Atıf Ünaldı Yazılar

Yine malum şirketler yine yeni ve yeniden reklam yapıyorlar. Bir tanesi internetten banka olmaz diye internet bankasının reklamını yaparken kimse rahatsız olmazken, bir diğeri “”vat iz dis”” dedi diye yayından kaldırıldı. İşin komik tarafı bu reklamı yapan şirket öyle ufak tefek bir reklam ajansı değil. Dünyaca ünlü bir kuruluş Türkiye’de şaşırdı. Zaten ben de bu reklama kutsal öğrencileri aptal yerine koyduğu için çok karşıydım. Gerçi bu aralar da ev hanımları ve anneler saf duygularının alay konusu yapılmasından dolayı bilimum banka ve aracı kurum reklamını şikayet edecekmiş.
Çağımız malum imaj çağı bu nedenle en çok dikkat çeken bu olmaya başladı. Bazıları yaptıkları küçücük işi sanki dünyanın en büyük işiymiş gibi anlatıyor. Bazıları da çok güzel işler gerçekleştirip bunu yeteri kadar duyuramıyor.
TEB bankasının web sayfasına bakmanızı tavsiye ederim. PlusTasarım gerçekten güzel iş çıkarmış. Tek korkum update edilmemesi. Gerek tasarım gerekse genel içerik açısından gerçek bir portal. Hem de öyle ben portal yaptım diye bağırmıyorlar. İçerik hem düzeyli hem de güzel tabii yine de bir editör ihtiyacı kendini belli ediyor, ama bu ufak bir sorun. PlusTasarım’ı güzel tasarımı ve başarılı işinden dolayı tebrik ediyorum. Tabii internet işini gerçek anlamda iyi bilen birilerine bıraktığı için de TEB Bankasını ayrıca tebrik ediyorum.
İnternet üzerinden finans bilgileri iletmek bu aralar çok moda. Bunun için aracı kurumlar ve basın ayrı yollardan sonuca ulaşmaya çalışıyor. Finans Invest’in web sitesine bakmanızı tavsiye ediyorum. Önceleri bir bağlantı problemleri vardı, onu da ISS’lerini değiştirerek aştılar. Gerçekten doğru bir karardı. Web siteleri ise tasarım açısından mükemmel olmasa bile altyapısı ve database kullanımı açısından oldukça başarılı. En azından apletlerin üzerine bastığınızda copyright hakkı çıkmıyor. Eğer biraz sörf yapıyorsanız hangi gazetemizin web sitesinden bahsettiğimi anlamışsınızdır.
Geçen gün telefon şirketimden faturamla birlikte, plastik lacivert bir poşete konulmuş bir bülten geldi. Genelde büyük bir hırsla poşeti yırtardım ama bu sefer nedense bir inceleyeyim dedim. Koca iletişim şirketinin bastırdığı poşetlerin üzerinde e-mail: yazısının yanında web adresini görmek beni çok üzdü. Bir iletişim şirketi web adresi ile e-mail adresini karıştırıyorsa ne demek gerekir bilemiyorum. Geçen haftalarda interconnection anlaşması ile ilgili sorular sorduğumda cevap vermeleri birkaç hafta aldı. Her nekadar PR şirketi devamlı arasa da bizim için önemli olan bilgiye ulaşabilmekti. Ulaşamadım. Çünkü her bilgi istediğimde broşür üzerindeki bilgilerden fazlasını alamadım. Yapılan interconnection anlaşması iki tarafı da aynı ölçüde bağlamasına rağmen biizm ekabir telefon şirketimiz hala gerekli uygulamaları bitiremedi. Karşı tarafın aboneleri bize sms üzerine sms atarken biz bir karşılık bile veremiyoruz.
Web üzerinden kısa mesaj atmanın yolunu açtılar ama o sayfaları biraz daha hafif yapsalar kolayca ulaşsak olmaz mı? İhtiyacımız olan hizmete ne zaman ulaşacağız merak ediyorum.
NETLEŞMEK üzere.

Saat 14:30’da buluşmak üzere sözleşiyorsunuz. Saat 17:00’de bir telefon alıyorsunuz “”birazdan ordayım”” diye. Saat 19:00’da artık gelmiyeceğine kanaat getirip aksayan planınıza devam ediyorsunuz. Belki bir çoğunuz o saate kadar neden bu kararı almadığımı merak ediyorsunuz. Toplum olarak hepimizin en büyük hatası bu: GECİKİYORUZ.
İki büyük iletişim şirketi, kıyasıya rekabet içinde. Rekabetin asıl kuralı daha iyisini vermekken, birbirlerinin sistemlerini kullanmayı kısıtlayarak diğer tarafta olan aboneyi cezalandırıyorlar. Bu da yetmezmiş gibi diğer sisteme geçişin yapılabileceği bütün yolları kapatıyorlar. Gerekirse bunun için Güney Afrika’lara kadar araştırmalar yapıyorlar. Bir süre sonra bunun anlamsızlığıı farkedip (bu benim ümidim), inter-connection anlaşması yapıyorlar. Yine GECİKİYORUZ.
Bir küçük şirket, internette yeralma planları yapıyor. Oradan buradan öğrendiği yarım yamalak bilgiyle, kaşını gözünü kırarak internette bir hosting şirketi ile anlaşıyor. Sonra da çevresinde şöyle okumuş, internetle de kullanıcı düzeyinde ilgilenen bir gence benim siteyi yap sana şu kadar para vereyim diyor. Çocuk çat pat ona buna sorarak bişeyler yapıyor, parasını alıyor. Bir süre sonra şirkete bu yeterli gelmemeye, içine sinmemeye başlıyor. Bu sefer bilen birine veriyor bu işi. Kolayca sonuç alıyor ama GECİKİYOR.
2000 yılına aylar kalmış, Microsoft Türkiye’nin Genel Müdürü Süreyya Bey o gün asansöre bile binmeye çekinirim diyor. FBI, Türkiye’nin bu konudaki çalışmalarının yetersiz olduğu yolunda açıklama yapıyor, tık yok. Günler sayılı, bir genel müdürlük ihale açıyor. Adı lazım değil genel müdürlüğünün 7. Bölgesi iki rakamlı olan tarih hanelerinin dörde çıkarılmasını istiyor, 1. bölge ise dört hanenin 2 haneye indirilmesini. Gerekçe: faturalarda çokyer kaplıyormuş. Yollarda bu kadar çukurun neden oluştuğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Bu arada, 2000 yılı sorunu mu? Onda zaten GECİKTİK.
Bir dijital tv modasıdır gidiyor. Yazılımcılar programlar yazıyor, şirketler anlaşmalar yapıyor, PR şiketleri daha şimdiden pazarlama stratejisini yapıyor. Özellikle “”PayTV”” ismiyle oluşan yeni pazarlama şeklini yani izlediğin kadarını ödemeyi merak edenler varsa Pcweek’in eski sayılarındaki yazılarımı okumlarını tavsiye ederim, daha önce bu konuya köşemde yer vermiştim. Bunun üzerinde durmamın sebebi, gördüğüm kadarıyla teknik insanlarından, PR şirketlerine kadar birçok insan bunun nasıl işleyeceğini bilmiyor. Kardeşim (kendisi iktisadcıdır) bunu anlatmaya çalışan bir pazarlamacının önce açıklarını bulmuş, sonra da bu sistemin yürümeyeceğini söylemiş. Açıkcasi anlatım onu netleştirmemiş, hepten kafasını karıştırmıştı. Taşları yerine oturtmak için baştan anlatmak zorunda kaldım. Yeni ve pahalı bir maceranın içine giriyoruz.Yanlış anlamayın dijital tv’yi beğenmiyor değilim, aksine gelmesini çok istiyorum, ama bu işi üzerine alan şirketler, yaptıkları işitarif edebilecek kadar know-how’a sahip olmalılar. Aksi takdirde bu iş bizi daha fazla GECİKTİRECEK.
Yanlış anlamayın gecikmek beni rahatsız etmiyor, beni geciktikçe kaybettiğimiz para, bilgi, know-how, ve içine düşeceğimiz ümitsizlik üzüyor.
NETleşmek üzere.

Sanal dünyaya girdiğimizde hangi milletten, hangi ırktan olursak olalım hepimiz internet vatandaşı yani birer netizen oluruz. Bu bizi bir topluluğun bir parçası yapar. Her topluluğun olduğu gibi net toplumununda etik kuralları vardır. Belki birçoğumuza internette olmak özgürlükler denizinde yüzmek gibi görünse de bu insanlığımızı, vicdanımızı, kimliğimizi ve karakterimizi modemin bu tarafında bırakacağımız anlamına gelmez. Çünkü hangi platformda olursa olsun insan _ eğer kendine saygı duyuyorsa _ bir bütünü ifade eder ve bu bütün en basit kurallarla birbirleriyle çelişmemelidir.
Geçen hafta Superonline çok zor durumda kaldı. Ticari bir şirketin itibarıyla oynamaya kimsenin hakkı olduğu zannetmiyorum. Kaldı ki yapılan iş hem yöntem hem de amaç açısından bir hacking sayılamaz. Hacking belli bir manifestoyu kabul etmeyi gerektirir. Bu manifestonun bir numaralı kuralı amacı belirler ve amaç sadece ve sadece bilginin tüm insanların hakkı olduğu ve bu nedenle herkes tarafından kullanılmasının sağlanması gerektiğidir. Bu durumda bu insanın gerçekleştirdiği bir crackingdir. Bu insanların ne normal hayatta ne de internette saygın bir yerleri yoktur. Mailbomb atmak, ping yapmak, trojan ping atmak etik açıdan ne bu dünyada ne de sanal ortamda saygın davranışlar değildir. Kaldı ki bu faaliyetler internet trafiğini arttırdığı için bu kişilerin vücut bulduğu platforma zarar verir yani bindiği dalı kesmek gibi birşey.
Bu işin bir yüzü, ikinci önemli nokta ise firmalar tarafından yapılıyor. Bir web sitesi amacına göre ikiye ayrılır. Eğer amaç şirketin tanıtılması ise, bu durumda web sayfasının statik olması kabul edilebilir. Daha önemlisi web sayfasındaki büyük imajlar, java apletlerde rahatsız etmeyebilir. Hatta bütün browserları desteklemesi de bir gereklilik değildir. Bir de çok fazla kullanıcını hergün bağlandığı siteler vardır. Bu sitelerde kullanıcı ya bir bilgiye ulaşır yada bir işlem gerçekleştirir. İşte bu tip sitelerde çok dikkatli bir dizayn gerçekleştirmek gerekir. Birincisi kolay ulaşım, iki anlaşılabilirlik, üç hafif web sayfaları. Bu tip sitelerin bütün browserları desteklemek gibi bir zorunlukları vardır zira kullanıcıları her türlü browserı kullanabilirler. İşte bunların hepsine dikkat etmeyen bir web sitesi örneği görmek isterseniz Turkcell’in sitesine bağlanmanızı tavsiye ederim. Anlaşılmayan ve anlaşılmadığı gibi etrafında da herhangi bir bilgi bulunmayan formlardan, geri dönüşü imkansız kılan tasarima kadar geniş bir yelpazeye sahip site, 4.0 altındaki hiöbir browserı da desteklemiyor.
İşin en komik kısmını ise bu konularda bilgi almak için e-mail kullandığınızda yaşıyorsunuz. Zira en son mailime cevap yaklaşık 15 gün sonra geldi ve diğer cevaplarda olduğu gibi handoutlarda yazan bilgilerden fazlası yok bu e-maillerin içinde. Bir de müşteri hizmetlerini deniyorsunuz zira 15 gündür sms-chat adıyla bilişim fuarında tanıtılan sistemi kullanmayı başaramamışsınızdır. Müşteri hizmetleri ise sizi 10 dakika beklettikten sonra o kısmın çalışmadığını o an farkettiklerini söyleyip geri dönmek için telefonunuzu alıyor, fakat geri aramıyor.
Bunlar hep internet üzerinde yaşamayı bilmeyen bu platformun kurallarını öğrenemeyen insanların davranışları. İnternet bu özgür platformun temellerini insanın kendisine saygı duymasının üzerine kurar. Burada yaşamamak yani interneti tamamen reddetmek kabul edilebilir bir davranıştır aynen bir insanın köyde mi yoksa şehirde mi yaşayabileceğini seçmesi gibi ama eğer şehirde yaşamayı seçiyorsan o zaman oyunu şehrin kurallarına göre oynamak zorundasın yoksa kimseye uyum sağlayamaz ölür gidersin.

NETleşmek üzere…

Dünya ırklarının genel düşünce yapılarını inelemek amacıyla bir araştırma yapılmış. Bu amaçla her ırktan bir gruba filler hakkında birşeyler yazmaları istenmiş ve yazılar incelenmiş. Çok çeşitli yazılar gelmiş ellerine. Mesela Fransızlar fillerin aşk hayatı üzerine yazarken, Almanlar fil ırkının saf olup olmadığı üzerine yazmayı uygun görmüşler. Amerikalılar fillerin kendi uluslarına bir tehlike unsuru olup olamayacağını araştırırken, japonlar fil şeklinde robotlar yapıp yapamayacakları üzerine makaleler yazmışlar. Sıra Türklere geldiğinde görmüşler ki Türklerin başlığı:
– ne olacak bu fillerin hali ,
şeklinde.
Geçen gün internet derneğinden yetkili bir arkadaşımla konuşurken tam da bu konuya dem vuruyorduk. Hepimiz bu ülkeyi Beyoğlu’nda tam donatılmış bir masanın önünde kurtarıyoruz da nedense gün içinde gece söylediklerimiz hemen unutuyoruz. Tepkisiz toplum olduğumuzu bile gün belli bir saate ulaşıp devlet daireleri tatil olmadan söylemekten korkuyoruz.
Yıllardır internet erişimi konusunda yapılamayan veya yanlış yapılan bir takım uygulamaları bazı _sayımız çok fazla değil_ internet yazarları olarak yazdık. Ama hiçbir zaman tepki alamadık. Bir dönem her ay Odtü’nün domain name dağıtma yöntemindeki yanlışlık üzerine her ay yazılar yazıyordum. Ne bir kullanıcı veya mağdur kalkıp şunu düzeltelim dedi ne de bir Odtü yetkilisi ulaşıp biz bu uygulamayı şu nedenle gerçekleştiriyoruz diye kendini savundu. Ne oldu? Şimdi _yıllar sonra _ internet üst kurulu konuyu gündemine alacak.
Bu hafta tv programındaki konuğum Şeref Oğuz’du. Bir konu dikkatimi çekti. İnternet üst kurulu üyelerinden herhangi biriyle konuştuğunuzda yaptıkları İnternet üst kurulunun yanlış kararlar aldığından bahsediyorlar. Ama nedense oraya toplantıya gittiklerinde hepsi oy birliğiyle bu bizi çok rahatsız eden bir yığın kararı çıkarıyorlar. Bu ekip içinde bürokrasi kültürü almamış olan insanların olduğunu biliyoruz. Fakat kimse onlara size uygun olmayan bir karara _karar oy birliği ile kabul edilse bile _ muhalefet şerri koyma hakları olduğunu söylemiyor mu? Ya da merak edip bunu nasıl yapabileceklerini neden araştırmıyorlar.
Neredeyse bir yıl önce sayın Yusuf Bozkurt Özal’la TT’nin özelleştirilmesi üzerine konuşurken, ben daha önce bir hukukçuyla konuşmanın etkisiyle kendisine TT’nin özelleştirilmesinin hukuki olarak mimkin olmadığını söylediğimde. Bana eğer siyasiler isterse bu işi çok kısa zamanda hallederler demişti. Tabii insan düşününce herşeye zorluk yaratabilir. Ama biz burda millet olarak bizi 2000’li yıllarda etkin yapacak gücü mü arıyoruz, yoksa hep beraber geceleri oturup ne olacak bu filin hali mi diyeceğiz?
NETleşmek üzere.

Köşe yazarları peryodik acılar çekerler. Tabii peryodik dergilerde yazan köşe yazarları. Hepiniz bunu konu alan yazıları mutlaka okumuşsunuzdur. Yazı yazma zamanı geldiğinde kafanızdaki binlerce düşünce ya uçar yada iç editörümüz bir kısmını yayınlanmaya değer bulmaz..
Aslında bu hafta yazmayı planladığım çok fazla önemli konu vardı. Bunlar üzerinde düşünüp acılar içinde kıvranırken bir anda çalışma masamdan kalktım. Bu ani hareketimin sebebi karşımda duran problemlerin hepsinin yürek kabartıcı ve bir köşe yazısına sığmayacak kadar büyük olmasıydı.. Eskiden olsaydı hemen en yakın duvara yaklaşır ve ne olacak bu devletin hali? Yakarışlarımı duvarla en yakın haberleşme şekliyle (hızlıca dokunma) paylaşırdım. Ama artık olgunlaştım ve büyüdüm şimdi her olgun Türk genci ve/veya kurumu gibi gücümü benden güçsüz olanlar üzerinde kullanmayı tercih ediyorum. Bunlar heran elimizin altında bulunan mouse’lardan (editörüm düzeltmeden ben düzelteyim_ bilgisayar faresi), bilgisayara kadar herşey olabiliyor. Gerçi bir süre faresiz kalınca, şimdi fareme çok iyi bakıyorum. Zaten son zamanların modasına uyup altından kırmızı ışıklar saçan bir Microsoft mouse aldım ve ona canım gibi bakıyorum…
Bu düşünceler içinde kıvranırken birden gözüm elimdeki pizaya ilişti. Bu pizayı internetten almıştım. Ben de herşeyi bırakıp hepimiz rahatlayalım diye size bu pizzadan bahsedeceğim. PizzaInternetto diye bir pizacı. Adresini veya telefonunu sorsanız bilmiyorum, çünkü onları internetten buldum. Http://www.pizzainternetto.com adresine bağlandığınızda göreceksiniz. Güzel bir web sitesi, tasarımın genel kriterlerine uyulmuş. Bir elektronik ticaret uygulaması olarak ise gerçekten takdire şayan. Çünkü siteyi oluştururken onbinlerce dolar harcanmamış. Web sayfaları, bir cgi programi ve iki java script var. Ama işte optimizasyon tam olarak budur. Yapan insanları kutlamak lazım, ihtiyaçlarını güzel analiz etmişler ve doyurucu olacak herşeyi koymuşlar. Mesela spariş vermeye kalktığınızda önce çalışma saatleri ile ilgili bir uyarı mesajı alıyorsunuz. Arkasından script sizin bilgisayarınızdaki saati kontrol edip çalışma saati içinde olup olmadığını inceliyor. Belki bu kontrolü server üzerinden yapmak daha doğru bir çözüm olurdu ama dediğim gibi sistem yeterli ve çalışıyor. Eğer siz bilgisayarınıza özen gösteriyor ve saatini doğru çalıştırıyorsanız, bu sizin için hiç sorun olmayacak. Sonra sparişlerinizi alan bir başka ekrana geçiyorsunuz. Bu ekranda işaretlediğiniz sparişler yine bir javascriptle toplanıyor sonuç anında gösteriliyor. Son olarak da adres bilgilerinizi yazıp pizzanızın gelmesini bekliyorsunuz. Bu arada pizzaların isimlerine dikkat ederseniz başka hoş birşey daha var. Pizzaların isimleri online 1 diye başlayıp online 10’a kadar gidiyor. Benim favorim Online 8 ve ev işi profiterol. Hepimize afiyet olsun.

NETleşmek üzere

Türkiye’de yeni yeni internet konuşulmaya başlandığı yıllar. Windows 95 diye bişey çıkmış, beta’lari hepimizin elinde fakat kurup kurmamakta oldukça karasızız. Radikal bir değişim sonuçta. Radikal bir başka değişim daha bize farkettirmeden hayatımıza giriyor. O zamana kadar hepimizin tek hayali Compuserve “”dünyanın en hızlı bilgi kaynağı”” fakat bir taraftan da internet üzerinden e-mail yollama fikri hepimizi esir almış durumda. Bütün BBS’ler bu gateway’i birşekilde oluşturmaya çalışıyor. O zamanların en büyük software programcısı Bill’den haber geliyor.
– Bilgisayarlarınızdaki işletim sistemi nerede çalışıyor?
– CPU da?!?!
– Videonuzda ne var?
– Küçük çaplı bir CPU?
– O zaman neden videonuzda windows 95 çalışmasın?
Ağzımız açık dinliyoruz. Bir hayal, çok ileri bir görüş. Bu kadar ileriyi gören bir patron, nasıl oldu bilinmez çok sevdiğim bir arkadaşımın deyişiyle “”teknik bir hata”” yapıyor. Internet yerine, MSN’i ön plana çıkarıyor. Neyseki hatasını kısa zamanda anladı ve düzeltti. Peki büyük patron başka ne düşünüyor. Interaktif televizyon. Hayal ötesi bile diyebiliriz. Çünkü konsept şu; Televizyonunuz var. Program listesi önünüze geliyor. Menü gibi yanında fiyatları yazıyor. Seçtiğiniz programları seyrediyorsunuz, seyrettikçe kredi kartı ekstreniz şişiyor. Fakat oturduğunuz yerden para kazanmanın da bir yolu var. Reklamlar’da belli bir sıra ile karşınıza geliyor. Ne kadar çok reklam seyredeseniz ekstrenizde o kadar çok indirim görüyorsunuz. Tabi sizi duyar gibiyim. Açarım reklamı sabahtan çıkarım evden gelinceye kadar çalışır. Amerikalı Türk’ün kıvrak zekasıyla şimdiye kadar ki karşılaşmalarında hiç büyük zarara uğramadı. Ama e-commerce toplam cirosundaki 6 milyon dolarlık açık herhalde büyük bir oranla bize aittir. Tabii ki en yaygın müşteri kitlesine sahip bir işletim sistemin büyük patronu bunu da düşünmüş. Gözler yalan söylemez diyor ve gözlerin ekrana bakışını kontrol ederim diyor. Bunun bir benzerini Bill bize bir prezantasyon sırasında eliyle ekranın üzerindeki dünya görüntüsünü halk ağzıyla “”drag and drop”” ederek göstermişti. Bunlar neyi gösteriyor;
1. Imagination is more important than knowledge: Hayatını salt bilginin üzerine kurmuş birinin bu ihtiyacını hayal etmek mümkün değil, ama Einstein hayatının son dönemlerinde belkide en üretken olduğu çocukluk yıllarını hatırlayarak bu serzenişte bulunmuş. Belki bir bilim adamı olması mümkün değil ama Bill de herhalde hayal gücünün en çok kullanılması gerektiğini düşünen insanlardan biridir.
2. Radikal kararlar, radikal değişikliklere gebedir. Internet bu değişikliklerin en büüyğüdür. Yaşamımızın büyük bir kısmını sanal bir platform’a taşımakla kalmadı, kapitalizm, anarşizm, demokrasi, kaos kavramlarına da değişik bir yön getirdi.
Bunlardan daha büyük ve kısa vadede daha gözle görülür değişim ise., Pazarlama stratejileri ve bun bağlı bütün uygulamalarda gerçekleşti.

Reklam;

Eğer ciddi bir nefret duymanızı gerektirecek bir durumunuz yoksa, reklam bu çagın en ilginç konseptlerinden biridir. 10 yıl önce reklam bir lüks olarak görülürken şimdilerde yaşadığımız her ortamda üründen daha önemli bir hal aldı. İmaj, promosyon ve benzeri kavramlarda bununla birlikte oldukça gelişti. Arasından internet geldi ve bir kahramanımızın dediği gibi mertlik bozuldu. Önce promosyon reklamı geçer oldu, sonra klasik reklam anlayışından farklı olarak reklamların bir reklamlar klasöründe toplanmaması internetin doğal yapısı içinde eritilmiş bir gelişmedir. Ürünün, reklamın önüne geçmesi ve interaktif reklam anlayışı da internetin kısıtlamaları ortadan kaldırmasıyla birlikte var oldu.

Geleceğin pazarlama stratejileri;

İnternet bedava olan bir ürünün, parayla satılan bir üründen daha çok para kazandırdığını en rahat gördüğümüz yerlerden biridir. Tabiiki Amerika’da bazı altın arayıcılarının arayıcılarının kazançları gibi “”first come first win”” psikolojisiyle karşı karşıyayız. Tahmin edersinziki bunu ilk farkedenler de diğerlerine göre daha fazla para kazandılar ve hatta kazanmaya devam ediyorlar. En güzel örneklerden biri Hotmail buna. Bedava bir ürün ilgi çekmek durumundadır. Peki 20.000.000 C+ sınıfı potansiyel alıcıya ulaşmak bir reklamcı için nasıl hayal edilemez ve muhteşem bir durumdur. Peki Hotmail ile bir banner anlaşması yaptığımızı düşünelim, 40.000.0000 kullanıcı sizin logonuzu görecek hatta bu kullanıcıların büyük bir çoğunluğu bunu muhtemelen anlaşma yürürlüğe girdikten en geç 24 saat sonra yapacak.
Elinizdeki gücün farkında mısınız?

Microsoft Türkiye bir yarışma yapıyor, telif hakları yarışması. Yarışmanın amacı
“”Microsoft Türkiye, “”kopya yazılım”” kullanımını ve ticaretini engellemek, “”orijinal yazılım”” kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla 1 Mart 1999 tarihinde başlattığı “”Orijinal Kampanya”” çerçevesinde yeni bir adım daha attı… Kampanyanın ikinci etabı, Internet üzerinde düzenlenen “”Telif Hakları Yarışması””. “”

Geçenlerde Kanada’dan gelen bir konuğumla kopya yazılımla orjinal yazılım arasındaki paradoksu konuşuyorduk. Windows 3.1 çıktığı zaman kullanıcıların %70’i programı orsan kullanıyorlardı. Bu kullanıcıların büyük bir kısmı şu anda windows 98 kullanıyor ve bunu o zaman lisansız kullandıkları windows 3.1 ‘e borçlular. Peki programcı hakkettiği yardımı nasıl alacak? Bir süredir yeni bir yapılanma için bir program arıyorum ve bu amaçla dünyanın hertarafındaki onlarca programcı ve şirketle konuştum. Çok ilginçtir, bu konuşmalar 1 haftadır sürmesine rağmen elimde birtane bile fiyat yok. Ben gayet ilkel bir yaklaşımla programı bana satın ve devamına karışmayın diyorum. Onlarsa birlikte yapalım, kazancı paylaşalım diyorlar. Programın bir ürün gibi satılması yerine işletecek gruplarla belli partnershipler oluşturmak, şu aralar yurtdışındaki en büyük trendlerden biri. Peki eğer dünyanın en çok kullanılan programlarını satıyorsanız bu tip bir partnership’i kiminle kuracaksınız. Tabiiki müşterilerinizle. Artık Bill izlediğin kadarını ödediğin televizyonla ilgilenmiyor ama kullandığın kadarını ödediğin programlarla ilgileniyor. Bu sayede telif haklarını gözetirken kullanıcıyı 1000$ boyutlarındaki paketlerden kurtarmış olacak. Pazarlama yönünden oldukça iyi bir buluş değil mi? Programın kontrolü üzerlerinde olduu için support, help desk eleman giderlerinin düşmesi de cabası.

Hiç düşündünüz mü, günde kaç kişi word programı kullanıyor. Peki bu wordlerden aynı anda geçecek bir banner kaç kişiye ulaşır? Bu insanların alım gücü nedir? Evet düşününce 100 dolarlık ufak bir modemle hergün girip çıktığımız ortamın gücünü görebiliyoruz. O kadar doğal ve o kadar güçlü ki hayatımızda yaptığı köklü değişiklikleri bile farkedemiyoruz.

Zengin olmak için hayal gücü gerekir. Başarılı olmak için de hayal gücü gerekir. Herhalde kimse yandaki resimdeki tıfıl oğlana iş kurması için para vermezdi. En azından ben vermezdim. Peki bu adam şu an dünyanın en zengin insanlarından biri desem ne hissederdiniz? ;-))

Bir bilişim bir de Ankara tecrübesi geçirdim bu hafta. Her nekadar İstanbul gelişimin şehri de olsa insanın arada sırada bir Ankara gezisi yapması gerekiyor. Bu Türkiye’nin vizyonunu devletin, milletin, meclisin ve askerin gündemini görmede oldukça önemli bir yer tutuyor. Meclis bıraktığımız gibi, insanlar geliyor, insanlar geçiyor. Bir süre önce bilişim konuşuldu Meclis’te. Konuşuldu konuşulmasına ama biz artık konuşulanlardan çok olacakları bekliyoruz. Beni en çok etkiliyen sözde sektörün temsilcisi olmak için meclis’e giren ve bunun için her türlü desteği isteyen milletvekillerimizin şu ana kadar her hangi birşeyin altına imzalarını atmamalarıydı. Gerçi şu an bütçe görüşmelerini seyrediyorum ve görüyorum ki bütün milletvekillerimiz bilişimin ve iletişimin önemini kabul etmişler. Tek üzüldüğüm nokta bilişimin milletvekili olmak için kullanılması.
Türkiye yeni bir binyıla girerken aynı zamanda yeni bir coğrafyanın da parçası oluyor. Her ne kadar Türk “”medyası”” ilk anda kokoreç tüketiminin AB konusunda bize sıkıntı yaratacağını söylese de, bu bilişimden para birimimize hatta bayrağımıza ve kullanılış şekillerine kadar herşeyi etkileyecek. Merak ediyorum bunu kaç aydınımız göz önüne alıyor. TL yerine AB para biriminin kullanılmasını halkımız nasıl karşılayacak veya buna ne kadar alışabilecek?
Her nekadar bu sorunlarımızı dile getirsem de aslında hepimizi rahatlatacak bazı gelişmelerin de olduğunu Ankara’dan döneceğim gece öğrendim ve çok sevindim. Belli bir olgunluğa ulaşmadan bu gelişmelerden bahsetmek istemiyorum. Ama Türkiye’nin doğru bir yola girdiğini düşünüyorum. Özellikle bilişim sektörü konusunda bundan eminim birkaç yıl önce yapılan hatalar şimdi düzeltilmeye başladı. Tek korkum bu hataların yapılmasına neden olan danışman ve “”yetkililerin”” şu anda da etkin olmaları. Ama artık devletimiz, askerimiz ve milletimiz neye nekadar güvenmeleri gerektiğini anladı. Bu mutluluk verici bir gelişme.
Ankara seyahatimin en can alıcı noktası ise internetin artık özel birşey olmadığı fikrine ulaşmamdı. İstanbul’da bilişimde gencinden yaşlısına binlerce insan, İstanbul’da yaşayan bizlerin arabalarıyla gitmeye bile üşendiğimiz yerlerine koşarak gidiyordu. Ankara’da ise o ana kadar bilgisayarla hiçbir ilişkisi olmayan bürokrat ve etkin kişinin konu bilişim olunca kulak kesilmesi yeni milenyumun internet üzerinde yaşanacağının en güzel göstergesiydi. Ben yeni dünyanın başlangıcı olacak 1 Ocak tarihini eskilerin baharın gelişini müşdeleyen cemrenin düşmesi olayına benzetiyorum. Cumartesi günü geçirdiğim deneyim, internet düşen cemreden sonra, şimdi de Holywood’a cemrenin düştüğünü gösteriyor. Bu şekilde devam ederse 10 gün sonra hepimizin umut ettiği ama bu kadar kısa zamanda olmasını öngöremediği yeni bir dünyaya uyanacağız.
Bu dünya aydınların daha az acı çektiği daha umut dolu, daha net bir dünya olacak.
NETleşmek üzere….

Eskiden internet ve bilgisayar hakkında öyle ortalık yerde konuşmazdık. İnsanlar bize marslı gözüyle bakardı. Şimdi o kadar ilginç bir hal aldı ki; televizyon programıma konuk olan herkes, internetten çok rahat bir şekilde bahsediyor. Dünyada ilk kez tamamen sanal bir ürün olan Yahoo’nun reklamını Eurosport’ta gördüğümde gözlerim dolmuştu. Şimdi Türkiye’de bile böyle web siteleri var. Kendi reklamlarını yapıp, para kazanıyorlar. Hatta basın ve halkla ilişkiler konusunda da insanlar çalıştırıyorlar.
Eskiden program konuklarımız, web hakkında bahsettiğimizde bize marslı gözüyle bakarken, bu hafta konuk olan gurup Kargo’nun fan sitelerini gezdik. Web sitesi olmayan ünlüler ise, bu durumdan hayıflanıp, hemen benden çözüm bulmamı istiyorlar. İşin komik tarafı, yaptığım küçük bir araştırmaya göre, konuklarım olan ünlülerin yüzde doksanı daha önce güvensiz bir web design şirketi tarafından aldatılmış veya taciz edilmiş.
İnsanlar bu duruma rağmen internete güveniyor ve geleceği ondan ümid ediyor.
Bir süredir internet üzerinde sörf yaparken çeşitli trojan pingleri atan yüzlerce insanla karşılaşıyorum. IP’leri belli olan, bu insanlar oldukça saf bir şekilde bir oraya bir buraya saldırıyorlar. Birçok kişi bu insanların kısa zamanda amaçlarına ulaşıp istekleri herneyse onu gerçekleştiriyorlar. Birkaç web design şirketi bu sayede korkunç paarlar da kazandı. Peki sormak istiyorum, bu şirketler saygın mıdır?
Veya bu insanlar internet üzerinde etkin olacaklar mı? Tek kelime ile “”Hayır””. Web platformu normal yaşama oldukça benzer, ne kadar çok riske ederseniz o kadar çok kazanır, ne kadar çok hile yaparsanız o kadar alt bir karakter halini alırsınız.
Internet’I Amerika’nın keşfine benzetmek çok doğru olur. Önce topraklar boştu. Herkes bir alan kapabilmek için yarıştı. Artık kasabalar kuruldu. İnternet eskisi gibi ıssız ve ilkel bir alan değil artık. Emin olun çok kısa zaman içinde kanun adamları bu kasabalara gelip, bir düzen yerleştirmeye çalışacak. Tabii bu çalışmanın karşısında, iflah olmaz kanun kaçakları da olacak. Sonunda nette şehirler kurulmaya başlayınca saygın amaçlarla çalışan kişiler bu işin en büyük payesine sahip olacak. Bunu unutmamak gerektiğini düşünüyorum…
NETleşmek üzere…

Posta sunucusu üzerinden e-posta okumanın iki farklı yolu vardır. Birincisi ve ülkemizde en çok kullanılanı e-posta içeriği ve başlığının çekilmesidir. İkincisi ise daha çok depolama gücü az olan makinelerle internet’e bağlanan veya çeşitli sebeplerle internet üzerinde zaman kısıtlaması olan insanların kullandığı sadece konu satırı ve gönderen isminin alındığı yöntemdir. Bu sayede gereksiz mesajlar direkt olarak posta sunucusu üzerindeyken transfer edilmeden fark edilerek silinebilir. Bu tür kullanımların da olması konu satırını oldukça önemli bir konuma getirmiştir. E-postanın içeriğini kısaca özetleyen bir konu başlığı herkes için oldukça yararlı olacaktır.
Konu satırı tam bir cümle olmak zorunda değildir. Konu satırı içinde kısaltmalar kullanılabilir. E-postanın içeriğini açıklamak durumundadır. Eğer mesajınız başkaları tarafından cevaplandırılmışsa konu satırında Regarding (hakkında, -e dair) kelimesinin ilk hecesi olan “”re:”” ana başlığını görebilirsiniz. Bazı e-posta programları cevapladığınız mesaja bu başlığı koymayabilir. Bu durumda bunu sizin yapmanız oldukça kibar olacaktır.
Konu: Re: Internet dernegi toplantisi
Eğer mesajınız acil bir konuyu anlatıyorsa, konu satırının başında bunu belirtmeniz oldukça yerinde bir davranış olur. İngilizce mesajlar için URGENT: kelimesi bu tip durumları anlatmak için en çok kullanılan düzendir. Türkçe’de ise bu durumları ifade etmek için ACİL: kelimesi konu satırının başına yerleştirilebilir.
Konu: ACİL: Internet dernegi toplantisi iptal edildi.
İngilizce mesajlarda bunun dışında yaygın olarak kullanılmayan fakat oldukça yararlı olan REQ: (Request : Rica ) ve FYI: (For Your Information : Bilgilerinize ) konu satırı başlıkları da vardır. Bu kelimelerin Türkçeleri kısa olduğu için kullanılması oldukça yararlı olacaktır.
İlişkili mesajlar
Eğer bir mesaja cevap veriyorsanız, cevap verdiğiniz mesajdan alıntılar yapmanız karlı tarafın konuyu anlamasını kolaylaştıracaktır.
Sadece
Evet
Yazan bir mesaj yerine:
>Pazartesi günü haberleşme projemizi konuşmak için büromuza uğrar mısınız?
Evet
Yazmak daha anlaşılır olacaktır.
“”>”” işaretini birçok e-posta programı otomatik olarak koymaktadır. Bu işaret başka bir mesajdan alıntı yaptığını belirten global bir imgedir. Alıntı yapılan mesajlarda kullanılması oldukça gereklidir.
Mesajlar gidip gelirken arada belli bir zamanın geçtiği unutulmamalıdır. Bu amaçla içinde zaman ayrıntıları bulunan veya bir soruya cevap olabilecek durumda olan her türlü mesajın içinde de alıntılar bulunması gerekmektedir. Mesajlarınızı yazarken açık olmak gerekmektedir. Yarın, öbür gün gibi gibi kullanımlar yerine gerçek tarihler, “”diğer söylediğiniz daha doğru”” yerine “”toplantı günü ile ilgili söyledikleriniz daha doğru”” gibi anlatıcı yapılar kurmak karşı tarafın sizi anlamasına yardımcı olacaktır.
Eğer bir paragrafın ortasındaki bir cümleden itibaren alıntı yapacaksanız, sizinle alakası olmayan herşeyi sildikten sonra yerine “”…”” koymanızda yarar vardır.
Karşılıklı süre gelen mesajlaşmalarda, eğer içinde bilgi yoksa son mesajdan daha önceki mesajları silmeniz mesajın boyunu kısaltacak, dolaysıyla internet üzerinde daha hızlı dolaşmasına neden olacaktır.
Elektronik posta programı bulunmayan insanların e-postalarına ulaşmaları amacıyla web üzerinde bazı parasız mesaj okuma servisleri oluşturulmuştur. Bu tip servislerde Türkçe karakter seti bulunmadığı için yazılan Türkçe karakterler düzgün görünemeyeceklerdir. Eğer karşınızdaki insanın mesajlarını okuduğu posta programını biliyorsanız bu özellikleri kullanabilirsiniz. Fakat bilmiyorsanız en azından konu satırında (işğüöç) gibi Türkçe karakterler bulundurmamanız konu satırının anlaşılır olmasını sağlayacaktır.
Biçim
E-posta genel kullanım ve sunucular arasında geçiş tarzı olarak büyük bir kısmı standartlaştırılmış bir kullanıma sahiptir. Buna rağmen e-posta gönderme ve okuma programlarının çeşitliliği gönderdiğiniz mesajın karşı tarafta aynı şekilde görülmemesine neden olabilir. Bu yüzden mesajınızı yazarken dikkatli olmanız gerekir.
Bazı e-posta programları mesajın içeriğini, salt metin olarak okur. Bu durumda daha önce eklenmiş olan koyu yazı, renk gibi özellik kontrol programcıkları da metnin içinde aynen gösterilir.
Sana iyi yıllar diliyorum. Mutlu ol, mutlu kal.
Yazan bir metin: Sana iyi yıllar diliyorum. Mutlu ol, mutlu kal. şeklinde görülebilir.
Bunu e-posta programınızı salt metin gönderimine ayarlayarak düzeltebilirsiniz. Eğer karşı tarafın bilgisayarındaki programın yeteneklerini biliyorsanız bu html özelliklerini kullanmanızda bir sakınca yoktur.
Geliştirilmiş Karakter Seti:
Internet üzerindeki her türlü belge adresler ve transfer edilen her bilgi, 1982 yılında oluşturulan Latin 1 karakter setinin ilk 128 karakterlerini (harf, sayı ve işaret) kullanarak gerçekleştirilir. Bu bilgisayarlara modem bağlantılarında oluşabilecek hataları düzeltmek için bir miktar yer sağlar. Fakat internet kullanıcıları diğer karakterlere de ihtiyaç duyarlar. Türkçe karakterler diye harfler bu kullanılmayan setin içindedir. Artık (quoted-printable) şifreleme yöntemi bu ekstra karakterler kodlanırlar.
Kodlanan karakterler e-posta okuyucusu tarafından yeniden açılırlar. Fakat karşı tarafın makinesinde bu işi gerçekleştiremeyen bir e-posta okuyucusu varsa şifrelenen karakterler oldukları gibi görüntülenirler. Bu durumda mesaj karşı tarafta =E8, =E9 gibi anlaşılmaz setlere dönüşür.
Bu tip genişletilmiş karakter seti kullanımlarında Windows95 işletim sistemi ve MacOS işletim sisteminin de ayrı standartlara sahip olmaları bu ekstra karakterleri kullanmanızı engelleyecektir. Bu yüzden genişletilmiş karakter setini kullanmak için karşı taraftaki makinenin özelliklerini de bilmekte yarar vardır.
Türkiye’deki büyük çoğunluğun e-posta kullanımında genişletilmiş seti deşifre eden programlar kullandıklarını göz önüne alırsak Türkçe karakterleri kullanmakta bir sorun olmayacağını düşünebiliriz.
Web Bağlantıları:
Birçok e-posta programı http:// ile başlayan web bağlantılarını html kodları ile linkler. Bu durumda karşı taraf mailimizi aldığında linkin üzerine tıklamak suretiyle web sayfasına ulaşabilir. Bu yüzden bağlantımızı yazarken sonuna herhangi ekstra bir karakter eklememeye dikkat etmeliyiz.
http://www.sabah.com.tr/index.html.
yazmak yerine noktayı daha uzağa koymak üzerine tıklamak veya seçmek açısından rahatlık sağlayacaktır.
http://www.sabah.com.tr/index.html . gibi.
Sayfa Düzeni Kısa paragraflar:
Mesajlarınız, ekranın belli bir kısmında scroll yaparak gösterilir. Scroll dikkati dağıtan bir olgu olduğu için paragraflarınız ne kadar kısa olursa o kadar rahat bir okunma sağlanır.
Satır uzunlukları:
Eğer e-posta yazdığınız program satır atlama işini otomatik yapmıyorsa bunu dikkatli bir şekilde sizin yapmanız lazım. Eğer 75 karakterden büyük satırlar oluşturursanız karşı taraftaki mesaj okuyucu program 75. Karakterden sonrasını alt satırdan devam edecektir.
Mesaj programınızda alt satıra geçme bilgisini siz veriyorsanız bunu 50 – 75. Karakter arasında yapmanız gerekmektedir. Bunu 76. Karakterde yaparsanız tek karakter için bir satır açılır ve karakter yazıldıktan sonra alt satıra geçiş yapılır. Bu oldukça çirkin bir görüntü oluşturur.
Yalın yazılım:
E-postanın kısa zamanda transfer edilebilen bir iletişim aracı olduğunu unutmayınız. Bu özelliğinden dolayı bilgiyi sadece isteneni verecek şekilde sınırlandırmakta yarar vardır. Karşı taraf gerektiğinde daha fazlasını sorma imkanına sahiptir. Genellikle en çok kullanılan 1 ekran boyu olan 25 satır o mesajın limiti de olmalıdır. Bundan fazlası scroll yapacağından okumakta güçlük yaratabilecektir.
İmgeleme:
E-postanın duygularınızı sadece yazılara dökebileceğiniz bir iletişim aracı olduğunu unutmayınız. Bu durumda bazı özel hallerimizi belirtmek için özel imgeler kullanırız. Bu imgeler global duygular içerir yani mesajınızın yazıldığı dil bu imgeleri kullanmanıza engel olmayacaktır…
Vurgu
Mesajınızda önemli bulduğunuz ve dikkat çekmek istediğiniz bir noktayı vurgulamak niyetindeyseniz, mesajın o kısmını * işaretinin içine yazmak iyi bir yöntemdir.
Örneğin:
Benim *düşüncem* pazar günü görüşmemizin doğru olacağı yönünde.
Benim düşüncem *pazar günü* görüşmemizin doğru olacağı yönünde.
Bazı durumlarda vurgu dikkati çekmek yerine uyarmak amacıyla da kullanılır. Bu durumda uyarının bulunduğu kısımı büyük harfle yazmak mantıklı olabilir..
Hayır, kırmızı teli koparma.
Yerine,
“”HAYIR!!!, kırmızı teli KOPARMA””
yazmak daha etkili olabilir.
Burada unutulmaması gereken en önemli nokta büyük harfin internet etiğinde bağırmak anlamına gelmesidir. Bu yüzden büyük harf kullanımında gerçekten gerekli olduğuna dikkat etmemiz gerekmektedir.
Mimikler:
E-posta her ne kadar karakterlerden oluşan bir metin olsa da, buna duygularımızı katmamızı sağlayan çeşitli imgeler vardır. Bu imgeler de daha önceki bölümde incelediğimiz vurgular gibi her dilde yazılan mesajlarda kullanılabilir.
Gülen surat (Smiley)
Türkçe’ye gülen surat olarak çevrilen “”smiley”” ifadeleri en yaygın kullanılan mimiklerdir.
En belirgin birkaç çeşidi aşağıda gösterilmektedir.
🙂 mutlu
🙂 gülen
🙁 üzüntülü
😉 göz kırpma
😮 şaşkın
:-> melun, şeytani
:/ hmmm…
8-)) heyecanlı
Eşdeğerleri parçalamak:
E-posta üzerinde bilgi alış-verişi yaparken, unutulmaması gereken en önemli nokta bilginin en anlaşılır şekilde alıcıya gitmesinin sağlanmasıdır. Bu amaçla eğer mesajınızın içinde parçalayabileceğiniz kısımlar varsa mesajınız bu şekilde biçimlendirin.
Örneğin;
sağındaki göstergeye bak;
1. İrtifa 1500’ün altındaysa önündeki kolu yukarıya çek,
2. İrtifa 1500’ün üstündeyse
a. Yakıt kontrolü yap
b. Alana uzaklığı hesapla.
Durum
Fiziksel bir yakınlığınız bulunmayan, sadece sanal ortamda ilişkilerinizi yürüttüğünüz insanlar sizi e-postalarınızla tanımaya çalışacaktır. Bu yüz yüze, göz göze görüşmekten oldukça farklı bir olgudur. Çünkü karşınızdaki sizin gözlerinizdeki pırıltıyı göremeyecek, sesinizdeki vurguyu hissedemeyecek, hatta sizin herhangi bir zevkiniz konusunda bilgi sahibi olamayacaktır. Bu durumda e-postanız karakter tahlilinizde oldukça önemli bir kanıt halini alacaktır.
Dikkat edilmesi gereken en önemli konu, imla açısından kusursuz, dilin doğru kullanıldığı bir mesaj hazırlamaktır. Dil belki sizin için önemli değildir fakat karşı tarafta sizi tanımaya çalışan insana; yaşınız, eğitim durumunuz, konu hakkındaki bilgi düzeyiniz hatta zekanız hakkında doğru veya yanlış bir takım bilgiler verecektir.
Geri Dönüş Adresi:
E-postanızı alan kişi sizin hakkınızdaki bir başka bilgiyi de mesajınızın üzerine yerleştirdiğiniz geri dönüş adresinizden alacaktır. Bu adres bir internet servis sağlayıcının adresi ise interneti kişisel ihtiyaçlarınız için kullandığınız düşünülebilir.
Eğer e-posta adresiniz ibm.com ile bitiyor olsaydı bu sizin profesyonel bir bilgisayar uzmanı olduğunuz görüşünü uyandıracaktır.
Eğer e-posta adresiniz usa.net, hotmail.com, yahoo.com gibi anonim e-posta adresleri veren ve bunları verirken herhangi bir denetleme yapmayan bir şirketten ise bu sizin güvenilirliğinizi bir parça düşürecektir.
Unutulmamalıdır ki bu tip düşünceler her zaman doğruyu vermez, 15 değişik ve saygın yerden e-posta adresi olan bir insan pekala hepsini bir seferde kontrol etmek için bu mesajlarını anonim bir adreste biriktiriyor olabilir.Ama büyük ihtimalle bu tahminler doğrudur.
E-posta adresiniz aynı zamanda yaşınız, bu adresi hangi ciddilikle kullandığınız, bilgisayara ne kadar zamandır ilgi duyduğunuz konusunda da bilgi verir. Esra251@yahoo.com , esra@yahoo.com’a göre internete oldukça yeni girmiştir. Büyük ihtimalle bayandır.
Saygınlık:
E-posta adresinizin başındaki kullanıcı isminizin “”esra”” yerine “”bebek”” veya “”güzel”” olması sizi mesajınızla tanımaya çalışan kişide daha az saygın bir imaj bırakacaktır.
Hakkınızdaki bilgiyi daha rahat edindirmek için bir imza dosyası oluşturabilirsiniz. İmza dosyaları birçok mesaj programı tarafından her mesajın sonuna otomatik olarak yerleştirilir. Yalın yazı şeklinde olması önemlidir.
Esra Gozali
İşletme Müdürü
Kanal Teknik
E-Posta kullanımı
Yazdığınız mesajın tamamını büyük harfle yazmak, uzun satırlar yazmak sizin internet ve e-posta konusunda ne kadar az deneyimli olduğunuzu gösterir. Aynı zamanda bu mesajlar sizin e-posta atmaya ve bununla ilgili genel ahlak kurallarını öğrenmeye ne kadara ilgili ve yatkın olduğunuzu da gösterir. Çünkü bu tip hatalar profesyonel internet kullanıcıları tarafından en çabuk tepki verilen kurallardır. Bu tepkiler genellikle oldukça serttir.
Hitap ve imza dosyaları
Doğada her şeyin olduğu gibi bir e-postanın da bir başlangıcı ve bir sonu olmalıdır. Hernekadar bu kurallar yaygın bir şekilde uygulanmıyor olsa da, hitap ve imza ideal bir mesajın göstergesidir. Hitap kelimesi mesajın içeriğine göre değişken olabilir. Eğer resmi bir içeriğiniz varsa mantıklı olan
“”Sayın yetkili””
“”Sayın ilgili””
gibi hitaplar kullanmak oldukça yerinde olur.
Kimlik Saptaması:
Karşı taraftaki insan sizi tanımıyorsa, yapabileceğiniz en mantıklı iş konuyu anlatmadan önce bazı açıklamalar yapmaktır. Eğer mesajınızın içeriğinde;
Karşı tarafı nereden bulduğunuzu ,
Ne istediğinizi ,
Kim olduğunuzu
Tam ve kesin olarak açıklayamazsanız mesajınıza cevap alma olasılığınızı tamamen kaybedersiniz.
Özellikle webmaster’lar gibi internet profesyonelleri her gün sizin yüzlerce mesaj alırlar. Bu durumda eğer gerçekten bir şeyler öğrenmek istiyorsanız, öncelikle bu mesajı yazmanıza neden olan konuyu açıklamanız gerekmektedir. Aksi takdirde mesajınız gereken ilgiyi bulamayacaktır. Ayrıca bu tip insanların hayatlarının bir kısmını sizden gelen mesajları okumak ile harcadıklarını unutmamalıyız. Bu yüzden bu gibi makamlara gereksiz mesajlar atmak oldukça yanlış olur.
İmza dosyası
Artık kullanmakta olduğumuz bir çok program daha önce hazırladığımız bir imza dosyasını mesajlarımızın sonuna ekleyerek yollamaktadır. Bu imza dosyalarının iki çeşidi vardır. En yaygın ve en eski imza dosyası şekli metin dosyalarıdır. Bu dosyaların içine istediğinizi yazabiliriz, fakat genel kartvizit bilgilerinin, telefon ve diğer kontak bilgilerinin yazılması doğu olacaktır. Yaygın yöntemlerden biri de bu imza dosyasının başına bir cümle mesaj yada özlü bir söz yerleştirmektir. İkinci imza dosyası çeşidi .vcf dosyalarıdır. Bunu Netscape ve Explorer’in mesaj programları okuyabilir, oldukça düzenli bir yazılış şekli vardır ve adres defterine kolayca eklenebilir. Fakat mesajlarını bu programlar dışındaki programlarla bakan insanlar bu dosyaların içerik erini göremeyeceklerdir. Bu durumda mantıklı olan eğer mesajlaştığınız insanlar arasında böyle kişiler varsa onlara özel olarak mesajların sonuna elle girmek yada imza dosyası olarak salt metin dosyaları kullanmaktır.
Görev Dağılımı
Bir web sitesi dolaşırken, ilgiliye mesaj atma ihtiyacı duydunuz. İnternet interaktif bir mecra olduğundan bu oldukça mantıklı bir istektir. İdeal bir web sayfasında künyeninde içinde bulunduğu bir dipnot bölümü bulunmaktadır. Fakat büyük bir ihtimalle bu bölümde birbirinde farklı birkaç tane e-posta adresi olabilir. Bir web sayfasının yapımında genel olarak birden fazla insan çalışır. Yaptıkları işler açısından da birbirinden oldukça fazklı görevleri vardır. Her sitenin bir webmaster’ı olmak zorundadır. Bir webmaster sayfalara konulacak içeriği belirleyen ve onun işlenmesinden sorumlu olan insan olduğuna göre, bu konulardaki düşünce, eleştirir ve önerilerimizin en doğru adresi onlardır. Ayrıca bunun dışında içeriğin gerçek hayattaki işleyişi ile ilgili konulardan sorumlu olan bir halkla ilişkiler uzmanı, veya editör bulunur. Bu konuyu küçük bir senaryo ile renklendirelim. Bir hazır çorba ile ilgili bir küçük anket yapılmakta.
· Eğer çorba sayfalarının sitenin genel içeriğine uygun düşmediğini düşünüyorsanız bu mesajı webmaster’a atmalısınız, çünkü site hakkındaki tüm sorumluluk onun üzerindedir.
· Eğer anketin işleyişinde bir sorun varsa bu da webmaster’ın konularından biridir. İçeriğin işlenmesi ve sayfalara yerleştirilme şeklini de webmaster belirler.
· Eğer anketin sorularını yanlış ve gereksiz buluyorsanız bunu editör ya da halkla ilişkiler uzmanı ile konuşmalısınız.
· Eğer konu edilen çorbanın tadını beğenmiyorsanız bu da halkla ilişkiler uzmanı yada editörü ilgilendiren bir konudur.
Netiket:
Özet olarak e-posta kullanan herkesin aklında tutması gereken bir takım konular vardır.
1. BÜYÜK HARF KULLANMAYIN. Bu bağırmak anlamına gelir.
2. Eğer cümle yapınız duygularınızı anlatmaya yeterli gelmiyorsa, karşı taraftaki insanın bunu sezemeyeceğini farz ederek, mimik imleçleri kullanmaktan çekinmeyiniz.
3. Satır uzunluklarınız 65 – 70 karakteri geçmemeli.
4. Göndereceğiniz yazının içeriğine dikkat edin. Bu içerik kalıcı bir delildir ve başkalarına iletilebilir.
5. Olabildiğince kısa yoldan anlatacağınızı yazın.
6. Karşı tarafın onayını almadan (50K’nın) üzerindeki herhangi bir dosyayı mesajınıza iliştirmeyin.
7. Tartışma gruplarına yolladığınız mesajlarınıza dosya iliştirmeyin.
8. Tartışma gruplarına mesaj yazarken salt metin dosyası yollamaya dikkat edin.
9. Tartışma gruplarına web sayfaları yerine adreslerini yollayın.
10. Web sayfalarının adreslerini yollarken http://…. şeklinde yazmaya özen gösterin.
11. Yöneticisinden izin almadan, tartışma gruplarına yaptığınız işin reklamını yapan mesajlar atmayınız.
12. Açıklayıcı konu satırları yazmaya dikkat ediniz. Unutmayın ki birçok önemli insan mesajlarını konu satırlarını okuyarak eler.
13. Eğer zincirleme uzayan bir mesaja cevap veriyorsanız sizden bir önceki mesaj dışındaki mesajları silin. Aksi takdirde mesaj çok uzayacak ve okunmaz hale gelecektir.
14. Bir mesajı başkasına iletecekseniz yazacaklarınızı mesajın en üstüne yazınız.
15. Kısaltmaları çok kullanmamaya dikkat ediniz. Unutmayınız ki karşınızdaki insan bu kısaltmaların anlamlarını bilmeyebilir.
Genel yazılım hataları:
E-posta adresi duyururken yapılan en yaygın hatalar :
1. E-posta adresinin ortasında boşluk olmaz.
Örnek : yüz yüze@star.com.tr
2. E-posta adresinde büyük harf kullanılmaz.
Örnek : Kenan Erçetingöz@Star.Com.TR
3. E-posta adresinde Latin 1 alfabesinin ilk 128 karakteri kullanılır. çşğöüı ve ÇŞĞÖÜİ harfleri kullanılmaz.
Örnek : Kenan Erçetingöz

Koskoca iki hafta geçti… Biraz tatil yapmaya çalıştım.Ama ne tatil!!! Elimde laptop (müştemiatıyla birlikte bayağı ağırmış) , tatil yörelerinde biraz gezdim. Aslında hoş oluyor bu geziler. Yazılarımı daha önce okuyanlar bilirler, geçen aylarda Ankara, İzmir, Konya derken bu ay da internet hakkında insanları bilgilendimek adına Antalya’ya gittik. Daha önce de bahsetmiştim, bu faaliyetler Türkiye’nin belki de en geniş sanal organizasyonu sitebuilders bünyesi altında yapılıyor…
Neyse ki bu sefer hepimiz hazırlıklıydık, tişört ve şortlarımızla ferah ferah anlattık, web tasarımını, interneti.. Hala sorular gelmeye devam ediyor…Antalya’daki dostlarımıza teşekkür ederim.. Tabii sitebuilders adına..
Biz iki kafadar (birisi ben, birisi iki canavar babası Cavit Önen), ver elini Kaş’a. Kendisine web sitesi yaptırmak isteyen motel sahibi bir dostumuza yardımcı olmak için gittik oralara. Gerçekten çok sakin ve hoş bir tatil beldemiz Kaş. Tavsiye ederiz.. Bu arada motellerden devamlı mailler alıyorum, resimler, fiyat listeleri yolluyorlar. Internet üzerinden bu tip bir pazarlama gerçekten çok hoş.. Hem herkesi haberdar ediyorlar hem de bizim açımızdan tatil anında nereye gitsek endişesini azaltıyorlar.
Daha sonra Marmaris’e geçtim. Aslında turizm açısından Marmaris Turunç bu sene bayağı dolu. Yalnız koca beldede internete bağlanılacak tek bir bilgisayar olması beni biraz üzdü aslında. Bu tip yörelerde yabancı turist sayısını arttırmak için yapılacak en başarılı faaliyet internet café’lerin sayılarını arttırmak gibi geliyor bana. Gördüğüm kadarıyla gelen turistler, arkada bıraktıkaları dostları ile internet üzerinden haberleşmeyi tercih ediyorlar.
Dilerim turizm ile uğraşan şirketler interneti ciddiye alırlar. Hatırlarsınız daha önceleri İzmir Çeşme’de sırf internette tanıştığı arkadaşlarını ağırlamak için pansiyon açan bir bakkalın hikayesini anlatmıştım… Gerçek bir inanç ve başarı öyküsü idi.
Başarıdan bahsedilince, Turkcell’in NY borsasındaki başarısını umarım izliyorsunuzdur. İletişim lisansları devletten ilk alındığında gerçekten pahalı idi. Ama işte bir inancın yapabileceklerini ortada . Görebilmek hoş oluyor. Amerika’da bile insanlara şapka çıkartan hiselerden bahsediyoruz.. Herhalde “”iletişimin yeni dünyada ne kadar yaşamsal”” olduğunu anlamak için güzel bir örnek. Umarım hepimiz iletişime bu özeni göstermeye devam ederiz.
İki haftadır, hazırladığım bir dosya konusu yayınlandığı için size 5K yarışması hakkında bilgi veremedim. Yarışmanın zor olduğu yönünde çok fazla mesaj aldığım için 5K’yı 25K ya çıkarma kararı aldım. Yine bana mail ile yollayabilirsiniz. Yine iki hafta süreniz var ve kazanan bir adet 15″” Nec monitör alacak. Şu ana kadar bu yarışmaya web sayfası gönderen arkadaşlarım üzülmesin onların yaptıkları da bu yarışmaya biraz avantajlı olarak girecek. Biliyorum havalar sıcak ama hepinizden çok güzel ve yaratıcı fikirler çıkacağından eminim. Artik fareyi değil klavyeyi kullanalım biraz beyler, bayanlar.
NETleşmek üzere.