Atıf Ünaldı Yazılar

Malum şeker kelimesinin sonuna lik – lık yapım ekini eklerseniz şekerlik diye bir başka isime ulaşırsınız. Bu şekerin konulduğu koruyucu ve bir arada tutucu kap anlamına gelir. Fakat bu söylediklerimiz güven ve güvenlik arasında yoktur. Güvenlik, güvenilir olan veya bir yerin güvenilir olmasını sağlama durumudur. Bu konuyu iki hafta inceleyecek kadar takılmamın sebebini eminim çok merak ediyorsunuz.
Ne yaparsınız son haftaların trendi bu ve ben de güvenli olabilecek bir konunun üzerinde durmayı önemsedim. Aslında genel sebeplarin başta geleni ve en önemlisi bu konuda hem programcılar ve system yöneticilerine hem de hacker`lara aynı oranda yakın olmamdır Bir gruba ait olmadığım içinde birbirleri ile küfürleşmelerin de üzerime alınmamı gerektiren bir taraf olmuyor. Bu da ben ayrıca mutlu ediyor Zaten işin aslına bakarsanız, bu gruplar içindeki insanlar bile birbirleri ile devamlı kavga halindeler. Bu nedenle kimse bu kavgadan rahatsız değil. Ben ise köşeme oturup keyifle seyrediyorum.
Aslında benim durumuma yakın ama olayın tam ortasında bulunan bir ekip daha var. Bunlar işletim sistemleri ve güvenlik konusunda danışmanlık yapan insanlar. Benim bu konuda güvendiğim iki son derece önemli insandan biri Mcrosoft`tan İmit Tırıç`dır. Geçen gün çok keyifli bir gecenin sbaahında onunla otoparkta karşılaştık. Biraz bu aralar moda olan güvenlik konularından konuştuk. Bana bu konular üzerine çok basit triklerden bahsedip bunları yazmam konusunda bir teklifte bulundu. Aslında bir dönem windows NT 4.0 üzerine IIS kurarken program kurulum sırasının ne kadar öenmli olduğunu hatırlayıp gerçekten bu söylenenleri yazmam gerektiğini hissettim.
Eski bir çin atasözü vardır. Ezbercilik kötüdür der. Aslında ezbercilik kötüdür yerine `Balık vereceğine balık tutmayı öğret` der, ama son zamanlarda o NT program listesinin mantığını anlamaktansa ezberleyen insanları görünce bunun ezbercilikle aynı tip bir beyin tembelliği olduğunu düşünür oldum.
ınternet`in en önemli özelliği standardlardan çok özelleştirilmiş bir yer olmasıdır. Herkes html kullanır ve html kolay bir dildir ama sayfalarda aynı oranda değişiktir. Bir sunucu kurarken bilgisayar irketi tarafından verilen default değerleri sakın kullanmayın. Yani NT`yi WinNT dizinine IIS sayfalarini InetPub`a koymak kadar büyük bir hata yoktur. Bu hatayı yapmazsanız çıkan açıkların %70`inden direkt kurtulursunuz.
Microsoft baı konuları halleden ortak dll`ler yazar. Yeni eklenen programlar eski eklenen programların aynı isimli dll`lerinin üstüne yazılır. Yani elinizde aynı dll`I kullanan iki program varsa en son çıkanı en son yüklemeniz yeni dll`in üzerine eskisinin yüklenmesini engeller.
Bu nedenle özellikle elinizdeki programların piyasa sürüm tarihlerine göre yükleme yapmaa dikkat edin. Eğer böyle bir imkanınız yoksa, mesela elinizdeki en son program işletim sistemi ise o zaman da sistemi yükledikten sonra elinizdeki en son sürüm olan programı birkez daha yükleyin.
Windows 2000 hotfix`lerini yükledikten sonra SP1 yükleyip üzerine IIS yüklerseniz SP1`I birkez daha yüklemenizde yarar vardır. Bu arada bu sistemlerin default security permission`larına da dikkat etmeniz gerekir. ışletim sistemleri genellikle c harddiskiniz için everone fullcontrol verir. IIS kullanıcısı da otantike edilmiş bir kullanoco olduğundan onunda sunucunuzun en hayat harddiski üzerinde full control hakkı vardır. Bu nedenle bir sunucu kurarken security issue`larını souna kadar okuyup, anlayıp, uygulamanız gerekmektedir.
Bunlardan sonra son çıkan hot fixlerden haberdar olmak için server`inşzşn live update`ini açık tutmanız gerekmektedir.
Bunların hepsini uygularsanız sunucunuza kimse dokunamaz. Siz de mutlu, huzurlu web yayınları yaparsanız.
Güvenli sürüşler…
NETleşmek üzere…
İmit Tırıç`a bu bilgiler için teşekkür ederim. Ayrıca güvendiğim diğer system admin ise Siemens`den Engin Çetinkaya`dır, o şimdi bozulur o yüzden onun da adını yazıyorum.

Benden duymuş olmayın:

– Beyler gibi koca bir kent üniversitemiz Bilgi İniversitesinden sonra internet üzerinden bölüm açma konusunda ikinci olmayı planlıyorlar. Hızlarına ve konuya ilgilerine bakılırsa bunu da gerçkten başaracaklar. Benim anlayamadığım şey, Bilgi İniversitesinde bile bu proje yeni başlamışken, büyük grupların sahibi olduğu üniversiteler projelerini başlatalı çok zaman olmuştu. Ama onlardan hala haber yok. Bu internet işi galiba biraz hız işi geride kalanları kimse saymıyor
– Bir telekominikasyon şirketimizin agresif reklam dizisi geri tepmiş gibi görünğyor. Gelen ağır telefon faturalarından şikayetçi olan bir grup abone bu reklamları ti`ye alan cepto… reklamlarına başlamışlar. Işin komiği internet üzerinde bu reklamlar çok fazla dağıtılıyor. Yayılması Pokimam`ı geçecek gibi görünüyor.

Haftanın Sayısı:

403 bu hata numarasını internet üzerinde ilk defa görüyorum. Ne işe yaradığını ise tam olarak anlayamadım. Aslında tam olarak bir hata mesajı da değil. Özel olarak yapılmış bir sayfa. Burada ki bilgilere şu numaralı telefondan ulaşabilirsiniz diyor. Aslında çok hoşumuza gitti ama sanki dış dünyalardan mesaj almış gibi şaşırdık. http://www.rumeli.net/403.html

Son dönemin en önemli konusu Türk Telekom’un özelleştirmesi. Malumunuz son dönemlerin yükselen değeri, küçük ama hızlı hareket eden kontrollü devlet yapısı. Batıda özellikle Amerika’da bunun temelleri çok önce atılmış. Tabii dolaysıyla korkunç faydalar elde edilmiş. Bu faydalar iki yönlü. Hem devlet hem de özelleştirmeye katılan özel sektör bu işten kar etmişler. Dünya ise bu konuda birşeyler yapmaya 1990’ların başlarında niyetlenmiş. Avrupa’da özelleştirme konusunda öncelikle devlete hem iş gücü, hem focus, hem de ekonomik açıdan kambur olan faaliyetler özelleştirilerek hem bu noktalardaki tekelin önüne geçilerek halkın iyi hizmet alması sağlanmış, hem de kontrolün daha yüksek olması sağlanmış.
Tabii işi özel sektör açısından incelediğinizde ise bir iş dalı hakkında oturmuş bir hizmeti satın alıp bunun üzerine katma değerler eklemek doğru bir hareket halini almış. Devletler önce özelleştirecekleri hizmetleri belirleyip, bu hizmeti gerçekleştiren organı özel bir statüye alıp değerini belirledikten sonra alıcılar için ihaleye çıkarıyor. Arkasından da tekelcilik oluşmasın diye aynı hizmet alanında çalışmak isteyen diğer şirketlerin oluşumuna izin veriyor hatta bazı noktalarda destekliyor. Bu amaçla teşvik primleri veriliyor.
Avrupa 1990’ların başlarında bu konuda yapılması gerekenleri belirledi. O dönemde özellikle France Telekom dünya üzerindeki en güçlü üç TT şirketi arasına girebiliyordu. Bir süre faaliyetlerine devam ederlerken, TT nin değeri belirlendi ve satımı için hazırlıklara başlandı. İşin güzel tarafı çok gecikmeden, satım işlemi gerçekleşti. Devlet bu işten son derece karlı çıktı.
Her ülkede üzelleştirme gündeme geldiğinde sorunlar yaşandı. Bunlar devletin hareketsizlik ilkeleri ile özel sektörün hiper yapısının uyuşmazlığından kaynaklandı. Fakat müşterek niyetlerde anlaşılıp toparlanıldı. Bu sayede GSM ihaleleri ve arkasından da TT’lerin özelleştirilmesi operasyonları kayıpsız gerçekleşti.
İsterseniz şimdi bir de Türkiye’de duruma bakalım. Türkiye özelleştirme değil ama yeni oluşan bazı hizmetleri ihale etmeye çalıştı. Bunların ilki _bizi en çok ilgilendirenlerin_ kablolu tv yayını idi. Kablolu konusunda Ulaştırma Bakanlığı, kablo döşeme işini, taşaron firmalara ihale etti. Fakat belli bir süre işletme hakkıyla. Dikkate almadığı çok basit ama çok önemli bir nokta vardı. Kablo döşeme işinde ülkeyi saran ağı oluşturabilmek için ihaleleri semt semt açmıştı. Bu nedenle bir semt içinde sadece bir kablolu şirketi kablo döşeyebilecekti. Buraya kadar herşey normal. Fakat aynı şirketler hizmet vermeye başlayınca, tam bir tekelcilik oluştu. Kablolu tv yayını konusunda bu durum sorun değilken. Katma değerlerde sorun oluşmaya başladı. İnternet hizmetlerinde standartların oluşmamış olması büyük sorun yarattı. Ulaştırma bakanlığı bunu hala görmemezlikten geliyor.
GSM ihalesinde biraz daha şanslıydık. Hiç olmazsa ilk aşamada iki operatör varoldu. Fakat daha sonra ite kalka bir ihale açıldı. Durum hala belirsiz görünüyor. 3. operatörü hala göremiyoruz. Bakalım…
TT konusuna gelince, Türkiye’de iletişimin gücünü özel sektöre bırakmak ulusal güvenlik açısından zararlı. TT’nin fiyatı hala belirlenemedi. KDV oranları değişti. Şirketin şu anki özerk konumu TT brokratlarına son derece fazla imkanlar veriyor, bu nedenle özelleştrme yavaşlıyor.
TT’nin bu yapısından dolayı, özelleştirmenin hep yapılmasını destekleyen biri olmama rağmen, bunun yapılmasının şu an yanlış olduğunu düşünüyorum. Devlet TT’nin özerk yapısını kaldırıp, son 5 yıldır hiç yatırım yapılmayan bu hizmetlerini düzenlemeli, fiyatları belirledikten sonra, telekomu özelleştirilen ülkelerin durumlarına bakıp, blok satış için yeni bir yüzde belirlemeli . Bunu belirlerken ulusal güvenliği de ön planda tutmalı. Bu arada enerji bakanlığında geçen hafta yapıldığı gibi bir kan temizleme operasyonu mutlaka yapılmalı.
NETleşmek üzere….

Öncelikle “Ç” yi bilerek yazdığımı belirtme gereğini artık duymuyorum. Nasıl olsa siz beni, ben de mailleriniz geldikçe sizi tanıyorum. Son iki haftadır gelen mesajlardan çok mutluyum. Özellikle sitem hakkında gelen güzel feedbackler bei çok mutlu ediyor. Hepinize defalarca teşekkür ederim.
Başlığımın bu hafta çankaya.gov.tr olmasının birkaç anlamı daha vardı. Öncelikle artık web sitelerinin halka açılmak için son derece önemli bir kaynak olduğunun unutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Bilişimin devletin üst kademelerine çıkışı aslında birçok ülkeninkinden daha önce başladı. Daha rahmetli Turgut Özal’ın başbakan olduğu dönemlerde, icraatın içinden programlarında dekoru bir bilgisayar süslemeye başlamıştı. Daha sonra bu bilgisayar sayısı ikiye çıktı. Bu bilgisayarların kullanıldığını gösteren önemli bir kanıttı. O dönemlerde babamdan Turgut beyin kardeşi ile 2 – 3 saat bilgisayar konusunda sohbet ettiği bilgisini aldığımda ise çok heyecanlanmıştım. Turgut bey, cumhurbaşkanı olunca bilgisayarları da cumhurbaşkanlığına taşındı. Politikacılar bu dönemde Türk halkının teknoloji merakını keşfetti. Tabii bu politik açıdan çok kolay kullanılabilecek bir hadise olmuştu. Gerçi Mesut bey icraatın içinden programlarında bilgisayarı dekor olarak kullanmadı. Bilgisayarı gerçekten kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. Ama Tansu hanım döneminde icraatın içinden programlarında bilgisayar yeniden bir dekor olarak yerini aldı. Fakat arada küçük bir fark vardı. Tansu hanımın programlarında kadraja sığabilmesi için klavye ve mouse kaldırılmıştı. O zamanlar “voice recognation” daha kullanılmaya başlamamıştı, bu nedenle Tansu hanımın o bilgisayarı nasıl kullandığını gerçekten çok merak ediyorum. Sayın Süleyman Demirel ise cumhurbaşkanlığı döneminde bilgisayara ilgisi olduğunu çok net açıklamıştı. Turgut Özal zamanında çankayaya giren bilgisayar Demirel zamanında köşkten çıkmıştı. Şimdi Çankaya yeni bir dönemi yaşıyor. Sayın Cumhurbaşkanıızın bilgisayara ilgisini bilemiyorum ama internet sitesinden günün programını öğrenebiliyor olmamız son derece güzel. Gerçi Amerika bu konuda da inanılmaz bir farklılık yaratıyor. Sitede ABD başkanının günlük çalışmaları hakkında bilgi almak konusunda bir alan var. Üye olduğunuzda günde 3 – 4 tane çok uzun mesaj geliyor. Mesajların içinde başkanın konuşmalarından günlük programlarına kadar her konu işleniyor.
4. Ocak. 2001 günü Hürriyet gazetesinde Ertuğrul Özkök “www.cankaya.gov.tr” diye bir başlık atmıştı. Yazısının içinde cumhurbaşkanlığı web sitesinde Demirel dönemine ait bir arşiv olmamasından yakınıyordu. Ben one bu konuyla ilgili www.whitehouse.gov adresine bakmasını tavsiye ediyorum, hiç olmazsa Clinton’ın Türkiye’yi ziyaret ettiği günlerde Demirel’in ne yaptığını görebilir. Hatta üşenmeyip adresini de vereyim: http://www.whitehouse.gov/textonly/WH/New/Europe-9911/briefings/1999-11-15b.html
NETleşmek üzere.
Haftanın sözü: yalnıZCa o ANı yaşayacaksınız!!!!!

Gençlerin telefondaki son modası

Mobil iletişim pazarında yeni imaj tasarımlarıyla ayrıcalıklı bir şekilde öne çıkan Ericsson, SwatchÒ Internet Time özellikli dünyanın ilk ve tek cep telefonu “T20” modelini Hong Kong, Londra ve Stockholm’de aynı anda düzenlenen lansman partileriyle dünya pazarına sundu. Önümüzdeki günlerde Türkiye’de de piyasaya sürülecek olan Ericsson T20, duygulara hitap eden farklı tasarımı, cezbedici dış görünümü ve uyumluluğuyla hemen göze çarpıyor. Özellikle 16-25 yaş arası gençliğin yaşam tarzı olan iletişim, müzik, moda ve sanal ortamda kendini ifade etme özgürlüğü, Ericsson T20’nin kendine özgü ve farklı tasarımı, benzersiz aksesuarları, mobil internet özellikleri ve gerçek chat ortamı sağlayan dünyanın ilk ve tek cep telefonu olmasıyla Ericsson’un mobil iletişimdeki yaratıcı gücünün genç pazardaki yansıması. İnsan vücudunun karşı konulmaz cazibesinden esinlenerek tasarlanan Ericsson T20, rahat kavranışı ve sokulgan tavırlarıyla kullanıcısı için vazgeçilmez bir uyumluluğa sahip.

SWATCHÒ INTERNET TIME
İletişim sektörünün lider kuruluşu Ericsson, dünyadaki bütün internet kullanıcılarına saat farkı olmaksızın iletişimde kalabilmeyi ve sanal ortamda ortak bir zaman birimi ile hareket etmeyi sağlayan SwatchÒ Internet Time özelliğini T20 modeliyle cep telefonuna taşıyarak mobil iletişimde bir ilke daha imza attı. Sanal dünyada mevsimlerin, gece ve gündüzün yaşanmaması esasından yola çıkılarak geliştirilmiş olan Swatch Internet Time, güneşin durumuna göre değil kişilerin kendi bulunduğu yere göre ayarlanıyor. Bir günü 1000 dilime bölen Swatch Internet Time @ sembolü ile ifade ediliyor. 1 dilimin 1dk 26,4sn’ye eşit olduğu bu yeni zaman birimi web’de zaman geçirenlerin biraraya gelip sohbet etmeleri, oyun oynamaları ve iletişimde kalabilmeleri için devrim yaratan bir buluş.

WAP 1.1 ve CHAT
Dünyadaki en küçük WAP telefonu olan T20 ile özel WAP sitelerindeki chat odalarında aynı anda birden fazla kişiyle chat yapmak mümkün. Bu özelliği ile Ericsson T20, kullanıcılarının sanal dünyada da seslerini en fazla kişiye ve en uzağa duyurabilmesini sağlıyor ve sanal etkiletişimin keyfini mobil olarak yaşatıyor. Ayrıca WAP özelliği sayesinde en son filmler, günlük burcunuz veya eğlence yerleri hakkında güncellenmiş bilgilere ulaşılabiliyor.

AKSESUARLAR
İletişim sektörünün lider firması Ericsson’un en trendy akımı olan T20 modeli, radikal tasarımı ve çarpıcı dış görüntüsünün yanında, aksesuarlarıyla da mobil iletişim modasının öncülüğünü yapıyor. T20’nin Ericsson FM Radyosu ile uyumluluğu sayesinde haber programlarını takip edip, müzik ve spor karşılaşmalarını dinlerken; T20 kullanıcıları Ericsson MP3-Çalar kulaklık setini cep telefonlarına bağlayarak kendi seçtikleri favori şarkıları CD kalitesinde dinleme şansına sahipler. Ayrıca, metalik kayışı ve İsveç ordusunun kullandığı “Lovika” Eldivenleri’nden esinlenerek hazırlanan özel T20 taşıma kılıfları ile kolay taşınabilmesinin yanında, genç pazarın kişisel imajını tamamlıyor.

DİĞER ÖZELLİKLER
Aktif kapak, sesli arama ve titreşim özelliklerinin yanında, 900 bandında 4.5 saatlik konusma süresi ve 5 gün bekleme süresi, 1800 bandında ise 10 saatlik konusma süresi ve 8 günlük bekleme süresi ile Ericsson T20 mobil olmanın keyfini sonuna kadar yaşatıyor. Dört farklı renk ve üçlü renk kombinasyonuyla gençliğe sunulan T20, açılış kapanış şovu, ekrana resim yüklemeq ve kronometre özellikleriyle renkli ve dinamik bir ruha sahip.

Benden Duymuş olmayın:

. Yılbaşı döneminde web sitelerine kar yağdı. www.asparagaz.com adresini çoğunuz bilir. O siteye yağan kardan bir kısmını da ben www.unaldi.org siteme ihraç ettim. Umarım bana kızmamışlardır.

. Geniş yelpazesine rağmen Türkiye pazarına yeni giren bir bilgisayar programları şirketi logosunu değiştirmiş haberiniz ola.. Yerin kulağı var diye işte buna deniyor!!!

. Ünlü hackerımızın sitesini yılbaşı gecesi bilgisayarcı deyimiyle “parmaklamışlar”. Umarı bunu yazıyorum diye bana kızmaz. Aman dikkat et yeni yıl nasıl başlarsa öyle gidermiş.

. Laptop pazarı sanki yeniden güçlenmeye başlayacak. Türkiye’nin fazla tanımadığı yeni markalarında pazara girmesi an meselesi. Bunu çok net hissediyorum.

. Bilgisayar pazarında ise rakamlar gittikçe düşüyor. Bakalım sonu nereye varacak?

Haftanın sayısı:

28 Evet, 23 Aralık doğum günümdü. 28 yaşına bastım ama bu 28 oradaki 28 değil. Çok sevdiğim bir dostum Graphic User Interface (grafik arabirimi)’nin geçmişi konusunda bir sitenin adresini yollamış. İlk GUI’nin 1973 yılında yazıldığı görülüyor. GUI’lerin internet için önemini söylemenin gereği yok sanırım, zira internetin parlak çocuğu web bu sayede varoluyor…

Bir ömürdür bir ömür gelip geçen…..
Yıllar yılları kovalar, mutluluklar mutlulukları,üzüntüler üzüntüleri.
Binyıllar binyılları kovalar.
Dedikleri gibi “”Nehrin kenarında yeterince uzun oturabilirseniz, düşmanlarınızın gelip geçtiklerini göreceksiniz””
İşte benim niyetim su akarken dostlarımı unutmamak.
Unutmayın ki koca bir binyılı deviriyoruz. Bu insanlık tarihinin önemsediği 2. büyük binyıl başı. Bir binyılın ilk dakikalarını hep beraber göreceğiz.
Ve ne ince rastlantıdır ki; inancınız ne olursa olsun bu günlerde özel anlar yaşayacaksınız.

Hepinize mutluluklar diliyorum. Onun kolay bulunmadığını unutmayın. İyi bin yıllar ve iyi bayramlar…

Atıf ÜNALDI
www.unaldi.org

Artık bu yazıyı okuyanların büyük bir çoğunluğunun hayatında bir iki saatlerini internet üzerinde geçirdiklerini varsayıyorum. Bu varsayımımın doğru olduğunu sizlerden gelen mailler ve icq mesajları ile daha net kavrayabiliyorum.
Bu nedenle artık bize internet hizmetleri veren veya internet üzerinde bize hizmet veren şirketlerini işlerini olabildiğine doğru yapmaları gerektiğine inanır oluyorum. Bu şirketler üzerinde yaşanan her sorun bizim hayatımızı etkiliyor.
Bu nedenle bu hafta internete bağlanmak ile başlayarak, birkaç Türkçe web sitesine ulaşan konularda bazı görüşlerimi sizlerle paylaşmak istedim.
TT
İnternet’ten bahsedince Türkiye’de büyük çoğunluk telefon hatlarını önemsemek durumunda kalıyor. Çünkü bu ülkede bir servis sağlayıcı giden çetin yol telefon hatları üzerinden geçiyor. İşe bir IT profesyoneli tarafından baktığınızda ise TT sadece bu konuda değil servis sağlayıcıların modem sayılarına, ülkenin internet çıkışına kadar her konuda sorumlu olduklarını görüyorsunuz. TT internet için bu kadar çok önemli iken, yapısını incelemeye kalktığınızda çok ilginç bir durumla karşılaşıyorsunuz. Özelleştirme kervanına ilk katılan KİT larden biri olmasına rağmen, iletişimin önemli bir kısmını sağladığı ve bu nedenle hassas bir noktada olduğundan dolayı bir türlü, özelleştirme konusu gerçekleşememiş. Bu nedenle de ne Kit ne de özel şirket arada derede özel bir statüye sahip. Bu statü ise hakimiyeti TT brokratlarının insiyatifine bırakıyor. Bu nedenle özelleştirilmesi hergeçen gün daha da zorlaşıyor.
Zaten özelleşse bile büyük bir kısmının devletin kontrolünde olması gerektiği hem bizim tarafımızdan, hem de bu yasalara hakim insanlar tarafından, hatta ordu tarafından bile (güvenlik sebebiyle) gerekli görünüyor. Bu noktada küçük hisseye sahip bir konsorsiyum’un yada ortağın bu noktada TT’nin işleyişi konusunda ne kadar etkin olacağı merak konusu.
Bu konular açığa kavuşsa bile TT’nin fiyatının belirlenmesi bile önemli bir sorun. Bu noktadada işin en kötü durumu TT’nin bu özerk yapısında bütün işlerin kilitlenmiş olması. TT’nin ya herşeye rağmen bir adım ileri gidip en kısa zamanda özelleştirilmesi yada bir adım geri atarak KİT veya benzeri bir statüde devlet kuruluşları arasına girmesi şart. Belki de TT’yi parçalara ayırıp bir kısmını satmak daha mantıklı. Unutulmamalı ki tam bu noktada vakit nakittir. Eğer bu şekilde giderse devlet bu kurumun satışından istediği faydayı sağlayamayabilir.
ISPLER
Kablolu yayın üzerinden internet bağlantısı alan kişilerin yaşadıkları zorlukların, bulundukları yerde hizmet veren taşaron kablo şirketi ile ilgili olduğunu bildiklerini zannetmiyorum. Unutmayın kablolu tv üzerinden internet yayını ülkenin her tarafında aynı şirket üzerinden çıkmıyor. Taşaron kurumlar var. Bunlardan Ultra TV’ye bağlı olanların son derece mutlu olduklarını biliyorum.
Kablolu yayın üzerinden internet bağlantısı almıyor, bu iş için telefon hatlarını kullanıyorsanız, servis sağlayıcılarınızın sorunları ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Superonline ve Siemens üzerinden hizmet alan birçok servis sağlayıcıların kullanıcılarının şu aralar hiçbir sorun yaşamadıklarını çok net biliyorum. Fakat küçük servis sağlayıcıların bu konuda çok başarılı olduğunu söyleyemiyeceğim.
Tabii bu genelde hizmetin yerine göre değişiyor.
NTVMSNBC
Ixir’in hizmet kaynaklarından birisi. Aslında başarılı bir program ve uygulama olduğunu MSNBC sitesinden çok net olarak görüyoruz. Aynısı bütün program altyapısı ile Türkiye’de de yayın yapıyor. Bu nedenle çok başarılı bir girişim ve kaynak. Fakat eminim kullanıcıları dikkatinden kaçmıyordur, bazı haberler çok özensiz yazılıyor. Birde alt sayfalarda NTVMSNBC logosunun altında “”Home Page”” yada “”Return to MSNBC”” gibi yazılar var. Bunları biraz dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
NETleşmek üzere….

Benden Duymuş olmayın:

Malum yılbaşı geliyor. Herkes bayram, yılbaşı, tatil telaşı içinde. Bu nedenle sektörde iş konusunda çok fazla bir gelişme yok. Ama yine de bayram sonrası netleştirilmek üzere birçok anlaşma prensipten onaylanıyor.
– Önemli bir servis sağlayıcımız eski bir ürünlerini yeni bir yüzle yakında lansman yapacaklar. Bu sayfaları okuduklarını biliyorum. Doğru bir anlaşma yaptıklarını söylemek istiyorum
– Bir diğer servis sağlayıcımız ise Türkiye gerçeklerini görerek bazı kararlar aldı. İnsanın aklına tek bir atasözü geliyor. “”Ayağını yorganına göre uzat”” Yoksa ya yorganın şekli bozulur yada ayaklarını kesmek zorunda kalırsın.
– Gelecek yıl dizüstü pazarının korkunç hareketleneceğini hissediyorum. Bu konuda çok net gelişmeler var. Umarım Türkiye distribütörleri bu işin ne kadar önemli olduğunu farkediyorlardır. Bu arada servis sağlayıcılara özel not. Birçok servis sağlayıcı yılbaşından hemen sonra dizüstü kampanyalarına çıkarken yarı yolda kalmamak için dikkat etmenizi öneriyorum.
– Malum laf dizüstünden açılmışken, pazardaki pastanın büyük payının sahibi belli oldu gibi, ikinci ve üçüncülük için bakalım ilk aksiyon kimden gelecek.
Haftanın sayısı:
0

Bu hafta Informationweek eski yazı işleri müdürü Orsa Halkla İlişkiler yeni danışmanı Doruktan Türker ile bir toplantı yaptık. Bana haftanın sayısı olarak 0 ‘ı niye kullanmadığımı söyledi. İşte kullanıyorum. Bu yazıyı okuduğunuzda Symantec’teki bilgilere göre W32.Kriz virüsü için hazırlık yapmak için sıfır gününüz kalıyor. Virüsün bir versiyorun 25 Aralık’ta aktif olacak. Bios’u silen bir CIH türevi bu virüsten kurtulmak için http://www.symantec.com/press/2000/n001219c.html adresindeki yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

Malum biz internetçiler, kokoreçci ve mısırcılara sempati duyarız. Türkiye’de internet patlamasına bir kokoreçcinin açıklamalarının sebep olması ben de aynı zamanda bu özel insanlara saygı duygusu uyandırıyor.
İnternet’in ilk sokaktaki insane manzaraları bu yaklaşımlarla başladıktan sonra, sayın Banu Alkan’ın o çok özel diliyle anlatımı beni ayrı bir mutluluğa itti. Açıkcasi Okan Bayülgen’in bu hanıma duyduğu sevgiyi şimdi daha çok anlıyorum. Gerçi bilirsiniz her showman’in bir hanıma platonic ilgi duyması Beyazit’in (Halk arasında Beyaz diye de tanınır) Ayşegül Aldinç’e evlilik teklif etmesi ile moda oldu ama….
Neyse biz konumuza dönelim. Artık internet gündemi de Türkiye gündemi gibi, her ağız açıldığında değişiyordu. Değişmeye devam ediyordu. Arkasından bu güvenlik sorunları, lamerlar, crackerlar ve hackerlar. Artık gündemin çivisi çıkmıştı. İnternette magazin basınına yenik düştü. Asıl işin komiği bunun bu şekle gelmesi için uzun süredir emek veren bir sürü insanı “”aman Allah’ım biz ne yaptık”” düşüncelerini alacak kadar hızlı gündem değişiyordu.
Aslında bu sadece Türkiye için böyle değil. Dünyanın her köşesinde aynı sorunlar yaşanmakta. Daha geçenlerde www.creditcards.com ‘un kredi kartı database’ini çalan bir hacker’ın bu bilgiyi değişik e-medya şirketlerine yollamış olması ile dünya çalkalandı. Ondan birkaç gün once ise Microsoft’un kaynak kodlarının çalınması ortalığı birbirine katmıştı. Her ne kadar bu kültürün en yakın takipcilerinden olan MS konuyu kendi tarafına çekip, skor hanesine bir eklese de bu hergün yeni bir sansasyonun oluşmasını engellemiyor.
Geçen hafta yine mailing listlerde çok özel bir espri dolaştı. FBI’in fotoğraf arşivinden kendi fotoğraflarınızı arayabileceğiniz bir adres. Ben kendi ismimi girmeden once Türkiye’nin tanınmış simalarından birinin ismini girmek istedim. Beyaz’ın ismini girdiğimde fotoğrafının gerçekten orada olduğunu gördüm. Ama üzülerek söylemeliyim ki FBI database’ini yenilemek zorunda, çünkü koskoca Beyaz’ın sadece 3 yaşındaki fotoğrafına ulaşabildim.
Yeni sitelerin kurulduğunu group hergün mutlu oluyorum. O kadar özel konulara hitap edilen siteler açıldı ki vertical portal politikasını önemseyen Superonline Türkiye’de içerik ortağı bulmakta kesinlikle zorlanmayacak gibi görünüyor. Her nekadar kendi sitem için Superonline’la konuşmayı düşünsem de, bu iki güzide siteyi de onlara önermeden geçemeyeceğim. Bu sitelerin ilki http://www.sanalnikah.com tamamıyla interaktif bir site. Gerçek bir bağlantı ve iletişim noktası. İkinci güzel site ise http://www.salakkiznasiltavlanir.com/. Bu site de ise çok geniş bir içerik ve büyük tecrübe var. Açıkcası bu gerçekten başarılı bir fikir. Kabul etmeliyim konuyu çok severek okudum.
Bu aralarda son derece önemli bir yer tutan e-ticaret’I de unutmamak gerektiğine inanıyorum. Türkiye’de kobiler için gerçek bir çıkış noktası olacak e-ticaret üzerine de önemli çalışmalar var. Bunların en başında Türkiye’ye özgü kokoreçten sonar ikinci önemli tat olan simit konusunda. http://www.i-simit.com . Bu siteden karperli yada karpersiz simit satın almanız mümkün. Yalnız demin siteye girdiğim de, sitenin yayının geçici bir sure ile durdurulmuş olduğunu gördüm. Çünkü simitçimiz Hülya Avşar Show’un çekimlerinde olacakmış. Açıkcası yıllardır e-ticaret’in kobiler için gerçek bir çıkış noktası olduğunu her seminerimde dile getirmiş olmama rağmen bu kadarını ben bile hayal edemezdim.
Türkiye’de prestij amacı ile de siteler inşa edilmeye devam ediyor. Bunların en güzel ve önemlilerinden biri bir kemp sitesi. Malum bilerek kitsch yapan sanatçıların yaptığı işe kemp denir. Bu site bu kadar kitsch’I bir arada içerdiğine gore büyük ihtimalle, bunlar bilerek yapılmıştır diye düşünüyorum. Ekrana önce bir uzay görüntüsü ve dönen bir dünya geliyor. Arkada ise Stainley Kubrick’in 2001 A space Odessey filminin müziği. Sonra dünyanın iki yanına biber ve domatesler geliyor ve bir şiş dünya ile birlikte hepsini şiş’e geçiriyor. Sitenin ismi mi? http://www.cilgindurumcu.com . Meraklısına…
Bu böyle sürüp gidiyor ve ben Sezen Aksu’nun ada vapuru şarkısını içimden söylüyorum. Ne güzel sözler onlar, Türkiye’nin gerçeğini nasıl da açıklıyor: “”Ada vapuru yandan çarklı, bayraklar donanmış cafcaflı, simitçi, kahveci, gazozcu… Şinanay yavrum şina şinanay, şinanay da yavrum hopaşinanay…””
NETleşmek üzere…

Benden duymuş olmayın:
– Sabah gazetesinin smtp server’ı Netaddress tarafından abuse listesine alınmış. Bu çok üzücü bir durum, umarım en kısa zamanda bu sorun giderilir.
– Malum yılbaşı yaklaştı, etrafta ekonomik sıkıntı kol geziyor. Büyük bir holding’in internet şirketi iki aydır maaş alamıyormuş.
– Bir internet şirketi son dönemde yaptığı büyük anlaşmaların sonucu olarak her üç elemanından birini atmış. Bu piyasadaki çalışabilecek durumdaki internet profesyoneli açığını birsüre giderecek gibi görünüyor.
– Bu size doğum günümden önceki son yazım. Benden duymuş olmayın ;-))

Haftanın sayısı

7

Sayımız yedi. Hayır haftanın yedi günü değil. Ünlü “”seven”” filmini seyredenler de bilirler, 7 ölümcül günah. Bu konuda ki bilgilerin web tasarımcıları ile ne kadar yakından ilgili olduğunu bu işi gerçekten doğru şekilde yapan herkes çok iyi bilir. Tasarımda açgözlülük bir web sitesini iflah olmaz şekillere sokabilir. Bu hafta dolaştığım sitelerin çoğunda bu sorun ile karşılaştım. Aman dikkat..

Öncelikle bu başlığı Avant Garde diye okuyanlar veya bu adam bu başlığı yanlış yazmış diyenler varsa, ben onların yerinde olsam bu yazıyı şu anda kapatırdım. Bu yazının onlara vereceği hiçbirşey yok…
Avant Garde, malum kelime anlamı ile sanatta öncü olmayı anlatır. Bu bir akım olarak sanatın her türlü alanında, sınırları ve standartları zorluyan bir yaklaşımdır.
Contradictions: Calvin Klein’in son kokusu. Kokunun özünden daha önemlisi ortaya konan konsept. Koca bir kapak ve bu kapağın altında küçücük bir şişe. Bu bana hep yin yang’i yani siyah beyaz, büyük küçük uyumunu ve zıtlığını hatırlatır. Fizikte bu konuyu anlatan çok açık bir önerme vardır. Her etkinin bir tepkisi vardır.
Avam: Bu konuda ise aklıma sadece bir manşet geliyor. Halk kumsala hücum etti, vatandaş denize giremiyor. Vatandaş, avam kültürün üzerindeki bir başka sınıfı anlatır.
Guard: Aslında bu kelime Türkçe’mize bar kapılarındaki insan azmanı, kültürsüz insanların kıyafetlerinden girdi. Türkçe’si güvenlik, koruma gibi dursada bu kelime aynı zamanda fiil olarak da kullanılır. Koruyan savunan anlamına gelir.
Popüler kültür avant garde’a avam guard’dır. Hepimizin yeni korkusu popüler kültür. Kolay tüketilen, altı boş, temeli olmayan anlamsızlık abidesi. Müzik olarak başından sonunu anlayabileceğiniz tek düze, basit… Avant Garde kültürün tam tersi, hiçbir noktadan bağlantılanamaz hali. Siyahın karşısındaki, beyaz.
Bunlara nereden geldiğimi hepiniz eminim çok merak ediyorsunuz. Beşiktaş civarlarından geçerken, bir internet cafe’nin tabelası ile karşılaştım. Tabelada “”Dedikodulu internet Cafe”” yazıyordu. Çoğunuzun magazin programlarından da takip ettiğiniz gibi, dejenere toplumun son kalesinin ismini kullanmışlar. Bunu anlattığım arkadaşlarımdan birisi yakında hergelesini de açarlar dedi. Aslında düşününce bu internet cafe’lere suç bulmamam gerektiğine karar verdim. Kültür olarak internet cafelerin bu şekilde kullanılması, öykündükleri yaşamın dejeneriliğinden hiç farklı değilki.
Bu nedenle internet cafeleri bir ilim irfan yuvası olarak göremeyeceğimizi çok açık anladık. Yapacak birşey kalmadı. Belki de artık sektörün bu yanını iyeleştirmek yerine kesip atmak daha mantıklı. Aslında eminim gerçek anlamda örnek bir internet cafe de kurulabilir. Ama belki de altı dolu, kökleri yere basan bir bilgisayar kültürünü ancak bizim torunlarımız görecek. Umarım üniversitelerimizde internet’in ruhunu anlatan bölümler açılmaya ve büyümeye devam eder de biz de bu konuları yazmaktan kurtuluruz.
Yazının başında, konuyu avant garde diye okuyan dostlarımız her türlü uyarıya rağmen bu yazıyı sonuna kadar okumuşlarsa, onlara neden bu kadar sert yaklaştığımı şu an yüzlerindeki alaycı ifade ile merak ediyorlardır.
Doğrusu bizi klişelere zorlayan en ciddi duygunun popüler kültür olduğunu düşünüyorum. Altında birşey yatmayan bu kültür, bizi tele-voleler dünyasına attı. İşin üzücü tarafı bu kültürel erezyona dur diyecek ak sakallı bir dedemiz de yok. Dolaysıyla bunu sadece ve sadece biz gerçekleştirebiliriz. Birkaç gün önce AGP’nin tv rating ölçümlerini yaptıkları evleri açıklamalarını isteyen bir grup insan basın duyurusu yaptılar. Çünkü artık kimse bu erezyonun topraklarımızı, biricik ve çok verimli topraklarımızı yok etmesine, alıp denize götürmesine razı değil ve olmayacak.
NETleşmek üzere…

Genç adam yorgun ve açtır. Beyoğlu’nun ara sokaklarında ilerledikten sonra caddeye çıkar. Aklında soru işaretleri vardır. İnternet ve internet teknolojileri konusunda iflah olmaz yüzlerce soruyla karşılaşan beyni artık bu zor dönemde yorgun düşmüştür. E-ticaret konusunda, acele teklif isteyen telefonlardan, doğru planlanmamış veya planlama process’i bitmemiş şirketlerden gelen sorulardan bıkmış ve yorulmuştur. İnternet konusunda yapılacak her adımın iyi hesaplanması gerektiğini sistemin real-time olup olmayacağının bile proje maliyetlerini ne kadar etkileyeceğini düşünmektedir.
İşte bu düşüncelerle hamburgerciye girer genç. Kısaca kasanın üstündeki ışıklı panoya bakar. Buna niye baktığına hiçbir zaman akıl veremez, çünkü lise yıllarından bu yana hep aynı menüyü yemektedir. Sadece yaşlandıkça yediği miktarı azaltmaya çalışmaktadır. Malum artık profesyonel spor yapmıyordur ve en ufak hareket bile kendisini nefessiz bırakmaya başlamıştır. Artık koca bedenim bu büyük menüleri kaldıramıyor derken, bir anda kasiyerin işinden ve kendisinden sıkılmış bakışlarla, belli ki son kez ne yersiniz sorusunu duyar. Biraz da bıkkın bir ifade ile “”bir bigmac menü”” dediği duyulur. Kasiyerin içecek olarak ne alırsınız sorusuna ise yıllardır verdiği cevabı verir. Sadece “”Cola”” der. Genç adam artık hep aynı konuşmayı yapmaktan sıkılmış olarak bu sefer bir değişiklik yapmaya karar verir ve çabuk bir ifade ile “”diyet cola”” der.
Colanın diyet olduğunu duyan kasiyer bir bardak çıkarır, içine cola’yı koyduktan sonra bardağın üzerini kapatır ve eliyle kapağın üzreindeki minik çıkıntıyı iteler. İşte genç adamın hayatına büyük değişiklik yaratan nokta bu oldu, kafasında binlerce soru işaretinin yok olmasına sebep bir kasiyerin küçük el hareketi olmuştu.
Hızlı hızlı düşünmeye başladı, genç adam. Belki de dünyanın en yaygın database’i ile karşı karşıyaydı. En yaygın, en kullanışlı en küçük. Bilgi boolean bir bilgi idi ve bunun tutlması için cola’nın kapağında küçük bir field açılmıştı. Boolean bir bilgiyi text, sayı veya başka herhangi bir yöntem ile depolamadıkları için oldukça feasible bir yöntem ile karşı karşıyaydılar. Peki dedi genç adam içinden bu sistemin bu kadar başarılı çalışmasına sebep olan neydi?
Öncelikle bilginin doğru platformda depolanması ve doğru depolanma için altyapının oluşturulmuş olmasıydı. İkinci önemli konu ise bilginin iyi analiz edilmesi durumuydu. Bilginin şeklinin doğru belirlenmesi, genişleme ihtimalinin olup olmaması, depolama kısmının şeklini ve bu sistemin çalışacağı platformun yapısını da balirleyecektir.
İşte internet projelerinde yapılan en büyük hata da budur. İşin yapılış ve üretim süresi oldukça kısalmıştır. Ama buna rağmen planlama süresi, geri dönüşümsüz yöntemler yüzünden oldukça uzamış bulunmaktadır. Şirketlerin internet konusunda yapacakları projeleri belirleme de öncelikle kendi sistemlerinin entegrasyonunu ölçümlemeleri, projenin algoritmalarını çıkarmaları gerekmektedir. Bunun ne internet bilgisi, ne de bilgisayar bilgisi ile alakası yoktur. Olması da beklenemez. Danışmanlığını yaptığım şirketlerin çoğuna öncelikle bunu anlatmayı gerekli görüyorum. Aslında hergün bu araştırmayı yapmamış onlarca şirketin, bilgisayar uzmanının sihirli değneğinin olduğunu düşünmelerinden de oldukça rahatsızım. Umarım bu böyle sürüp gitmez.
Yemeğini yemiş ve kafasındaki sorulara artık anlatacak birşey bulmanın rahatı içinde o alıştığı hamburgerciden çıktı, genç adam. Artık birşeylerin değişeceğini umuyordu. Bunları yazmayı, önüne gelene anlatmayı umuyordu. Tabii anlayan olmamasının ne önemi var ben anlıyorum ya diyemeyecek kadar da eğitime önem veriyordu.
NETleşmek üzere…

Geçenlerde bilgisayarcı arkadaşlardan biri askerlik işini halletmek için doktora gitmiş. Doktor arkadaşımızın bilgisayarcı olduğunu farkedince hemen bu konudaki bilgilerini test eden hem de dostumuzu deneyen bir sohbete dalmış. Sohbetin ana konusu kadın – erkek, madde – antimadde ayrımından bir anda binary coding yani ( birler ve sıfırlara ) gelmiş. En sonunda doktorumuz işte demiş kainatın sırrı bunda saklı herşey birlerden ve sıfırlardan meydana geliyor.
Doktorumuzun, bilgisayara sektörüne hatta teknolojiye olan yakınlığını bu sözlerle tahmin etmek çok mümkün. Geçen gün bu konuda çok ilginç, ilginç olduğu kadara da kafamdaki soru işaretlerini yanıtlamaya çok yakın bir tez ile karşılaştım. Bu tez IQ ve EQ üzerine idi. IQ malumunuz son yüzyılın en önemli ölçüm değerlerinden biri. EQ ise yükselen yeni değer. Duygusal zeka (EQ) son derece büyük avantajlara sahip bir yaklaşım. Şimdi bu mantığın nereden yola çıktığını ve bizim aslında AI ( Artificial Intelligence ) konusunda nerede yanıldığımızı hep beraber bir inceleyelim. Bilim adamlarının büyük bir kısmı AI ‘ın başarılı olmasının mümkün olmadığı konusunda hemfikir. Bunun en önemli sebeplerinin başında düşünce yapımızın şu an anladığımız anlamda algoritmik olmamasından kaynaklanıyor. Siz birçok fikre karar verirken nelere dikkat ettiğinizi, neleri ölçümlediğinizi kendinize algoritmik olarak bir akış şemasıyla ifade edebiliyor musunuz? Eğer edebildiğğinizi söylüyor ve bunu kendinize ispat edebiliyorsanız, büyük ihtimalle sosyal yaşamdan oldukça uzaklaşmışsınızdır. Hatta toplumun sizi ya kullandığını yada dışladığını çok net söyleyebilirim. Bunun tek bir sebebi vardır, sosyal yaşam “”1″” ve “”0″”lardan oluşmaz. Bunun dışında binlerce ara sayılar mevcuttur. Bu sayılar sistemin getirileridir. Bu fuzzy logic beklenilmeyen durumlarla karşılaşılması anında sistemin ara kararlar alabilmesine yardımcı olur.
Her ne kadar erkek aşçıların kadınlardan daha iyi yemek yaptığı görüşü hakimse de, unutmamak gerekir ki her kadın iyi yemek yapabilir. Bunun sebebi erkek kafasının birlere ve sıfırlara daha yakın olmasındandır. Bir erkek harcına tuz yerine şeker dökülmüş olduğunu farkettiği bir köfteyi hemen çöpe atar ama her kadın bunu toparlamanın yolunu bilir. Bu fuzzy logic sistemin “”halt”” olmasını da engeller. Dikkat ederseniz çevrenizdeki erkeklerin anlamadıkları bir konu üzerinde sinir oranları (yani “”halt”” etmeleri) ihtimali kadınlara göre oldukça fazladır.
Bu noktada daha ilginç olanı son zamanlarda beni ençok uğraştıran ama annemin kesinlikle 10 saniye içinde çözeceğinden emin olduğum bir soruydu. Bir yerde üç lamba var. Bu lambalardan birini yakan bir anahtar lambaların yandığını göremiyeceğimiz bir yerde. Elektrik anahtarı ile oynadıktan sonra lambanın söndüğünden emin olup birkez odaya girip hangi lambanın yandığını bulmamız gerekiyor. Evet sorunun çözümünü bulamadım. Gerçi bir lambanın ışıktan başka ne verebileceğini düşünerek doğru algoritmaya yaklaşmıştım. Ama annem olsa eminim anında lambayı belli bir süre yakıp söndürdükten sonra aşağı inip sıcak olan ampülü bulmayı akıl ederdi. İşte fuzzy logic tam olarak budur.
İnternet bu yeni moda mantığın üzerine inşa edilmiştir ve bu nedenle internette başarı, IQ üzerine algoritmalar yazmayı gelenek haline getiren Amerikalılardan çok kaotik trafik kurallarına sahip, herşeyin heran olabileceği bir ülkede sağ kalabilme başarısına sahip Türk ırkının olacaktır. Bunu Amerikalılar bile farketmişlerdir.
NETleşmek üzere…

Hangi filmdi hatırlayamıyorum. Bir köy filminde evlenme yaşı gelen hanımlar, bir biber ekip bunu saksısı ile köyün çeşmesine getirirlerdi. Eğer bu hanımın taliplisi varsa, gider o biberi yer ve bu beyanını açık saçık belli ederdi. Bir hanım biberin köy çeşmesine getirmekle, evlilik fikrine hazır olduğunu deklare ettiği gibi, aynı zamanda bu biberi köy delikanlılarından herhangi biri yiyebileceği için, izdivacı konusunda herkesin talip olma hakkının olduğunu da kabullenirdi.
Şüphesiz köy ortamları, birlikte yaşam ve sosyalliğin en son noktasına kadar yaşandığı mekanlardı. Bu nedenle internet ile aralarında korkunç bir bağlantının var olduğuna inanıyorum. Özellikle protokollerdeki çeşitlilik, platform değişken olması ve kapalı toplumlarda yaşanan birbirini (internet üzerinde belki kişinin fiziksel bilgileri konusunda fazla bir detayı bilme imkanınız yok ama sanal özelliklerinin çoğuna hakim oluyorsunuz ) bilme özelliği internet ile çok benzeşiyor.
İnternet üzerinde de web alanına konulan her türlü bilgi,belge, data, kayıt aslında ister istemez su başına getirilen biberler gibidir. Siz bu verileri web üzerinden kullanıma açtığınızda, biberinizin de herkes tarafından yenilmesini göze almış olursunuz. Tabii köy ortamlarında hanımlar eğer talipleri varsa oların gücü ve etkisi, karşılıklı gidip gelen enformasyonlar ile biberin yanlış kişi tarafından yenilmesini engellerler. İnternette ise bunu yapma yetkisi ve yetisi sistemlere bakım ve güvenlik hakkı olan sistem yöneticilerine verilmiştir. Bu yöneticilerin görevi kısaca sunucu makinenin “”up and ready”” olmasını sağlamak ve biberi yeme hakkına (“”permission””) sahip kullanıcının bibere her istediği an ulaşabilmesini sağlamak. Tabii bu noktada arkadaki koca veri tabanının tamamına değil kendisine izin verilen kısmına ulaşılmasını sağlamak için 1’ler ve 0’lar dışında ara mantıklarda işlemekte. Zira herkesin bazı verileri sonuna kadar kullanma hakkı olduğu gibi, bazılarını da kesinlikle bilmemesi gerekmektedir. Biz 1994 yılında müşteri bilgileri üzerinde bazı eklemeler yaparken bütün veri tabanını bütün kullanıcıların görebileceği bir alana koymuştuk. O zaman zaten 100 – 200 kullanıcı vardı ve hepsi birbirini tanıyordu. Şimdi bu noktada çok şeyin değiştiğini görüyoruz. Kullanıcıların birbirleri hakkında bilgi sahibi olmalar şirketin ticari hareketlerini de kısıtlar bir noktaya getirdi. En azından prestij düşüklüğü yaşatıyor.
Bu bilgilerin kullanımı ve korunumu konusunda biraz kafa yormak gerekirse. Öncelikle çok önemli bir noktayı unutmamak gerekir. Siz bilgilerinizi web’e taşıdıysanız biberin yenilme hakkını herkese vermişsiniz demektir. Bu size saldıran, verilerinize ulaşmaya çalışan ve hatta ulaşan herkesi haklı konuma getirir. Çünkü veriyi koyduğunuzda korumasını da yapmanız gerekmektedir. Tıpkı su başına biberini getiren güzel bir kadının ve taliplisinin o biberi koruduğu gibi. Yalnız güvenlik ile ilgili bilmeniz gereken çok önemli bir kural daha vardır, bu da hiçbir sistemin yüzde 100 güvenli olmadığı bilgisidir. Bu nedenle eğer çalınmasını istemediğiniz bir veriniz varsa bunu web’e koymamanız daha doğru olacaktır.
Bir önemli konu da web’e yerleştirdiğiniz verinin formatıdır. Geçenlerde internet üzerinde bir sitede bir sorgulama ekranı ve devamında ise excel tablosu benzeri bir verinin geldiğini fark ettim. Sorgulama içinse “”like”” kullanılmış olduğu dikkatimi çekti. Önce “”a”” yazıp aratarak içinde “”a”” olan bütün veriye ulaşmayı düşündüm, sonra araya “”%”” koymanın verinin tamamına ulaşmamı sağlayacağını fark ettim. Yirmi dakika içinde bütün veri bilgisayarıma inmişti. Ne yazık değil mi? Değerli bulduğunuz bir verinin bu kadar kolay alınabiliyor olması. İşte web üzerinde dikkat edilmesi gereken bir noktada bu verinin bu kadar kolay bir şekilde el değiştirmemesini sağlamak. Sonuç olarak kendi verisini korumayı bilenler veya bu veriyi en iyi şekilde dağıtanlar internet üzerinde ayakta kalacaklar.
NETleşmek üzere…