Atıf Ünaldı Yazılar

İnternet’i diğer medyalardan ayıran çok basit bir özelliği var. Genişleyebilirlik…. İnternet’i fiziksel amaçlarınız dışında her şekilde ve her iş kolunda rahatça kullanabilirsiniz. Dolaysıyla diğer mecraların aksine internet devamlı gelişen ve yenilenen bir yapı olarak uzun yıllar karşımıza çıkmaya devam edecektir. Bunu hiçbir kuvvetin durdurması mümkün değildir. Buna bir örnek vermek gerekirse, Amerika’da son yıllarda yapılan bir araştırma kullanıcıları %80’inin internet’e bilgisayardan ulaşmak istemediğini ortaya koymuş. Bu araştırmayı analiz edersek karşımıza iki sonuç çıkıyor. Birincisi bu araştırma sonuçları bilgisayar satışlarının yakında düşeceğini öngörürken, bunun internet kullanımını etkilemeyeceğini ifade ediyor. Tv teknolojilerini düşündüğümüzde bunun ne kadar ilginç bir gelişme olduğunu daha net görebiliyoruz. Bir televizyon kanalının, tv satışlarıın azalmasından etkilenmemesi düşünülemez ama internet artık bilgisayardan ayrı, kendine özerk bir platform halini alıyor.
Yeni platformun yeni ve geometrik yükselen bir reklam pastası olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir. Geometrik gelişmeye örnek olması açısından birkaç rakam vermek sanırım yararlı olur. Dünyada internet üzerinde reklam için dönen para, 1995 yılında 100 milyon dolarken, bir yıl sonra 390 milyon dolara yükselmiştir. Aynı mantıkla bu rakam bu yıl tahminlerin neredeyse iki katı yüksek çıkmış, büyük forecast şirketlerinin tahminleri 4.4 milyar dolarken, bu rakam 9 milyar dolar olarak hesaplanmıştır. Türkiye’de ise yine aynı yıllarda bu rakamlar telaffuz edilir hale gelmiştir , 1999 yılında 5 milyon dolar iken ekonominin iniş çıkışlarına rağmen 2000 yılında 9 milyon dolarlara ulaşmıştır. 2001 yılında Türk şirketleri ilk defa internet reklamlarını bütçede kalem olarak almış olduklarından, bu yıl 75 milyon dolarlık bir tahmin oluşmuştur. Bu sayede Türkiye’de reklam bütçesinde belli bir paydanın internet üzerinden döneceği de tahmin edilmektedir.
Türkiye’ye odalanırsak yeni gelişen bu bütçenin üzerinde sanılanın aksine bilişim şirketlerini payı düşüktür. Bilişim şirketleri, reklam kalemlerini son derece düşük tuttukları için bunun internet üzerindeki yansıması da pek yüksek değildir. Türkiye’de internette reklam veren şirketlerin %31’i tüketici firmaları iken, yalnızca %16’sı bilişim ürün ve hizmetlerine aittir. Yani tüketiciye ürün satan e-ticaret firmalarının interneti reklam mecrası olarak daha fazla kullandıklarını bu sayede ise hedef kitlelerine daha kolay ulaştıklarını varsayabiliyoruz. Aslında internetin gelişimini takib eden herkes bunu kolayca farkedebilir. İnternet kullanımı için özel donanım gerektiren bir yapıdır. Dolaysıyla erişebilir olmak için, belli bir ilk yatırımın yapılmasına gereksinim duyar. Bu yatırımı ise ancak ve ancak gelir düzeyi AB grubu olan kişiler yapabilir. Bu noktadan yola çıkarsak, internet kullanıcısına erişebilir olmak, daha az reklam ulaştırmak gibi görünse de ürününüz eğer yüksek gelir seviyeli kullanıcıları hedefliyorsa doğru kitleyi hedeflediğiniz anlamına gelir.
İnternet profilini, yani reklam hedef kitlesini öngörürken, daha genel bir bakış atmakta da yarar var. Türk internet kullanıcısı, %83 erkek olan bir grup. Bu grubun ortalama yaşı ise 28 civarında. Dolaysıyla genel hazırlanan internet reklamları, 28 yaşında erkek ve alım gücü AB ile C1 arasına giren bir grubu hedefliyor. Tabii bu bilgiler sizi yanıltmasın, internet dünyası interaktif bir platform olduğundan, davranış şekillerinden kullanıcıların profillerini ortaya çıkarmak ve kullanıcının ihtiyaçlarına göre reklam yapmak son derece mümkündür. Söz gelimi chilek.com sitesi bir genç kızın ihtiaç ve isteklerine göre hazırlanmıştır. Dolaysıyla kullanıcıların büyük bir kısmı bu profildeki alıcılardır. Dolaysıyla bu hedef kitleye ulaşmak isteyen bir şirket için son derece doğru bir sitedir.
Tabii reklam verenler açısından internet üzerinde reklam vermenin toplam nüfus üzerindeki oranı da son derece önemlidir. Türkiye’de internete erişebilir insanların toplam nüfusa oranı %12 civarındadır. Fakat ülkemizin coğrafik yapısını göz önüne alırsak bu oranın büyük bir kısmının İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde yoğunlaştığını çok net görebiliriz. Bu da sadece büyük şehirlerde yoğunlaşmış firma ve organizasyonlar için ayrı bir avantajdır.
NETleşmek üzere…

Medyanın Kronikleşmiş Hallerine Eleştirel Bakış

Yer: Bir mahalle berberi

Tarih: 04.02.2001

Hürriyet Gazetesinde Emin Çölaşan’ın internet ortanımda okuyucuları ile buluşma çabası konu ediliyor. “Haber”e göre, Emin Bey chat ortamına girince önce birkaç korsan bilgisayarcı, onun ismine yakın nickler alarak kaos yaratmaya çalışmışlar. Daha sonra da Emin Bey’in chatte olduğunu farkeden internet kullanıcıları öyle bir akın etmişlerki chat ortamı kilitlenmiş. Şimdi iyi hoş da siz böyle bir chat ortamına bir konuk yazar alıyorsanız, onun ismine yakın nicklerin alınmasını neden engellemiyorsunuz? Hadi bunu düşünemediniz ve saldırılar oldu, peki ne akla hizmet sistemimiz yoğun ilgiden kilitlendi diyorsunuz? Televizyonda çalıştığım günlerde, yaptığımız bir yarışma programında bunu yaşamıştık. Telefon santraline gelen yoğun talep, o bölgenin hatlarının belli bir sure kilitlenmesine neden olabiliyordu… Fakat bahsettiğiniz, telefon değil internet server’ınız? Buna ya inanmamamız lazım yada internet altyapınızın nasıl bu kadar kötü olduğunu sorgulamammız lazım. Örneğin sizin load balance yapan bir serverınız bir cluster yapınız yoksa nasıl internet işine girişiyorsunuz. Yapmayın daha iyi. Gerçi suç tam olarak sizde de değil, bu işi hala iki üniversite öğrencisinin boş zamanlarında yürütebileceği bir faaliyet olduğunu zanneden patronlarınızdan kaynaklanıyor.

Yer: Hisar Üstü, Malum çok sevilen bir kahvaltı mekanı Kale.

Tarih: 06.02.2001

Yoğun iş temposundan sıkılıp yine buraya sığındım. Biraz stres atmak için bal-kaymak yeyip süt içiyorum. Buranın Bal kaymağı, menemeni ve manzarası nefistir. Aslında sıkıntımı atmak için manzarayı seyretmek yerine, Aktüel’de eski ve çok sevgili dostum Şahin Artan’ın sayfasını okuyorum. Yine çizgi roman işine kafayı takmış .Türkiye’nin en eski çizgi roman kolleksiyoncularındandır kendisi. Ama ondan şu ana kadar çizgi roman almayı başaran da olmamıştır. Gerçi birgün bir konuşmamız sırasında bana sen Conan seversin sana birkaç Conan getireyim dedi ama laf orada kaldı. Hala bekliyoruz bakalım. Yazısında çizgi roman ısmarlarken Hotmail üzerinden yazdığı bir mailin nasıl bloklandığını anlatıyor. Aslında bu konuyu sadece bu noktada bırakmış olmasına üzüldüm. Ondan bu bloklamanın neden şimdiye kadar gerçekleşmediği ama şu an böyle birşeyin olduğu, ayrıca neden hotmaile gelen değil hotmailden giden mesajlara bloklama konulduğuna dair bir açıklama okumak isterdim. Ama nedense Şahin işin bu kısmını atlamış. Asıl mesele Ms’in yeni çıkarmış olduğu MSN explorerdan kaynaklanıyor. Bu program sayesinde Hotmail hesabınızı bir webmail değilde pop3 mailmiş kadar kolay kullanabiliyorsunuz. Tabii bu sadece mail almayla değil, mail yollamayla da ilgili. Tabii Hotmail bu kolaylığı yapınca giden maillerden dolayı abuse liste girmekten korktuğu için bir bloklama yapmış olduklarını sanıyorum. Ms yine kullanıcısı için işleri kolaylaştırmak istemesinin kurbanı oldu diye düşünüyorum.

Yer: Bilgi Üniversitesi, Prof. Nabi Avcı’nın odası

Tarih: Geçen yıl bu zamanlar

Nabi Hoca ile Türkiye hakkında konuşuyoruz. Hani şu meşhur “Öteki Türkiye” konuşmalarından aylar önce. Bize konuyla ilgili yazdığı yazıları gösteriyor. Aylar sonra bu konuşmalar genel medyada da patlak verince merak ediyoruz ne zaman birisi kavramın asıl sahibi Nabi hocadan bahsedecek diye ama çıt yok. Sahiplenen sahiplenmiş bile konuyu. Nabi hoca ise gülüp geçiyor. Tam da bu dönemlerde Bilgi Üniversitesi sınırları içinde hummalı bir çalışma Kürşat Bumin tarafından yürütülüyor. Http://www.medyakronik.com … Medyanın Kronikleşmiş Hallerine Eleştirel Bakış… Bu yazıyı Bilgi Üniversitesindeki bu siteye emeği geçen herkese itaf ediyorum.

NETleşmek üzere..

Benden Duymuş Olmayın.

Bir ISP haberi de diğer taraftan. Yine bir holding bünyesindeki ISP, yine bir küçülme haberi. Görünen o ki çalışanlarının büyük kısmı iş aramaya başlamış. Çünkü şirket başka bir A.Ş.’ye geçiş aşamasındaymış.

Bilişim Oskarlarında jüri üyesi olduğum için katıldığım bir törende internet erişimi konusunda yeni bir girişimin olacağını öğrendim. Bu aralar erişim için alternatif arayacağınıza beklemenizi öneririm. Birkaç ay içinde bu ürünün çıkacağını tahmin ediyorum.

20 Şubatta Türkiye Bilişim Derneğinin konuğu olarak, Bursa’da Kültür Parkı içinde Büsiad’ın salonunda seminerler vereceğiz. Hepinizi bekleriz.

Size bir iyi bir kötü haberim var. Sagem yeni bir telefon çıkarmış. Üzerinde Pocket PC ve Wİn CE var. Bu iyi haberdi. Kötü haber ise artık cep telefonunda virüs miti gerçek olmak üzere.

Haftanın Sayısı

2.6

Bir dostumuz oturmuş saymış, 1995 yılında 101 milyar e-mail internet üzerinde dolaşmış. Bu rakam 2000 yılında 2.6 trilyon olmuş. Fakat yanılmıyorsam bu yıl içindeydi, bu mesajlardan biri dünyaya değil uzaya atıldı. Bu denemeden sonra kaç mesaj gitti Nasa’nın smtp serverına sormak lazım ama en azından dünyadan uzaya giden bir mesaj olduğunu biliyorum. Bu demektirki uzay mekiklerinde bir pop3 bir de smtp server var. Acaba ip’si kaç? Ping yapılabiliyor mu? Açığı var mıdır? Bizim hackerlar uzayı hacklese ne komik olur.. Neyse ki Amerika müttefikimiz ;-))

Haftanın Ekranı

Bu hafta medyadan gidiyoruz ama insan bunu görüpte yazmadan edemiyor. Pes doğrusu insan burayı da bu şekilde açık bırakır mı?

Eğer bu sayfayı okumakta zorluk çekiyorsanız lütfen control alt delete tuşlarına birlikte basın. Sorunlarınız çözüldüğünü görecek yazan bir web-sitesine girdiğimde, windows 95 daha piyasaya çıkmamıştı. O dönemlerde bu tuşlar ayrı bir güzel, ayrı bir özellikliydi. Çünkü bastığınız anda bilgisayarınız anında kararır ve cold boot yapardı.
Yine aynı dönemlerde, Türkiye’de ISP’ler yeni yeni kuruluyor ve helpdesklere işi bilen kimse olmadığı için teknik elemanlar oturtuluyordu. Bilgisayarın başında işi bilen teknik eleman cinnet geçirirken karşıda onu kızdırmamak için her sorusunu özür dilerim diyen müşteri…help deskteki çocuk en sonunda bu işi ancak bir cold boot ile halledebileceğini hissediyor:
– beyefendi cold boot yapar mısınız?
– ?
– Beyefend yani control- alt- delete tuşlarına basacaksınız?
– Nerede bu tuşlar…
– (Tuşların detaylı tarifi) Şimdi bunlara birden basın
– Hepsine birden basamıyorum ki?
– O zaman şimdi bir elinile control ve alt tuşuna basın öbür elinizle de delete’e
(pat küüüt)
– Yav, demin basmaya çalıştım olmadı. Sonra sert bişeyle vurmayı denedim yine olmadı. Sonra control tuşuna bir elimle bastıp, diğer elimle delete tuşuna bastım ama alt tuşuna basacak elim kalmadı…
– …
– Alo
– …
– Alooooo, aloooo. Ne oldu bu adama şimdi yahu…

İşte böyle ctrl-alt-del bu kadar önemli üç tuş. Yine uzun süredir posta kutularımızda dolaşan bir mesaj. Bir resim. Resmedilen bir keyboard. Üzerinde sadece üç tuş var. Altında bir haber, Microsoft keyboardunu üretti. Komik bir sataşma. Eğlenceli. Microsoft Türkiye’deki dostlarımızla paylaşıyoruz, hep beraber gülüyoruz. Geçen gün Microsoft’un sistemine bir havker dadandı. Kendisi cidden kendi bulduğu bir açıktan yararlanarak bir sitemi delmiş. Yakalanınca Microsoft teklif götürdü.
Bu aralar Microsoft’un başına gelmeyen kalmadı. Son olarak whistler’dan sonar ie 6.0 ‘da çalındı. Bu da beklenen bir gelişmeydi aslında. Güvenlik mekanizmalarının yetersizliğinin ne olduğunu anlatan bir gelişme. Çinliler Türk tehlikesinden kurtulmak için Çin seddini yaptırmış . Komik br güvenlik anlayışı..Tıpkı firewall’lar gibi.. Daha sonar soğuk savaş dönemi başladı. Potansiye düşmanın bilgilerini çalmak ve hareketlerini öğrenmek. Bu şu an hacker ve DoS ataklarına güzel örnekler. Peki daha sonra tam bir enformasyon savaşı başlayacak. Herkes kendi fikrinin kafalara sokmak için uğraşacak.
Hep diyorumya internette yeni birşey yok. Sadece insan var. Adem’den bu yana gelen alışık olduğumuz insane. Onların ilişkileri ve iletişimleri var. Sadece bu…
NETleşmek üzere…

Benden Duymuş olmayın:
– Batan, batana… Sonu nereye gidecek kimse bilmiyor. Aslında bu belki de internet düşünen, internet yaşayanların işine yarayacak. Danışmanların internet projelerinde ne kadar önemli oldukları, 400 dolara üniversite öğrencisine web sitesi yaptırıldığında neler kayedileceği, artık daha iyi anlaşılacak.
– Geçen aylarda üniversite öğrencilerini hedef alan bir yarışma yapılmıştı. Tanıtımı sırasında çoğumuzun anlayamadığı şey, kazanan gruba nelerin verileceği idi. O zaman projenin geliştirilmesi için ne gerekiyorsa yapılacağı söyleniyordu ama şu anda bu grubun ciddi bir sermaye ihtiyacı var !?!?
– Bu hafta içinde bir yazılım şirketinin browser’ı çalındı. Gizli bir betanın çalınması ve sonra netten download edilebilir olması herkesin kafasını karıştırdı. Bu siteye korkunç bir hücum oldu. Ama yetkilileri programı istek üzerine yayından almışlardı.
– Bu gençler korkunç hızla geliyorlar. Tahminen 13-14 yaşında olan bir okurum mesaj atmış, internet’in ve chat’in Türkçe’yi nasıl bozduğunun üzerinde durmamı istiyor. Bu çocuklar son derece hızlı geliyorlar.. Beni çok korkutuyor bu yeni jenerasyon…
Haftanın Sayısı:
6.0

Internet Explorer’ın en son versiyonu. Görüntüde pek bir yenilik yok. Zaten artık anladığım kadarıyla sadece engine’ini düzeltiyorlar. Görüntü konusunda yapılanlar için MSN kullanmanızı tavsiye ederim.. Naısıl olsa yine aynı engine var…

Haftasonu Ali Atıf Bir coca cola web sitesi ve işin reklamcılık yönünden ne amaca hizmet edemediği konusunda hoş bir yazı yazmıştı. Büyük keyifle okuduğumu belirtmek isterim. Aslında Atıf hoca konuyu reklamcılık açısından değerlendirmişti, ama işe bir de internet profesyoneli gözünden bakınca başka yanlışlıklar da görmek mümkün.
Öncelikle eğer bu projenin hedef kitlesi interneti gerçekten belli bir düzeyin üzerinde kullanan power user’lar ise proje ufak kalmış. Site çok dallı budaklı olmasına rağmen aslında pek de birşey vermekten uzak. Sitedeki oyunlar MUD mı FRP mi yoksa board games mi bunu anlamak mümkün değil. Hepsi biribirine karıştırlıp anlaşılmaz bir mix yapılmış. Aslında Coca Cola’nın internet üzerinde Pazar arayışı olması doğru. İnternet kullanıcılarının hepsinin severek içeceği bir içeceğin moda olması, Coca Cola için son derece büyük bir pazarı kaybetmesi olur. Bu noktada oluşturulacak site ise internet kullanıcılarının resmi içeceği imajıdır. Bu noktada serinyer gibi bir site projesi için internet kullanıcılarını biraraya getiren ve onlerın haberleşmelerine imkan veren bir yapı oluşturmak daha doğru olacaktı. Bu noktadan bakınca Atıf hoca’nın dediği gibi bu siteye birkez giren kişiyi bir daha o siteye çağırmak mümkün değil. Bir internet profesyoneli olarak ben de böyle bir siteye ikinci kez girmezdim.
Geçen hafta “Siber Kültür” konusunda yazdığım yazıya, feedbackleriniz geliyor. Bunları değerlendireceğimi ve özellikle manga konusunda yeni birşeyler yapacağımı belirtmek isterim. Bu konuya ilgi duyan dostlarımın web sitemdeki siber kültür yazısının altına mesajlarını yazmalarını rica ediyorum. Bu sayede size kocaman bir dosya hazırlayabiliriz. Şu andan itibaren canteen’de yapacağım ilk büyük dosyayı manga konusuna ayıracağım. Daha önce Gecenet programını yaparken de sizden manga konusunda feedbackler almış ve BRT televizyonunda manga çizgi filmler konulmasını sağlamıştım.
Manga’nın internet kültüründe etkisini kimse inkar edemez. Bu konunun dışında da mesajlarınız geliyor. Özellikle hardware konusunda sorduğunuz sorularınızı biraz daha yavaş cevaplandırabiliyorum ama internet teknolojileri ve uygulamaları konusundaki sorularınıza hemen cevap verebiliyorum. Umarım hızımdan mutlusunuzdur. Bunun dışında yazdığım yazılar konusunda da aktif etkilerinizi bekliyorum. Bunlar benim için son derece önemli. Bana mail atabilirsiniz. Eğer yazılarım konusundaki düşüncelerinizi herkesin bilmesini istiyorsanız bunu www.unaldi.org adresinde yazının altına da yazabilirsiniz.
Hazır laf sitelerden açılmışken, yaptığımız iki anketin sonuçlarını da size açıklamak istiyorum. Aylardır www.canteen.com.tr adresinde devam ettiğimiz internette sansür olmalı mı sorusuna siz gençlerden sansüre hayır cevabının gelmesi bizi çok mutlu etti. Bu anketimiz bir süre daha devam edecek. Anket’i oylayanların 10.000 kişiyi bulmasını bekliyoruz. Bu arada benim sitemde de bir anket devam etmekte. Konu Ttnet’in özelleştirilmesi. Anlaşılan ziyaretçilerimin çoğu Ttnet’in bu yüzyılda özelleştirilmesi konusunda pek de acele edilmesi gerektiğine inanmıyorlar. Tabii ki bu hızla bizi bile özelleştirirler diyenler de var. Ama inanın sayıları 19 kişiyi geçmiyor.
NETleşmek üzere

Benden duymuş olmayın
Gerçi benden duymuş olmayınlığı mı kaldı? Bu köşede sayısız kez bahsettiğim , sonunda isim vererek eleştirdiğim Turkport yayınını durdurdu. Bu internet işini geleneksel pazarlama mantığı ile yapabileceğine inanan herkese ders olsun
Ixir Siemens anlaşmasının miktarını düşürmüş. 4 sitelerini kapatıp, 3 çalışanından ikisini işten çıkarın şirket artık ciddi anlamda zor durumda. Fakat iki güzel projesi son derece başarılı bir şekilde işliyor. Hatta geçen hafta ntvmsnbc projesi ödül aldı.

Haftanın sayısı

3
ASP, ISP her nereye baksanız internet ve bilgisayar teknolojisi üç harften oluşur. Peki bu üç harfi önemli hale getiren neydi? Msdos işletim sisteminin köklerinden kaynaklanan bu üç harf kuralı artık kimse tarafından bilinmemekle birlikte kullanılmaya devam ediyor ve devam edecek.

Taşı toprağı altın zannedip İstanbul’a gelenleri bilirsiniz. Bir dönem sinemanın en önemli konularından biri idi. 78’lerde bu konuda az mı film yapıldı. Komedi filmelernden, kara mizahlara hatta trajedilere kadar neler neler…
Kısa zamanda para kazanmak hepimizin en büyük isteği. Bu ekonomistleri paragöz, teknoloji meraklılarını ise yaşam standardını yükseltmek olarak görüntülenmesine neden olur. Bunun aslında parayla değilde yaşam standardlarını yükseltmek ve bu sırada da az enerji harcamakla ilgisi var.. Biz fizikçiler buna hareketsizlik kuramı diyoruz. Aksi bir kuvvet oluşmadan hiçbir şey hareket etmek istemez. Bu da aslında çok doğru ve gerekli bir tasarruftur.
Konunun bir internet yazarını neden ilgilendirdiğine gelince: İstanbul’a göçün yoğun yaşandığı yıllarda sinema yönetmelerinin öyle hafif bıyık altından attıkları gülücüklerle yaptıkları filmler, şu an internet konusunda da bu tip filmler yapılası bir hal aldı gibi görünüyor.
Geçen hafta ortalık çalkalandı. Tabii Türkiye’de genel bir dar boğaz yaşanıyor. Bu dar boğaz yüzünden ekonomik hareketlilik neredeyse yok denecek kadar azaldı. Aslında bunun internet sektörünü az etkilemiş olduğunu çok rahat görebiliyoruz fakat bu krizi de bahane ederek ciddi başarısızlıklara imza atan şirketler de oldu. Bunların bir kısmı yayınlarını durdurmak zorunda kaldılar. Bu aslında daha oluşumun başında belliydi fakat ne yazık ki Türkie’de hala danışman kullanmak hala yaygın bir yaklaşım değil. Herşeye rağmen internet üzerinde iş yapan insanların bir kısmının geçmişlerinin okunmadan bu sektöre girmenin yanlış olduğunu çok net söylemek için sadece birkaç makale okumak yeterli.
Uzun zamandır “Ben şu internetten bir anlasam şimdiye zengin olmuştum” diyenlere söyleyecek iki cümle lafım vardı. Ama neyse ki bunu benim söylememek gerek kalmadan e-ekonomi onlara, hem de kendi anladıkları dilden cevaplarını yapıştırdı. İşin güzel tarafı gün geçtikçe sapır sapır düşüşlerini seyretmeye devam ediyoruz. İnterneti bulup bu hale getiren insanları, kendi zekalarında düşük seviyelere sahip zannedenlerin parası şu an internet üzerinde dönüp dolaşıyor. Bu kişiler ise şu an internetle pek uğraşamıyorlar
Bu gelişmeler sürüp giderken sakın internet üzerinde iş yapılamaz ve başarı elde edilemez fikrine kapılmayın. Unutmayın ki e-ticaret Türkiye’de daha emekleme seviyesinde. Şu anda sadece Türk halkının ihtiyaçlarının internetten karşılanması üzerine projeler var, Türk halkının değerlerini ekonomik gelir haline getirip dünyanın ilgi duyduğu siteler açacak projeler daha kimsenin aklına bile gelmedi.
Yalnız unutmayın ki; internet farklı bir mecra olup bu mecranın kuralları geleneksel kuralları hepsinden farklıdır. Öncelikle bu tip bir konuya ilgi duyuyor yada para yatıracaksanız, birkaç hikaye okuyun. Başarı ve başarısızlıkları bilmek sizing planınızı belirler. Eğer kendinize çok güveniyor ve heyecanlanıyorsanız bu işi mutlaka ama mutlaka bir danışman ile yapın. Unutmayın bu heyecan size başarısızlık olarak geri dönecektir. Üçüncüsü ve en önemlisi ise eğer söylediklerinin hepsini yapmayacaksanız danışmana boşuna para harcamayın. Nasıl olsa öylede başarısız olacaksınız, böylede….
NETleşmek üzere

İnternet bir bilgi, birikim platformu. Bu nedenledir ki son dönemin bütün başarı hikayeleri bu mantığın üzerine kurgulanmıştır. Hikayemiz internet olunca başarının ana kaynağı da bilginin var olmasıdır. Bilgi ve zeka genel para kazançlarından biridir. Gerek ticari gerekse sosyal her türlü yapı taşı nette yeni yeni oluşmakta olduğunundan ve benzeri yapıya sahip bir uygulama daha önce bulunmadığından internet ezberci zihniyeti içinde barındırmaz. İnternet ölçümlenebilir olmadığı gibi, öngörülebilir de değildir. Psikoloji ve sosyolojinin alışılagelmiş metodlarının dışında bir yapısı vardır. Bu nedenledir ki başarı hikayeleri iyi niyet ve ziyaretçiye duyulan iyi niyet üzerine yapılandırılmıştır.
Şu ana kadar okuduklarınız artık çok eski zamanların mitleri olmaktan başka birşey değil artık. Geçenlerde Nasdaq üzerinden gerçekleşen kriz dot com istilasını yavaşlatmakla kalmayıp, belli noktalarda mühendis ve iletişimcilerin yani teknik adamların güçlerini de ellerinden aldı.
Aslında her ne kadar önsezilerim bunun asparagas bir yaklaşım olduğunu hissettirse de bunu açıklayacak cesareti bulamadım. Çünkü elimde yada benimle düşünen kimsenin elinde bunu kanıtlayacak elle tutulur gözle görülür bir kanıt yoktu. Kanıt bulunmadığı gibi internete inanan, bunu bir güç ve yerleşen bir yapı olarak gören bizleri de affallatmıştı. Hemen arkasından son derece büyük bir vuuruş daha yedik. Bu sefer medya kuruluşlarından gelen genel bir yaklaşımla karşı karşıyaydık. Medyacıların bazılarının 2001 yılı sonunda internetin hafızalarımızda tatlı bir anı olarak kalacağı fikrini açıklamaları bizi başka yönlerden de üzdü. Özünde fen bilgisi taşıyan kişiler bu büyük hatalara hep düşerler. Bu sosyal gücü olan insanların sosyal yaşamı kendi erekleri dahilinde yönlendirmelerinin bir eseriydi aslında. Ne üzücü ki bizim bu numarayı yutmamızı sağlayacak hiçbir gücümüz yoktu.
Bu oyuna çok kolay gelip. Bir anda bütün gücünü psikolojiden alan ekonomimiz batıp gitti. İşin fena tarafı, bundan yaklaşık bir iki hafta sonra, asıl güç odakları ortaya çıktı. Geleneksel ekonominin güç odakları önce önemsemedikleri sonra da gücünün etkisiyle fena hissettikleri net ekonomisini avuçlarının içine almak için yeni yöntemler oluşturmaya başlamışlardı. Psikolojisini kırmak için ticari bir enformasyon savaşını başlatan bu şirketler, öne korkunç bir karalama kampanyasına girerek suni gündemlerle krizi yaratmış. Sonra kriz nedeniyle dökülen şirketleri çok ucuz paralarla toplamışlardır. Talancı bir psikolojinin meyva ağacına saldırması gibi birşey. Önce ağacı sallarsın, en olgun meyvalar yere düşünce de bunları toplarsın. Biz de bu basit doğal kuramın kurbanı olduk.Artık intenet üzerinde bilgi değil, ticari zeka para edecek. Ne yazıkki artık internet üzerinde aristokrasinin krallığı bitti. Burjuvazi bu savaşı da kazandı.
Yıllardır ilgiyi nete çekmek için yıpranan ben artık bilemiyorum, internetin ticari açıdan ilgilenilebilir bir yapı olması beni sevindirmiyor.
Bu hafta içinde çok hoş toplantılara katıldım. Bunların ilki Bilgi Üniversitesi MBA programı hakkındaydı. Son derece bilgi aldığımı söylemek isterim. İkincisi ise Internet reklamcılığı üzerine bir yapılan bir kahvaltı forumuydu. Son derece başarılı ve keyifli olduğunu söylemek isterim. Toplantıda beni en çok mutlu eden iki konuşmanın birisini IBS araştırma şirketi gerçekleştirdi. Ülkemde 2.5 milyon internet abonesinin toplam 4 milyon kişi tarafından kullanıldığından bahsetti. Bu gerçekten ilginç bir bilgi. Demekki Türkiye’de ISP’ler için pasta daha bitmemiş. Daha da önemlisi suni bir kriz hissi içinde olmalarının pek bir anlamı yok.Ama ortada genel bir kriz havası var.
Açıkcası sevinsem mi üzülsem mi karar veremiyorum… Yine de, günün birinde …
NETleşmek üzere…

Malumunuz artık hepimiz internet üzerinde hayatımızı idame ettiriyoruz. Daha demin bankamın müşteri temsilcisi beni aradı ve bir konud kendisine faks çekmemi istedi. Hemen arkasından e-mailin daha verimli bir yöntem olduğu kararını aldık. Mailim mailbox’ımda kablonetin internet bağlantısının düzelmesini bekliyor. Ama şunu biliyorum ki faksdan daha güvenli bir şekilde bu mesaj adrese ulaşacak. Sorun olmayacak. Yanlış olmayacak, ulaşmazsa haberim olacak. Artık neti gerçekten keyifle kullanmaya başladık. Hatta artık onun üzerinde varolmaya başladık. Bu çok sevindirici bir haber.
Geçen gün about.com adresinde gelecek onyılın mesleklerinden biri olarak internet etiğinin yani netiketin eöğretilmesinin etkin bir iş halini alacağını gördüm. Çok ilgimi çekti. İnternet üzerinde bir asil mi bir serseri olarak mı varolacağımızı etiket kurallarına uyup uymamamız belirleyecek. Bu jargonu doğru öğrenmenizi size tavsiye ederim.
Siber kültürün ana yapı taşı bu ahlak bilgisi. Bunu internet üzerinden, Türkçe alabileceğiniz bir site var. http://www.internetdernegi.org . Yayınlar kısmında bu bilgiyi bulabilirsiniz. Siber kültür ağırlıklı olarak görsel iletişim teknolojilerinden destek alır. Bu nedenle bu işi gerçekten iyi yapmak istiyorsanız, kült haline gelen birkaç filmi seyretmenizde yarar var.Bunların ekonomi ve daha fiziksel konularla ilgili olanı Fight Club, bir şaheser olanı ise Matrix. Sitesinde daha fazla bilgiye de ulaşabilirsiniz. http://www.whatisthematrix.com adresi sizin için iyi bir kaynak olacaktır. Beyaz tavşanı takip etmeyi unutmayın ;-))). Peki ama bu filmler nereden varoldu, biz buraya nereden geldik diye düşünüyorsanız, Pi filmini seyretmenizi tavsiye ederim. Http://www.pithemovie.com adresi ise filmin çok güzel bir projeksiyonu. Bunu da görmenizi tavsiye ederim. Ghost in the Shell uzun metrajlı bir çizgi film. Matrix’in de feyz aldığı önemli filmlerden biri. Ghost in the shell bir manga. Daha başka mangalarda var. Ninja scroll benim en sevdiklerimden biri. Eğer mangalarla ilgileniyorsanız, Bilgi Üniversitesinin bu konuda son derece güzel bir arşivi olduğunu söyliyebilirim. Hatta geçen haftalada bir toplu gösterim gerçekleştirdiler. http://www.bilgi.edu.tr .
İnternet ve siber kültür’ün felsefesi ile ilgileniyorsanız size internetin geleceği konusunda http://www.masste.com adresinde sayı 4’teki ropörtajı okumanızı tavsiye ederim. Bu size bu konuda bir parça bilgi verir diye umuyoruyorum.
İnterneti kullanırken bnun bir kültür olduğunu unutmammamız gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle sizin bu konulara ilgi göstermenizin, araştırıp öğrenmenizin daha sonraki tecrübeleriniz için yararlı olacağını düşünüyorum. Ayrıca siber kültürün en önemli konularından birisi de etkileşimdir. Yazılarımı gerek www.canteen.com.tr gerekse www.unaldi.org adresinden okuyabilir, www.unaldi.org adresinden yorumlarınızı yazıp, yazılarımı oylayabilirsiniz. Ben de ilgi çeken konular üzerine yazmaya devam ederim.
NETleşmek üzere.

Benden Duymuş Olmayın:

Bu hafta içinde çok hoş toplantılara katıldım. Bunların ilki Bilgi Üniversitesi MBA programı hakkındaydı. Son derece bilgi aldığımı söylemek isterim. İkincisi ise Internet reklamcılığı üzerine bir yapılan bir kahvaltı forumuydu. Son derece başarılı ve keyifli olduğunu söylemek isterim. Toplantıda beni en çok mutlu eden iki konuşmanın birisini IBS araştırma şirketi gerçekleştirdi. Ülkemde internet kullananların %70’inin erkek, %30’unun kadın olduğunu öğrendim. Yani internet üzerinde üç kişiden birisi bayan. Bu iki anlama gelir. İlki internet macerası başladığında kullanıcıların neredeyse %99.9’unun kadın olduğu bilince, kadınları nete ilgisinin artış oranının erkeklerinkine göre fazla olduğu. Diğeri ve daha önemlisi fiziksel ortamlara göre nette kadın oranının daha fazla olması. Yani net bekar erkeklere önerilebilecek bir mekan.

Medya kuruluşlarımızdan bir holdingin internet şirketi kapatuılmaktan dönmüş.Bilenler bilmeyenlere söylesin. Herkesin gözü onların stünde ne olacağı bekleniyor.

Bir yeni atılım. Teknoloji ile son derece yakın bir holdingimiz, hepsi kendi alanında son derece başarılı teknoloji şirketlerinin imkanlarını kullanarak yeni ürünler çıkarabilecek yeni bir şirket kurmuş. Yeni şirkete ve bütün yetkililerine buradan başarılar dilemek istiyorum.

Geçen hafta, yeni bir bölüme başladım. Haftanın ekranı diye. Eğer o sayfadaki penguenin ne olduğunu merak ettiyseniz, o www.nokia.com.tr ‘nin hacklendiği anın resmiydi. Bu tip özel anları ve özel siteleri yayınlamaya devam edeceğim.

Haftanın Sayısı
0.5478 Türkiye’de internet abonesinin sayısı 2.3 milyon. Fakat internet kullananların 4.3 milyon kişi olduğu sanılıyor. Yani her internet bağlantısını 1.826 kişi kullanıyor. Bunların % 70’i erkek . Yani her internet bağlantısına düşen kadın geni oranı 0.5478.Yani Türkiye’deki internet bağlantılarının yarısını kadınlar kullanıyor

Cinnah caddesindeki beyaz binanın giriş katında bir çalışma yeri. Bir büro. İçerisi bembeyaz boyanmış. Kapıda sekreter güleç bir ifade ile karşılıyor. O zamanlarda önünde bilgisayar olan bir sekreter görmek zor. Bu büroda ise bütün herşey bilgisayara kayıtlı. Bilgisayar biran bile boş kalmıyor. Sorun çıktığında mutlaka bilgisayarla ilgilenecek biri çıkıyor. Çünkü büronun bütün çalışanları bilgisayar kurdu. Beyaz duvarların üzerinde reprediksiyonlar var. Renoir, Van Gogh ve ismini o zamanlar yeni duyduğum birsürü ressamların tabloları. Salonda bir çalışma masası. Hemen karşısında ise bir televizyon, devamlı CNN açık. Türkiye hakkında dünyanın ne düşündüğü bu büroda Türkiye içindeki ayak oyunlarından çok daha önemli. Büronun konukları mı? Zamanın en önemli siyaset adamları. Aslında bence onlara siyaset adamları demek yanlış olur, hepsi işlerini çok iyi yapan mühendisler. Kimler mi var? Turgut Özal’ın Onun kafası büyüktür diye takıldığı Hüsnü Doğan’dan, zamanın Milli Eğitim bakanlarından Metin Emiroğlu’na kadar onlarca önemli isim. İcraat insanları.
Büronun evsahibi ise Yusuf Bozkurt Özal.
TT’nin özelleştirilmesi için start verilmiş. Yusuf amcayı arıyorum. Konuşuyoruz. O da yanlış bu işin yanlış yapıldığını düşünüyor. Ulaştırma bakanlığına gideceğini söylüyor. Gerçekten birgün sonra konuştuğumuzda zamanın Ulaştırma Bakanı ile görüştüğünü öğreniyorum. Bu konuda birşeyler yapılacağını görmekten çok mutlu oluyorum.
Sene 98. Ankara Bilkent’te bir evdeyiz. Yusuf amca artık yardım ile dolaşıyor. Ama hala bilgisayarının başına gidebiliyor. IBM laptop’ına NT 4.0 yüklemiş. Dialup connectionlarını kurmakta zorlanıyor. Benden yardım istiyor. Bu arada arkadaşlarının Amerika’da geliştirmiş olduğu harddisk tarama ve düzenleme programının da reklamını yapıyor. Yeni çıkan programlar hakkında bilgi istiyor. Amerika’ya gideceğini ve bilgisayar alacağını söylüyor. Benden bu konuda bilgi alıyor.
Amerika dönüşü, görüşüyoruz. Cassio’nun yeni çıkardığı ve Türkiye’de daha pazara sürülmemiş Cassiopea’nın renkli ekranlı yeni pocket PC’sinden almış. Üşenmiyor bana nasıl kullanıldığını gösteriyor. Ses kayıt kısmını gösterirken Heidi teyzeye takılıyor. Uzun uzun NT ve Microsoft’un yeni stratejilerinden konuşuyoruz.
Sene 2000. Şişli Florance Nightingale hastanesindeyiz. Yusuf amca uyuyor. Bizi görünce uyanıyor. Odada bir masa var. Masanın üzerinde IBM laptop. NT 4.0 yüklü. Bize internet’e nasıl bağlandığını anlatıyor. Mesajlarına bakıyor. İnternet hakkında konuşuyoruz. Halkla ilişkilerin internet üzerinden ne kadar kolay yapılacağı üzerine konuşuyoruz. Yeni teknolojilerden bahsediyoruz.
9 Ocak 2001 Salı; kardeşim arıyor. Kötü haberi veriyor. Aslında uzun zamandır Yusuf amca hastaydı, ama arkadaşlarımdan birinin söylediği bir laf aklıma geliyor:
– Her ölüm erken ölümdür.
Toprağı bol olsun.

Çok yakın bir zaman önce vizyonda bir film oynadı. İsmi “urban legend” olan bu film şehir yaşamının içinde kulakdan kulağa dolaşan ama doğruluğundan kimsenin emin olamadığı efsaneler üzerine yapılmış bir korku filmiydi. Şehir efsaneleri kavramı bize uzak olmasına rağmen fikir hepimizi çok sardı. İnternet üzerinde Mahir gibi bir adamı meşhur eden bir milletin sevgili çocukları olarak bunu nasıl değerlendirebileceğimizi şaşırır olduk. Elimizin altındaki internet teknolojisini işte tam da böyle efsaneler üretmek için kullanır olduk. Önce Türk toplumunun en sevgili duygusu acıma ve şefkat duyguları bu efsanelerden nasibini aldı.Kan arama mesajları internette her üç dört ayda bir koca ülkenin bütün posta kutularını dolaşarak bir devir tamamlıyor. Bir süre dolaşan bu mesajın görevi bitmiş olabiliyor. Bu ihtiyaç ortadan kalkmış olabiliyor ama internet üzerinde mesajı alan kişilerin hasta yakınlarını aramaları bitmiyor, hatta bu bir süre sonra taciz halini alıyor. Hastanın başına gelen kötü olaylar her arama ile tazeleniyor. Tabii sonunda hasta yakınları bundan rahatsız olup bir reaksiyon göstermek durumunda kalıyorlar. Lösemili bir hasta için aynen böyle bir mesaj dolaştıktan sonra artık aranmaması gerektiğini belirten bir mesaj da bir kaç hafta sonra dolaşmaya başladı.
Toplumumuzun ikinci büyük hassas noktası ise teknolojiye olan düşkünlüğü idi. Bu da bir net efsanesi olarak Türk internet tarihinde yerini aldı. Yakın bir zamanda kablolu tv yayını üzerinden alınan internet bağlantı hızlarının arttırılabileceğini belirten bir yazı, net üzerinde birçok insanın ziyaret ettiği sayfalar arasında yerini aldı.
Kablolu üzerinden yayın yapan kuruluşlar ile daha önce yaptığım toplantılarda bu mantıklarını kullandıklarını söylemişlerdi ama sistemin doğru çalışıp çalışmadığını ve bir kullanıcının bunu gerçekten yapıp yapamayacağını bilemiyorum. Aslında net konusunda konuştuğum network uzmanları bunun mümkün olmadığını belirtiyorlar ama yinede bu efsane internet üzerinde dönüp dolaşıyor. İnternet medyasını en çok kullanan milletlerden biriyiz. Keşke bunu net efsaneleri yaratmak, chat yapmak yerine araştırmalar yapmak, lokal bazı verilerimizi internette global kullanıma açmak için kullansak. Eminim gün geçtikçe internet kullanmayı hepimiz öğreneceğiz. Yıllar önce internet deyince akla herkesin biribirine nuke atıp mavi ekranlar göstererek eğlendiği ortamlar gelirken şu an hiç olmazsa sohbet etmeyi öğrendik. Tabii ne olursa olsun internetteki ilk Türk kahramanı Mahir, net efsaneleri hiçbir zaman unutulmayacak ve Türk internet tarihine geçecektir.

Benden duymuş olmayın:
Eminim hepiniz bayram dolaysıyla tatile çıkacak sektörde yeni dedikoduların dönmediğini düşünüyorsunuz ama aslında bu durum son on günü etkileyeceği için dedikodular son hızıyla devam ediyordu.
– Portlarının kullanımı ile son derece öne çıkan bir internet hizmetleri şirketinin satılaması sektöre bomba etkisi ile düştü.
– Televizyonlardan laf açılınca, Türkiyenin bir tv kanalı daha son zamanların el değiştirme furyasına uyarak el değiştirdi. Hem de kendisi için biçilen fiyatın dörtte birine. Aslında fiyatı biraz daha indirselerdi sahibinden ihtiyaçtan satılan bu kanalı biz arkadaşlarla para toplayarak alabilirdik belki. Gerçi almak için devletin desteğinin olması gerek ama biz de bir destek bulurduk artık.
– Hazır laf gelmişken bu cep telefonları üzerinden yüksek hızda internet bağlantısı sağlayacak GPRS teknolojisi ne oldu bilen var mı? Kimseden ses soluk çıkmıyor da…
– Geçen ay medya wap öldü nidalarıyla sallandı. Doğrudur zaten koca ülkede 1500 kayıtlı kullanıcısı olan bir sistemin herhalde 20 – 30 aktif kullanıcısı vardır. Bunu duyunca çok heyecanlandım, ne de olsa koca ülkede ilk yirmiye girme imkanını bulmuştum. 🙁 Ne yazık…

Haftanın sayısı

56

Şu ana telefon hattı üzerinden internete çıkılabilecek en yüksek hız. 56 kilobytepersecond üzerine çıkmak mümkün değil gibi görünüyor. Ben bu yazıyı Ayvalık dolaylarından yazıyorum ve size cep telefonum üzerinden yani 9600bytepersecond hızla atacağım (umarım). Sanırım floppy teknolojisi gibi bu teknoloji de bilgisayarlara yapışıp gidecek. Umarım böyle olmaz.

Medya teorileri ile ilgilenen insanlar, bir teknolojiyi meya olarak belirliyebilmek için 4 ana nokta olduğunu söylerler. Bir verici, bir alıcı, bir mesaj ve bu mesajın taşınabilmesi için bir medyum. Yani bir platform. Büyük teknolojileri medya olarak belirleyebilmede bu medyumun önemi son derece büyüktür. Aslında bu mantıkla bakıldığında medya olarak göremediğimiz bir yığın teknolojinin de bir medya olabileceğini hissediyoruz. Aynı zamanda birçok medya uzmanının belirttiği internetin bir medya olması durumunu da ben bu nedenle kabul edemiyorum.
İnternetin bir medya olarak kabul edilmesinin en büyük sebeplerinden biri de her yeni medyanın yaptığı gibi, kendinden bir önceki medyayı değiştiriyor olması. İnternetin televizyonculuğun mantığını nasıl değiştirdiğini görmemek mümkün değil. Dünyanınen büyük üç teknolojisi büyük bir hızla biribirine yakınlaşıyor. Tabii bu yakınlaşma sonunda çok daha değişik bir teknolojiyi ve onu kullanmamıza yarayan yeni araçları belirleyecek. Dilerseniz hep beraber bu üç teknolojiyi ve gelişmelerini birlikte gözden geçirelim.
Tv: Televizyon üzerindeki gelişmeler üç ana gruba ayrılmıştır. Televizyonculuk felsefesinin değişmesi, yayın alan cihazların gelişmesi ve yayını gönderen platformların değişmesi.
Televizyonculuk, internetten en çabuk etkilenen ve bunu o ana kadar bu medyumdaki gelişmeler için çok hızlı sayılabilecek bir güçle çıkaran en gelişmiş teknoloji. Sörf yaparken kullandığımız hyperlinkler zamanı önemsemeden yayını sanki bir kanaldan diğerine geçiren kmanda düğmeleri gibidir. Yayının bu yapısı interneti non-linear bir medya haline getirmiştir. Televizyonculuk ise bu felsefeyi kısa zamanda kavramıştır. Dijital platfomlar bu mantıkla çalışan medyalara geçişi sağlamak için vardır. İleri dönemlerde programların içinde bulundukları havuzların olacağı bir non-linear medya mümkün olacaktır. Tabii bu yeni medya hem pazarlama mantığını, hem de bu medyayla ilgili elimizdeki donanımı hepten değiştirecektir. Televizyonculuk donanım olarak da hem mobil hayata uyum sağlamak hemde bu nonlinear yapıyı oluşturmak için değişmektedir. Mobil hayatın en önemli getirisi görüntü sistemlerinin hafif ve az yer kaplayan ama çözünürlüğü aynı oranda yüksek bir şekle gelmesidir. Aynı zamanda televizyonların parasız bir medya olarak kullanılabilmesi için reklam izleme noktasında denetimin olması gerekmektedir ve bu denetimi yine elimizdeki donanım gözbebeğimizi izleyerek gerçekleştirmektedir. Dijital platform üzerinde mpeg sıkıştırma teknolojilerinin en sonuncusunun kullanılması ise bir kanalın yayınlanmasını sağlayan bir altyapı üzerinden yüzlerce kanalın çıkmasına imkan sağlar. İşin komiği görüntü kalitesi de aynı oranda yükselmiştir.
Cep telefonları: Mobil hayatın ihtiyaçlarını karşılamak için donanımı en kısa zamanda yenilenen teknolojilerin başında gelmektedir. Çok iyi hatırlıyorum, gsm şebekeleri faaliyete geçtikleri dönemlerde dayımın Ericsson 117 cep telefonu, şu an iridyum için kullanılan telefonlar kadardı. Yani o zmaanlar baz istasyonlarına ulaşmak için kullanılan büyüklükteki bir alet ile şu an alt seviye uydular ile haberleşilebiliyor. Tabii artık bu da yeterli gelmiyor, cep telefonları o kadar hafiflediki yakında vücudumuzun bir yerine bantlanarak çalışacak bir teknolojinin olmaması işten bile değil.
Bilgisayar ve internet teknolojiler: Tabii en büyük rüzgar burada esiyor. Bilgisayarlar acaba giyilebilir mi diye araştırılırken, internete de en hızlı nereden ulaşılabilirin hesapları yapılıyor. Yakında internet yayınının havadan yapılması, multicast yerine broadcast yayına geçilmesi mümkün bir hale gelecek. Şu anda bile gsm şebekeleri 2mbs gibi son derece yüksek bir hızla yayın verecek noktaya geldi.
Bu gelişmeler bizi nereye götürüyor?
Bu hızla giderse yakında hepimizin elinden eksik olmayan telefonlar bir parça büyüyecek. Daha kolay tutulabilsin diye değil ama tam bu teknolojilerin birleşimi yeni bir cihaz oluşsun diye. Cep telefonu olarak taşımaya alıştığımız cihaz, önce bilgisayar ve internet teknolojilerini içine alacak. Daha sonra da televizyon teknolojilerini ve görüntülü
İletişimi içine alacak. Bunun başlangıçlarını şu an yeni çıkan Ericsson 380s telefonlarla görebiliyoruz. Gerçi bu cihazı test etmedim ama ana yaklaşımları son derece doğru. Gelecek haftalarda yine bu sayfada r380s için yaptığım kişisel testleri okuyabileceksiniz.
İyi binyıllar
NETleşmek üzere…