Atıf Ünaldı Yazılar

Yılın en iyi internet programı nedir desem, hepinizin ICQ diyeceğinizden eminim…ICQ kısa zamanda bilgisayarlarımızın vazgaçilmez bir parçası halini aldı. Mesaj’dan chat’e kadar bir çokinternet faaliyetiniiçinde barındıran program, e-mail’den Netmeeting’e kadar bir çok iletişim programı ile de entegre çalışıyor. Hatta isterseniz size e-mail geldiğinde uyaran birsistemi bile var. E-mail konusunda şunu da söylemek gerekir ki, eğer outlook ekspress kullanıyorsanız ondan daha hızlı bağlanıyor.
Bunlar hepinizin bildiği az çokkullandığı özellikler. Peki ICQ’nun her kullanıcı için default olarak açtığı bir web sayfası olduğunu biliyor muydunuz? Eğer bir ICQ kullanıcısı iseniz bu web sayfanız aracılığı ile bütün internet kullanıcıları sizi tanıyabilir, öğrenebilir ve hatta size web üzerinden ulaşabilir.
ICQ’nun her kullanıcı için açtığı web sayfasında vermek istediğiniz bütün bilgiler mevcut. Bununla da kalmayarak ICQ pager denilen sistemle de size mesaj çekilmesini sağlayabilirsiniz. Peki bu size ait ICQ sayfasına nasıl bağlanacaksınız? Yapmanız gereken tek şey, Http://www.mirabilis.com adresinin sonuna ICQ numaranızı yazmak. Bu sayede kullanıcı bilgileriniz de dahil olmak üzere her türlü bilgiye ulaşmanız mümkün.
Eğer bir ICQ kullanıcısı iseniz, mailing list benzeri bir sisteme de sahip olabilirsiniz.. Bunun için yapmanız gereken yine ICQ sayfalarında anlatılmış. Sadece yeni bir kullanıcı açmanız yeterli. Fakat bu kullanıcıya isim verirken başına & işaretini koymayı da unutmayın.
ICQ’nun kullanıcılara sağladığı imkanlar bununla da kalmıyor. Interest groups’dan giderek sizinle aynı ilgi ve hobilere sahip kullanıcılara da ulaşma şansınız var.
ICQ bu ay kullanıcı sayısını 10.000.000’a yükseltti. Bu amaçla her ülkede kullanıcılar arasında tanışma amaçlı Face-to face partiler düzenliyorlar. Türkiye için böyle bir faaliyetin gerçekleştiğini göremedm. Umarım Türk kullanıcılar da bu tip bir organizasyon içine girerler. Artık ilişkileri internet üzerinde bırakmak demode olmaya başladı.
Bu arada bir sürü ödülü ve 10.000.000 kullanıcısı olan bir programın sitesinin de ilk 100 de iyi bir yerde olması gerekiyordu. Gerçekten bu kadar ufak bir program için ne kadar çok ilgi olduğunu görseniz siz de şaşarsınız…. www.mirabilis.com adresi dünya hit listesinde ilk 100 içinde çok iyi bir noktada.
Şimdi gelelim kendi web sitelerine sahip kullanıcılara. ICQ’nun bu tip kullanıcılara iki önerisi var. Birisi değişik boy ve design’lara sahip ICQ paneller. ICQ’nun sitebuilders için oluşturduğu sayfaya gidip gerekli zip dosyasını alıyorsunuz. Dosyanın içinde gerekli kod ve resim dosyaları var. Bunlarla ICQ panelinizi web sayfanıza paste ediyorsunuz. Artık web sayfanıza bağlananlar o an icq’ya girip girmadiğiniz de dahil olmak üzere birçok bilgiye anında ulaşabiliyor. Ayrıca buradan size mesaj atabiliyor, hatta kontak istesine bile alabiliyor.
İkinci bir seçenek ise sayfanıza yerleştireceğiniz pager. Bu aslında ICQ tarafından hazırlanmış küçük bir form yalnız tek farkı submit edildiğinde sizin icq’nuza mesaj göndermesi. Son derece kolay kullanımlı bu tabloyu sayfanıza emplamente etmek isterseniz yapmanız gereken tek şey web sayfasından gerekli kodları almak. Böylece ICQ’su olmayan ya da kendi bilgisayarının başında olmayan kullanıcı size anında ulaşabilir.
Ayrıca eğer web server’ınızda yeriniz varsa, ICQ kullanıcıları için miror site’lar yapmanız da ICQ tarafından teşvik ediliyor. Bu konuda da yapmanız gereken sadece www.mirabilis.com adresine bağlanarak sizinle ilgili olan buton’a tıklamanız.
Şu aralar Türkiye’de ki şirketlerin en önemli isteklerinin başında intranet uygulamaları geliyor. Intranet’im olsun, çalışanlarım herşeye browser’dan ulaşsın diyenlerin bini beş para. Hatta word gibi programalrın bile intranet üzerinden çalışmasını isteyen şirketler bile duydum. Asıl amaç kullanıcıların en kısa zamanda işlerini görmelerini sağlamak. Bütün sistemi html’e çevirmek ise bu işin en can alıcı kısmı. Bu sayede sistemler son derece rahatlıyor… Karışık ve şişkin kodlardan kurtulabiliyorsunuz. Bu arada ICQ’da bu konuda beta testlerini daha bitiremediği yeni bir sisteme geçiyor. Bu sistem sayesinde intranetinizde bir server’a icq server kurarak kullanıcılarınızın birbirlerini görmesini dosya alış-veriş’inde bulunmasını kısacası bütün icq faliyetlerini bu sayede platform bağımsız olarak gerçekleştirmeniz mümkün olacak. Açıkcası medya center’larda bu tip bir uygulama bence son derece sağlıklı olur. Böylece ulaşamadığınız insana anında not göndermek, ve size ulaşmasını sağlamak mümkün olur.
Eğer intranet uygulamaları yapıyor yada program yazıyorsanız, icq’nun size de bir teklifi var. ICQ, programının api ve dll dosyalarına internet üzerinden ulaşabilirsiniz. Ben windows commander programının yazarı Christian’a bu konuda bir tavsiyede bulundum. Açıkcası bu tip uygulamalar çok kullanılan programların içinde kullanıcı için son derece yararlı olur. Ayrıca herşeyin browser içinde çalışması gereken şu günlerde bu tip uygulamalar sistemi de rahatlatacaktır kanısındayım.

Koca bir Şubat ayını geride bıraktık. Koca bir aydı çünkü sanki gün sayısı ile dalga geçer gibi bir sürü olay ile dolu dolu geçti. Neler oldu Şubat ayında? Öncelikle hepinizin mutlaka haber aldığı Digital olayı var. Digital, koca dev Compaq tarafından satın alındı. Bir süre önce Compaq’ın bir takım hisselerini de Microsoft satın almıştı. Bu bana büyük balığın bir küçüğünü, onunda bir küçüğünü yediği resimi hatırlattı. Microsoft sadece bununla kalmadı, Netscape ile olan davasını kaybetti. Artık işletim sistemlerimiz browserlarla birlikte gelmeyecek. Aslında bu işe kullanıcılar bayaa sevinmiş olmalı. Çünkü bir kısmı Netscape’i ayrılamayacak kadar çok seviyor. Bu noktada büyük hatayı Netscape söz verdiği işletim sistemini çıkarmayarak yaptı. Netscape 3.0 ile birlikte Netscape firması gelecek browser’larıyla yeni bir işletim sistemini eş zamanlı çıkaracaklarını söylemişlerdi ama galiba işletim sistemi çıkarmanın o kadar da kolay olmadığını biraz geç anladılar. Hatta Javascript yazan bir programı bile çok zor çıkardılar ve bu program kullanılabilecek durumda değil.
Bu ay şehrimiz yeni bir internet cafe’ye sahip oldu. İstanbul’da çok şık bir cafe’nin Tünel tarafalarında açıldığını haber aldım. Fakat daha gitmek nasip olmadı. İleri günlerde bu internet cafe’leri haber yapmak niyetindeyim. Eğer gittiğiniz ve gitmeyi sevdiğiniz bir internet cafe varsa veya bir internet cafe işleticiyseniz bana ulaşın böylece sizden bahsetme imkanını bulurum.
Bu ay içinde sayın Hasan Celal Güzel’in, Yeni Türkiye dergisinin gelecek sayısında internet toplmunun geleceği kosunda bir yazı yazdım. Yeni sayı bilgi toplumu üzerine olacak. Tahmin ediyorum çok iyi bir kaynak eser olacaktır. Alıp okumanızı şiddetle öneririm.
Şubat ayı her açıdan son derece bereketli geçti. Windows Commander’ın yeni versiyonu bu yazıyı okuduğunuz sıralarda çıkmış olacaktır. Christan Gishler ( WinCmd’nin programcısı ) çok ince eleyip sık dokuyor ama ortaya çıkan programdan memnun kalacaksınız. Programın artık Türkçe versiyonu da var. Bunuda Türkçe’ye nacizane, ben ve eski dostum Emre Özpınar çevirdik. İyi bir çalışma oldu.
Size uzun süredir bahsettiğim www.unaldi.com adresini bu ay içinde hizmete açtım gerçi daha çok düzenlenmeye ihtiyacı var ama hiç olmazsa işler vaziyette. Bu konudaki öneri ve isteklerinizi bekliyorum.
Bu ay bunları biliyormusunuz köşesinde çok önemli haberler var _ ne de olsa ay dolu geçti _ okumanızı tavsiye ederim.
Hızlı başladık biraz ama bu ay yeni teknoloji ile ilgili haberimiz uzaktan değil. Turk Nokta Net hepimizin isp olarak bilip tanıdığı bir şirket. Isp (Internet servis sağlayıcı) olduklarından belki de ar-ge (araştırma geliştirmeye) çok önem vermeyeceklerini düşünürdük. Fakat telekominikasyon ile ilgili ve bir kaç ay önce yapılmasının büyük gereklilik olduğundan bahsettiğim bir gateway’i gerçekleştirmiş ve hizmete sunmuşlar. Bu cep telefonunun internet ortamına entegrasyonu ile alakalı. Biliyorsunuz geçtiğimiz aylarda cep telefonunun internet’e bağlanmak için kullanılableceğini söylemiştik. Tabiki bunu gerçekleştirmek için hem cep telefonuna hem de bir taşınabilir bilgisayara ihtiyaç vardı. Peki ya laptop’ınız yoksa ne olacak. Bu durumda eğer bir Turk Nokta Net kullanıısı iseniz sorun yok. Turk Nokta Net’in cep.net adlı hizmeti tam size göre. Bildiğim kadarıyla buna benzer hizmetler değişik yerlerde gerçekleştirildi ama bu hizmet kullanım şekli yönünden biraz farklı. İnternet üzerinden sms (kısa mesaj) çeken sistemler var, ama cep telefonundan e-mail yollayan dünya üzerinde çok az servis olduğunu biliyorum. Turk Nokta Net’i bu konudaki çalışmaları için kutluyorum ve sizi Turk Nokta Net’ten Saniye Karataş’ a sorduğum sorular ve cevapları ile başbaşa bırakıyorum.

1) Cep.Net’in faaliyetlerini anlatırmısın?
**Cep.Net, Turk Nokta Net AR-GE bölümünün geliştirdiği bir teknolojidir. Turk Nokta Net kullanıcılarına yönelik bir hizmettir. Bu hizmetten iki değişik şekilde kullanıcılar yararlanabilirler.

Bunlardan ilki olan V.I.P hizmeti kullacıların bilgisayar başında olmadan kendilerine gelen önemli e-postalarını cep
telefonundan okuyabilmesidir. Bu servisden yararlanmak isteyen Turk Nokta Net kullanıcıları web üzerinden kimlerden gelen e-posta mesajlarının cep telofonlarına gönderilmesini istediklerini belirtiler.Burada kullanıcı, e-postalarını yönlendirmek istediği GSM numarasını belirtir ve V.I.P listesini doldurur.Bir diğer alternatif de kendisine gelen ve konusu ‘SMS:’ ile başlayan tüm e-posta mesajlarını GSM numarasına aktarılmasıdır.

Gönderilen her mesajin uzunluğu 160 harfe kadar olabilir.(GSM şebekesinde Kısa Mesaj Servisi 160 karektere sınırlıdır.)
Kullanıcı cep telefonunda e-postanın kimden geldiği ve mesajın konusunu görebilir.

Örnek verecek olursak:
“”destek@turk.net: iyi günler – Turk.net CepNet servisi hizmete girdi.””
Kullanıcı daha sonra mesajın tamamını bilgisayarından okuyabilmektedir.

Bir diğer Cep.Net servisi Turk Nokta Net kullanıcılarının istedikleri kişilerin cep telefonlarına mesaj göndermesini sağlar. Burada kullanıcılar Turk Nokta Net’in WWW sayfalarından GSM numarasını bildikleri kişilere direkt olarak SMS ( Kısa Mesaj Servisi) mesajı gönderebilirler.

2) Bu gibi hizmetler veren Türkiye’de baska kuruluslar var mu?

**Hayır. Cep.Net sadece Turk Nokta Net’in kullanıcılarını sunduğu bir servistir. Başka bir uygulaması halen Türkiye’de yok.

3) Bu gibi hizmetler veren dünyada baska kuruluslar var mu?

** Cep.Net Türkiye’ye de Turk Nokta Net Ar-Ge bölümü tarafından geliştirilmiştir. Başka ülkelerde WWW üzerinden GSM şebekesine
mesaj gönderme servisleri olsa da istenen elektronik postaların cep telefonlarına gönderilmesi şu an için sadece Turk Nokta Net tarafından
verilebilen bir servistir.

Yurt için ve yurt dışından bu teknolojiyi lisanslamak isteyen çeşitli telekomunikasyon firmaları Turk Nokta Net ile görüşme halindedir.

4) Türkiye’de iki cep telefonu sirketi var sisteminiz ikisi içinde
çalusabiliyor mu?

** Evet Cep.Net Turkcell ve Telsim şebekelerini destekler.

5) Bu sistemi su an kaç kisi kullanuyor?

** Cep.Net hizmetlerinden bütün Turk Nokta Net aboneleri faydalanmaktadır.

6) Sistemi kullanmak icin ayrı bir para ödüyorlar mı?

** Bu servisi Turk Nokta Net aboneleri kullanabilir. Ücretlendirmesi kullanıcının Turk Nokta Net abone planına göre değişmektedir. Ana hatlarıyla her mesaj için 0.3 Dolar ve ya 15dk kullanım süresi bir sonraki faturalarına eklenir.

7) Telefon üzerinden e-mail çekilebileceğini söylediniz bunun farklı bir sms
yazılım formatı var değil mi?

** Bu servisimiz halen deneme süreçindedir. Deneme döngüleri tamamlandıktan sonra bir hizmet olarak sunulacaktır. Servis başladığı zaman cep telefonu olan bir kişi Turk Nokta Net kullanıcılarına elektronik posta mesajları gönderebilir.Bir diğer servisimiz ise Turk Nokta Net kullanıcılarının cep telefonlarından e-posta gönderebilmesidir.

Burada farklı bir mesaj formatı yok. Ancak, mesajın belirlenen bir alanında giden e-posta adresinin olması gerekiyor.

8) Server ile telefon arasındaki mesaj gidiş süresi ne kadar? (MTN www.mtn.co.za mesajı bilgisayara yazup ok’e basılınca 2 saniye de yolluyor.)

** Bu süre her zaman GSM şebekesinin yoğunluğu ile değişebiliyor. Bir mesajın Turk Nokta Net’in kendi sisteminde geçirdiği zaman en fazla 5 dakika ile sınırlıdır.

9) Sisteminiz aynı anda kaç kullanıcıyı destekliyor?

**Cep.Net servisinde hiç bir üst sınır yoktur.

Cep.Net uygulaması belki şu an kısıtlı bir çevre için çalışıyor ama birilerinin böyle birşey düşünmüş olmaları çok güzel. Eğer Turk Nokta Net abonesi iseniz sistemi kullanmanızı tavsiye ederim.
Bu ay test aletleri bölümümüzde yeni bir dosyaya başlıyorum. Konu dijital fotoğraf makinelerı. Belki 21 y.y. ‘da yazılı basının en etkin aracı. Gerçi her zaman için klasik fotoğraf makineleri çok daha yüksek çözünürlüğe sahip ama zaten fotoğrafları dijital ortama geçirirken mutlaka birşeylerden taviz veriyorsunuz. İlk ürünümüz Casio’nun. dosyaya başlamaya karar verdiğimde ilk olarak Casio’yu aradım. Casio merkez müşteriye çok ilgili bir yapıy sahip. Ayrıca araştırmacılar. Şu an ellerineki dijital makinelerin Eta muhasebe programına entegrasyonu için uğraşmışlar ve başarılı da olmuşlar. Eğer Tüyap’taki multimedya fuarına gittiyseniz, Caso’nun standında bu uygulamayı görmüşsünüzdür. Bu arada o standa dikkatli baktıysanız, dijital kamera pazarındaki oluşumu nasıl hemen farkedip bu konuya rini görebilirsiniz. Standın büyük kısmı dijital fotoğraf makineleri ve aksesuarları ile doluydu. Fotoğraf printer’ları, Fotğraf scanner’ları, yani fotoğrafçılıkla ilgili her aradığınız vardı. Casio’nun en önemli özelliklerinden biri de elindeki ürünlerin birbirlei ile entegrasyonunu çok güzel sağlamış olmaları. Mesela birkaç ay önceki yazımdan tkilenip Casiopeia aldıysanız, dijital fotoğraf mkinesi ile onu birbirine bağlayabiliyorsunuz. Onları da Option cep telefonu modemine bağlayarak, istediğiniz yere resimlerinizi göderebiliyorsunuz.
Gelelim bu ayın test ürününe, Casio bu ay bana QV300 veya QV10 arasında tercih yapmamı söyledi. QV 300 en son çıkan ürün olmasına rağmen QV10’un resim kalitesinin gayet iyi olduğundan bahsetti. Ben en son çıkan ürünü denemek istedim. Daha sonra fuar anında kısa da olsa QV10’u da gördüm size o konuda da bilgi vermeye çalışacağım. QV300 üzerinde zoom’u olan, çekmeye çalıştığınız yeri lcd ekranında görebileceğiniz, kaydettiğiniz resmi daha sonra da görme imkanınızın bulunduğu, kullanımı kolay, televizyona, videoya ve bilgisayara bağlanabilen, fine ve normal olmak üzere iki değişik çözünürlükte resim çeken bir ürün. Elinize aldığınızda güzel görünütüsünün dışındaki en önemli özelliği fine modunda 54 tane resim çekebilmesi. Bu birçok dijital makineye göre çok büyük bir rakam. İkinci önemli özelliği ise bu ürünü video’ya bağlayabilmeniz. Bu amaçla Casio evinde bilgisayrı olmayanları da gözetmiş oluyor. Ben ilk anda televizyonuma bağlayıp resimleri oradan kontrol ettim. Galiba LCD ekranın küçüklüğü yüzünden, resimler televizyon ekranında çok daha net çok daha güzel görünüyor. Casio’nun bu makine’deki hedefinin amatör ev kullanıcısı olduğu görülebiliyor, fakat eğer resimlerinizde efekt kullanabiliyor yada resimlerinizde oynamalar yapabiliyorsanız, bu makine sizin için ideal. QV300 çekim tarzına bakılırsa outdoor diye nitelendirdiğimiz ev dışı çekimleri yapmak için dizayn edilmiş. Zira ev içindeki ışığın az olması makinenin biraz soluk resimler çekmesine neden oluyor. bu konuda ilk akla gelen ürün ise QV10. Kullanımı çok kolay olan bu ürün tam ev içi çekimler için planlanmış. Daha fazla bilgi için tabloya bakmanızı tavsiye ederim. Tabloda makinenin resimle profesyonel ilgilenenlerin bilmek isteyecekleri bilgiler var.

TABLO
Kayıt Sistemi : Digital (JPEG tabanlı)
Sinyal sistemi : NTSC Standard (fakat pal televizyonda da çalışıyor)
Kayıt alanı : 4MB internal flash memory
Memory Kapasitesi :
FINE Mode (640*480 pixel) : 64 kare
NORMAL Mode (320*240 pixel) : 192 kare
Resim silme : Single-page; all-page
Resim ekranı : 1/4-inch square pixel CCD (360,000 pixels)
Lens : 2-focal point lens with macro position
f/2.6 f = 4.9mm/11.0mm (35mm kameradaki 47mm/106mm lens’e eşittir)
Aperatür : Elle ayarlanabilir f/2.6 dan f/8 focus’a geçiş
Focus ayarları: f/2.6 (f = 4.9mm): NORMAL: 0.6m’den -/MACRO: 9cm’den 11cm’ye
(f = 11.0mm): NORMAL: 3.4m’den -/MACRO: 52cm’den 62cm’ye
f/8 (f = 4.9mm): NORMAL: 0.3m’den -/MACRO: 7cm’den 14cm’ye
(f = 11.0mm): NORMAL: 1.7m’den -/MACRO: 44cm’den77cm
Exposure Kontrol : AE aperatürün kontrolünde
Fotometrik alan : EV +5 ‘den 18’e
Çekim sistemi : Electronik çekim
Çekim süresi : 1/8’den 1/4000 saniyeye
Beyaz balansı : Otomatic
Otomatik çekim süresi: 10 saniye
Monitör : 2.5″” TFT, az yansıma renkli LCD
Input/Output: DIGITAL IN/OUT, VIDEO OUT, AC adaptor connector
Güç Kaynağı: Pil (4 adet AA-alkaline veya lithium) veya AC adaptor
Pil Kullanımı : Alakaline piller için 130 dakika kullanımda; 220 dakika lityum pillerde
Boyutları : 162(En) x 49(derinlik) x 72(boy)mm
Ağırlık : Takribi 250g (piller dışardayken)
Standard Aksesuar : El tutacağı, yumuşak çanta, Video kablosu, 4 pil
Türkiye’de ayrıca bilgisayar bağlantı parçalarını da veriyorlar (tabii fuar süresince)

Önümüzdeki güzel ilkbahar aylarında kullanmak için gerçekten iyi bir makine il karşı karşıyayız. Casio yine pazara ilk giren ürünlerden biri oldu. Fakat yine de unutmamak gerekirki, eğer fotoğrafcılıkla uğraşıyorsanız veya çekim kalitesi sizin için çok önemli ise Casio’yu denemeden almayın. Ama kullanımının çok kolay olduğunu söylemek gerek.
Evet kışı bitirip bahara giriyoruz. Bahar canlılık mevsimi, tabiatın uyanma dönemi. Her sabah evlerinize doğan bahar güneşi, kalplerinize aşkı getirir temennisi ile bu ayki yazımı bitiriyorum. Hoşçakalın…..

Bunları Biliyormusunuz:

İlk haber A.B.D.’den. Clinton bu yılın bütçesinden 110 milyon doları internet 2 projesi için ayırmış. Daha önce yzılarımda bahsettiğim gibi internet 2 gerçekten büyük bir proje olacak. 5 yıl içinde bitirilmesi planlanan proje sayesinde hız şu anki internetin tam 1000 katı olacak. A.B.D. ‘de gelecek jenerasyonun interneti diye adlandırılan bu proje Clinton’ın toplam bütçeine göre çok görülmese bile aslında Ar-ge için ayrılan büyük bir pay. Projenin içinde süper hızlı bilgisayarlar ve bunların network işleri de var.

Şubat ayında Fransa Paris’te Milia 98 adında çok büyük bir multimedia fuarı gerçekleştirildi. Fuar hakkındaki bilgi şu an yolda. Gelecek ay siza bu konudan da bahsetmeyi planlıyorum.

A.B.D. palm springs’te bu ay içinde interface’ler ve gelecekleri konulu bir konferans gerçekleştirildi. İsmi Demo 98

Elektronik ticaret işi oldukça gelişti. Artık bulunduğunuz sayfadan ayrılamdan banner’da satılan ürünü alabileceksiniz. Bunun için geliştirien interface artık galiba bir standart haline geldi.

IBM,Corel süitinde voice recognition’ı kullanacağını açıkladı. Yakın bir zamanda bu teknoloji diğer teknolojilere yön verecek gibi görünüyor. Türkiye’de program yazıcısı iseniz tavsiyem bu konuya ilgi göstermeniz ilerde çok zengin olabilirsiniz.

Linux, Türkçe’ye çevrildi. Artık bu işletim sistemini ingilizce bilmeseniz bile kullanabileceksiniz. Bu arada, yakında bu konununda çok iş yapacağını söylemek lazım çünkü hiç de kolay bir iş sayılmaz.

Palo Alto, East Palo Alto, Menlo Park, Stanford, ve Atherton. Bu şehirler sizin için hiçbir şe ifade etmeyebilir. Ama A.B.D. hükümeti bütün evlere internet ve fiber optik ağ uygulamasına bu noktalardan başlıyor. İlk şehir Palo Alto 25000 eve sahip. Pacific Bell ve Cable coop şirketlerinin bu ortak çalışması ile Silicon Valley’in kalbi artık tamamen internetle bütünleşik olacak.

IBM, İntel’in en hızlı çiplerinde 3 kat daha hızlı bir cip bulduğunu açıkladı 1000 Mhz hıza sahip bu çip galiba geleceğin teknolojisi olacak. IBM yine pazarı bir dalgalandırdı. Böyle giderse gücüne güç katacak.

Laf IBM’den açılmışken, efsanevi yıldız ve Karparov’un kabusu Deep Blue kendine iş buldu. Nüleer sızıntıları hızlı tespit amacıyla Enerji bakanlığında çalışmaya başladı. Sen o kadar tartışmaya neden ol (insan mı, makine mi?) sonra git karın tokluğuna çalış.

Walkman of the Internet icat edildi. İnternette audible.com adresine bağlanan sistem, oradan daha önce okunmuş, kitap, bilgi, haber ve hertürlü kaynağa ulaşabiliyor.

Bir haftayı daha geride bıraktık. Bu hafta içinde iki önemli gelişme oldu. İlki bilgisayar dergilerinin yeni “”öngörüleri”” olmak yolunda. RTÜK benzeri, bir denetleme yapısının interneti kontrol amaçlı da kurulacağı üzerine. Peki bunu yeni mi öğrendik? Eğer bahsedildiği gibi bir öngörüye sahip olsaydık bunu şu ana kadar çıkarabilmemiz gerekirdi. Internet üst kuruluna bir yıl önce giden bir önerge bu. Peki biz neden bunu dikkate almadık? Eğer dikkate aldıysak neden tepki göstermedik? Bir grup yazar bu konuda tepkilerini açığa koydular. Onları neden dikkate almadık? Neden tepki göstermiyoruz? Neden düşünmek istemiyoruz? Bu başımıza geldiğinde mi tepki göstereceğiz?
800’lü ve 900’lü hatlar her ülkede aynı şekilde formatlıdır. 800’lü hatlar parasız, 900’lü hatlar özel ücrete tabiidir. Bu ülke 800’lü hatların paralı olduğu tek ülke olarak Türk’ün gücünü bütün dünyaya göstermiştir.
Geçen haftalarda internet üzerine denetlemenin geleceğini söylediğimde çok fazla “”feedback”” aldım. Tıpkı daha önce ODTÜ’nün domain ismi dağıtımındaki politikası konusunda yazdığım yazıdan sonra gerekli kuruluşların ODTÜ’nün de üzerine yeni bir denetleme getirdiği gibi.
Geçen gün Haluk Şahin (Türkiye’nin en saygın haber müdürlerinden biridir) bir toplantıda bizim toplumumuz teftiş toplumudur, teftiş edilmedikçe toparlanmaz dediği gibi. Peki bu nereye kadar gidecek, her icraat mevkisinin üzerinde en aç 3 yada 4 katman teftiş ve denetleme grubu var. Bu nereye kadar gidecek ?Rusyanın çöküşünün sebebi nedir?
Gündem konusunda oldukça dinamik yapısı ile dikkat çeken canım ülkem geçen haftayı sadece bu konuyla bitirmedi. Hangi dergiyi, hangi gazeteyi açsanız TT’nin 145 ve 146 servislerinden bahsediyordu. Bu servislerin ucuzlukları bütün köşe-muhabirlerimizin dikkatini çekmişti. Sağolsun geçen hafta içinde birçok insandan da bu konudan bahsetmedişim için yergiler aldım. Gelin hep beraber çok zor olmayan bir hesap yapalım. Bir 146’lı hattı aradığımızda 90 sn. bir kontür atar (indirim saatleri hariç). Bu da şu anki hesapla 15.000 TL’dir. Aynı zaman için 822’li bir hat arandığında ise 360 sn’de bir kontür atar. 822’li bir hattı aramak için baştan 20 dolar civarında bir parayı harcayıp, bir ISS’ye abone olmak gerekir. Bu durumda 146’lı hat 0’dan başlamasına rağmen, trendi oldukça yüksektir. Dolayısıyla bir süre sonra bu doğrular çakışır ve 822’li hat doğrusu 146 doğrusunun altına geçer. Çakışma noktası ise zaman-para grafiğinde, Z dakika için;
20×500000+Zx3750=Zx10000 dir. Burada Z 1600 dakika ve 27 saate denk gelmektedir ki bu bence ortalama bir internet kullanıcısının bir ayda kullanacağından çok daha az bir süredir. Yavaşlık ve ayar sıkıntılarını aşsak bile 146’lı hatlar oldukça pahalıdır.
Umarım bir gün bu matrix’ten uyanırız ve bize günaydın diyecek birileri hala olur…
Netleşmek üzere….

Yine malum şirketler yine yeni ve yeniden reklam yapıyorlar. Bir tanesi internetten banka olmaz diye internet bankasının reklamını yaparken kimse rahatsız olmazken, bir diğeri “”vat iz dis”” dedi diye yayından kaldırıldı. İşin komik tarafı bu reklamı yapan şirket öyle ufak tefek bir reklam ajansı değil. Dünyaca ünlü bir kuruluş Türkiye’de şaşırdı. Zaten ben de bu reklama kutsal öğrencileri aptal yerine koyduğu için çok karşıydım. Gerçi bu aralar da ev hanımları ve anneler saf duygularının alay konusu yapılmasından dolayı bilimum banka ve aracı kurum reklamını şikayet edecekmiş.
Çağımız malum imaj çağı bu nedenle en çok dikkat çeken bu olmaya başladı. Bazıları yaptıkları küçücük işi sanki dünyanın en büyük işiymiş gibi anlatıyor. Bazıları da çok güzel işler gerçekleştirip bunu yeteri kadar duyuramıyor.
TEB bankasının web sayfasına bakmanızı tavsiye ederim. PlusTasarım gerçekten güzel iş çıkarmış. Tek korkum update edilmemesi. Gerek tasarım gerekse genel içerik açısından gerçek bir portal. Hem de öyle ben portal yaptım diye bağırmıyorlar. İçerik hem düzeyli hem de güzel tabii yine de bir editör ihtiyacı kendini belli ediyor, ama bu ufak bir sorun. PlusTasarım’ı güzel tasarımı ve başarılı işinden dolayı tebrik ediyorum. Tabii internet işini gerçek anlamda iyi bilen birilerine bıraktığı için de TEB Bankasını ayrıca tebrik ediyorum.
İnternet üzerinden finans bilgileri iletmek bu aralar çok moda. Bunun için aracı kurumlar ve basın ayrı yollardan sonuca ulaşmaya çalışıyor. Finans Invest’in web sitesine bakmanızı tavsiye ediyorum. Önceleri bir bağlantı problemleri vardı, onu da ISS’lerini değiştirerek aştılar. Gerçekten doğru bir karardı. Web siteleri ise tasarım açısından mükemmel olmasa bile altyapısı ve database kullanımı açısından oldukça başarılı. En azından apletlerin üzerine bastığınızda copyright hakkı çıkmıyor. Eğer biraz sörf yapıyorsanız hangi gazetemizin web sitesinden bahsettiğimi anlamışsınızdır.
Geçen gün telefon şirketimden faturamla birlikte, plastik lacivert bir poşete konulmuş bir bülten geldi. Genelde büyük bir hırsla poşeti yırtardım ama bu sefer nedense bir inceleyeyim dedim. Koca iletişim şirketinin bastırdığı poşetlerin üzerinde e-mail: yazısının yanında web adresini görmek beni çok üzdü. Bir iletişim şirketi web adresi ile e-mail adresini karıştırıyorsa ne demek gerekir bilemiyorum. Geçen haftalarda interconnection anlaşması ile ilgili sorular sorduğumda cevap vermeleri birkaç hafta aldı. Her nekadar PR şirketi devamlı arasa da bizim için önemli olan bilgiye ulaşabilmekti. Ulaşamadım. Çünkü her bilgi istediğimde broşür üzerindeki bilgilerden fazlasını alamadım. Yapılan interconnection anlaşması iki tarafı da aynı ölçüde bağlamasına rağmen biizm ekabir telefon şirketimiz hala gerekli uygulamaları bitiremedi. Karşı tarafın aboneleri bize sms üzerine sms atarken biz bir karşılık bile veremiyoruz.
Web üzerinden kısa mesaj atmanın yolunu açtılar ama o sayfaları biraz daha hafif yapsalar kolayca ulaşsak olmaz mı? İhtiyacımız olan hizmete ne zaman ulaşacağız merak ediyorum.
NETLEŞMEK üzere.

Saat 14:30’da buluşmak üzere sözleşiyorsunuz. Saat 17:00’de bir telefon alıyorsunuz “”birazdan ordayım”” diye. Saat 19:00’da artık gelmiyeceğine kanaat getirip aksayan planınıza devam ediyorsunuz. Belki bir çoğunuz o saate kadar neden bu kararı almadığımı merak ediyorsunuz. Toplum olarak hepimizin en büyük hatası bu: GECİKİYORUZ.
İki büyük iletişim şirketi, kıyasıya rekabet içinde. Rekabetin asıl kuralı daha iyisini vermekken, birbirlerinin sistemlerini kullanmayı kısıtlayarak diğer tarafta olan aboneyi cezalandırıyorlar. Bu da yetmezmiş gibi diğer sisteme geçişin yapılabileceği bütün yolları kapatıyorlar. Gerekirse bunun için Güney Afrika’lara kadar araştırmalar yapıyorlar. Bir süre sonra bunun anlamsızlığıı farkedip (bu benim ümidim), inter-connection anlaşması yapıyorlar. Yine GECİKİYORUZ.
Bir küçük şirket, internette yeralma planları yapıyor. Oradan buradan öğrendiği yarım yamalak bilgiyle, kaşını gözünü kırarak internette bir hosting şirketi ile anlaşıyor. Sonra da çevresinde şöyle okumuş, internetle de kullanıcı düzeyinde ilgilenen bir gence benim siteyi yap sana şu kadar para vereyim diyor. Çocuk çat pat ona buna sorarak bişeyler yapıyor, parasını alıyor. Bir süre sonra şirkete bu yeterli gelmemeye, içine sinmemeye başlıyor. Bu sefer bilen birine veriyor bu işi. Kolayca sonuç alıyor ama GECİKİYOR.
2000 yılına aylar kalmış, Microsoft Türkiye’nin Genel Müdürü Süreyya Bey o gün asansöre bile binmeye çekinirim diyor. FBI, Türkiye’nin bu konudaki çalışmalarının yetersiz olduğu yolunda açıklama yapıyor, tık yok. Günler sayılı, bir genel müdürlük ihale açıyor. Adı lazım değil genel müdürlüğünün 7. Bölgesi iki rakamlı olan tarih hanelerinin dörde çıkarılmasını istiyor, 1. bölge ise dört hanenin 2 haneye indirilmesini. Gerekçe: faturalarda çokyer kaplıyormuş. Yollarda bu kadar çukurun neden oluştuğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Bu arada, 2000 yılı sorunu mu? Onda zaten GECİKTİK.
Bir dijital tv modasıdır gidiyor. Yazılımcılar programlar yazıyor, şirketler anlaşmalar yapıyor, PR şiketleri daha şimdiden pazarlama stratejisini yapıyor. Özellikle “”PayTV”” ismiyle oluşan yeni pazarlama şeklini yani izlediğin kadarını ödemeyi merak edenler varsa Pcweek’in eski sayılarındaki yazılarımı okumlarını tavsiye ederim, daha önce bu konuya köşemde yer vermiştim. Bunun üzerinde durmamın sebebi, gördüğüm kadarıyla teknik insanlarından, PR şirketlerine kadar birçok insan bunun nasıl işleyeceğini bilmiyor. Kardeşim (kendisi iktisadcıdır) bunu anlatmaya çalışan bir pazarlamacının önce açıklarını bulmuş, sonra da bu sistemin yürümeyeceğini söylemiş. Açıkcasi anlatım onu netleştirmemiş, hepten kafasını karıştırmıştı. Taşları yerine oturtmak için baştan anlatmak zorunda kaldım. Yeni ve pahalı bir maceranın içine giriyoruz.Yanlış anlamayın dijital tv’yi beğenmiyor değilim, aksine gelmesini çok istiyorum, ama bu işi üzerine alan şirketler, yaptıkları işitarif edebilecek kadar know-how’a sahip olmalılar. Aksi takdirde bu iş bizi daha fazla GECİKTİRECEK.
Yanlış anlamayın gecikmek beni rahatsız etmiyor, beni geciktikçe kaybettiğimiz para, bilgi, know-how, ve içine düşeceğimiz ümitsizlik üzüyor.
NETleşmek üzere.

Sanal dünyaya girdiğimizde hangi milletten, hangi ırktan olursak olalım hepimiz internet vatandaşı yani birer netizen oluruz. Bu bizi bir topluluğun bir parçası yapar. Her topluluğun olduğu gibi net toplumununda etik kuralları vardır. Belki birçoğumuza internette olmak özgürlükler denizinde yüzmek gibi görünse de bu insanlığımızı, vicdanımızı, kimliğimizi ve karakterimizi modemin bu tarafında bırakacağımız anlamına gelmez. Çünkü hangi platformda olursa olsun insan _ eğer kendine saygı duyuyorsa _ bir bütünü ifade eder ve bu bütün en basit kurallarla birbirleriyle çelişmemelidir.
Geçen hafta Superonline çok zor durumda kaldı. Ticari bir şirketin itibarıyla oynamaya kimsenin hakkı olduğu zannetmiyorum. Kaldı ki yapılan iş hem yöntem hem de amaç açısından bir hacking sayılamaz. Hacking belli bir manifestoyu kabul etmeyi gerektirir. Bu manifestonun bir numaralı kuralı amacı belirler ve amaç sadece ve sadece bilginin tüm insanların hakkı olduğu ve bu nedenle herkes tarafından kullanılmasının sağlanması gerektiğidir. Bu durumda bu insanın gerçekleştirdiği bir crackingdir. Bu insanların ne normal hayatta ne de internette saygın bir yerleri yoktur. Mailbomb atmak, ping yapmak, trojan ping atmak etik açıdan ne bu dünyada ne de sanal ortamda saygın davranışlar değildir. Kaldı ki bu faaliyetler internet trafiğini arttırdığı için bu kişilerin vücut bulduğu platforma zarar verir yani bindiği dalı kesmek gibi birşey.
Bu işin bir yüzü, ikinci önemli nokta ise firmalar tarafından yapılıyor. Bir web sitesi amacına göre ikiye ayrılır. Eğer amaç şirketin tanıtılması ise, bu durumda web sayfasının statik olması kabul edilebilir. Daha önemlisi web sayfasındaki büyük imajlar, java apletlerde rahatsız etmeyebilir. Hatta bütün browserları desteklemesi de bir gereklilik değildir. Bir de çok fazla kullanıcını hergün bağlandığı siteler vardır. Bu sitelerde kullanıcı ya bir bilgiye ulaşır yada bir işlem gerçekleştirir. İşte bu tip sitelerde çok dikkatli bir dizayn gerçekleştirmek gerekir. Birincisi kolay ulaşım, iki anlaşılabilirlik, üç hafif web sayfaları. Bu tip sitelerin bütün browserları desteklemek gibi bir zorunlukları vardır zira kullanıcıları her türlü browserı kullanabilirler. İşte bunların hepsine dikkat etmeyen bir web sitesi örneği görmek isterseniz Turkcell’in sitesine bağlanmanızı tavsiye ederim. Anlaşılmayan ve anlaşılmadığı gibi etrafında da herhangi bir bilgi bulunmayan formlardan, geri dönüşü imkansız kılan tasarima kadar geniş bir yelpazeye sahip site, 4.0 altındaki hiöbir browserı da desteklemiyor.
İşin en komik kısmını ise bu konularda bilgi almak için e-mail kullandığınızda yaşıyorsunuz. Zira en son mailime cevap yaklaşık 15 gün sonra geldi ve diğer cevaplarda olduğu gibi handoutlarda yazan bilgilerden fazlası yok bu e-maillerin içinde. Bir de müşteri hizmetlerini deniyorsunuz zira 15 gündür sms-chat adıyla bilişim fuarında tanıtılan sistemi kullanmayı başaramamışsınızdır. Müşteri hizmetleri ise sizi 10 dakika beklettikten sonra o kısmın çalışmadığını o an farkettiklerini söyleyip geri dönmek için telefonunuzu alıyor, fakat geri aramıyor.
Bunlar hep internet üzerinde yaşamayı bilmeyen bu platformun kurallarını öğrenemeyen insanların davranışları. İnternet bu özgür platformun temellerini insanın kendisine saygı duymasının üzerine kurar. Burada yaşamamak yani interneti tamamen reddetmek kabul edilebilir bir davranıştır aynen bir insanın köyde mi yoksa şehirde mi yaşayabileceğini seçmesi gibi ama eğer şehirde yaşamayı seçiyorsan o zaman oyunu şehrin kurallarına göre oynamak zorundasın yoksa kimseye uyum sağlayamaz ölür gidersin.

NETleşmek üzere…

Dünya ırklarının genel düşünce yapılarını inelemek amacıyla bir araştırma yapılmış. Bu amaçla her ırktan bir gruba filler hakkında birşeyler yazmaları istenmiş ve yazılar incelenmiş. Çok çeşitli yazılar gelmiş ellerine. Mesela Fransızlar fillerin aşk hayatı üzerine yazarken, Almanlar fil ırkının saf olup olmadığı üzerine yazmayı uygun görmüşler. Amerikalılar fillerin kendi uluslarına bir tehlike unsuru olup olamayacağını araştırırken, japonlar fil şeklinde robotlar yapıp yapamayacakları üzerine makaleler yazmışlar. Sıra Türklere geldiğinde görmüşler ki Türklerin başlığı:
– ne olacak bu fillerin hali ,
şeklinde.
Geçen gün internet derneğinden yetkili bir arkadaşımla konuşurken tam da bu konuya dem vuruyorduk. Hepimiz bu ülkeyi Beyoğlu’nda tam donatılmış bir masanın önünde kurtarıyoruz da nedense gün içinde gece söylediklerimiz hemen unutuyoruz. Tepkisiz toplum olduğumuzu bile gün belli bir saate ulaşıp devlet daireleri tatil olmadan söylemekten korkuyoruz.
Yıllardır internet erişimi konusunda yapılamayan veya yanlış yapılan bir takım uygulamaları bazı _sayımız çok fazla değil_ internet yazarları olarak yazdık. Ama hiçbir zaman tepki alamadık. Bir dönem her ay Odtü’nün domain name dağıtma yöntemindeki yanlışlık üzerine her ay yazılar yazıyordum. Ne bir kullanıcı veya mağdur kalkıp şunu düzeltelim dedi ne de bir Odtü yetkilisi ulaşıp biz bu uygulamayı şu nedenle gerçekleştiriyoruz diye kendini savundu. Ne oldu? Şimdi _yıllar sonra _ internet üst kurulu konuyu gündemine alacak.
Bu hafta tv programındaki konuğum Şeref Oğuz’du. Bir konu dikkatimi çekti. İnternet üst kurulu üyelerinden herhangi biriyle konuştuğunuzda yaptıkları İnternet üst kurulunun yanlış kararlar aldığından bahsediyorlar. Ama nedense oraya toplantıya gittiklerinde hepsi oy birliğiyle bu bizi çok rahatsız eden bir yığın kararı çıkarıyorlar. Bu ekip içinde bürokrasi kültürü almamış olan insanların olduğunu biliyoruz. Fakat kimse onlara size uygun olmayan bir karara _karar oy birliği ile kabul edilse bile _ muhalefet şerri koyma hakları olduğunu söylemiyor mu? Ya da merak edip bunu nasıl yapabileceklerini neden araştırmıyorlar.
Neredeyse bir yıl önce sayın Yusuf Bozkurt Özal’la TT’nin özelleştirilmesi üzerine konuşurken, ben daha önce bir hukukçuyla konuşmanın etkisiyle kendisine TT’nin özelleştirilmesinin hukuki olarak mimkin olmadığını söylediğimde. Bana eğer siyasiler isterse bu işi çok kısa zamanda hallederler demişti. Tabii insan düşününce herşeye zorluk yaratabilir. Ama biz burda millet olarak bizi 2000’li yıllarda etkin yapacak gücü mü arıyoruz, yoksa hep beraber geceleri oturup ne olacak bu filin hali mi diyeceğiz?
NETleşmek üzere.

Köşe yazarları peryodik acılar çekerler. Tabii peryodik dergilerde yazan köşe yazarları. Hepiniz bunu konu alan yazıları mutlaka okumuşsunuzdur. Yazı yazma zamanı geldiğinde kafanızdaki binlerce düşünce ya uçar yada iç editörümüz bir kısmını yayınlanmaya değer bulmaz..
Aslında bu hafta yazmayı planladığım çok fazla önemli konu vardı. Bunlar üzerinde düşünüp acılar içinde kıvranırken bir anda çalışma masamdan kalktım. Bu ani hareketimin sebebi karşımda duran problemlerin hepsinin yürek kabartıcı ve bir köşe yazısına sığmayacak kadar büyük olmasıydı.. Eskiden olsaydı hemen en yakın duvara yaklaşır ve ne olacak bu devletin hali? Yakarışlarımı duvarla en yakın haberleşme şekliyle (hızlıca dokunma) paylaşırdım. Ama artık olgunlaştım ve büyüdüm şimdi her olgun Türk genci ve/veya kurumu gibi gücümü benden güçsüz olanlar üzerinde kullanmayı tercih ediyorum. Bunlar heran elimizin altında bulunan mouse’lardan (editörüm düzeltmeden ben düzelteyim_ bilgisayar faresi), bilgisayara kadar herşey olabiliyor. Gerçi bir süre faresiz kalınca, şimdi fareme çok iyi bakıyorum. Zaten son zamanların modasına uyup altından kırmızı ışıklar saçan bir Microsoft mouse aldım ve ona canım gibi bakıyorum…
Bu düşünceler içinde kıvranırken birden gözüm elimdeki pizaya ilişti. Bu pizayı internetten almıştım. Ben de herşeyi bırakıp hepimiz rahatlayalım diye size bu pizzadan bahsedeceğim. PizzaInternetto diye bir pizacı. Adresini veya telefonunu sorsanız bilmiyorum, çünkü onları internetten buldum. Http://www.pizzainternetto.com adresine bağlandığınızda göreceksiniz. Güzel bir web sitesi, tasarımın genel kriterlerine uyulmuş. Bir elektronik ticaret uygulaması olarak ise gerçekten takdire şayan. Çünkü siteyi oluştururken onbinlerce dolar harcanmamış. Web sayfaları, bir cgi programi ve iki java script var. Ama işte optimizasyon tam olarak budur. Yapan insanları kutlamak lazım, ihtiyaçlarını güzel analiz etmişler ve doyurucu olacak herşeyi koymuşlar. Mesela spariş vermeye kalktığınızda önce çalışma saatleri ile ilgili bir uyarı mesajı alıyorsunuz. Arkasından script sizin bilgisayarınızdaki saati kontrol edip çalışma saati içinde olup olmadığını inceliyor. Belki bu kontrolü server üzerinden yapmak daha doğru bir çözüm olurdu ama dediğim gibi sistem yeterli ve çalışıyor. Eğer siz bilgisayarınıza özen gösteriyor ve saatini doğru çalıştırıyorsanız, bu sizin için hiç sorun olmayacak. Sonra sparişlerinizi alan bir başka ekrana geçiyorsunuz. Bu ekranda işaretlediğiniz sparişler yine bir javascriptle toplanıyor sonuç anında gösteriliyor. Son olarak da adres bilgilerinizi yazıp pizzanızın gelmesini bekliyorsunuz. Bu arada pizzaların isimlerine dikkat ederseniz başka hoş birşey daha var. Pizzaların isimleri online 1 diye başlayıp online 10’a kadar gidiyor. Benim favorim Online 8 ve ev işi profiterol. Hepimize afiyet olsun.

NETleşmek üzere

Türkiye’de yeni yeni internet konuşulmaya başlandığı yıllar. Windows 95 diye bişey çıkmış, beta’lari hepimizin elinde fakat kurup kurmamakta oldukça karasızız. Radikal bir değişim sonuçta. Radikal bir başka değişim daha bize farkettirmeden hayatımıza giriyor. O zamana kadar hepimizin tek hayali Compuserve “”dünyanın en hızlı bilgi kaynağı”” fakat bir taraftan da internet üzerinden e-mail yollama fikri hepimizi esir almış durumda. Bütün BBS’ler bu gateway’i birşekilde oluşturmaya çalışıyor. O zamanların en büyük software programcısı Bill’den haber geliyor.
– Bilgisayarlarınızdaki işletim sistemi nerede çalışıyor?
– CPU da?!?!
– Videonuzda ne var?
– Küçük çaplı bir CPU?
– O zaman neden videonuzda windows 95 çalışmasın?
Ağzımız açık dinliyoruz. Bir hayal, çok ileri bir görüş. Bu kadar ileriyi gören bir patron, nasıl oldu bilinmez çok sevdiğim bir arkadaşımın deyişiyle “”teknik bir hata”” yapıyor. Internet yerine, MSN’i ön plana çıkarıyor. Neyseki hatasını kısa zamanda anladı ve düzeltti. Peki büyük patron başka ne düşünüyor. Interaktif televizyon. Hayal ötesi bile diyebiliriz. Çünkü konsept şu; Televizyonunuz var. Program listesi önünüze geliyor. Menü gibi yanında fiyatları yazıyor. Seçtiğiniz programları seyrediyorsunuz, seyrettikçe kredi kartı ekstreniz şişiyor. Fakat oturduğunuz yerden para kazanmanın da bir yolu var. Reklamlar’da belli bir sıra ile karşınıza geliyor. Ne kadar çok reklam seyredeseniz ekstrenizde o kadar çok indirim görüyorsunuz. Tabi sizi duyar gibiyim. Açarım reklamı sabahtan çıkarım evden gelinceye kadar çalışır. Amerikalı Türk’ün kıvrak zekasıyla şimdiye kadar ki karşılaşmalarında hiç büyük zarara uğramadı. Ama e-commerce toplam cirosundaki 6 milyon dolarlık açık herhalde büyük bir oranla bize aittir. Tabii ki en yaygın müşteri kitlesine sahip bir işletim sistemin büyük patronu bunu da düşünmüş. Gözler yalan söylemez diyor ve gözlerin ekrana bakışını kontrol ederim diyor. Bunun bir benzerini Bill bize bir prezantasyon sırasında eliyle ekranın üzerindeki dünya görüntüsünü halk ağzıyla “”drag and drop”” ederek göstermişti. Bunlar neyi gösteriyor;
1. Imagination is more important than knowledge: Hayatını salt bilginin üzerine kurmuş birinin bu ihtiyacını hayal etmek mümkün değil, ama Einstein hayatının son dönemlerinde belkide en üretken olduğu çocukluk yıllarını hatırlayarak bu serzenişte bulunmuş. Belki bir bilim adamı olması mümkün değil ama Bill de herhalde hayal gücünün en çok kullanılması gerektiğini düşünen insanlardan biridir.
2. Radikal kararlar, radikal değişikliklere gebedir. Internet bu değişikliklerin en büüyğüdür. Yaşamımızın büyük bir kısmını sanal bir platform’a taşımakla kalmadı, kapitalizm, anarşizm, demokrasi, kaos kavramlarına da değişik bir yön getirdi.
Bunlardan daha büyük ve kısa vadede daha gözle görülür değişim ise., Pazarlama stratejileri ve bun bağlı bütün uygulamalarda gerçekleşti.

Reklam;

Eğer ciddi bir nefret duymanızı gerektirecek bir durumunuz yoksa, reklam bu çagın en ilginç konseptlerinden biridir. 10 yıl önce reklam bir lüks olarak görülürken şimdilerde yaşadığımız her ortamda üründen daha önemli bir hal aldı. İmaj, promosyon ve benzeri kavramlarda bununla birlikte oldukça gelişti. Arasından internet geldi ve bir kahramanımızın dediği gibi mertlik bozuldu. Önce promosyon reklamı geçer oldu, sonra klasik reklam anlayışından farklı olarak reklamların bir reklamlar klasöründe toplanmaması internetin doğal yapısı içinde eritilmiş bir gelişmedir. Ürünün, reklamın önüne geçmesi ve interaktif reklam anlayışı da internetin kısıtlamaları ortadan kaldırmasıyla birlikte var oldu.

Geleceğin pazarlama stratejileri;

İnternet bedava olan bir ürünün, parayla satılan bir üründen daha çok para kazandırdığını en rahat gördüğümüz yerlerden biridir. Tabiiki Amerika’da bazı altın arayıcılarının arayıcılarının kazançları gibi “”first come first win”” psikolojisiyle karşı karşıyayız. Tahmin edersinziki bunu ilk farkedenler de diğerlerine göre daha fazla para kazandılar ve hatta kazanmaya devam ediyorlar. En güzel örneklerden biri Hotmail buna. Bedava bir ürün ilgi çekmek durumundadır. Peki 20.000.000 C+ sınıfı potansiyel alıcıya ulaşmak bir reklamcı için nasıl hayal edilemez ve muhteşem bir durumdur. Peki Hotmail ile bir banner anlaşması yaptığımızı düşünelim, 40.000.0000 kullanıcı sizin logonuzu görecek hatta bu kullanıcıların büyük bir çoğunluğu bunu muhtemelen anlaşma yürürlüğe girdikten en geç 24 saat sonra yapacak.
Elinizdeki gücün farkında mısınız?

Microsoft Türkiye bir yarışma yapıyor, telif hakları yarışması. Yarışmanın amacı
“”Microsoft Türkiye, “”kopya yazılım”” kullanımını ve ticaretini engellemek, “”orijinal yazılım”” kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla 1 Mart 1999 tarihinde başlattığı “”Orijinal Kampanya”” çerçevesinde yeni bir adım daha attı… Kampanyanın ikinci etabı, Internet üzerinde düzenlenen “”Telif Hakları Yarışması””. “”

Geçenlerde Kanada’dan gelen bir konuğumla kopya yazılımla orjinal yazılım arasındaki paradoksu konuşuyorduk. Windows 3.1 çıktığı zaman kullanıcıların %70’i programı orsan kullanıyorlardı. Bu kullanıcıların büyük bir kısmı şu anda windows 98 kullanıyor ve bunu o zaman lisansız kullandıkları windows 3.1 ‘e borçlular. Peki programcı hakkettiği yardımı nasıl alacak? Bir süredir yeni bir yapılanma için bir program arıyorum ve bu amaçla dünyanın hertarafındaki onlarca programcı ve şirketle konuştum. Çok ilginçtir, bu konuşmalar 1 haftadır sürmesine rağmen elimde birtane bile fiyat yok. Ben gayet ilkel bir yaklaşımla programı bana satın ve devamına karışmayın diyorum. Onlarsa birlikte yapalım, kazancı paylaşalım diyorlar. Programın bir ürün gibi satılması yerine işletecek gruplarla belli partnershipler oluşturmak, şu aralar yurtdışındaki en büyük trendlerden biri. Peki eğer dünyanın en çok kullanılan programlarını satıyorsanız bu tip bir partnership’i kiminle kuracaksınız. Tabiiki müşterilerinizle. Artık Bill izlediğin kadarını ödediğin televizyonla ilgilenmiyor ama kullandığın kadarını ödediğin programlarla ilgileniyor. Bu sayede telif haklarını gözetirken kullanıcıyı 1000$ boyutlarındaki paketlerden kurtarmış olacak. Pazarlama yönünden oldukça iyi bir buluş değil mi? Programın kontrolü üzerlerinde olduu için support, help desk eleman giderlerinin düşmesi de cabası.

Hiç düşündünüz mü, günde kaç kişi word programı kullanıyor. Peki bu wordlerden aynı anda geçecek bir banner kaç kişiye ulaşır? Bu insanların alım gücü nedir? Evet düşününce 100 dolarlık ufak bir modemle hergün girip çıktığımız ortamın gücünü görebiliyoruz. O kadar doğal ve o kadar güçlü ki hayatımızda yaptığı köklü değişiklikleri bile farkedemiyoruz.

Zengin olmak için hayal gücü gerekir. Başarılı olmak için de hayal gücü gerekir. Herhalde kimse yandaki resimdeki tıfıl oğlana iş kurması için para vermezdi. En azından ben vermezdim. Peki bu adam şu an dünyanın en zengin insanlarından biri desem ne hissederdiniz? ;-))

Bir bilişim bir de Ankara tecrübesi geçirdim bu hafta. Her nekadar İstanbul gelişimin şehri de olsa insanın arada sırada bir Ankara gezisi yapması gerekiyor. Bu Türkiye’nin vizyonunu devletin, milletin, meclisin ve askerin gündemini görmede oldukça önemli bir yer tutuyor. Meclis bıraktığımız gibi, insanlar geliyor, insanlar geçiyor. Bir süre önce bilişim konuşuldu Meclis’te. Konuşuldu konuşulmasına ama biz artık konuşulanlardan çok olacakları bekliyoruz. Beni en çok etkiliyen sözde sektörün temsilcisi olmak için meclis’e giren ve bunun için her türlü desteği isteyen milletvekillerimizin şu ana kadar her hangi birşeyin altına imzalarını atmamalarıydı. Gerçi şu an bütçe görüşmelerini seyrediyorum ve görüyorum ki bütün milletvekillerimiz bilişimin ve iletişimin önemini kabul etmişler. Tek üzüldüğüm nokta bilişimin milletvekili olmak için kullanılması.
Türkiye yeni bir binyıla girerken aynı zamanda yeni bir coğrafyanın da parçası oluyor. Her ne kadar Türk “”medyası”” ilk anda kokoreç tüketiminin AB konusunda bize sıkıntı yaratacağını söylese de, bu bilişimden para birimimize hatta bayrağımıza ve kullanılış şekillerine kadar herşeyi etkileyecek. Merak ediyorum bunu kaç aydınımız göz önüne alıyor. TL yerine AB para biriminin kullanılmasını halkımız nasıl karşılayacak veya buna ne kadar alışabilecek?
Her nekadar bu sorunlarımızı dile getirsem de aslında hepimizi rahatlatacak bazı gelişmelerin de olduğunu Ankara’dan döneceğim gece öğrendim ve çok sevindim. Belli bir olgunluğa ulaşmadan bu gelişmelerden bahsetmek istemiyorum. Ama Türkiye’nin doğru bir yola girdiğini düşünüyorum. Özellikle bilişim sektörü konusunda bundan eminim birkaç yıl önce yapılan hatalar şimdi düzeltilmeye başladı. Tek korkum bu hataların yapılmasına neden olan danışman ve “”yetkililerin”” şu anda da etkin olmaları. Ama artık devletimiz, askerimiz ve milletimiz neye nekadar güvenmeleri gerektiğini anladı. Bu mutluluk verici bir gelişme.
Ankara seyahatimin en can alıcı noktası ise internetin artık özel birşey olmadığı fikrine ulaşmamdı. İstanbul’da bilişimde gencinden yaşlısına binlerce insan, İstanbul’da yaşayan bizlerin arabalarıyla gitmeye bile üşendiğimiz yerlerine koşarak gidiyordu. Ankara’da ise o ana kadar bilgisayarla hiçbir ilişkisi olmayan bürokrat ve etkin kişinin konu bilişim olunca kulak kesilmesi yeni milenyumun internet üzerinde yaşanacağının en güzel göstergesiydi. Ben yeni dünyanın başlangıcı olacak 1 Ocak tarihini eskilerin baharın gelişini müşdeleyen cemrenin düşmesi olayına benzetiyorum. Cumartesi günü geçirdiğim deneyim, internet düşen cemreden sonra, şimdi de Holywood’a cemrenin düştüğünü gösteriyor. Bu şekilde devam ederse 10 gün sonra hepimizin umut ettiği ama bu kadar kısa zamanda olmasını öngöremediği yeni bir dünyaya uyanacağız.
Bu dünya aydınların daha az acı çektiği daha umut dolu, daha net bir dünya olacak.
NETleşmek üzere….