Kategori: Uncategorized

Geçen hafta sanayide dijitalleşme alanındaki ilk Ar-Ge çalışmalarını gerçekleştirmiş olan teknoloji şirketi Doruk’un uluslararası genişlemeden sorumlu yönetim kurulu üyesi Aylin Tülay Özden ile çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Endüstri 4.0 hakkındaki görüşlerimi çoğu okurum bilir. Ancak Aylin hanım buna da yeni bir bilgi kattı. Bugüne kadar yapılan bütün devrimlerin mühendislik olduğunu söylüyor. Katılmamak elde değil. Bu nedenle endüstri 4.0’ı bir endüstriyel devrim olarak algılamak pek mümkün değil. Ancak tabii ki endüstri 4.0 tarafından alacağımız çok şey var. İşte Aylin hanım sektörde endüstri 4.0 kavramını yaptığı işe harika şekilde oturtmuş bir işkadını.
 1998 yılından bu yana endüstriyel işletmelerin üretim operasyonlarının dijital olarak yönetilmesi için akıllı ve dijital üretim yönetimi sistemleri geliştirip kuruyor. Fabrikaların gerçek durumundan otomatik geri bildirimler alarak yeni kararlar verebilen bu sistemler, işletmeleri endüstri 4.0 evresinde akıllı fabrika ve dijital fabrika olarak da adlandırılan yapıya dönüştürüyor.
Aylin hanımları özel yapan en önemli konu, üretim yapan fabrikaların dijital dönüşümlerini, cihazları değiştirmeden eklentiler yaparak gerçekleştirmesi. Bu maliyetleri düşürürken, dijital dönüşümde sonuç alma sürecini (ROI)  de ciddi anlamda hızlandırıyor.
Aylin hanım iş yapış şekillerini iki ana başlığa indirgemeyi başarmış. Birincisi her fabrika için dijital dönüşüm ikincisi ise operasyona ekstra maliyet getirmeden dijital dönüşüm. Bunu yapmak için üretim yapan makinelerin Türkiye’de yüzde 40 olan ortalama çalışma süresini fabrika içinden doğru veri alıp, yapay zeka ile predictive analizler yaparak dünya önerilen standartları olan yüzde 85’e çıkarmaya çalışıyorlar. Tabii maliyetler az olunca, yatırımın geri dönüşü de çok hızlı oluyor. Aylin hanımlar bu konuda çok iddialı; yatırım dönüş süresinin iki ay olduğunu, ilk yıl sonunda cirolardaki artışın eksponansiyel olarak artacağını söylüyor. Bu bir iddiadan çok, çalıştıkları şirketlerden aldıkları geri bildirimlerden oluşturdukları hesaplar.
Tabii bunları durunca ilk aklıma gelen, yurt dışına açılmayı düşünüp düşünmedikleri oldu. Doruk, ilk şirketini Amerika’da kurmuş. Markasını Amerika’da yaygınlaştırmak ve ProManage uygulamasını sanayicilere ulaştırmak hedefiyle ABD’de şirket kuran Doruk, aynı zamanda Boeing, Tesla, Microsoft gibi pek çok farklı sektörden dev firmanın yer aldığı Chicago’daki DMDII Teknopark bünyesinde yer alarak bu firmalarla özellikle üretim yönetim sistemleri alanında ortak projeler gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Bu amaçla Tesla ile şimdiden bilgi paylaşımı yapmaya başlamışlar. Hepimizin de takip ettiği gibi Tesla özellikle üretim sürecinde optimizasyon konusunda problemler yaşayan ve bu süreçleri devamlı iyileştirmeye çalışan bir şirket.
2018 yılında yüzde 50’lik büyüme gerçekleştiren Doruk, cirosunun yüzde 55’ini ar-ge  çalışmalarına ayırmış bir yazılım şirketi. Aylin hanım bu yılı yüzde 250 büyüme ile kapatmayı planlıyor. Gördüğüm kadarı ile şirketin bu yıl için en büyük beklentisi de bu değil. Bugüne kadar Almanya, Fransa, Çin, Kanada ve ABD’de üretim teknolojileri alanındaki pek çok fuara katılarak rotasını iç piyasanın yanı sıra aynı zamanda yurtdışına çeviren Doruk, 2019 yılında yeni gelecek hedefini “dünya markası olmak” olarak belirlemiş. 2020 sonuna kadar Almanya ve Japonya’da ofis açmayı planlayan Doruk, orta ve uzun vadede tüm Avrupa ülkelerine ulaşmayı ve Asya pazarına giriş yapmayı hedefliyor. Sanayide dijital dönüşümün öncelikli olduğu merkez ülkeleri hedef alarak global genişlemesini ilerletmek isteyen şirket, sahip olduğu rekabetçi teknolojileriyle şu an bu ülkelerde önemli fırsatlar oluşturmuş durumda.
Aylin hanımlar ve Doruk Türkiye’de büyümeye çalışan şirketler için iyi bir rol model. Faaliyet alanını dünyada gelişen sektörlerden birinden seçen şirket, bu alanda içinde bulunduğu ülkenin dinamiklerini anlayan ürünler üretmiş. Bu süreçte dünyayı takipten vazgeçmemiş. Kazandığının büyük kısmını ar-ge’ye, geri kalanını ise uluslararası büyümeye yatırmış.
Ben yazılım sektörünün Türkiye’nin güçlü alanlarından biri olduğunu düşünüyorum. Bu alanda Doruk gibi pek çok teknoloji şirketinin Türkiye’nin isminin duyulmasında etkili olacağı izlenimindeyim.

Son dönemde Marriott Otelin 500 milyon kullanıcısının bilgilerini çaldırması, özellikle yönetici ve işadamları için otellerde kalma konusunda ne kadar dikkat gerektiğini ortaya koydu. Mariott’un bu başına gelen ilk defa da olmamıştı. Daha önce de çeşitli otel binalarına yakın yerleden ev tutan hackerlar, konukların kullandığı wifi’ı dinleyerek birçok kişinin kredi kartı bilgilerine ulaşmışlardı. Görünen o ki; otellerdeki tek kirli şey televizyon kumandaları değil aynı zamanda kirli bir dijital üne de sahipler.
Bu nedenle bu hafta yıllardır birçok otele giden birisi olarak sizinle hijyen konusunda (kısa bir analog arkasından dijital) yapabilceklerinizi paylaşmak istedim.
Öncelikle analog
Tecrübelerim gösteriyor ki; bir otel size hiçbir zaman elindeki en iyi odayı vermez. Bu nedenle odanızı mutlaka önceden onaylatın. Otele girdiğinizde ise double check yapın zira genelde onaylattığınız görevli notu iletmemiştir. Bu nedenle istediğiniz hiçbir şeye ilk söylemede sahip olamazsınız.
Oda değişimi işlemini yaparken, mutlaka nazik olun yoksa daha sonra alacağınız oda servisinin kalitesi daha doğrusu hijyeni ciddi anlamda düşecektir. Unutmayın, yüzde yüz müşteri memnuniyeti çalışanların değil yöneticilerin beklentisidir.
Her ne kadar odanızın temizlendiği, tuvaletinizin hijyen edildiği söylense de şu ana kadar kumandayı temizlediğini söyleyen sadece bir otele rast geldim. Onda da bana pek inandırıcı gelmedi. Kumanda odanızdaki en kirli şeylerin başında gelir. Çıplak elle tutmamaya özen göstermenizi salık veririm.
Ben genelde kumanda için çantamda poşet bulundururum. Yoksa paniklemeyin otelin terlik poşetleri kumandadan sizi korumak için birebirdir.
Bir de malum kettle ile ilgili söylentiler var tabii. Onun bir şehir efsanesi olacağına, hiçbir müşterinin böyle bir vicdansızlığı yapmayacağına, bunu uyduranların şeytanlık yaptıklarına inanmak istiyorum. Ama ne olursa olsun, ben odadaki kettle’ı da kullanmamaktan yanayım. Tabii aynı durum odaya söylenen üstü açık her türkü içecek ve buz için de geçerli.
Şimdi gelelim dijitale
Bulunduğunuz otelin wifi adresini hemen girişte soranlardansanız, eğer çok genel kullanımlı bir bilgisayarınız veya bir VPN’iniz yoksa hiç boşuna sormayın. Çocuğunuza video seyrettirmek için istemiyorsanız, wifi’a bağlanmayın. Bu wifi’ların çoğu hiç güvenli değil. Size kısaca olabilecek tersliklerden bahsedeyim. Sizin bağlandığınız router cihazından geçen bütün trafiği dinleyen bir konuk olabilir. Konuk bunu yapmıyorsa bile otel içinde özellikle IT’de çalışan biri bunu rahatlıkla yapabilecektir. Bunu tarayıcınızı gizli modda çalıştırarak çözemezsiniz. Bu arada birileri size https ve/veya başka bir protokolün güvenli olduğunu söylüyorsa bilin ki bu protokoller belli durumlarda güvensiz protokollere geçiş yapabilirler. Bu aşamada ulaştırılacak gizli veriler yine birçok kişi tarafından görülebilir. Bunu engellemenin yolu bir VPN çalıştırmaktır. Kullanacağınız VPN ticari ise unutmayın şifrelerininiz onların yöneticileri tarafından da görülebiliyor.
Bu yüzden size açık kaynak kodlu TOR tarzı bir tarayıcı önerebilirim. Yada benim gibi her cihazınıza ayrı bir internet veya tek bir hotspot üzerinden internet kullanımı doğru olacaktır.
İnternet güvenliğiniz zayıfken şifreleriniz internet hattı üzerinden yol alıyor olabilir. Üstelik çoğu şifreniz birbirinin aynısı olma ihtimali çok yüksektir. Bu tip durumlarda şifreniz bir kere elde edilince yıllarca birçok hesabınıza birçok insan girer ve haberiniz olmaz. Burada benim önerim bir şifre yöneticisi kullanmanız yada her seferinde şifre unutmuş gibi yeni şifre talep etmeniz. Giriş işleminizi yavaşlatacak olsa da bu zekice bir şifre koruma sistemidir. Sizin bilmediğiniz bir şifreyi başkasının bilme ihtimali de yoktur. Tabii sizin emaillerinize ulaşma imkanı yoksa.! 🙂
Personal hotspot kullanıyorsanız, mutlaka zor bir şifre koyun ve arada sırada bağlı olanların listesine mutlaka bakın. Bu arada bunu Blutooth için de arada sırada yapın. Zira otellerde bu sayede de çok fazla bilgi kaçağına denk geliyorum.
İşin başı doğru sistem kurmakta
Öncelikle benim verilerimi kim ne yapsın demeyin. Bu nedenle hayatı mahvolan bir sürü insan bulunuyor. Özellikle iş adamı iseniz, çeşitli olmayan tek bir güvenilir sisteme yatırım yapın. Ben bu konuda Apple ürünlerini daha güvenli buluyorum. Tabii bu açıkları olmadığı anlamına gelmiyor. Bu açıkları kapatmak için de farklı uygulamalar kullanmak gerekiyor. Ben VPN olarak ExpressVPN kullanıyorum ama bu tek başına tabii ki yetmiyor, apple sistemlerde kimin hangi bilgimi aldığını öğrenmek ve bunu bloklamak için de Guardian isimli bir program kullanıyorum. Bir de tabii ki yerimi algılayan web sitelerine karşı AdBlock kullanıyorum.
Bütün oteller mi kötüdür?
Tabii ki bütün oteller kötü değildir. Yine kişisel deneyimlerimden yola çıkacak olursak, Türkiye’de Regnum, the Marmara Bodrum bu konularda iyi tecrübe yaşadığım oteller. Dubai’de Jumeirah, Marseille’da Intercontinental otelleri ise yurt dışındaki en iyi deneyimlerim.
Ancak neredeyse hiçbir otelin birincil önceliği dijital güvenlik değil. Ama amacı konuğunu evinde hissettirmek olan ve analogda bu konuda hiçir güvenlik açığı vermemeye çalışan otellerin, dijitalde bu konuda ciddi anlamda açıklar vermesi size de garip gelmiyor mu?

1. “Güzele bakmak sevaptır” değil, “Güzel bakmak sevaptır” biçimindedir. 2. “Azimle sıçan duvarı deler” değil, “Azimli sıçan duvarı deler” bçimindedir.
3. “Göz var nizam var” değil, “Göz var izan var.” biçimindedir. (izan: anlayış, anlama yeteneği. nizam: düzen, kural) 4. “Eşek hoşaftan ne anlar” değil, “Eşek hoş laftan ne anlar” biçimindedir.
5. “Aptala malum olurmuş” değil, “Abdala malum olurmuş” biçimindedir. (aptal: alık. abdal: derviş)
6. “Kısa kes aydın havası olsun” değil, “Kısa kes aydın abası olsun” biçimindedir. (aba bir giysidir ve Aydın efesinin abası kısa ve dizleri açıktır.)
7. “Su uyur düşman uyumaz” değil, “Sü uyur düşman uyumaz” biçmindedir. (sü: asker) 8. “Saatler olsun” değil, “Sıhhatler olsun” biçimindedir. (sıhhat: sağlık) 9. “Su küçüğün söz büyüğün” değil, “Sus küçüğün söz büyüğün” biçimindedir. 10. “Elinin körü” değil, “ölünün kûru” biçimindedir. (kûr: mezar, gömüt) 11. “Sıfırı tüketmek” dğeil, “zafiri tuketmek” biçimindedir. (zafir: soluk) 12. “Eni konu” değil, “önü sonu” biçimindedir.
13. Harıl harıl çalışmak : Har farsça eşek manasına gelir dolayısyla deyimin manası eşekler gibi çalışmaktır. Şeyh Galib’in Harname adlı eserini hatırlayın.
14. Hınzır Seni : Hınzır hoş bir şey gibi algılansa da arapça’da domuz manasına gelmekte olup daha ziyade hakaret olarak algılanmalıdır.
15. Bakar gibi bakmak : Bakar öküz anlamına gelir, öküzün trene baktığı gibi manasına gelme eğilimindedir. Sultanahmet’te okurkan Rafet Hoca vardı Matematikçi o kullanırdı bunu. Bakar gibi bakma hadi cevapla.
16. Bazen, Baz’an, Bazan : Ba’z: (arapça) birtakım, bir parça, biraz, birkaçı (M. Nihat Özön, Osmanlıca-Türkçe Sözlük), aynı sözlükte ba’zan: (arapça) kimi vakit,kimileyin, her zaman değil, arasıra. Yani sözcüğün bu şekilde yazılışı Arapça’da doğru. Ama Türkçe’de kullanımı hem Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’e hem de imla klavuzuna göre “bazen” dir. Yani Türkçe metinlerde bu şekilde kullanılır.
17. Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü : Zürefa’nın zarif kelimesinin çoğuludur hayvanlar alemindeki uzun boyunlu Zürafa ile alakası yoktur zira bu hayvanin beyaz giyme lüksü olamaz.
18. Bir hoş oldum : Aslı bi huş oldumdur. Huş’un manası ise baygın, fenalaşmış, kendinden geçmiş demektir.
19. Moruk : Ermeniceden dilimize geçen sözcüğün manası baba, sakallı, yaşlı, kocamış erkek manasına gelir.
20. Gökmen : TDK Türk Dİl Kurumu yetkililrinin ağzından açıklanmıştır : 2015’te ilk Türk uzay adamını uzaya göndereceğimiz basında yer aldı. Başka dillerde “astronot”, “kozmonot”, “taygonot” gibi sözler kullanılıyor. Türk uzay adamı için bunları kullanmaya gerek yok. “Gökmen”in iyi bir karşılık olacağını düşünüyoruz. Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza bu önerimizi yazdık. “Gökmen”deki “-men” eki çok eskilerden beri dilimizde kullanılır. En eskileri “Karaman”, “azman” ve “kocaman”… Yakın dönemde de “öğretmen”, “uzman”, “sayman”, “teğmen” gibi yeni sözler türetildi.
21. Üstad : Bir bilim ve sanatta o sanatı en iyi bilen kişidir ve aslı Üstat’tır Üstad yazımı tek olarak kullanılıyorsa yanlıştır. Fakat dilbilgisi kurallarına göre bu işin üstadı bu beydir kullanımı da doğrudur.
22. Fakir Fukara Cahil Cühela Alim Ulema : Şiir gibi ama birincisi tekil ikincisi çoğullarıdır. Fakirler= Fukara, Cahiller= Cühela, Alimler= Ulema. Konuyla ilgili olarak Şart tekil Şeriat çoğuldur, tıpkı Ukala akıllı’nın çoğulu olup akıllılar manasına gelip Snop, kendini beğenmiş manası bulunmamaktadır. Hepsi arapça kökenli kelimelerdir. Koşulları isteriz yerine arapça konuşma sevdasıyla Şeriat isteriz denirse pot kırılmaz, çam devrilir.
23. Köftehor : Köftehorun birkaç anlamı olabilir; -hor farsçada yemek içmek tüketmek anlamına geliyor. Böyle olunca köfteyiyen, köftetüketen, başka bir değişle köfteseven, belki de ağzının tadını bilen olabilir Köfte de farsçada çiğnenmiş, ezilmiş, dövülmüş anlamına geliyor. O zaman birleştirince ezilmişi, çiğnenmişi yiyen olur ki, burada belki de hazıra konan, çiğnemek için bile zahmet etmeyen, hazırcı, tembel, raconu kendi çıkarları için kullanan, sonradan görme uyanık anlamına gelebilir. 24. Çirkef : Çirkab = Çirk (pis) Ab (su) = Pis Su
Hoşaf : Hoşab = Hoş (güzel) Ab (su) = Hoş Su
25. Zerdali sözcüğü aslen Farsça bir sözcüktür, orijinali zerd-i alu (sarı erik) dir.
26. Şeftali de aslen Farsça bir sözcüktür.Orijinali şeft-i alu biçimindedir.Anlamı ise etli erik demektir.
27. Lale, Tulip, Dilbent : Fransızcada tulipe İngilizcede tulip İtalyancada tulipa Portekizcede tulipa Almancada Tulpe sözcükleri lale anlamına gelmektedir.Bu sözcüğün de şöyle bir hikayesi vardır:Hollandalı A.G. Busneck , 16. yy ortalarında Edirnede gördüğü laleye (anlamından dolayı olsa gerek) tülbent (eşarp) demiştir ve tüm Avrupada adı bu şekilde yayılmıştır.Kullanmakta olduğumuz bu sözcük de aslen Farsça bir kelimedir.Orijinali dil-bent dir. Asıl anlamı ise gönül bağlayandır.
28. Serbest : Farsça bir sözcüktür. Ser (baş) dest (bağlı) nin birleşmesinden gelir ve Başıbağlı manasına gelmekte olup tam zıddı anlamda kullanmaktayız.
29. Denizli : Denizlinin çevresinde hiç deniz yokken bu şehre neden bu isim verilmiştir hiç merak ettiniz mi? Aslen 14. 15. yüzyıllarda bu şehre Tonuzlu(domuzlu) deniyordu.Daha sonraları halkın bu ismi pek estetik bulmamasından olacak şehrin ismi Denizli biçimine çevrilmiştir
30. Metelik : Sondaki -lik eki, türkçe sözcük çağrışımı yapıyor; “yemeklik yağ”daki gibi… Aslı ise batı dillerinden geliyor: İngilizce’de, metallic; yani metal para… Biz kullanırken baştaki bölümü de bir türk ismiyle (mete) değiştirip kullanagelmişiz.
31. Bendeniz : Bu sözcüğün ne “ben” adılıyla, ne de “deniz”le bir ilgisi vardır; ancak sondaki “-niz” eki Türkçe’dir. “Bende”, Farsça’da, “kul, tutsak” demektir. Yani kişi kendini sunarken – eski dönemlerin aşırı nezaketiyle -, “Ben kulunuz X kişi,” diye sunar ya; bu da öyle konuşmalarla geçmişten günümüze gelmiş.
32. Lahmacun : Bu sözcüğün “macun”la ilgisi dolaylıdır. Arapça’da “acin” yoğrulmuş (macun o kökten gelir), “lahm” ise “et” demektir. Lahm-i acin: yoğrulmuş et..
33. Anahtar : Bu sözcüğün kökü, yunanca “anihto” (açmak) eylemidir. “Anihtiri” ise “açmaya yarayan” anlamındadır; yani “anahtar”… Yunanca kökenli sözcükler aslında dilimize Anadolu’da konuşulan (“konuşulmuş olan,” demek daha doğru olur sanırım) Rumca’dan geçmiştir. Gerçekte iki dil biririne çok benzese de, Rumca’daki birçok sözcük Yunanlar’ca bilinmez. Bu yüzden bu sayfalardaki birçok grekçe sözcüğe “Yunanca kökenli” demek yerine “Rumca kökenli” demek daha uygun olur. Bu durumda ise “Anadolu Rumları’nın dili” anlaşılmalıdır.
34. Kilit : Yine Rumca’daki “kleo” (kapatmak) eyleminden türeyen “kleidi” (“klidi” diye okunur; “kapamaya, kilitlemeye yarayan” anlamında…) sözcüğünden gelmektedir.
35. Gebermek : Türkçe’de eski anlamı “şişmek” idi. Şimdi ise ölmenin kaba bir tabiri oldu. Ölüp beklemiş hayvanların şişmesinden geliyor olsa gerek. (Gebe ve göbek sözcükleri de aynı kökten geliyor)
36. Sıpa : Abazaca’da “spau” “çocuk, yavru” demektir. Bizde ise eşek yavrusu… Arapça’da da benzer biçimde “sabi, sibyan” “çocuk” anlamındadır.
37. Kokana : Yunanca “kokkona”dan geliyor ve gerçek anlamı “Hristiyan kadın”dır. Bizde ise giyimi ve süslenmesi aşırıya kaçan (yorumu yapanların düşüncesi böyle) yaşlı kadınlar nedense bu biçimde anılıyor.
38. Dillere peleseng olmak : Peleseng tesbih tanelerinin de yapıldığı kokulu bir reçinesi de olan kıymetli bir ağaç. Reçinesi yapışkan olduğundan ağızlarda sık tekrarlanan söze dillere peleseng olmuş denir. Aslında yanlış kullanılır bu söz. Çünkü doğrusu ” Dillere persenk olmak ” tır deyişin aslı. Persenk ise terazide dengeyi sağlamak için hafif kalan kefeye konan taş ve benzeri şeyler anlamındaki farsça kelimedir. Dillere persenk olan kelime de bir şeylerin eksikliğini kapatan ağzımıza yerleşmiş sözlerdir. ( Şey gibi )
39. Nüans Farkı : Yanlış kullanılan kelimelerden biriyle karşı karşıyayız. Osmanlı nın son dönemlerinden 1950 li yıllara kadar Fransızca dili pek bir popülerdi bu yüzden Türkçemize yerleştirilmeye çalışılırken Şark arabeskliğiyle bu ucube laf ortaya çıkmıştır. Nüans fransızca’da fark demektir anlamazlarsa diye pekiştirmek için birde bizim farkı ekleyince ortaya bu çıkmıştır. Şark Farkı, Nüans Farkı.
40. Afyonu Patlamak : Eski zamanlarda afyon kullananlar Ramazan ayında sahura kalktıklarında afyonu çiğnemek yerine ince bağırsaklara sarıp yutarlarmış.Bu yutulan afyonun mide’de patlaması ancak öğle vakitlerinde olurmuş.Afyon patlayana kadar da bu kişi çok gergin ve sinirli olurmuş. Bu yüzden eski zamanlarda ‘Bey çok sinirli, daha afyonu patlamadı’ gibi ifadeler kullanılırmış.
41. Ne Şam’ın Şekeri Ne arab’ın yüzü : ”Ne Şamın şekeri Ne arabın yüzü”, deyimi aslında ”Ne Şamın şekeri ne arabın zekeri” nin modifiye edilmiş şeklidir. Açıklamasını “Aman ne o olsun ne de o” şeklinde Benden uzak Allah’a yakin olsun” a benzer bir deyim.

“Ethics over convenience and truth over popularity these are the choices that measure the quality of your life. It is never wrong to do the right thing.” …. definitely words to live by.
Rabii John Hagee’s sermon titled God Said: Who are you?

Babam döner ustasıydı ve akşam 9 da eve gün boyu ateşin başında, ayakta durarak yorulmuş, bitkin bir şekilde gelirdir

Ben ya uyumuş ya da uyuyacak olurdum. Kaldırır, elimi yüzümü yıkatırdı. Alırdı defteri kitabı, sobanın başına yere oturur, bugün neler yaptığımızı sorardı, anlatırdım

Tek tek, çözdüğümüz örneklere kadar birlikte incelerdik. Sonra birlikte “Ahmet Buhan”a çalışırdık Ama babam anlatırken bazen kalem elimde uyuya kalırdım, başım düşerdi. Babam tekrar yüzümü yıkatırdı ve böylece çalışmaya devam ederdik

Hiç şikayet etmezdim

Çünkü, hem ders çalışırdım, hem de babamla vakit geçirmiş olurdum. Gündüzleri de aynı şekilde Annemle çalışırdık, kaldı ki annem ilkokul mezunudur.

Ne para, ne pul, ne de özel okullar, bu ilginin yerini dolduramaz…

Sorsak, eğitim sisteminden memnun olan yoktur sanırım. Bu yüzden devasa bir “özel”sektör var

Sisteme güvenmeyip özel okullar, özel dersler, kurslar, özel üniversiteler v.s derken, ülke olarak yığınla para harcıyoruz

Ancak “Mahmut Hoca’yı” dinlemedik Ne demişti bize veli toplantısında?

“Kusur sadece sistemde değil. Anne babalık çocuğu özel okul köşesine atmakla, cebine para koymakla olmuyor”

Yıllar geçse de, bilgi çağında bile olsak, eğitim için çocukların temel bir ihtiyacı var

Anne-Baba ilgisi.

  • öfff… eski sevgilimi hatırladım ya…
  • hangisini ?
  • ya işte onu hatırlayamadım.hiç birisinin sana sahip olduğunu düşündüğün oluyor mu, ya da bir şeyin?
  • evet, evet farkettim bunu. her farkettiğimde de gitmek istedim. bazı insanlar aile kurmaya önem verirler, yani buna değer verirler. bazıları ise başka birtakım şeylere, değer verirler. bunlara değer verirken niye değer verdiğini düşünmez birey, toplumun içinde erimiş olan birey. hem toplum koleje girmeyi değer olarak sunduğu için artık o kişiliğini yok sayma halidir; koleje girmek için yarışır, üniversiteye girmek için yarışır, iyi bir işe girmek için yarışır, güzel bir kadınla evlenmek için yarışır, devamlı bir yarış ve kazanma zorunluluğu.
  • aslında kazanmak nedir ki? en büyük zaferi kazandığında bir antonius olduğunu düşün, paris’e geldiğini ve o takın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu… yalnız kaldığın o anda, “ne oldu be, şimdi ne olacak?” diyorsan kaybedensin sen. kaybetmişsin. yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin.
  • peki bunun farkında olmak, yaşlı bir kızıl derilinin dediği gibi, hayatın bize sunamadıklarınımı sunar; yoksa bir radyo dinleycisinin dediği gibi, sanat diğer tüm şeyler gibi seks için midir? yaşlı bir kızıl derili ne kadar yanılabilir?
  • bazen yanılabilir.
  • bazen susar.
  • bazen konuşmak ister.
  • bazen dinlemek ister.
  • bazen yalnız kalmak ister.
  • bazen arkadaş ister.
  • bazen gitmek ister.
  • gider bazen.
  • bazen gidemez.
  • bazen hiç gidememekten korkar.
  • bazıları sonsuz neşeye doğar.
  • bazıları sonsuz geceye.
  • bazen ölürsün.
  • bazen ölemezsin. bazen bütün koşullar uygunken bile ölemezsin.
  • bezen kendinden uzaklaşmak ister insan.
  • bazen gidersin, sırf dönebilmek için.
  • bazen ağlarsın bayağı.
  • bazen ağlayamıyorsun bayağı bayağı.
  • bazen içiyorsun. bazen çok ama çok fazla içmek istiyosun da bazen sen zaten içmeye gidiyosun. bazen acıbadem’den bir taksiye biniyorsun kadıköy’e diyorsun, bazen yüzüne bile bakmıyor.
  • bazen bir kadın geliyor, oturuyor karşına ve ağlıyor.
  • kadınlar hep ağlıyor.
  • bazen bir kadın sana en çok korktuğum şey bir kadının göz yaşıdır diyor, kendi adına, eğer çok sevdiysen diyor, yani çok sevdiysen, oysa bilmiyor ki sevmek de bir ân’a ait.
  • her şeyin başı su.
  • felsefenin de.