Facebook’a erişilememesinin sebebi ilkellik

Facebook’a erişilememesinin sebebi ilkellik

Haftanın ikinci günü,önce facebook arkasından da instagram’a erişim bir süreliğine kesildi. Bunun sebebi bu sitelerin ilkel, basit ve internette pek de olmayı haketmeyen altyapılarıydı…
Sabah haberleri, erişilebilen sosyal medya siteleri bu durumu özetleyen, dalga geçen bazen de üzerinden korku senaryoları yazan mesajlarla dolup taştı. Facebook ve instagram’ın bu sorunu yaşamasının arkasındaki sebep konusunda çarşamba akşamı hala akla sığan bir açıklama yoktu. Zaten hiç açıklama yoktu!. Ama twitter üzerinden “Lizard Squad” isimli hacker grubu durumu üstlenmişti. Bu grup bundan daha birkaç gün önce Malezya Havayollarının sitesini hacklemiş ve bulunmayan sayfalar için gelen “404 not found” sayfasını “404 Malezya uçağı bulunamıyor” diye çevirmişti.
Lizard Squad’ın Malezya havayollarının sitesine girmesi, bir IT açığından yararlanarak olmuştu. Bu o büyüklükteki bir şirketin IT altyapısının içinde en önemsiz katman olan web sitesi için _IT tarafından bakıldığında, ne yazık ki_ önemsiz bir durumdu. Ancak facebook gibi hayatını internetteki varlığından kazanan bir yapının erişilmez olması aynı yeteneklere sahip bir hacker grubunun yapabileceği birşey gibi görünmemekteydi. Aslında daha da önemlisi gecenin geç saatlerinde hani bir iki haftadır size bahsettiğim ddos atağı haritalarından yola çıkarak facebook’un bir saldırıya kurban gittiği makul şüphesinin bile bu çağda doğru olmaması gerekirdi.
Doğru olmamalıydı çünkü, internet, tam da bu tip bir saldırı olduğunda ayakta kalsın diye üretilmemiş miydi? İnternetin askeri olduğu arpanet dönemlerinde bu web (ağ) yapısı, internete gelebilecek saldırılırda, yara alırsa devamlılığını sürdürebilsin diye kurulmamış mıydı?  Peki aynı durum facebook, twitter veya internet üzerindeki birçok servis için geçerli olduğunda neden ve nasıl doğru olmuyordu? Yani facebook’a bir saldırı geldiğinde neden sitenin bir kısmı çalışmaya devam edemiyordu? Halbuki torrent, peercast gibi sistemlerde, servisin bir kısmı yara alsa, kapatılsa bile servis çalışmaya devam ediyordu. Torrent’ın ayakta kalmasına, facebook’un kapanmasının sebebi neydi?
İşte bunun en önemli sebebi internet gibi yenilikçi bir fikir ve mimarinin üzerine, bu servislerin neredeyse tamamının son derece ilkel yöntemlerle oturtulmuş olmasıydı. Facebook, twitter ve aklınıza gelen bütün servisler sanki interneti en yenilikçi alanlarını oluşturuyor gibi görünse de aslında en ilkel mimari ile üretiliyordu. Bu bana tıpkı seksenli yıllarda oluşum fikrini kişisel bilgisayar teknolojilerinden alan Microsoft’un internet karşısında işletim sisteminde zorda kaldığı Windows NT 4.0 öncesi dönemlerini hatırlattı. O dönemlerde Microsoft bütün mimarisini değiştirmek zorunda kalmıştı. Şimdi facebook, twitter ve aklınıza gelen birçok site ya mimarisini değiştirip, merkezi yönetim yapısından vazgeçecek  dağıtık bir yapı kullanacak yada bir saldırı sırasında aldığı bir yara ile ölecek!

İletişim sektörüne yönetici nasıl seçilir?

grafik çalışma haythuyt.com dan
Geçen yıl bu zamanlarda CIO’ların katıldığı bir etkinliği takip etmiştim. Etkinliğin bir oturumunda Türkiye’de uzun zamandır headhunting (insan kaynakları) işi yapan bir hanım bilişim sektöründen yönetici olarak çıkacaklara önerilerde bulunmuştu.
Konuşmayı dinlerken, aslında insan kaynakları yöneticilerinin işe uygn kişiyi seçerken nasıl zorlandıklarını gördüm. Yıllar önce bu konuda ingilizce blog’umda özellikle iletişim sektörüne yönetici seçerken nelere dikkat edilmesi gerektiğini, nelere dikkat edilmediğini uzun uzun yazmıştım. İnsan kaynaklarında göre isimler önlerine bu tip işler geldiğinde, risk almaktan çekiniyorlar. Bu nedenle de aslında operatörleri ileriye götüremeyecek isimleri kurumun başına geçiriyorlar. Tabii zaten yolunda giden kurumda bu durum problem olmadığı için kurum dolayısı ile de yönetici ve hatta insan kaynakları şirketi başarılı adlediliyor.
Ancak aslında durum bu kadar iyi değil. Sektörünün lideri olan bir şirketin başındaki kisinin başarısını nasıl hesaplarsınız? Bir benchmark noktası nasıl oluşturulur? Bu duurmda insan kaynakları şirketinin doğru karar aldığını nasıl tanımlarsınız?
Öncelikle herşeyin başının strateji olduğunu unutmamak lazım. Türkiye’de bir operatörün başına geçecek kişinin özelliklerini belirlerken iletişim sektörünün ne noktaya gittiğini görmek lazım. İletişimde özellikle mobil operatörlerde sesli konuşma satışı, şirketleri bir noktaya götürmüyor. Zira karlılık oranları bu noktada oldukça düşük. Abone kazanımı ise çok kolay değil ancak eğlenceli, katma değerli servisler son derece yükseliyor. Bunu son dönem operatör reklamlarında da oldukça net görebiliyorsunuz. Çoğunlukla telefondan televizyon izleme ile başlayan yeni dünyadan bahsediliyor. Asistan hizmetleri, bundle servisler derken birçok yeni ürün ve ürün arayışı var.
Yani iletişimde beklenti, ses hizmetlerini tabanında bilen ama katma değerli servislerin yaratımını gerçekleştirebilen şirketler. Büyük farkı bunların atabileceğini çok net görüyoruz. O zaman bulacağımız yöneticinin tabanında fen bilimleri yada mühendisliğin olması gerekiyor. Ancak bununla kalmayıp, diğer lobunu da çalıştırabilen, sosyal bilimleri de algılayan, köşe yazıları, televizyon programları hatta kitaplar yazabilen birilerinin olması gerekiyor. Medya özellikle de televizyon sektöründe yöneticilik yapmamış bir kişinin, katma değerl servisler konusunda fikri olması oldukça zor. Bu sektörler, yöneticilerin dışarıdan transfer edilemediği özel ve dışardan bakıldığında anlaşılması zor dinamikleri olan sektörlerdir. Buralarda çalışmamış olan kişilerin yönetici seviyesinde bu sektörlere hiçbir zaman transfer olamadıkları açıktır. Ancak katma değerli servis üretiminin de kaynağı ana noktası bu sektörlerdir.
Bu nedenle iletişim sektöründe yönetici aranırken mühendislik ve fen bilimleri mezunu, medya sektöründe görev almış kişilerin tercih edilmesi operatörün rakiplerine farklılaşmasında yararı büyük olacaktır.

Büyük veri de ne ola ki?

2015/01/img_3011.gif
Salı günü bir organizasyonun planlaması için günübirlik Antalya’ya gittim. Ancak gün içinde İstanbul’dan gelen kar haberi, Pegasus’un uçuşu iptali, bizi “kar yüzünden Antalya’da mahsur” bıraktı. Allah’tan Antalya’da eşimiz, dostumuz çok da bu durumda büyük bir rahatsızlık yaşamadık. Akşam Akdeniz Reklamcılar Derneği başkanı Necdet Alkandemir ve şehrin önemli ajanslarından Graphx’in ortağı Cihan İşbaşı’nın misafiriydik.
Sabah ise ilk uçakla dönmek istedik. Malum Antalya havaalanı şehre yakın. Hatta Denizli gözönüne alınırsa şehrin içinde bile diyebiliriz. Yolda giderken, bu kar mahrumiyetine nasıl yakalandığıma hayıflanıyor bunu dostlarıma anlatıyordum. Aynı gün içindeki ve bir haftadır tarif edilen kar yağışını nasıl farketmediğime. Sohbetlerin birinde elimde 30 yıllık hava durumu tahmini varken dediğim anda sabahın o saati olmasına rağmen taksi soförünün beni kelime kelime takip ettiğini anladım. Bir anda dostlarımla konuşmama aldırmadan söze direkt girdi “abi nasıl 30 yıllık hava raporu. Olur mu öyle şey?” dedi. Kendi kendine söylenmeye başladı “yanlıştır o, olmaz öyle 30 yıl filan”… Ben de dağılmıştım. Şimdi nasıl anlatacaktım, hava tahmini kısa vadede bulutları izleyerek ancak uzun vadede geçmişe dönük verileri inceleyerek yapıldığını.Elinde yüz hatta daha uzun sürelik veriler olan kurumların bu bilgileri değerlendirip bir algoritma geliştirdiklerini, geliştiren algoritmanın hava durumu tahminlerini yüzde 84 oranında doğru şekilde söylediğini, geçmişi bilince geleceği de tahmin etmenin kolaylaştığını, bunun bir tahminden öte olduğunu, istatistik biliminin aslında bu sayede farklılaştığını. Nasıl anlatacaktım bilemedim.
Aslında anlatmayabaşlayınca, tek anlatılması gereken bu da değildi. Eskiden yapay zeka programlarının gelen veriye göre plan yaptıklarını, ancak hani matrix filminde Neo’nun “Kung Fu biliyorum” dediği sahne gibi ( https://www.youtube.com/watch?v=6vMO3XmNXe4 ) , anlık veri transferini alan ve onları analiz edip sonuçlarını hayatına simüle eden robotların çıktığını. ( http://tinyurl.com/atifunaldi-com-tr1 ). Hatta IBM tarafından başlatılan Watson projesi sayesinde bu yeni yapay zekaların bilgiden bağımsız bir öğrenme tekniği elde ettiklerini. Bu sayede kategori bağımsız verilen her bilgiyi öğrenen bu algoritmaların gelecek çağda bizim aklımıza gelen her soruya cevap verebileceklerini. Bunları nasıl anlatabilirdim bilmiyorum.
Aklıma tek bir yöntem geldi. Önce bu hava tahmini yapan sitenin adresini söyledim. Devamında ise ona bu konuları merak ederse araştırması gerektiğini söyledim. Bana araştırmaya nereden başlaması gerektiğini sorduğunda ise ona “büyük veri” yaz ve hayatımızı nasıl değiştireceğini gör dedim. Merak edenlere büyük verinin hayatımızı nasıl değiştireceğinin en iyi örneği “http://www.weathertrends360.com” adresini vermek isterim.

e-Ticaret'in Öncüleri

eticaretsem
Salı günü Bursa’daydım. Türkiye’nin e-ticaret konusundaki öncü isimleri Bursa Hilton Otelinde bir araya gelmişlerdi. Organizasyonun ismi eticaretSEM yani eticaret sürekli eğitim merkezi. Kurucusu Merter Özdemir. Bu İstanbul dışında, üçüncü şehirdi. Önce Ankara ve Adana, şimdi Bursa ve devamında 16 şehir.
Bu kadar şehire gitmek, gerçekten büyük bir desteği gerektiriyor. Eticaret anlatmak için konuşmacıların ayarlanması, otel, izleyicilere o şehirde anonsların yapılması. Çok masraflı ve ciddi bir organizasyon. Ancak Merter’in bu noktada sağlam destekcileri var. Ana sponsor Dora Telekom… Ancak destekci listesi ülkenin eticaret ekosistemindeki bütün markaları içeriyor.
Bursa organizasyonu havanın kötü olmasına rağmen doluydu. Konuşmacılar da aynı şekilde organizasyona Ankara ve İstanbul’dan toplanıp gelmişlerdi.
Biz sabah İstanbul’dan Setrow genel müdürü Eren Yalçındağ ile yola çıktık. Yol boyunca Eren’i dinleme imkanını buldum. Yıllar önce eticaret projelerinden bahsederken, “mail marketing”in (eposta ile pazarlama) öneminden bahsediyorduk. Artık eposta pazarlama sadece mail atıp, insanların okuyup okumadıklarını raporlamanın çok ötesine geçmiş. Eren bana stok kartlarından kontrolden tutun da, kişinin maillerine baktığı saatte mail atmaya kadar çok akıllı bir sistemden bahsetti. Eskiden milyonlarca emaili bir seferde atar kimler geldi ona bakardık. Şimdi kim ne zaman mailllerini okuyorsa mail ona o zaman gidiyor. Bu kadar komplike bir yapı almış.
Bursa’ya biraz da maceralı bir şekilde girdiğimizde kar yeni yağmaya başlamıştı. Buna rağmen salona girdiğimde şaşırdım. Salon tıka basa doluydu. Anadolu’da eticaretin bir fırsat olduğunu gören ve bu konuda bilgi edinmeye çalışanların çok olduğunu bilmekle birlikte, Bursa’da hem ilgili hem de ciddi sayıda kobi ile karşılaşmak beni şaşırttı. Hatta izleyicilerin ilgisi o kadar etkilemiş olmalı ki; bilginet’ten gelen konuşmacı salonda küçük bir anket yaptı. Buradan anladığım kadarı ile Anadolu’da eticarete girmek için nabız yoklayan oldukça fazla kobi varmış.
Konferanslardan sonra Merter ile yaptığımız küçük sohbetten eticaretSEM’in İstanbul’da TEB Girişimevi’nde gerçekleştirdikleri sürekli eğitimlere ülkenin çeşitli şehirlerinden günübirlik gelip gidenler oluyormuş. Sanıyorum konuya ilgi duyan ancak ne yazık ki imkanları olmadığı için bilgi alamayan çok fazla kobi Anadolu’da bilginin peşinde koşuyorlar.
EticaretSEM ise eticaret konusunda başarıları olan konuşmacıları bilgiye ulaşmaya çalışan kobilerle buluşturuyor.