Atıf Ünaldı Yazılar

Artık internet kullanıcıları olarak hep en iyisini en gelişmişini istiyoruz ve artık buna her noktasında hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Bu düşüncenin de hatalı olduğuna inanmıyorum. Gerçekten web kullanıcısı hızlı ve güçlü bir şekilde her türlü fiziksel gelişmeyi tanımadan ilerliyor. Hatta biz uykudayken bile o gelişmesine devam ediyor.
Bu hafta size tam da böyle bir uyku anında nasıl basit ama kocaman bir açığın ortaya çıktığından, web hızıyla bilgilerin eldeğiştirdiğinden bahsedeceğim. Tabii maceramızın herzamanki gibi başrol oyuncusu Microsoft. Geçenlerde “”.Net”” projesi ile hertürlü MS ürününün internetten de kullanılabileceğini ballandıra ballandıra anlatmışlardı. Bu elişmeler uzak da görünse bir IT’ci için dünyanın en inanılmaz en güzel fantazisi. MS bu gelişmelri açıklamakla kalmadı hemen bize ilk “”bug”” ını gösterdi. Bu açığı bulan kişileri veya grupları tebrik etmek lazım. Çünki bu kadar büyük bir hatanın yapılabileceğini düşünmek gerçekten bir zeka işi. Koskoca bir işletim sisteminin kalbindeki programın internet üzerinden yönetilebileceği kimsenin aklına gelirmiydi.
Bilmiyenler olduğunu düşünerek, bu “”bug”” ın nasıl çalıştığını biraz anlatmak istiyorum. Biliyorsunuz işletim sistemlerinin içinde bütün komutları çalıştırma kapasitesine sahip güçlü bir program var. Dos işletim sisteminde ana dizinde duran bu program windows’un versiyornalrı geliştikçe ismini cmd.exe olarak windows dizini içine aldı. NT’ler de ise windows dizini altında system32 altında bulunur. Bu programın internet üzerinden aynen bir cgi gibi calistirilabiliyor olmasi MS’in gözünden kaçan kocaman bir açık. Bu açık yüzünden herhangi bir dos komutunu browser ekraninizdan calistirabiliyorsunuz. Bu konutlar arasinda copy, move, del de var. Peki bunlar nasil calisiyor. Tabii boyle koca bir hata icin tekbir açık yetmez bir de IIS üzerinde “”..”” ‘nın sizi bir üzt dizine taşıması lazım. Kutlamak lazım.
Bu açık sayesinde ben bu yazıyı yazarken Türkiye’deki server’ların %80’ini önünüzdeki bilgisayar gibi çalıştırabiliyordunuz. Ne komik değil mi MS uzun süre server’larina telnet yapma imkanı olmayan serverlar çıkarmıştı fakat ne kolaymış telnet yapmak. Birgün öne e-ticaret siteleri bu açıklarını kapattı, fakat hala birçok server’da bu hata var. Mesela son olarak www.imedya.com adresine baktım ve koca bir açık gördüm.
Bu açıkla daha neler mi yapılabilir? Server üzerindeki beğendiniz bir database dosyasını, mesela bir bankanın kredi kartı bilgilerinin olduğu bir dosyayı anonymous ftp alanına atıp, sonrada anonymous ftp ile bağlanıp çekebilirsiniz. Bu sayede ne çok datanın aktığına inanmazsınız.
Hani deprem ilgili bir laf vardır ya “”depremler insanları öldürmez, binalar insanları öldürür”” diye ben de bunu biraz uyarlamak istiyorum. İnternet güvensiz değildir, system admin’ler, işletim sistemleri, kötü programcılar, az sermaye işi ile internet projeleri hazırlayan patronlar güvensizdir.

NETleşmek üzere….

Benden Duymuş olmayın:

– E-ticaret işinde, üç önemli bacak vardır. Bunlardan birincisi iyi bir bilgisayar desteği, ikincisi güçlü bir banka, üçüncüsü ise lojistik destek. Danışmanı bulunduğum şirketlere ilk iki bacak için çok net çözümler sunabiliyordum ama artık üçüncü bacak için de son derece başarılı bir şirketin oluşmaya başladığını öğrendim. İsim ve kurumsal kimliği konusunda size hiçbir ipucu vermiyeceğim, sadece altyapısının çok sağlam olduğunu kurucularının geçmiş tecrübelerinden anladığım bu şirketin kurumsal kimliğini mass-ast yapıyor.
– Bugün de onlarca web açığı ile karşılaştık. Bunların etik yönlerini gelecek haftalarda incelemeyi düşünüyorum. Ama system adminlerinin uyudukları yerlerden artık kalkmaları ve çalışmaları gerektiğini düşünüyorumi. İşin en kötü tarafı koca ülkede herkesin işletim sistemini winnt dizinine, web sayfalarını ise inetpub dizinine koymaları. Bu kadar basit bir hata nasıl yapılır bilmiyorum.
– Bir de yeni çıkacak ürün. Bu gizli bir bilgi değil aslında ama yine de siz benden duymuş olmayın.Yeni bir mp3 player, 9 GB mp3 dosyası, kumanddalı ve arabaya takılabilir şekilde yapılmış harika bir ürün, gelecek hafta içinde Türkiye’de olacak
– Bu dijital kanallarda ki aldatmacaya dikkat edin. Aldığınız dijital kanal şirketinin gerçekten dijital yayın mı veriyor yoksa, size bir uydu üzerinden analog yayın mı izletiyor dikkat edin. Aldığınıza değsin. 300 e yakın analog kanal seyredeceğima 70 -80 dijital kanal seyretmeyi tercşh ederim. Zaten demassification dan o kadar kanalı seyretmek mümkün de olmuyor ki..
Haftanın Sayısı:
1.
Haftanın sayısı bir. 94 senesinde o zaman yazdığım bilgisayar dergisine ilk yazı olarak internet 2 projesini yazmıştım. Yıllar geldi geçti, internet bir tane ve tek olarak yoluna devam etti . Bir ikincisi olmadı. Hani eskilerin bir lafı var ya başka İstanbul yok diye.. Başka internet yok….

Bir site insana, net kullanıcıları hakkında neler öğretebilir? Evet aslında bir site ziyaretçileri için yapılmıştır, ziyaret edildikçe anlam kazanır ama aslında internet gibi bir platform’dan bahsedilince, site ziyaret eden kişiler hakkında bilgi de verebilir. İşin en ilginç kısmı bu bilgiyi sadece kullanılan yerler hakkında değil, ziyaretçilerinizin psikolojik, sosyolojik analizini yapma hakkını da size verir.
Geçenlerde sitemi tanıtan bir yazı yazmakla birlikte bu analiz imkanına da sahip oldum. Kullanıcıların nerelere girdiklerini, hangi yazılarımı okuduklarından, ne gibi boşluklar aradıklarına, nerelerde ne gibi hatalar yaptıklarına kadar çok fazla bilgi…
Eğer siteme giren insanları bir deneyin kontrollü grubu olarak değerlendirirsek, karşımıza çıkan sonuç aşağıdaki gibidir;

Kullanıcıların %90’ı internet üzerinde yaptıklarının izlendiğinin farkında değil!!!

İnternet platformuna çıkan her bilgisayarı, biribirinden ayırt etmek için ip ( herbiri 3 rakamdan oluşan ve noktalarla ayrılmış dört numara ) ile belirlernir.. Bu numara hem sizi temsil eder, hem de nereden nasıl bulunabileceğinizi belirler. Eğer leased line kullanıyorsanız bu ip’niz statik bir numaradır, aylarca hatta yıllarca hiç değişmez. Hatta aksi olmadıkça hiçbir zaman değişmez. Tabii hepimizin internete bağlanmak için leased line kullanma imkanı yoktur. Bu nedenle ülkemizde iki değişik yöntem uygulanır. Birincisi dial-up, her isp ( internet servis sağlayıcı ) belli miktardaki ip’lerini bu iş için ayırmıştır. Siz internete bağlanmak için isp’nizi aradığınızda o size o an boş olan bir ip verir ve bunu kullanan kişinin kullanıcı bilgilerini kaydeder. Siz internetten düşene kadar o ip sizindir ve fakat bunu isp’niz biliyordur. İkinci yaygın internet kullanma yöntemimiz, kablo tv yayını üzerinden olur. Bu sistemde de statik ip verme imkanı vardır, fakat ülkemizdeki kablolu şirketleri bunun istismar edileceğinden korktukları için 2 saatte bir ip atama sistemi yapmışlardır. Bu sistem ile yine karşı taraftaki kişinin ip’si bilinir. Bu bilgiler log dosyalarında kayıt edilir ve bu kayotlar arşivlenir.
Bir web sitesine girdiğinizde ise yaptığınız her hit için (yani siteden aldığınız her veri için, yani bir sayfada belki 20, belki 30 kez) ip numaranız, kullandığınız protokol, bu protokle gonderdiğiniz komut, bilgisayarınızın işletim sistemi, kullandığınız browser bilgileri bile kayıt edilir. Yani bir siteye girip yanlış birşey yazdığınızda bu işini bilen biri tarafından bulunur.

%10’u server üzerindeki güvenlik açıklarını arıyor

Deminki %90’ın dışında kalan grup, bu konudaki bilgilerini sınamak konusunda çok iştahlı. Tabii yakalanmadıkları sürece sorun yok. Ama dedim ya log dosyaları…

%10’u bilgisayar tarihi konusunda kendini bilgili zannediyor

Bu konuda yaşadığım en komik olay DOS 3.3 sürümünün çıktığı tarihte doğmuş olan bir küçük arkadaşımızın bana çok b ilmiş bir tavırla “”Sen bilgisayara windows’la mı başladın”” demesiydi. Çok gülmüştüm, düşündükçe hala gülüyorum. Geçenlerde birisi de internet üzerinden bir forum alanında 78 yılında Türkiye’ye ilk modem girdi, sen 91 ‘de Türkiye’nin ilk BBS’ini kurduğunu söylüyorsun. Biraz geç olmamışmı demesiydi. 91’de biz remote access 1.0 kullanıyorduk. Yani BBS programları bile yeni yazılmaya başlamıştı. Niye bu kadar gecikti bilemiyorum, benden önce olanları da merak etmiyorum.

Bunun dışında forum alanına isim yazmaktan korkuyoruz, anket yanıtlamaktan korkuyoruz, fiziksel bilgilerimizden nette korkuyoruz…
Bunlar sonlanmadan yani ismimizi internette kullanmayı öğrenmeden daha doğrusu net’i şehrin arka sokakları olarak görmeyi bırakmadan netleşebileceğimizi zannetmiyorum.
Biraz daha okumamız, gayret etmemiz ve bu filin şeklini anlamamız gerek galiba…
NETleşmek üzere…

Haftanın sayısı:
404 Malumunuz sayfa yok demek. “”Page not found”” yani umduğunuzu bu sitede bulamayacaksınız demek. Web browserınız eğer “”Friendly error messages””a ayarlı değilse server tarafından, bulunan yerde sayfa olmadığını gösteren mesaj. Allah kimseye 404 Page not found göstermesin diyelim. Hele kendi sitesinde asla göstermesin, cünkü bu sitenin kırık linkler içerdiğini gösterir veya server’ınızın formatlandığını…

Benden duymuş olmayın:

– Portal yapmaya meraklı bir gazetemizin smtp server’ı spam server listesinde. Dolaysıyla mimlenmiş durumda. İşin komiği bunu daha hiçbiri farketmedi. Fakat bu listeyi kullanarak mesaj kontrolü yapan ericsson, usa.net gibi yerlere mesaj atmanıza imkan yok. Hatta daha birçok yere.
– Adı geçen (yada geçmeyen ;-)) gazetemiz bu portalleri satıyormuş. Birileri alır belki ne dersiniz. İyi olmaz mı?
– Bir dostum ile biraz internet üzerinde, güvenlik sörfü yaptık. Açıklar inanılır gibi değil. Türkiye’de asp kodlarına ulaşılamayan server neredeyse yok gibi. Merak ediyorum bu server adminleri ne iş yapıyorlar. Hot fix takip etmek gerçekten bu kadar zor mu?

Öncelikle hepinize en içten bir merhaba demek istiyorum…
Bunu bir bilgisayaracı olarak değil ama bir internetci olarak yapmam gerektiğini çok NET biliyorum. Nedeni ise belki de bu iki sektöründe nasıl kısa zamanda biribirinden ayrıldığını görmem. Bu aslında pek kolay bir gelişme olmadı. Çünkü internet profesyonelleri hep bilgisayar programcıları ile aynı kefeye konuldu ve belki de bir süre onların arasında gizlendi.
Geçenlerde çok sevdiğim bir dostum, bir toplantı esnasında “”4 yıl bilgisayar programcısı olan insanların Amerika’daki davalarda şahitliklerinin geçersiz olduğundan”” bahsetti. Bunun doğruluk oranını bilmemekler birlikte bu faraza üzerinde bir beyin cimnastiği yapmanın gerekli olduğunu hissettim. Her zaman olduğu gibi yine önümüze gelen bu önermeye kısaca bakan bir insan bunun bilgisayarcıların gerçeklik duygularını yitirmelerinden kaynaklandığını düşünür. Ama aslında bu olabildiğine yanlış bir fikirdir. Bir bilgisayar programcısı bu önermeyi gördüğünde, önce sinirlenir ve daha çok sisnirlenir. Sanılanın aksine bu sinirlerin sebebi kendisine soylenen hakaret olarak da algılanabilecek cümlemidir? Hayır, aslında gerçek sebep bilgisayar programcısının bu önermeyi anlayamamış olmasıdır. Anlayamadığı için bu önermeye daha çok sinirlenir. Sinirlenmesi ise bu önermeyi daha çok doğrular.
Bu önermeyi bu şekilde önemli kılan ve anlaşılamaz olan nedir? Evet gerçekten bilgisayar programcılarının gerçeklik duygularını yitirmiş insanlardır. Paki gerçek nedir? Matrix filminde Morpheus gerçeğin ne olduğunu çok doğru bir anlatımla çok basitçe beyine giden sinyallerden başka birşey değildir diye ifade etmişti. İşte tam bu noktada, önemli olan sinyallerin oluşturuluş anında kullanılan input cihazlarının standardıdır. İnsan söz konusu olduğunda ise bu standarddaki sapma inanılmaz boyutlara ulaşmaz mı? Gördüklerinizi, duyduklarınızı ve bunların içinden hangilerini filtreleyip, hangilerini önemsediğimizi bizden başka kim daha iyi anlayabilir? Tabii ki kimse. Peki bu farkı yaratan nelerdir? Lokasyonumuz, kültürümüz, daha özel olarak yetişme şeklimiz, beslenme şeklimiz, tecrübelerimiz, hatta kan basıncımız, alışkanlıklarımız, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz. Bu kadar parametrenin predictable olması sizce mümkün mü? Daha genel bir bakışla, belki de hayatımızın büyük zamanını geçirdiğimiz işimiz bunun en belirleyici özellii olabilir.
Bir bilgisayarcıyı diğer insanlardan ayıran özellik ne olabilir? Tabii ki bilgisayara olan yakınlığı. Bu beraberlik bilgisayarda değil ama programcıda çok önemli deişikliklere yol açar. İnternetcilerin aksine, bilgisayarcıların yaptıkları bir programdan alacakları sonuçlar çok tahmin edilebilirdir. Bir internet profesyoneli yaptığı sitenin sonuçlarını tahmin edemeyebilir ama bilgisayar programcısı için bu çok nettir. İkinci önemli konu algoritma. Bir bilgisayar programcısı için ir algoritmanın tek bir getirisi olur. Parametreler girer, process çalışır ve sonuç oluşur. Bu sonuç her parametre için aynıdır. Hayatta ve gerçek bir hayat similasyonu olan internette bu gerçekten mümkün değildir. Böyle olsaydı, bugün Amazon, Yahoo gibi şirketler ve genç zenginler olmazdı. Algoritma sonucunun tek olması belki bilgisayar programcısının gerçeklik duygusunu yoketmez ama her content’e bağlı ve ona anlam katan context’i görememesine neden olur. Hatta uzun süre bilgisayar programı yazan bir kişinin her cümleden ancak ve sadece bir sonuç çıkarması da bunun en belirgin örneğidir.
Bu nedenle gerçek değil ama context yani mecaz anlam bir bilgisayarcının hiçbir zaman algılayamayacağı bir vurgudur.
NETleşmek üzere.

Hafta sonu bir takım işlerimi halletmek için Ankara’ya ufak ama oldukça konsantre bir gezi düzenledim. Konsantre diyorum, çünkü unuttuğum, özlediğim, hatırlamam gereken birçok duyguyu, özlemi ve sevgiyi bir anda yaşadım. Bunların en güzeli ve benim için en özeli babama uyduğum sevgiyi bir kez daha anlamam oldu.
Son konuştuğumuzda babam yine beni şaşırtan bilgisini, ilgeliğini ve yaşam tecrübesini bana aktardı. Yaptığı ve yaptığını farkettiğinde üzüldüğü hatalarını felsefeden, şiire örnekler vererek açıkladı. Ben ise bu örnekleri kendi hayatımda yerlerine yerleştirdim, gördüklerim ve yaşadıklarımla paralelize etmeye çalıştım.
29 Ekim babamın doğum günü… Yıllar gelip geçiyor… Ama geçen yıllar hepimize ayrı tatlar, ayrı olgunluklar ve ayrı sevgiler bırakıyor..
Ankara dönüşü bunları düşünürken, babamdan ne kadar çok şeyi öğrendiğimi ve öğrenmeye devam ettiğimi anladım ve şöyle bir sıralamak istedim;
– Dürüst olmayı,
– Güçlü olmayı,
Bazı dostlarını düştükleri zor durumlardan nasıl kurtardığına ben de şahit oldum. Sen herkesden sakin, herkesden güvenilir ve herkesden güçlüydün…
– Erkeklerin de ağladığını
Annenin sevdiği bir türkü televizyonda çalındığında nasıl ağladığını unutamıyorum. Sen yine samimi ve duyguluydun.
– Silah kullanmayı
Atış talimlerimizi, senin vuruş yüzdelerini.
– Silah kullanmamayı
Silah kullanmanın tehlikeli, kullanamamanın daha caydırıcı olduğunu yine senden öğrendim.
– Eşini sevmeyi
Anneme beyaz bir gerdanlık aldığın günü, o günün önemini. Bir erkeğin nasıl romantik olması gerektiğini.
– Hangi ağaçta hangi meyvenin yetiştiğini
Uzun “”bahçe”” gezilerimizde hangi yaprağın hangi ağaca ait olduğunu, ağaçların yaşının, gücünün nasıl anlaşılacağını hep senden öğrendim.
– Anneyi sevmeyi
– “”Kav””lamanın anlamını
Ankara’ya geldiğimiz ilk gün arabamızın dört lastiği de “”kav””lamıştı. : -)
– “”Hayat sen ne verdiysen odur”” Yorgi Sifilis
Bunu defterime yazmamı söylediğin gün ben bunu beynime yazmıştım. Hayatın bizim bir ürünümüz olduğunu ilk o zaman duymuyordum ama en net o zaman gördüm. Bunu senden gördüm…
– “”Tut-i mucize-i guyem””in ne demek olduğunu.
Ve bu şiirin devamını. Ve şu an hafızamdaki bütün şiirleri..
– “”Bütün doruklar birbirini görür”” F. Nitsche
Bunu doruk oldukça daha iyi anlayacağım, bakalım benim yüksekliğimde hangi doruklar olacak.
– Su kasidesini
Su kasidesi ile birlikte Fuzuli’yi, Nefi’yi, aruzu, hatta padişahların şiir ve edebiyat bilgileri olduğunu hep senden öğrendim.
– Taras Bulba’yı, Fareler ve İnsanları
Her gece senin sesinden dinlemeyi ne kadar çok özlemişim…
– Sözlük kullanmayı
Her sorduğum soruya onlarca kaynak göstermeni, her kaynakçada teker teker yerlerini bulup, bana en ufak soru için yüzlerce sayfalık yazılar önermenin, önemini şimdi daha iyi anlıyorum. Şimdi her araştırmamı böyle yapmaya çalışıyorum ve ben bunu yine senden öğrendim baba.
– Manzaranın tadını çıkarmayı
Her yaz tatilinde, sabahın erken saatlerinde koşmayı.. Sağlık için koşmayı ve koşarken hayatın koşar hızla yanından geçtiğimiz güzelliklerine bakmayı… Bir yerde durup manzaranın tadını çıkarmayı …
– Kendini sevmeyi
– İnsanları sevmeyi
– Doğayı sevmeyi
– Böcekleri sevmeyi
– Hayatı sevmeyi hep senden öğrendim…
– Sevmeyi senden öğrendim
SENİ SEVİYORUM

Doğum gününe daha var ama ben dayanamadım. Doğum günün kutlu olsun BABA….

Geçen Pazar evimde oturmuş bir web sitesinin database yapısındaki değişikliklerle uğraşıyorken, telefonum sürekli şekilde çalmaya başladı. İşim yarım kaldı ama doğrusunu söylemek gerekirse buna değdi. Önce televizyon kanalımı değiştirmek zorunda kaldım çünkü Showtv’de çok güzel ir J. Depp filmi seyrediyorken, Kanal 6’da tiyatro(?) kökenli, Dr. Stress’in programını seyretmeye zorlandım.
Birgün bir akademisyen, bir tiyatrocu, bir “”aşk satıcısı”” (bu deyimi Dr. Stress yayında kullandığı için kullanıyorum.), bir medyacı, bir de network uzmanını toplamış internetin Türkiye’deki geleceğini tartışıyorlarmış. Gerçekten fıkra gibi başlıyor değil mi? Bunların içine Dr. Stress ve programa yoğun işlerinden dolayı katılamayan Banu Alkan’ı da kattığınızda karşınıza internet’e üst kurul bile olabilecek bir kadro çıkıyor. Tebessümler buradan başlıyor…
Programın tamamını seyretmeye gücüm yetmedi. Tüm baskılara rağmen ben yine Show’daki filmime geri döndüm ama seyrettiğim kadarını siz de kaçırmayın diye anlatma gereği duyuyorum. Söz herzamkanki gibi bel altından başladı. Önce “”aşk satışının”” etik bir konu olup olmadığı uzun uzun tartışıldı. Malum bizim bu konulara özel sempatimiz vardır. Kamera her kendisine döndüğünde irkilip suratı kızaran, konuk kendi yaptığı siteyi savundu. İnsanları nasıl bir araya getirdiklerinden bahsetti. Bu bir süre devam ettikten sonra, önce sitenin bir “”aşk satışı”” sitesi olduğu ortaya çıktı. Arkasından da zaten o kişinin siteyi yapan kişi olmadığı. Zira sitenin o an gerçek sorumlusu olan kişi telefon edip yaptıkları işi savundu. Kamera son bir kez stüdyodaki arkadaşa döndü, o da son birkez kızarıp, kamera ile vedalaştı. Daha dakka birdi gol de bir oldu.
Arkasından “”medyacı”” bey portallerin yapılarının nasıl değiştiklerinden bahsedip, biraz internette içeriğin ne kadar hızlı değiştiğinden bahsetti. Bu noktada kendi işine çekmek için, internetin bir medya olduğundan (kendi anlatış biçimiyle) bahsetti. Zira bu “”medya””cı dostumuzun pazarlama sektöründen transfer olması onun literatüre ne kadar hakim olabileceğini gösteriyordu. İşin komiği iddia ettiği konuyu program sırasında ve sonrasında konuştuğum hiçbir profesyonel anlamamıştı.
Konu, konuyu açtı sonunda webcamleri ile ünlü sitemizin yaptığının etik özelliğinden, genç kızların yatak odası cinsel çağrım mıdır yoksa sadece bir anlatım mıdır tartışıldı. Sonunda konudan uzaklaşılmış olduğunu Dr. Stress bile farketti ve hemen bir VTR gösterildi. VTR’de arkası dönük 3 kişi vardı. Hepsi “”hacker””dı. Neler yapabileceklerini anlatmaya başladılar. Bir tanesi hızını alamayıp, cep telefonu şebekesine girip, başkaları adına kısa mesajlar attıklarını söyledi. Stüdyoya geri dönüldüğünde chivi’nin yöneticisi bunlar bizim arkadaşlar size şaka yapmışlar dedi. Tabii konu hemen geçiştirildi.
Program bu hız ve akış ile giderken telefon bağlantılarına geçildi. İlk bağlanan kişi (ses tonundan 17- 18 yaşında biri sanıyorum ) 14 – 15 senedir internet kullandığından bahsetti. Daha önce de BBC’lerin (Tahmin ediyorum BBS demek istedi) varlığından bahsetti. Salondaki kimse BBC nedir diyemedi tabii… Bağlanan insanların çoğu Türkçe konuşmayı bilmiyordu. Bu nedenle onları yanlış anlamış olabiliriz. Birisi bütün ünlülerin internet üzerinden izlenildiklerinden bahsetti. Her ne kadar bütün ünlüler lafının son derece yanlış bir laf olduğunu bilsemde iki ihtimal aklıma geldi, birisi trojanlar, ikincisi de servis sağlayıcı logları. Fakat akademisyen konuk, yok efendim böyle birşey mümkün değil dedi. Neyse ki chivi’li yönetici konuya yetişti, ip’nizden bulunabilir dedi. Akademisyen dostumuz nasıl bir bilgisayar kullanıyor bilmiyorum ama ip’sini saklayabildiğinden bahsetti.
Bu arada, Banu Alkan’a bağlanıldı. Sorulan sorulara Banu hanımın verdiği “”espri””li cevaplara gülünüldü. Bu yaklaşımdan stüdyodaki konukların hepsinin “”sörf yapma”” deyiminin anlamını bildiğini çıkardık ve rahatladık. Fakat Dr. Stress bey bizi yine aşağılayarak bir televole yaklaşımıyla Banu hanımın cevaplarını 3 – 4 kez tekrar ettirdi. Bunun televole hedef kitlesi veya o an televizyona bakmadan seyreden ev hanımları için yapıldığını Stress beyin bilemediğini anladık.
Telefon bağlantıları bundan sonra da devam etti. Beni ençok mutlu eden telefon son derece heyecanlı bir dostumuzun, FTP (fetipi diye okunuyormuş) üzerinden kullanıcı bilgileri ve şifrenin gittiğini hararetli bir şekilde iddia etmesiydi. BIM’ci dostumuza donulup bunun ne olduğu soruldu, o da haklı olarak ne olacak şifre gidiyorsa gidiyor dedi. Fakat telefondaki arkadaş dinlemiyor ve zorluyordu.
“”-Söyleyin yalan mı? Fetipinde şifre bilgileri gitmiyor mu? Niye söylemekten korkuyorsunuz dedi?””
Bu güzel eğlence sürüp giderken, bu programa hiç yakışmayacak birşey oldu. Kendisini eski bir hacker olarak tanıtan ama bence sadece hırslı ve işini bilen bir güvenlik uzmanı olan ve işini bilmeyenlere de belki biraz yaşı gereği çabuk kızan, Tamer Şahin bağlandı. Kendisini tanıttı. Ne yazıkki kimse naber Tamer diyecek kadar karşısındakini tanımıyormuş. Bilgi işlemci konuk daha sonraki bir telefonda, iki önce bağlanan dostumuzun güvenlik şirketi varmış, ondan hizmet alsanıza derken, konuya ne kadar uzak olduğunu, kriminal vakalar hakkında ne kadar bilgisiz olduğunu, güvenlik konusundaki geçmişi bilmediğini anlamış olduk.
Tam bu noktada akademisyen konuğumuz yerinden doğruldu, “”Türkiyenin bir internet hareket planı olmalı”” dedi. Tam bu anda, akademisyen konuğumuzun yüzünü görüyorduk ve altındaki bantta İnternet Üst Kurulu Üyesi yazıyordu. Tabii hemen aklımıza şu soru geldi. “”İnternet Üst Kurulu diye bir etkin ve yetkin grubun içinde bulunuyorsunuz, hızınızı alamadınız şimdi de bütçeniz olsun diye İnternet Vakfı diye yeni son derece gereksiz bir atılıma daha girdiniz, peki bu hareket planını biz mi yapacağız, siz mi?Siz bu kadar zamanda yapmadıysanız nasıl bunu kalkıp söylersiniz. Şu ana kada ne yaptınız?””
Bu arada evimin telefonu gecenin bir vakti olmasına rağmen son derece fazla çalıyordu.Kimler mi aradı? Türkiye’nin en eski hackerlarından biri. Şu an bir şirketin internet müdürü. Programı “”ilginç”” sıfatı ile tanımlayabildi. Türkiye’nin en eski web şirketlerinden birinin sahibi, onun hacker olup olmadığını ben bile bilemiyorum. Birkaç eski hacker yeni güvenlik görevlisi. Sonunda telefonumu
Kanal’a yönlendirmeye karar verdim çünkü telefondakiler programı seyrettikçe sinir katsayıları artıyordu. Bir ara Dr. Stress aylık bir bilgisayar dergisinin editörünün programa davet edildiğinden ama gelmediğinden bahsetti. Ben buradan o dostumuzu kutluyorum, çok doğru bir karar almış.
Koskoca program sırasında, kimse internetin Türkiye için öneminden veya internetin gelişiminden bahsetmek şöyle dursun netiketten, trojandan bile bahsetmedi. Konuklar arasında internetçi, konular içinde internet yoktu.
Ben sonunda Show Tv’deki filme geri döndüm. Sonra üzerinde çalıştığım db’yi kapatıp yatağıma geçtim. Artık şokum bitmişti. Belki de Banu hanım haklıydı.
“”İstanbulda arsamı kaldı?
Hem ben müteahitmiyim?
Son kasetimi dinlediniz mi?
Dans etmeyi sever misiniz?
Hem ben de nerede o kadar para?””
Bazı filmlerde olay bittikten sonra, yoldan geçen birisi tamamen alakasız bir cümle kurar ve bu cümle bu konunun ana fikridir ya! İşte ben de geçen gün tam bu yazımı kurgularken gazetenin kapısında güvenlik görevlisi arkadaşımızla aramızda geçen diyaloğu kelimesine dokunmadan size aktarıyorum:
– Siz Canteen ekinde yazıyorsunuz değil mi?
– Evet yazılarımızı okuyor musunuz?
– Bazen… Beni fazla çekmiyor… teknoloji filan…
– Ama ben genelde işin felsefesi üzerine yazıyorum.. Okumanızı tavsiye ederim …
– Sizinkileri arada sırada okuyorum… Aslında başka dergileri hiç okuyamıyorum… “”Sanal Gündem”” yaratıyorlar gibi geliyor bana…

NETleşmek üzere…

Atıf ÜNALDI

yazi
“Heykeltraşlar, gerçekleştirdikleri esere şöyle bir adım geriye giiderek bir daha bakarlar. Bu insanoğlunun tamamını görmek istediği obje karşısında refleksi olarak gerçekleştirdiği, görüş alanını arttıran bir hareketdir. Bu sayede karşısındaki objenin detaylarına konsantre olmadan tamamını görme imkanı olur. Profesyonel insanlar, yaptıkları işin kalitesine bağlı olarak detaylara konsantrasyonlarını arttırırlar. Şeytan detayda gizlidir. Bir ürünün başarısı genel konsept dışında onun detayları ile ilgilidir. Bütün sanat eserleri detayları üzerinde son derece fazla çalışılmış ve bunu her durumda belli eden ürünlerdir. Profesyonelliğin, getirdiği bu detaycılık bazen kişiyi bütünden uzaklaştırır.
Hepiniz Matrix filmindeki siyah zemin üzerinden aşağı akan fosforlu ekranı hatırlıyorsunuzdur. Çünkü bu sahne filmin en belirgin felsefelerinden birini açıklamak için yapılmıştır. Bu sahnede o küçük fosforlu harfler kişileri belirtir. Bu kişilerin genel haraketleri hayat ekranından akıp gider. Bu sırada birileri ise bütün bu ekranı ve ekran üzerindeki figürlerin oluşturduğu desenleri görebilirler. İşte bu bir yetenektir. İnsanı kişiler ve hatta kurumlar üzerine taşıyan deha sıfatını kişiye yakıştıran bir yetenek. Bu kişiler topluma yön verme hakkına sahip insanlardır. Bu yeti aslında hepimizin bilgi dağarcığında doğuştan beri vardır (tabii Tabula Rasa’ya inanmıyorsanız) fakat insanı profesyonel yapan genel kültür ve eğitim bu yeteneğimizi yokeder veya kamufle eder. Bunun en güzel örneği çocuklardır.
Lucas Arts’ın son star wars filminin “”””çekimleri”””” sırasında o büyük dijital savaş sahnesini izleyen bir çocuğun bu askerler neden hep aynı adımlarla yürüyor demesi üzerine Industrial Light and Magic firmasının bütün sahneyi yeniden tasarlaması bunun en ilginç örneklerinden biridir. Hepinizin çok iyi bildiği “”””kral cıplak”””” hikayesi de bu tezi doğrular bir gerekçedir.
Küçücük bir çocuğu bizden daha üstün hale getiren yada bu konuda bu yetiyi bizden götüren nedir? Bu sorunun cevabının her yaşta her şekliyle eğitim olduğunu sadece bizler değil, filmler hatta akademisyenler bile söyleyebilir. Sakın yanlış anlaşılmasın, eğitimin bunu yok eden çok önemli bir artısı var. Kültür ve kültürün getirdiği klişeleri almanın, eğitim dışında hiçbir şekilde mümkün olmadığı da bilinmelidir. Bunlar, toplumu, sanatı, bilimi, teknolojiyi yöneten bilgilerdir.
Bu bilgilerin alınmaması halinde gerçek bir sanatçı, bilim adamı olmak mümkün değildir. Yalnız bu donanıma sahip olunduğu halde düşsel gücünüzü, deseni görme yetinizi ayakta tutabiliyorsanız bu sizi herhangi bir bilim adamı yada herhangi bir sanatçı yapmaktan uzak tutar.
Size arada sırada hayatınıza, yaptığınız işe, eserlerinize, kız arkadaşınıza, çevrenize, dostlarınıza bir adım geri giderek bakmanızı tavsiye ederim. Bu sizi hayatta daha başarılı yapacaktır. Eğer bunlardan sonra, aynı şeyi internet, içinde yaşadığınız toplum, teknoloji ve hatta dünyanın siyasi ve teknolojik yürüyüşü hakkında da yapabiliyorsanız, sizi bir deha yapacak her türlü donanıma sahipsiniz demektir.

NETleşmek üzere.

Site-m

www.thinkgeek.com

Stuff for smart masses….
Yıllardır internet üzerinde net düşünen net yaşayan insanlar için ürünler satan adresler arar dururum. Bir ara “”””Popular Science”””” dergisine ait, son derece başarılı bir site vardı. Ya kapandı yada adresini değiştirdiler, bilemiyorum. Neyse bu site zaten ondan çok daha iyi. Eğer benim gibi ilginç aletlere meraklıysanız ve internet kültürürnü seviyorsanız, size bu siteyi hararetle tavsiye ediyorum.

www.hotscripts.com

İnternet için üretim yapıyorsanız “”””open source code”””” kültürünü bilirsiniz. İşte bu mantığa hizmet eden bir site. Yüzlerce perl, asp, c koduna ulaşmanız mümkün. Ben help kısmını değil ama download kısmını çok beğendiğimi belirtmek isterim.

www.laubalitr.com

Okuyucumun yolladığı bu siteyi tasarım açısından beğenmemek mümkün değil. Kendisini bu nedenle ayrıca kutlamak isterim. “”””Haftalık Haber Portakalı””””, sloganıyla ortaya çıkan sitenin, başında html ve javascript ile yaptığı “”””Yükleniyor”””” kısmı gerçekten çok başarılı olmuş. Sitenin içeriği ise mizah ağırlıklı. Beni eğlendirdiğini söylemeliyim. Yalnız yonlendir.pl dosyasının çalışmıyor olması sitenin bir kısmının içeriğini kontrol etmemi engelledi. (linklerin doğruluğunu kontrol etmek istiyordum. ) Bilirsiniz insan sevdiğini yerden yere vururmuş. Bu siteyi genel olarak beğendiğimi söylemek isterim.

www.medyakronik.com

Medyakronik, Kürşat Bumin, Alper Görmüş ve Ümit Kıvanç’ın editörlüğünde, gündelik olarak hazırlanan bir medya eleştirisi sitesi. Köşe yazarlığını ise Nabi Avcı, Tanıl Bora, Nuray Mert, Umur Talu, Nilgün Toker, Aydın Uğur gibi medya konusunda çok bilgi akademik bir kadro yapıyor. İçeriğin yoğun olmasına rağmen görsel açıdan da son derece başarılı. Medya hakkında akademik bir kadronun fikirlerini merak ediyor, entellektüel mizaha uzun zamandır özlem duyuyorsanız, size bu sevimli renkleri bulunan siteye girmenizi öneririm.

rehber.telekom.gov.tr

işte Türkiye’nin uzun zamandır beklediği site. Açıldığından bu yana son derece hızlı bir şekilde büyüyor. Şu an tek eksiği reklam alması. Benim tahminim yakın bir zamanda bu sitenin görsel yönünün düzeleceği ve reklam alacağı yönünde. İnternet üzerinden telefon numaraları öğrenmenize yardımcı olacak bir site. 118 hatlarında beklemektense internet üzerinden kendi sorgularınızla, bilginizi almanız mümkün. Telekom’u bu site için kutlamak gerektiğini düşünüyorum. Db bağlantısını access yerine daha büyük bir veri tabanı programından yapmaları da sitenin hızını son derce arttırdı.

www.tucows.com

Yazılım meraklıları, yeni çıkan küçük progaramları bilgisayarlarına yüklemeyi pek severler. Bu kişilerin en büyük sorunu gündemi takip etmek konusunda olur. İşte bu site size tam bu imkanı sağlıyor. Türkiye’de de mirror’ları bulunduğu için, kısa zamanda program çekme imkanına sahip oluyorsunuz. Aslında size bu sitenin Türkiye’deki en hızlı mirror’ı olan tucows.ada.net.tr’den bahsedecektim, ama yazıyı yazdığım sırada bu site kapalı görünüyordu. Bağlanabilrseniz en hızlı program çekebileceğiniz mirror burası.

www.alltheweb.com

Genelde arama motorları tasarım açısından başarısızdır. Yahoo bir network uzmanının elinden çıktığını her haliyle belli ederken, altavista ise kargacık burgacık yapısı ile insanı boğar. Alltheweb site olarak işte bunların hepsinden çok uzak bir yapı sergiliyor. Alltheweb, Dell bilgisayarlarının desteklediği bir proje ve arama işini kaç saniye içinde gerçekleştirdiğini her seferinde belli ederek, bu konudaki iddiasını ortaya koyuyor.

Benden Duymuş olmayın

– Telekom işlerine Fransız kalan bir telekom şirketinin yetkililerinden biri bir sohbet (sohpet diye yazılmaz :-)) sırasında, faturalama işinin karışıklığından dem vurararak, bazen faturaları takribi olarak yolladıklarını söylemiş. Bilgi çağının ortasında eğer böyle birşey ortaya çıkarsa ne büyük bir skandal olur değil mi?

– Global olmak isteyen, güçlü bir menkul kıymetler şirketi, bir internet servis sağlayıcıyı satın almış. Bu belki önemli bir haber gibi görünmüyor ama ICQ gibi bir iletişim programının yöneticilerini Türkiye’ye transfer etmeleri ve TI (IT nin tersi) bölümü açmaları, yakında çok büyüyeceği belli olan bu şirketin, artık internet üzerinde de etkin olacağını göstermiyor mu?

– Servis sağlayıcılar bilgisayar, notebook derken artık TV bile vermeye başladılar. İşte bu servis sağlayıcılardan birinin “”””portal””””(?)’inde büyük açıklar olduğu kulağıma geldi. işin kötü tarafı arama motorlarının internet üzerinden konfigre edilebiliyor olmasını, anlaşılan birtek onlar bilmiyor. işin kötüsü bu bilgi için şifre gerekmiyor. Yani htaccess kullanılmamış. Hatta default değerler bile değiştirilmemiş.

Yeni çıkanlar

– HP iki büyük atak yaptı. Birincisi Jornado 540. Bir cep bilgisayarı, daha test etme imkanını bulamadım ama MP3 player’ının olması ve ses kalitesi konusundaki yazılar dikkatimi çekti. WinCE işletim sistemi kullanan bu küçük bilgisayar 32 MB belleğe sahip. (İlk PC’min belleği 1 MB idi, teknoloji nasıl hızlı gelişiyor 😉 değil mi?) Bu arada ekranının renkli olduğundan bahsetmem gereksiz sanıyorum. Bu ürün için HP’yi kutlamak gerek. İkincisi ise bir notebook. HP yıllardır alıştığımız Omnibook serisine devam ediyor. İnceliği ve HP tarafından geliştirilen HP Mobile ProtectTools 2000 ile mobil kullanıcıların kalbini fethedeceğe benziyor.

– Garanti Bankası internet üzerinden leasing başvurusu yapmaya imkan veren bir site açmış. Umarım bu leasing başvurusu otomatik olarak incelenebiliyordur. Eğer öyleyse çok güzel. Aksi takdirde eğer sabah bankanın açılması bekleniyorsa o zaman büyük sorun var demektir.

– Creative 6 GB MP3 kaydı alabilen bir jukenox çıkarmış. Eğer MP3 meraklısı iseniz yeni yasal düzenlemeler gelmeden bu ürünlerden birini almanızı tvsiye ederim. Biliyorsunuz Napster’ın kapanması ile MP3 işi ciddi tehlikeye girdi. Hatta dijital olmasına rağmen 3 veya 4 kez dinlendikten sonra kendini silen MP3’ler için çalıştıklarını düşünürsek, size en yakın zamanda bu “”””eski teknoloji”””” MP3 çalarlardan bir tane almanızı öneriririm. Devletlerin ne yapacakları belli olmuyor.

Haftanın sayısı:

404 : Her internet kullanıcısının karşısına en az bir kere bu 404 hatası çıkar. Bağlandığınız sunucu üzerinde istediğiniz dosya yoksa bu hata oluşturulur. Hata mesajı aynen “”””HTTP 404 – File not found”””” olarak geçer. Eskiden ekranın üzerinde kocaman yazılırdı. Fakat bu default bilgi artık bütün sunucu sistemleri tarafından yeniden düzenlenebiliyor. Yani bu bilgi yerine “”””Ops aradığınız sayfada yok bu sunucuda”””” yazabiliyorsunuz. Bu her nekadar güzel görünse de gözlerimiz o eski koca “”””404″””” yazısını arıyor değil mi?

Yazarın notu:

– Cumhurbaşkanımız, teknoloji üretmemiz gerektiğini belirtmiş. Kendilerini zaten ilk anlarından bu yana saygıyla izliyorum. Verdiği kararlar ve etkileri son derece saygıdeğer. Teknoloji üretmedikçe gelecek dünyada yerimiz olmayacağının farkedilmiş olması gerçekten çok güzel.

– Geçen hafta Mustafa Hoca, internet üst kurulunun yapısının değiştirilme kararını aldıklarını söylemiş. Hocam isterseniz ilk olarak bu üst kelimesini kaldıralım. Orası bir hizmet kurumu, isminin internet hizmet kurumu olması, insanların ilgisini daha da arttıracaktır.

Renkler, kişiler:

Kırmızı: Geçenlerde bir reklamda, iki ilginç ifade ile karşılaştım. “”””Türkiyenin ilk internet’i”””” ve “”””En teknolojik internet””””. Hadi reklam yazarları bu internet işinden anlamıyor, bu reklamın yayına girmesi için onay veren “”””akademisyenler”””” de mi nu konuyu anlamıyor. Lütfen biraz dikkat.

Transparant: Biliyorum bir renk değil ve emin olun bunu üzerlerine giydikleri transparan kıyafetler için böyle nitelendirmiyorum. Tepkisiz kaldığımdan bunu yazıyorum. Bir manken kendi resimlerinin bir web sitesinde izinsiz olarak kullanımını aynen şu cümle ile anlattı:
– Beni de internet’e koymuşlar.
Şok oldum.

——————————————————-
Windows ME Türkiye’de

Microsoft’un yeni işletim sistemi Windows Millennium Edition (Windows Me) tüm dünya ile birlikte Türkiye’de de satışa sunuldu
Aralarında Compaq, Hewlett-Packard ve IBM’in de bulunduğu dünyanın önde gelen bilgisayar üreticileri ev kullanıcıları için Windows Millennium’u öneriyor
Bilişim2000 Fuarı’nda lansmanı yapılan, Microsoft’un ev kullanıcılarına yönelik yeni işletim sistemi Windows Me 14 Eylül’de satışa sunuldu. Geliştirilmiş özellikleri ile her düzeyde Internet kullanıcısına yeni ufuklar açan Windows Me, PC sağlığı, dijital medya, ev ağı ve online (çevrimiçi) kullanım alanlarında yenilikler sunarak bireysel bilgisayar kullanımını geliştiriyor.

Windows Millennium’un ev kullanıcıları için özel olarak tasarlandığını belirten Microsoft’un Başkanı Steve Ballmer, “”””Müşterilerin istekleri ve ev bilgisayarlarında yaşanmakta olan heyecan verici teknoloji trendleri Windows Me’yi yarattı. Kullanıcılar dijital medya, ev bilgisayar ağı, PC sağlığı alanlarında ve online deneyimlerinde Millennium Edition’dan memnun kalacaklardır”””” dedi.

Müşterilerine Windows Millennium’u, yeni ürünleri olan Presario Internet PC’de sunmaktan büyük heyecan duyduklarını belirten Compaq Tüketici Ürünleri Grubu Başkan Yardımcısı Mike Larson “”””Yeni PC’ler, çözüm desteği, online hizmetler, teknoloji alanında güncel bilgiler ve bilgi paylaşımı için tasarlanmış forumlara “”””tek tıkla”””” ulaşma imkanı sağlayan Compaq Bilgi Merkezi gibi çok sayıda özelliği destekliyor. Bunun yanında dijital eğlence, geliştirilmiş ev bilgisayar ağı ve daha zengin Internet deneyimi için sağlıklı bir kullanım olanağı sağlıyor. Müşterilerimiz kullanımı daha basit olan bu PC’lerle daha eğlenceli ve yeniliklerle dolu deneyimler yaşayacaklar”””” dedi.

IBM’in Pazarlama ve Strateji Bölümü Başkan Yardımcısı Ralph Martino ise, IBM ve Microsoft’un, müşterilerin işlevsel, her zaman her yerden bağlantının mümkün olabileceği bilgisayarlar istedikleri gerçeğinin farkında olduğunu belirtti. Martino “”””Tüketiciler kişisel bilgisayar kullanımı konusundaki isteklerinin örtüştüğü, Windows Millennium için özel olarak tasarlanmış IBM sistemlerinden memnun kalacaklardır.”””” dedi.

Windows Me’nin Fiyatı ve Piyasaya Sunumu
Şu anda 14 dilde piyasaya sürülen Windows Me, 90 gün içinde de 28 ayrı dilde kullanıcılara sunulacak. Ürünün Türkçe versiyonu da Ekim sonunda piyasada olacak. Windows Me’nin tahmini perakende satış fiyatı komple ürün paketi için $185, sürüm yükseltmesi için $99. Windows 98 ve Windows 98 Second Edition kullanıcıları, 15 Ocak 2001 tarihine kadar $56 düzeyindeki özel fiyatla yükseltme yapabilecek.

Windows ME 1 ay süre ile alışveriş merkezlerinde son kullanıcı ile de buluşacak.

Takvim:
22-23-24 Eylül
Profilo Alışveriş Merkezi

29/30 Eylül-1 Ekim
· Carrefour İçerenköy Alışveriş Merkezi
· Akmerkez
· Ankara Karum

13-14-15 Ekim
· Carrefour İçerenköy Alışveriş Merkezi
· Akmerkez
· İzmir Kipa

20-21-22 Ekim
· Carrefour İçerenköy Alışveriş Merkezi
· Ankara Karum

Hafta içinde Avrupa yakasını pek bilmeyen bir dostum beni ziyarete gelecekti. Benim ise evde kalıp, şu hepimizin keyifle izlediğimiz dijital platformlardan biri olan digiturk’un ekibinin, gelip tesisatı kurmasını beklemem gerekiyordu. Tabii arkadaşımın yolda kalmasına, bilmediği bir takside sürünmesine gönlüm razı olmazdı. Yıllardır tanıyıp, iletişim kanallarını kullanış biçimlerini hep takdir ettiğim, Ataköy Atamerkez taksiyi aradım. Telsiz ile buluşma noktasına tam saatinde bir
araba göndermelerini istedim. Bu noktaya kadar başımıza gelenleri bir bilgisayarcı gözünden incelemek istiyorum. İlk dikkat etmemiz gereken nokta taksi şirketi. Teknolojiyi, özellikle iletişim teknolojilerini son derece başarılı bir şekilde takip ediyorlar. İstanbul’da ilk telsiz kullanan taksi şirketi olmaları bu tezimi doğrular nitelikte. İşin daha güzel tarafı teknolojiyi başarılı bir şekilde kullanıyorlar. Yani her an taksilerle iletişim halindeler. Taksi şoförleri ile yaptığım bir konuşmada bunun onlara ne gibi avantajlar sağladığını ballandıra ballandıra anlattı bana. Bu teknoloji aslında bir IT (Information Technologies) gibi görünmesine rağmen tam da bir CT (Communication Technologies). Bu arada merak edenlere küçük bir not, şu an digitürk seyrediyorum ve ekibin çalışma, tesisatı bağlama hızından, görüntünün kalitesine kadar her noktasında arayıp da bulamadığımız hoş bir gelişme olduğunu söylemek istiyorum.
İsterseniz artık IT ile CT arasındaki farka geçelim. Geçen gün benimle yapılan bir ropörtaj sırasında, geleceğin mesleği nedir sorusuna CT cevabını verdim. Bundan üç dört yıl önce ise Yeni Türkiye dergisi için yazdığım bir yazıda, aslında bu konunun buraya geleceğini işin teorisini tam oturtamadığım halde yazmıştım. Medya ile uğraşanlar “”demassification”” kelimesinin anlamını çok iyi bilirler. Mass medya (Kitlesel medya), bu işi yapan kuruluşların sayısının artması ile parçalara bölündü. İlk zamanlar sadece Time dergisi varken sonra Newsweek ve sonra diğerleri gelince, hedef kitle küçüldükçe küçüldü. Bu küçülme internetteki personalization (kişiselleştirme) teknolojisi ile, kişiye özel medya haline geldi. bu medyacıları son derece rahatsız eden bir gelişme olarak literatüre geçti tabii. Ama asıl sorunu farketmedikleri için, şu an gözleri büyük. İnternet ile birlikte herkes bir medya haline gelebiliyor. Bu ise bilginin doğruluğunu sorgulamayı oldukça zorlştırıyor. OSS sınavı öncesi oluşturulan ve tarihe geçecek bir komiklik olarka yerini alacak olan protestoss bu noktada çok iyi bir örnek galiba.
Bilginin doğruluğunu internet üzerinde nasıl kanıtlarsınız? Bu aslında üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Tabii hemen internet öncesi mantıklarla düşünen insanlar, bilgiyi kontrol eden bir teşkilatlanmaya gidelim derler. İnternetciler ise buna son derece büyük kahkahalarla gülerler. Çünkü, internetciler ikiye ayrılır. İyi niyetli olanlar, böyle bir sistemin başına geçecek olan ve kendisine denetleme yeteneği verilen kişilerin bu imkanı ne kadar kötüye kullanacaklarını bilirler. Hele frekans tahsisi için, kurulan bir kuruluşun, kanal kapatma kararları almakdan başka bir iş yapmadığı bir ülkede, böyle net ve legal bir denetleme yetkisi adamı kral yapar. İnternet kullanıcıları arasında bir de kötü niyetliler var tabii. Bunlar önce bu kurumun çalışmasına zarar verirler, daha sonrada sertifika taklidi yaparak yeni protestoss vakaları oluştururlar. Bu noktada biz bilginin gerçek olduğunu bu koca bilgi çöplüğünde nasıl anlayacağız. Bir bilginin doğruluğunu kim belirler. O bilgiyi oluşturan kişiler tabii ki. Burda gelecek yüzyılın medyası insanlara bilgininkaynaklarını gösterirler sadece, daha fazlasını yapmaya yetkileri ve daha kötüsü etkileri yoktur. Yeni Türkiye’de bu bilgileri yazarken sadece öngörü yapıyordum, şimdi ise bunu çok net görebiliyorum. İşte bu anda IT görevi artık bitmiş oluyor, misyon CT ve MIS (management information systems) ‘e teslim ediliyor. Zaten son on yıl içinde bilhgi kaynağı olmaya çalışan kurum ve kuruluşların yaşadıkları en büyük sorun buradan çıkıyor. Her nekadar bilgisayarcılar bunu dünyanın en büyük sırrı gibi saklasalar ve kendi eksiklikleri olarak görseler de, bilginin depolanabilmesi için ortak bir bilgi ambarının oluşturulması gerekir. Bu ambarların ise belli bir format yani düzene ihtiyacı vardır. Fakat bilgi tek kaynaktan üzeretilmiyorsa bu formatlar ya bilgilerin bir kısmını filtreler yada hepsini içine almak için esnek bir yapı oluşturmaya çalısır. Hemen belirteyim ne veri depolama yazılım şirketleri ne de herhangi bir 3rd party şirket bu esnek yapıyı oluşturamadı. O zaman gerçekten görev bilginin yerini bildiren, gereken bilgi ile ona ihtiyacı olan kurumu bir araya getiren, iletişim teknolojilerinin ortaya çıkmasıdır.
İnternette bu tip kurumlar artık ortaya çıkmaya başladı. Arama motorları, meta-arama motorları derken, bu iş gittikçe önemli hale gelmeye başladı. Zaten Tükiye’de de birçok kurum ve kuruluş, arama motorlarına ilgiyi arttırarak, bu konuda nelere dikkat edeceğini gösterdi. Evreka arama motorunun başarısı ise tam da bu nedenden.
NETleşmek üzere.

Site-m

www.sitebuilders.org

Profesyonel internetçilerin yıllardır buluşma noktası olan sitebuilders grubu yeniden açıldı. Hepinize tavsiye ederim. Özellikle, üye olup mailing listine girmeyi başarırsanız (ancak sorulara doğru cevaplar vermeniz durumunda, üye olabilirsiniz, çünkü bilgiler kontrol ediliyor) çok yararlı bilgilere ulaşacağınızı söyleyebilirim.

www.unaldi.org

Uzun bir aradan sonra sitem birkaç eksik olmasına rağmen yeniden açıldı. Artık eskisi gibi sadece yazılı basında yer alan yazıları değil, sadece site için yazılan yazılarıda bulabileceksiniz.

www.x-men-the-movie.com

Xmen tam bir tasarım harikasıdır. Spiderman ile birlikte en fazla beğendiğim ve okuduğum çizgi romanlardan biridir. Biliyorsunuz yakın bir zamanda filmi de gösterime girecek. Ben filmi çok başarılı bulduğumu söylemek isterim. İsterseniz siteden trail’lerini izlemek imkanını bulabilirsiniz.Bu arada filmi de kaçırmamanızı tavsiye ederim.

www.ibis.com.tr

Son derece başarılı bir arama motoru. Zaten Türkiye’de sadece iki büyük arama motoru, bu ülkedeki en büyük içerik üreticisi olan medya kuruluşlarını indexleem işini yapıyor. Bunlardan en başarılısı ibis. Zaten bunu da büyük medya kuruluşlarını müşteri portföylerine koyara göstermişler.

www.asparagaz.com

Uzun zamandır bu siteye bakmayı unutmuştum doğrusunu söylemek gerekirse. Geçen gün çalışmaları ile hepinizin takip ettiğini umduğum Atilla Bey beni bu siteyi ziyaret etmem konusunda uyardı. Yeni açılan “”paralel ilanlar”” kısmı son derece hoş olmuş. Hepinize tavsiye ederim. Yalnız random seçilen bu ilanların bir kısmı aynı sayfada iki kez geliyor, Mod, detay herhalde buna dikkat etmemişler. Asp koduna birkez daha bakmalarını tavsiye ederim.

www.rtuk.org.tr

Hep size özel sitelerden mi bahsedeceğim. Rtük tv ve radyo ortamlarında Türkçe kullanımındaki sorunu farkederek hemen bir referans dosyası hazırlamış. Bunun internetten ulaşılabiliyor olması ise bizim için büyük bir nimet. Yalnız ana sayfanın isminin “”Home Page”” olması benim dikkatimi çekti. Herhalde Rtük “”Home Page”” kelimesini de Türkçemize kazandırmak için çalışıyor.

www.cepport.com

Gerçekten çok başarılı bir wap sitesi. Hertürlü bilgiye anında ulaşabiliyorsunuz. Fakat şu ana sayfada çıkan cepport logosunu kaldırsalar da siteye daha çabuk girebilsek daha iyi olmaz mı?

Benden Duymuş olmayın

– Kolay bir servis sağlayıcımızın sisteminde kolay açıklar olduğu yolunda bir haber aldım. Neyse ki admin arkadaşımızın e-mail adresini sadece birkaç kişi biliyor. Yoksa herkes bütün maillerini okurdu.

– Servis sağlayıcıları yapmakla ünlü bir şirketimiz, geçenlerde bir bankanın servis sağlayıcı açma teklifini kabul etmemiş. Ya banka küçük geldi, yada ilaç gibi gelen başka şirketler var.

– Yine büyük bir servis sağlayıcımızın, adserver bilgilerine, domainin başına ads ekleyerek ulaşabiliyorsunuz. Her ne kadar bu büyük bir sorun olmasa da biraz düzensizlik oluşturuyor gibi geliyor bana.

Yeni çıkanlar

– Amerika’da yapılan bir araşırma, internet kullanıcılarının yüzde 65’inin interneti bilgisayar dışı ortamlardan kullanmak istediklerini göstermiş. Bu gerçekten önemli bir gelişme. Türkiye’de geçenlerde çıkan Net.tv aslında tam bu amaca hizmet ediyor. Hem de eksiği yok fazlası var. DVD player’da eklemişler. Sadece bir önemli konuyu atlamışlar, tv’nin ses, ve görüntü çıkışı yok. YAni bu sistemi bir home theater’a eklemeniz mümkün değil. Umarım İhlas.net yöneticileri bu sorunu farkederler.

– Wap’ın uzmanı olarak çıkan Ericsson R320s gerçekten çok başarılı bir telefon. Boyuna rağmen Nokia 9110 ile yarışabilecek bir kullanım kolaylığına sahip. Bu aletin güzelliğini görünce Ericsson R380’i son derece merak etmeye başladım. Bu versiyonunda ekran daha büyütülmüş ve bir pda eklenmiş.

– Oyun çılgınlarının merakla beklediği, strateji oyunları için yapılan mouse çıkmış. Bilişim sırasında biraz oynadığım bu alet kullnımı açısından çok başarılı görünüyor. Size bu konuda yakın zamanda daha fazla bilgi vermeyi umuyorum.

Haftanın sayısı:

777 : Unix kullanıcıları yakından bilirler. Bütün kullanıcılara yazma okuma ve yönetme hakkı verme sayısıdır. Chmpod komutu ile düzenlenir ve son derece başarılı bir algoritması vardır. Yüzlük hanedeki sayı admin, onluk kısımdaki sayı user, birlik kısımdaki sayı ise kullanıcıyı temsil eder. 4 okuma, 2 yazma, 1 çalıştıma hakkıdır. Yani 644 admin okur yazar, kullanıcı ve konuk sadece okur kimsenin yazma hakkı yoktur demektir.

Yazarın notu:

– Cumhurbaşkanımız, teknoloji üretmemiz gerektiğini belirtmiş. Kendilerini zaten ilk anlarından bu yana saygıyla izliyorum. Verdiği kararlar ve etkileri son derece saygıdeğer. Teknoloji üretmedikçe gelecek dünyada yerimiz olmayacağının farkedilmiş olması gerçekten çok güzel.

– Geçen hafta Mustafa Hoca, internet üst kurulunun yapısının değiştirilme kararını aldıklarını söylemiş. Hocam isterseniz ilk olarak bu üst kelimesini kaldıralım. Orası bir hizmet kurumu, isminin internet hizmet kurumu olması, insanların ilgisini daha da arttıracaktır.

Renkler, kişiler:

Kırmızı: Geçenlerde bir reklamda, iki ilginç ifade ile karşılaştım. “”Türkiyenin ilk internet’i”” ve “”En teknolojik internet””. Hadi reklam yazarları bu internet işinden anlamıyor, bu reklamın yayına girmesi için onay veren “”akademisyenler”” de mi nu konuyu anlamıyor. Lütfen biraz dikkat.

Transparant: Biliyorum bir renk değil ve emin olun bunu üzerlerine giydikleri transparan kıyafetler için böyle nitelendirmiyorum. Tepkisiz kaldığımdan bunu yazıyorum. Bir manken kendi resimlerinin bir web sitesinde izinsiz olarak kullanımını aynen şu cümle ile anlattı:
– Beni de internet’e koymuşlar.
Şok oldum.

Türkiye´de internetin öncülerinden biri sayılıyorsunuz, bu sektöre ne zaman girdiniz?

Doğrusunu söylemek gerekirse biz interneti bir kaynak olarak görmeye başladığımız günlerde Türkiye’de bir sektörden bahsetmek mümkün değildi.
Boğaziçi üniversitesinde Türkiye’nin ilk BBS’ini (Bulletin Board System) kurduğumuzda, sektörün bu noktaya geleceğini ümit ediyorduk ama doğrusu tahmin etmiyorduk.
Hatta Türkiye’nin ilk internet servis sağlayıcısını kurduğumuz zaman bu konuda hala bir takım şüphelerimiz vardı. Ama artık bunlar geride kaldı.

Internet her nekadar faydalı bir araç olsa da, kişilere ve kuruluşlara zarar da verebiliyor. Siz ve şirketiniz kurucusu ve içinde bulunduğunuz bu sektörden zarar gördünüz mü?

Aslında bu çok önemli bir konu. Internet’in var olması ile birlikte bilgi değer kazandı. Fakat ne yazık ki, bu bilgiyi kötü amaçlarla kullananlar da oldu. Şirketleri bu platforma çıkarmayı önererek bunu gerçekleştirmeyenlerden, hazır bilgileri çalanlara veya siteli kıranlara kadar güvenliğe zarar veren kişiler oldu.
Şirketim veya müşterilerimin bundan zarar görmemesi için bu konuda çalışan bir güvenlik birimine sahibiz.
Bu birim sayesinde şu ana kadar herhangi bir sıkıntı yaşamadık.

Internet mevcut hukuk kurallarının dışında bir platform bunun kullanılabilme ihtimali var mı? Varsa bu konuda çözüm üretmek için neler yapmak gerekir?

Biliyorsunuz internetin yeni kullanım alanlarından biri de e-ticaret. Bu teknoloji o kadar hızlı ilerledi ki internet üzerinde dönen paranın büyük bir kısmı bu kaynak aracılığı ile elde ediliyor. İnternet’in fiziksel sınırlardan uzak bir teknoloji olması, ülkeler arası mevcut ticaret yasaları dışı bir faaliyet haline getiriyor. Bu nedenle oluşacak açıklar ise ülkeler açısından büyük sorunlar yaratıyor. Aynı sorun sadece uluslarası yasalar için değil ülke içi yasalar için de geçerli. Oluşan bir yasal sorunda bunun hangi ülke kanunları ile çözüleceğine karar vermek gerçekten imkansızdır. Nitekim bu sorunların çözülmesi için, ülkeler bir komisyon kurarak harıl harıl çalışmaktadırlar.

Internet’i bir medya olarak nasıl tanımlarsınız?

Aslında öncelikli olarak medyanın ne olduğunu belirlemek lazım. Medya eğer bir medyum üzerinde ileri geri mesajların taşınması ise bu noktada bazı tartışmalarla _ ki bu konuda ki benim en büyük kanıtım internetin medyaların aksine prensipte pull yani istek karşılığı çalışıyor olması_ kabul edebilirim. Ama açıkca söylemek gerekirse, ben internetin bir medyadan daha büyük, hatta medyaların hepsini içine alacak bir platform olduğu görüşüne sahibim. Nitekim şu anda geleneksel medyaların hepsinin net üzerinde de vücut bulması bu görüşümü doğrular nitelikte.

Sizce Web tasarımı bir sanat mıdır?

Tasarımın doğumdan başlayıp, ölüme kadar her insan tarafından yapılan faaliyetler sinsilesi olarak düşünmek gerektiği görüşündeyim. Bu bakış açısı, tasarımı bizim açımızdan tamamiyle amatör bir faaliyet haline getiriyor. Herkes tarafından yapılan bir faaliyeti yapan uzmanların her türlü eleştiriyle karşılaştıklarını siz de benim kadar bilirsiniz. Bu durum ise bu faaliyeti tam anlamıyla profesyonel bir iş haline getiriyor. Web tasarımı, bazı noktalarda klasik tasarımdan da ayrılıyor. Öncelikle, bir design gerçekleştirirken aynı zamanda yüzlerce teknik sorunla boğuşmanız gerekiyor. Ayrıca bu bir ekran platformu olduğundan, sizi ekran teknolojileriyle de bağlıyor. Hepsinden farklı olarak, kimse miyop olduğu için okuduğu gazetenin tasarımına feveran etmezken, bozuk bir bilgsayar kullanan birisi yaptığınız tasarımı, çok net bir dille eleştirebiliyor. Kaldı ki, tasarımınızın hangi bilgisayarda, hangi ekran çözünürlüğünde çıkacağını tahmin etmek mümkün değilken, sizin bu kontrolleri de yapabiliyor olmanız gerekiyor. Teknolojilerdeki standartsızlık sizi farklı tasarımlar yapmaktan hep alıkoyuyor.

Web tasarım şirketlerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bilişim, özellikle internet sektöründe hayatta kalma konusunda en az sıkıntıyı bu şirketler çekecek. Bunun çok önemli bir nedeni var. Teknoloji değiştikçe bu şirketlere olan ihtiyaç daha fazla artıyor. Büyük şirketlerin kötü internet deneyimleri, bu şirketleri yakın bir zamanda kurumsal kimlik hazırlayan kuruluşlar haline getirecektir. Bunun en büyük örneği Barnes and Noble’dır. Şirket Amazon’dan daha sonra girdiği internet ortamında hep büyük bir şirket olmanın ve yetersiz kalmanın sıkıntıları ile boğuştu. En sonunda, internet sorununu çözmek için, fiziksel politikalarının çok dışında bir yapı oluşturmak zorunda kaldı. Aynı sorunu birkaç ay içinde kurumsal kimliği için de hissedeceği bence artık bir öngörü değil.

Reklam sektörünün internete kayması konusunda ne düşünüyorsunuz?Internetin bu pastadaki payı gittikçe büyüyor mu?

Bu kaçınılmaz bir gelişme. Dünyada herkesin göreceği bir banner sahibi olmak özellikle rekabet ortamında pasta payını yükseltmek isteyen şirketler için bulunmaz imkan. İnternet’in daha emekleme dönemlerinde olduğunu ve fiyatların gerçekten ucuz olduğunu düşünürsek, bu imkanı kaçırmamanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Internet kullanımının sadece bilgisayar üzerinden olmaması durumunda bu pay ne kadar büyür?

Yakın bir zamanda Microsoft .Net platformunu tanıttı. Bu platformun çözüm ortağı olarak, internete yüksek bir yüzde ile bilgisayar dışı ortamlardan giriş yapılacağını umuyoruz. Zaten Microsoft’un bu platformu geliştirmesindeki ana amaçda, Amerika’da geçen yıl yapılan bir ankette, katılan kesimin yüzde 65’inin internete, bilgisayar dışı bir cihazdan ulaşmayı arzulaması olarak gösteriliyor.

Siz bir yöneticisiniz, bu sektördeki genç yöneticilerin şansını nasıl buluyorsunuz?

Çok genç bir sektörden bahsediyoruz. Bunun dışında en önemli konulardan biri de, bu sektördeki bütün “”success story””lerin gençler tarafından gerçekleştirilmiş olması. Çünkü internet daha önceki ticari deneyimlere taban taban zıt bir yapı.Üretimde standartları, kullanıcının belirlediği, pazarın ekonomik desteğinin reklam gelirlerinden sağlandığı son derece farklı bir yapı. Dolaysıyla eski piyasa bilgileri refere edilerek yapılan bir projenin başarı sağlaması neredeyse imkansız. Bu noktada genç yöneticilerin başarısının bu sektörde son derece yüksek olacağı kesin.

Şu ana kadar, bir çok seminer ve konferanslarda interneti anlattınız, izleyicinin internete merakı ve bilinç düzeyi ne kadardır?

Türk insanı teknolojiye hep merak ve heyecanla bakar. Zaten bilgi toplumları arasına girdiğimiz anda diğer devletlere karşı kullanabileceğimiz en büyük avantajımız da bu olacaktır.En son geçenlerde Bilişim 2000 bünyesinde gerçekleştirdiğim konferanslarda, son derece fazla ilgi aldığımızı söylemek isterim. Ama doğrusu beni en çok mutlu eden izleyici kitlesi geçen yıl Ankara’da e-ticaret üzerine Kosgeb için gerçekleştirdiğim seminerdi. Son derece az bilgiye sahip olmalarına rağmen, izleyiciler üç saat süren semineri gözlerini kırpmadan seyrettiler. Bu da bilinç seviyesinin ne kadar çok yükseleceğini gösteren mükemmel bir örnek.

Microsoft’un desteklediği “”sitebuilders”” adlı özel bir topluluğun liderlerinden birisiniz. Niçin böyle bir ortaklık kurdunuz, amacınız bilinçlendirmek midir? Bu profesyonel anlamda bir tezat oluşturmuyor mu?

Biz Türkiye’deki internet bilincini arttırmak için çalışıyoruz. Sitebuilders ise bu faaliyetleri gerçekleştirebileceğimiz profesyonel insanların bir çatı altında toplandığı kar amacı gütmeyen bir kuruluş. Aynı zamanda sitebuilders web tasarımında bir standartın da oluşmasına yardımcı olan bir grup. Standartlar ise bizim sektör içindeki duruşumuzu belirliyor. Yani bu faaliyetler bizim için son derece önemli. Bu arada bu konu hakkında bilgi isteyen herkese kapılarımızın açık olduğunu belirtmek isterim. Web adresimiz ise www.sitebuilders.org.

Bilgisayar ve bilgisayar yan sanayi teknolojilerinin Türkiye’deki gelişimini nasıl buluyorsunuz ve batıdaki örnekleri ile nasıl karşılaştırabilirisiniz?

Bilişim sektörü Türkiye’de çok hızlı gelişti. Bu nedenle devletin bir altyapı hazırlaması çok zor oldu. Dolaysıyla sektörün gerçek gücünü göstermesi veya legalleşmesi çoğunlukla İstanbul’da imkan buldu.Tabii bu gelişim hızı çok mutluluk verici. Bunu da es geçmemek gerekiyor sanırım. Tüketim ise üretimle paralel gidiyor. Bunda Türk halkının teknolojiye olan genel ilgisinin etkisi büyük. Batıda ise devletin etkisi son derece fazla, altyapı ise çoktan oluşturulmuş durumda.

Şu anda insanların egemenliği altındaki bilgisayar teknolojisinin, insanlığı egemenliği altına alacağı düşünülüyor bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Çok futuristik bir soru gibi görünmesine rağmen, geçenlerde Türk basınının gözünden çok fena halde kaçan bir haberle, sorunuzu ilgili buluyorum. Amerika’da bir üniversitede yapılan bir robot bulunduğu ortamın şartlarına uygun robotlar oluşturmayı planlayabiliyor. Konuyla ilgili “”white paper”” da bu robotun aslında bir üreme similasyonu yaptığından, insanoğlunun doğayı taklitinde en son ulaştığı noktanın bu olduğundan bahsediyor. Daha önceki deneylerde, aynı şekilde planlanmış robotların birbirinden farklı karakterlere sahip olması olduğunu düşünürsek, yarın karşımıza farklı karakterli ve türünü devam azmine (algoritmasına) sahip robotlar çıkmayacağını kimse garanti edemez.

Internet’in bu şekilde büyümesi bizi bir bilgi çöplüğüne itmez mi? Bunu engellemenin bir yolu var mı?

Bir arama motorunun İnternet üzerindeki bilginin ancak yüzde 6’sını indeksleme imkanının olduğunu büyük arama motorlarının hepsinden öğrenebilirsiniz. Geçenlerde yapılan bir araştırma, aslında İnternet’in varsayıldığından 500 kat daha büyük olduğu yolunda. Bu durumda arama motorlarının indeksleyebildiği sayfa miktarı yüzde 1’lere bile ulaşmıyor. Bu tam anlamıyla bir bilgi uzayı ve genişlemesi Einstein’ın öngördüğünden çok daha hızlı. Bu durumda bilgiye ulaşabilir olmak da büyük önem kazanıyor. Hatta bunu gerçekleştirecek organizasyonlar kurmak da.

Geleceğin mesleği sizce ne olacak?

Eğer bu soruyla bir yıl önce karşılaşmış olsaydım IT (Information Technologies)’in en etkin meslek olacağını söylerdim. Ama artık MIS (Management Information Systems) ve CT (Communication Technologies) bence IT’nin de önüne geçti. İnternet kabuk değiştiriyor. Artık bir bilgi kaynağı olmaktan çok, bilginin serbest dolaşımda bulunduğu bir platform haline geliyor. Bu noktada tabii bilginin doğruluğunu kontrol eden şirketlerde önem kazanıyor. Daha geçen gün bir telekom şirketi m-commerce (mobile commerce) faaliyetleri için bu şirketlerden birine ortak oldu.

Internet’in bir yasası var mıdır? Yoksa kuralsız bir düzen midir?

Tabii ki her oluşum gibi internet’in de kuralları var. Bu kuralların bütünü netiket ismiyle adlandırılıyor. Doğal yaşamla tam bir paralellik gösteren bu kuralları, okumak gerekmiyor. Zaten büyük bir çoğunluğu bizim tahmin edebileceğimiz nezaket kuralları.

Gelecekte internetle birlikte çalışan veya internete karşı çalışan örgütler olacak mıdır? Siz böyle bir örgütlenmede hangi safta yer almak istersiniz?

İnternet’e karşı örgütler varmıdır bilemiyorum, ama internet politikalarını ve genişlemelerini belirleyen yani bir nevi vizyon koyan bir organizasyon var. Merkezi Amerikada bulunan İnternet Society’nin tam olarak görevi bu. İnternet’in vizyonunu belirlemek. Ben de bu organizasyonun uzun bir süredir üyesiyim.

Son olarak telif hakları konusunda ne düşünüyorsunuz, internet telif haklarına zarar veriyor mu?

Şu anki anlamda telif hakları, büyük zarar görüyor. Yakın bir zamanda mp3 paylaşımına imkan sağlayan Napster, şirketinin bir dava yoluyla kapatılması da tam bu nedenden. Ama gelecekte telif yasalarının, internet kuralları ve mantığına uygun hale getirileceğine inanıyorum. Aslında bu sadece bir inanç değil, tam bir kabullenme. İnternet’in gelecek onyılda çok fazla şeyi değiştireceğinden şüphe duyulmaması gerektiğini düşünüyorum. Bunun aksini düşünen şirketlerin ise hayatta kalmalarını son derece küçük bir ihtimal olarak görüyorum.

Size bu söyleşimize katıldığınız için teşekkür ediyoruz.

Ben de teşekkür ederim. Ben yazılarıma hep NETleşmek üzere diyerek son veririm. Size de aynı temennilerde bulunmak istiyorum. NETleşmek üzere.

PC ile tanışmam 1980’li yıllarda Türkiye’ye ilk PC’nin girmesi ile olmuştu. 8086 işlemcili, içinde matematik işlemcisi bile bulunmayan,ama zamanının en iyisi olan bilgisayarım bana derya gibi gelmişti. Hard diski olmadığı için hiçbir şey kaydedemiyordum. Çalışmalarıma QBasic ile başladım. Küçük programlar yazıp, periodik bilgisayar dergilerini takib ediyordum. O yıllarda MEB okullarda bilgisayarlı eğitime geçmeye karar vermişti. Okuduğum lise (Ankara Atatürk Anadolu Lisesi) ise pilot okul seçildi. İlk iki yıl seçmeli bilgisayar dersi alarak, programcılık çalıştım, bu arada kendimden küçüklere ders vermeye başladım. 1991 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandım. Bilgisayar ile ilgili çalışalarımı kulüpler aracılığı ile devam ettirdim. İlk yıl bilgisayarla yeni tanışan öğrencilere, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Kulübü bünyesinde geceleri takviye dersleri verdim. Aynı zamanda okulun Bilgi İşlem Merkezinde iki arkadaşım ve bana ayrılan odada Türkiye’nin ilk BBS (Bullettin Board System)’ini kurduk. Bir basın toplantısı ile sistemi tanıttık.
Daha sonra bilgisayarı ve interneti Türk insanına tanıtmak ve sevdirmek amacı ile Türkiye’de ilk ulusal yayın yapan radyolardan birisi olan Radyo Kulüp’te (Daha sonra adı Radyo D oldu) konusu bilgisayar olan bir program yaptım. Arkasından görüntüsünü tamamiyle bilgisayardan alan, hatta yedekleme sistemi de bilgisayar olan bir Tv programını bir yıl boyunca Kanal D’de, altı ay kadar da Kanal 6’da yaptım ve yönettim. İki radyonun otomasyon sistemlerini kurdum. 1996 yılıyla birlikte Dünya’nın ilk hava olimpiyatları olan 1. Dünya Hava Oyunları’nın internet danışmanlığı görevini aldım. İki yıl süren organizasyon çalışmalarından sonra, 4000 katılımcının isimlerinin internetten online kaydedilebileceği, çekilen fotoğrafların dış basına internet üzerinden birkaç dakikada ulaştırılabileceği bir sistem geliştirdik. 1997 yılının eylül ayında ise oyunları bitirdik. Şu an kendi şirketim aracılığı ile kuruluşlara anahtar teslimi projeler ve internet danışmanlığı hizmetleri veriyorum. Aynı zamanda Türkiye’nin konusu sadece internet olan ilk dergilerinden “” .Net “” dergisinde konusu yeni teknolojiler ve uygulamalar olan Yeni Ufuklar isimli bir köşe yazıyorum.
Benim bilgisayar geçmişim, Türkiye’de bilgisayarın gelişmesi ile eşzamanlı olduğu için yazıma bu bilgileri vererek başlamayı uygun buldum. Elbette ki geçmiş geleceğin teminatıdır. Bilgi işlem dünyasının geçmişine bakarsak trendin ne kadar ivme kazanarak yükseldiğini kolayca görürüz. Birkaç yıl içinde dünya; bilgi, bilgisayar, bilgi işlem çağını yaşamış ve tüketmiştir. Tüketmiştir diyorum çünkü artık elektronik alanındaki gelişmeler kısa zamanda gündelik hayatımızın bir parçası oluyor. Örneklendirmek gerekirse Sony firmasının sırf Japonya branşı bile her 15 dakikada bir walkman dizaynı geliştiriyor. Bu noktada dünyanın elektronik alanında yaşayacağı gelişmeler hakkında öngörülerde bulunmak ancak kısa vadede mümkün olabilir. Bundan fazlasını,gelişmelere yön veren büyük bir kuruluş olmasına rağmen Microsoft bile öngörememektedir. Bunu Microsoft’un birkaç yıl önce, interneti bir kenara atarak kendi bilgi ağını kurmaya çalışmasından anlayabiliyoruz. Nitekim bir süre sonra şirket hatasını anlayarak düzeltme yolunu gitmiş ve bütün yazılımlarını internete yönlendirmiştir.
Bu kadar belirsizlik içinde bile bazı öngörümler tabii ki yapılabilir. Bunların en önemlisi 2000 yıldönümüdür. Birkaç yıl önce bilim adamları ve araştırmacılar, insanlara 2000 yılında herşeyin, hatta yaşam tarzımızın bile çok değişik olacağını telkin etmeye başladılar. Şu andaki gelişmelere bakarsak bu fikrin oldukça uzak olduğunu, iyi bir temenniden ileri gitmeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durumda, bilim adamları yanılmışlar mıydı? Şüphesiz ki hayır. Sadece işin içine ekonomi girmişti. 2000 yılında teknolojik bir patlama olasılığı şirketleri o dönemde ayakta kalmak için yeni ürünleri saklamaya itti. Bu nedenle 2000 yılından bir süre önce çok ciddi bir ekonomi savaşının içinde kalacağız. Bu nedenle 1999 yılında teknolojinin çok hızlı gelişeceğini görmek mümkün. Yani araştırma geliştirmeciler, şirket yetkilileri, yazılımcılar, kısacası bilgisayar teknolojileri ile ilgilenen herkes için milanyumun başlangıcı 1999 yılıdır. Teknoloji bu yıl içinde ivmelenecek ve 2000 yılına gerçekten farklı girmemiz sağlanacaktır.
Bir diğer gelişme ise toplumları yönlendiren güç odaklarında olacak. Basın-Yayın, son zamanlarda bilgisayarla paralel doğrultuda gelişmeye başladı. Bu ilerlemeler basını bir noktadan sonra toplum üzerinde etkisi olan bir güç odağı haline getirdi. Fakat görüntü ve ses teknolojilerindeki son gelişmeler, her türlü görüntü üzerinde kolayca oynama ve değiştirme imkanını veriyor. Bu da basının güvenilirliğini yok edeceğe benziyor. İnternetin de yaygınlaşması ile kişilerin ve kurumların kendi haber ve düşüncelerini yayımlama imkanları artıyor. Bu da medyaya, haberi ulaştırma yerine haberi bulma ve insanları haber kaynaklarına yönlendirme görevini yüklüyor. Bu, gelecekte basının gücünü kaybedeceğini gösteren en önemli belirtilerden biridir.
İnternet şüphesiz ki dünyanın en büyük bilgi kaynaklarından biri. Bilgi sadece interneti genişletmekle kalmadı aynı zamanda karıştırdı da. Her gün eklenen binlerce yeni site, interneti gün geçtikçe bir bilgi çöplüğü haline getirdi. Bilgi ulaşılabilir olmasına rağmen sistemin karmaşıklığı aradığımızı bulmamıza engel oluyor. Bu da bilgiye sahip olmak yerine organize bilgiye sahip olmayı bir güç haline getiriyor. Dijital çağın en önemli etkisi herhalde budur.
Türkiye’nin gelişmeler içindeki yerine bakacak olursak, ilerlemelerin 1980’lerin sonlarında başladığını görürüz. PTT’nin o yıllar içinde gerçekleştirdiği atılımlar, dünyanın telekominikasyon devlerinden olan Fransa ile bizi aynı seviyeye getirdi. Bu dönemde A.B.D. bu alanda önemli bir alt yapı sorunu ile karşı karşıyaydı. İnternet bu yıllarda Türkiye’nin gündemine girmeye başladı. Fakat İnternetin anası olan ARPANET ağı ve HTML (HyperText Markup Language) dilinin A.B.D. kaynaklı olması, diğer dünya ülkeleri gibi bizi de gelişmeleri sadece izlemeye yöneltti. Dünyada internet’in yayılmasında en çok etkisi olan BBS’lerin kurulması ve geliştirilmesi de, Türkiye’de, A.B.D. ile olmasa da diğer dünya ülkeleriyle aynı zamanda olmuştur. Hatta bu dönemde BBS’ler arasında gerçekleşen Kıbrıs münakaşasında Türk’lerin diğer Avrupa ülkelerince haklı görülmesi ve bu konuda oluşturulan kamuoyu, dönemin Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’ın ilgisini çekmiş, Özal yapılan görüşmelerin bir nüshasının kendisine gönderilmesini istemişti. Bu belge ve bilgilier tarafımızdan kendisine sunulmuştur.
Aynı yıllarda Türk politikasındaki belirsizlik PTT’nin gelişmesini yavaşlatmıştır. KİT kar etmesine rağmen, yatırım payını azaltmıştır. Hatta özelleştirme projesinde, Türk Telekom’un ilk KİT olması, yatırımların durmasına neden oldu. Sürecin uzamasıyla kazanılan paralar zarar eden KİT’lere yönlendirildi. Bu arada Türk Telekom’u internet teknolojilerini alma ve yaymada tekel haline getiren yasanın çıkmasıyla internetin gelişiminin önü kesilmiş oldu. Bu noktada alıması gereken en önemli karar, internetin Türk Telekom’un tekelinden çıkarılmasıdır. Çünkü zaten kar eden KİT, internetin gelişmesini yönlendiren bir devlet kurumu olmaktan çok, hantallığı ve karar vermedeki yavaşlığından dolayı gelişmeleri engelleyen bir mekanizma halini almıştır. Şüphesiz internetin kendi başına yayılan bir yapıda olması telekominikasyon ağlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırmayacaktır. İnternet, yapısı gereği telefon ve ISDN gibi kominikasyon ağlarına, ve bu ağları oluşturan ve yürüten kurumlara ihtiyaç duyar. Bu konuda Türk Telekom’un kısa zamanda özelleştirilmesi de son derece büyük bir gerekliliktir.
Türk Telekom’un gelecek dönemde internetin yaygınlaşmasında üzerine düşen başka görevler de vardır. Bunların ilki Japonya ile A.B.D. arasında geçen yıl projelendirilen iletişim ağıdır. Bu ağın önemli bir kısmı İzmir üzerinden geçecektir. Bu, Türkiye için önemli bir şansdır. Zira dünyayı boydan boya geçen bu ağdan komşularımıza düşen pay bizimkine göre son derece azdır. Bu bize kablolu sistemler üzerinde_eğer iyi kullanılırsa_büyük bir avantaj verecektir.
Şüphesiz bilgi ağları sadece kablolu sistemler üzerinde yürümez.
A.B.D., Motorola ile birlikte Iridium isimli bir projeyi hayata geçirdi.Bu proje, atmosfer içinde yörüngeye oturtulan 66 uydu sayesinde, dünyanın her yerinden kablosuz haberleşme imkanı sağlamaktadır. Her ne kadar sistem şu an A.B.D.’nin tekelinde bulunsa da ilerde kullanımı yaygınlaştırmak için ülkelerin ortaklığı istenecektir. Çağın gelişen ülkeleri içinde yeralmak için, sisteme dahil olma gerekliliği vardır. Bu yüzden Türk Telekom önümüzdeki günlerde yüzünü yurt dışına dönmelidir ve geliştirilen projelerde etkili olmalıdır.
Bilgisayar dünyası kendini çok hızlı yenileyen bir yapıya sahiptir. Dünyanın en büyük şirketlerinden biri, kısa bir zaman içinde karakter değiştirebilir. Nitekim bu yazıyı yazdığım sırada mali açıdan sıkışıklık içinde bulunan Compaq, çok güçlü bir şirket olan Digital’i satın almıştır. Bu, bilgisayar dünyasında ne kadar hızlı değişimler olduğunu gösteren iyi bir örnektir. Türkiye eğer bu teknolojik gelişmelerin içinde daha çok yer almak istiyorsa kısa zamanda hızlı kararlar alan mekanizmalar oluşturmalıdır. Bu, dünyadaki emsallerine bakılırsa ancak özel şirketlerle olur. Yani internetin ülke içi yaygınlaşması ancak özel şirketlerle gerçekleştirilebilir. Bill Clinton, başkanlık seçimlerinde halkın oyunu almak için,ülke içinde yeni bir dijital yapılanmadan söz etmişti. Şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nde her eve en az bir fiber optik hat çekilmesi, bitmek üzere olan bir projedir. Bunun bir benzerinin bir özel şirket tarafından Türkiye’de de planlanması çok gurur verici bir gelişmedir. İnternet için de bu tip özel şirket-devlet ortaklıklarının kurulması gerekmekte.
İçinde bulunduğumuz günlerde devlet anlayışında bir değişimin olacağı aşikârdır. Yeni çağın devleti, teşviklerle yönlendiren, hızlı karar veren ve uygulayabilen; küçük ama hızlı hareket eden bir yapıda olmalıdır. Bu, geleceğin bize getireceği belki de en belirgin özelliktir. Bu amaçla devletin karar gücünü, özel sektörün karar gücüyle birleştirmek yapılacak işlerin en doğrusu olacaktır.

İnsan hafızası kısa zamanlı ve uzun zamanlı hafıza olmak üzere iki başlığa ayrılır. Kısa dönemli hafıza aynen bilgisayardaki ram gibi calışır. Bilgi buraya çok kolay kaydedilir. Ama bu hafıza hem küçük hem de çok hareketli olduğu için bilgisayarın kapandığında herşeyi unutması gibi biz de bu hafızamızdaki bilgiyi uzun süreli tutamayız. İhtiyacımız olan bilgi, eğer önemli ve yaşamsalsa bir süre daha tekrarlanır. Bu tekrarlar sıklaşınca metabolizmamız bilgiyi hemen LTM (Long Term Memory ) bölümüne atar. Bu son derece basit ve doğal bir algoritmadır. Bu algoritmayı bilen bilim adamları insanlara bir takım şeyleri öğrtemek için onu daha kolay formlara sokarlar. “”Spring forward, fall back”” gibi. Bu cümle iki anlama gelir. İleri yaylan, geri düş birinci anlamıdır. Ama aslında baharda ileri sonbaharda geri demektir. Yani saatlerin yaz saati uygulamasını anlatmaktadır. Hasan iki salak Osman dörtte aynı mantığın bir ürünüdür. ( H2SO4 anlamına gelir sakın yanlış anlaşılmasın…) Bu sisstemle öğrenmenin ismi Mnemonics’dir.
Mnemonics’i bu kadar başarılı yapan iki önemli neden vardır. Basit ve doğal olmasıdır. Hafızamız çok nadir olarak eskiden yaşadığımız ama unutmanın sakıncası olmadığı, yenilenmeyen şeyleri hatırlar. Bunları neden anlattığımı hepinizin merak ediyorsunuz. Aslında konu oldukça yeni ama birçok teknolojiden farklı olarak kalıcı bir platform. Dijital Platform. Dijital kanallar bu platform üzerinde yayın yapacaklar. Ama daha yayına yeni yeni başlamış olmalarına rağmen internetten, yazılım firmalarına kadar herkesin gözü bu teknolojinin gelişimi üzerinde.
Bu nedenle ben de sizin de bu konuda bazı gelişmleri merak edeceğinizi düşünerek, Digitürk ile bir konuşma yaptım. Bu platformun en önemli getirisi (artık bunu hepimiz çok iyi biliyoruz ama bilmeyenler için son bir tekrar) tahsis edilen analog yayın frekansı üzerinden sıkıştırma teknikleri ve trafik balans sistemleri kullanılarak ( son dönemde bu teknikler smart denilebilecek kadar akıllandı ) bir kanal yerine 60 – 70 kanallık bir spektruma oturma imkanına sahip. Digitürk bu imkanı sonuna kadar kullamayı ve izleyicilerine gelecek yıl içinde 60 kanallık bir yayın yelpazesi sunmayı planlıyor. Türkiye’de bu platformu kullanan şirketlerin hemen hemen hepsi, %60 yabancı yayın kullanma ilkesini taşıyor. Geri kalan kanallar ise Türk içeriği ile doldurulacak. Yabancı kanallar söz konusu olunca verilecek yayın belirgin bir standartta olacaktır. Asıl maharet yerli içerikte ayrılacaktır. Bu konuda yapılan çalışmaları incelediğimizde özellikle bir platformun bu konuda son derece yetkin bir eğitim vakfı ile anlaştığını göreceğiz. Göreceğiz diyorum bu bilgiyi sadece siz okuyucularım şu an biliyorlar. Vakfın yetkilileri ise eğitimin her alanında bu platformu her yönü ile kullanma yolunda son derce hoş projeler geliştirmişler.
Platformun ikinci büyük özelliği, “”pay tv”” ve “”pay per view”” diye bahsedilen kısım. Pay tv kelimesi Türkiye’deki literatüre yanlış yerleşti. Pay Tv, parası ödenerek alınan ve belli sayıda kullanıcısı olan ( genellikle şifreli yayın ile sağlanıyor ) yayın yapan kanallara verilen genel isim. Pay per view ise istediğiniz an havuzdaki bir program veya filmi seyretmenize yarayan bir teknoloji. Yazılarımı daha önceki dergilerden takip edenler bilirler bu teknoloji çok eski bir teknolojidir. Fakat pazarlama stratejisi oldukça yenidir. Pay per view hakkında Bill Gates ’94 yılındaki bir konuşmasında bu şekilde izlenen filmlerden müşteriden para alınırken karşılığında izlenen reklamlardan ise müşteriye para verileceğinden bahsetmişti. Fakat izleyicinin televizyonun karşısında olup olmadığı kontrol edilmezse reklamların belki de hiç izlenmeyeceğinden korkulduğunu da aynı konuşma içinde açıklamıştı. Şimdi bu konuda izleyicinin göz kontağını kurup kurmadığını kontrol eden cihazlar üzerinde çalıştıklarını haber aldım. Bunu evlerimize ve bize nasıl kabul ettirecekleri ise bir merak konusu.
Dijital platformun diğer bir özelliği ise, interaktivite. Yani izleyicinin, etkin olabilme durumu. Bunun uzaktan alışveriş (e-ticaret), bankacılık hizmetleri gibi geniş amaçlar için kullanılması mümkün.
Aslında bu yeni platform herşeyi yapma imkanını tanıyor, ama tabii en önemlisi biim bunların ne kadarını başarabileceğimiz. Digitürk yetkilileri bu alanların hepsinde çok güzel çalışmalar içindeler. Umarım gelecek sene hepimiz evimizden bu hizmetlere ulaşabiliyor oluruz. Bu bilgi uydu üzerinden de alınabildiği için bizim kablo ile olan üzücü ilişkimizi de ortadan kaldıracak. Aslında bunların dışında en az önemsenen ama daha sonra etkisini en çok hissettirecek konu ise, dijital tv sayesinde izleyicinin hangi programı ne kadar izlediği sampling ( şu anki rating raporlarında kullanılan örnekleme) yöntemi ile değil gerçek sonuçlarla oluşturulacak. Bu da programların hedef kitlesine ulaşmasından, reklam gelirlerine kadar heşeyi en doğru şekliyle düzenleyecek.
NETleşmek üzere…

Haftanın sözü: “”You can run but you cannot hide”” ( Yazarın yorumu: Sorunlarınızdan kaçmayın. Kaçarak sadece zaman ve mutluluk kaybedersiniz. )