleksinden biri olan sosyal medya başarısızlığıydı. Başarısız orkut, wave gibi projelerden sonra google plus gibi son derece başarısız bir projenin gereğinden fazla arkasında durdu. Google plus’ı kapatma yolundayken, bu entegrasyon sorununu çözmek için projelleri bağlamayı, şirketleri baülamak yoluyla yapmaya çalıştıklarını çok net görebiliyoruz. Kişisel görüşüm bu sorun Google’ın DNA’larından kaynaklanıyor ve Alphabet cevap olamayacak.
Gelelim ikinci kompleksine. Google hep bir işletim sistemine sahip olmak istedi. Chromium projesi ise ne ona ne de fanlarına bir tad vermedi. Ancak android mobil de olsa bir işletim sistemi. Android’in herşeyi Sundar Pinchai’yi  Google’a CEO yapmalarının arkasında bir işletim sistemi beklentisini görüyorum. Alphabet için yarattıkları alfabede de A harfine Android’i koymamalarının sebebi bence tam olarak bu.
Şimdi ne olacak? Google bilişim sektüründe holding yapısına geçen ilk şirket. Bunun iş dünyası için yeni bir kilometre taşı olduğunu görmek gerekiyor. Google yönetimsel olarak çok hızlanacak. Ancak aynı zamanda artık bilişim dünyasının kralı, arama motorlarının kral olmadığını söylüyor. Yıllar önce yazmıştım dijital bir fay hattına gidiyoruz diye. https://tinyurl.com/atifunaldi99 işte şimdi bu uçurumun tam kenarındayız. Kanatlarımız umarım bizi uçurmaya yeter.