Atıf Ünaldı Yazılar

1998’in ilk ayları ile birlikte, yaşamımıza yeni bir olgu yerleşti, E-ticaret. Evinizden internet aracılığı ile ve fiziksel olarak gerçek paranın kullanılmadığı bu yöntem, hem hızımızı arttırıyor, hem de para gibi artık gereksizleşmek üzere olan bir olgu ufak ufak yaşamımızdan kaldırıyor. Peki ama şu ana kadar daha tam olarak göremediğimiz e-ticaret nedir? nasıl kullanılır? kimler yapar ve kimler yapmalıdır? bu soruların cevaplarını herhalde hepiniz merak ediyorsunuzdur.
E-ticaret aslında internet’in başlaması ile birlikte ortaya çıkan olgulardan biridir. Müşteri için para kullanmadan ve yerinden kalkmadan alışveriş yapma imkanını verir. Peki müşteriye bu kadar rahatlık veren bir sistem, satıcıya dezavantaj mı sağlar diye soracak olursanız cevabım hayır. Aslında e-ticaret, müşterinin, satıcının, hatta bankanın işlerini kolaylaştıran bir özelliğe sahiptir.
İsterseniz öncelikle sisteme müşterinin gözünden bakalım:
Avantajlar:
Daha önce de bahsettiğim gibi yerinizden kalkmadan alışveriş edebilirsiniz. Fakat kullanabileceğiniz bir kredi kartınız olması gerekir (babanızınki de olabilir_ tabii izin aldıysanız) . kartınızı elinize alır, inernet üzerinde o vitrin senin bu vitrin benim dolşamaa başlarsınız. Arada içeri girer onun bunun fiyaını öğrenirsiniz. Sonra, bir dükkana girer beğendiğiniz ürünleri toplar kasaya yönelirsiniz. Kasada herzaman güler yüzlü bir form vardır. Bu formu doldurursunuz. Formda size ahiret soruları sorulmaz sadece kredi kartınız ile ilgili bilgiler. Ürün ve getirilme parasını ödediğinizde artık size düşen tek şey oturup kapınızın çalınmasını beklemektir. Büyük bir ihtimalle söz verilen zaman içinde aldıklarınız elinize ulaşacaktır.
Dezavantajlar:
Aslında gezmeyi sevmeyen, evde oturmaktan memnun olan bir gençseniz öyle çok fazla zararı yok. Yalnız kredi kartı numarasını verirken dikkat etmeniz gereken bazı kurallar vardır. Çünkü her hikayede olduğu gibi bu hikayede de bir kötü adam vardır. Bu kötü adam internete kulağını dayamış birilerinin o hat üzerinden kredi kartı numarası göndermesini bekler. Sonra sizin kredi kartı numaranızı gönderdiğiniz bilgi paketini alır açar ve vola. Artık o da sizin kredi kartı bilgilerinize sahiptir, artık sizin için kabus başlamıştır. Eğer bu yazıyı sonuna kadar okursanız bu hataya düşmezsiniz, evde oturmak sizin için bir zevk olur.
Satıcı için ise durum çok farklıdır:
Avantajlar:
Bütün gün internet üzerinde bilgisayarınız ir takım işler yapar. Bu işlere siz hiç karışmazsınız. Gün bitince kasanızdan Z-raporu çıkarır gibi bilgisayarınızın bir tuşuna basarsınız ve sizin internetteki dükkanınıza gelen ve alış-veriş yapan, bankanın kredi kartını onaylayan kullanıcıların isimlerini, adreslerini ve gönderilecek ürünün bilgilerini varir. Bundan sonra ize düşen ürünü göndermektir, çünkü paranız artık kasanıza girmiştir. Bu arada eğer istemezseniz o gün internetteki dükkanınızda çıkan sorunları öğrenmezsiniz. Çünkü gün boyunca insanlar ürün almış, ürün alıp kasaya gidip vazgeçmiş yada malları bırakıp ortalığı dağıtp çıkmıştır. Ama siz her akşam bağlandığınızda herşeyi kontrol altına almış ve güleryüzlü bir mağaza müdürü ile karşılaşırsınız.
Dezavantajlar:
Her gün sizinle banka arasında kredi kartı provizyon işlemleri üzerine binlerce konuşma döner. Bu konuşmalar çok sayıda müşteri bilgisi içerir. Kredi kartı numaraları, bu numaralar içinde provizyon alanlar, kredi kartı tarih ve isimleri gibi birçok bilgi. Bu noktada müşteri tarafında bıraktığımız kötü adam steteskopu ile yine karşımıza çıkar. Elindeki aletle hatları dinlemeye başlar. İşine yarayan bilgi pketlerini toplar ve açar. Artık güvenlik kalmamıştır. Bunu farkeden müşterileriniz, dükkanınızdan alış-veriş yapmammaya başlarlar. Dükkanınıza giren çıkan olmamaya başlar, saygınlığınızı yitirirsiniz. Peki bunlara karşı ne yapılmalıdır. Bunu da yazımızın sonlarına doğru bulacaksınız.
Banka için ise durum:
Avantajlar:
Bir bankacı olarak yıllarca sorunları olan müşterilrle uğraştınız. Bazen bir kısmı sorunsuz olduğu halde sistemi bilmediği için gelip bankanızda huzursuzluk çıkardı. Siz ise bütün soğukkanlılığınızla ona anlatmaya çalıştınız. Artık bunlarla uğraşmak zorunda değilsiniz. İnternet üzerinde bankacılık sizin açınızdan da oldukça kolay. Akşama kadar bütün işlemlerinizi yapan bilgisayarınız genel müdürlüğe sizin yerinize bütün bilgileri iletiyor. Ayrıca her akşam hesaplamalar sırasında açık var mı stresinden de kurtuluyorsunuz. Çünkü bütün hesaplar hatta kasa her an kontrol altında. Bu arada sorunlu müşterilere ne oldu? Sorunu bilgisizlik olan müşteriler bilgi verildi, ama gerçekten sorunu olanlar yine size kaldı, artık bu kadar rahatlık içinde onlara bir e-mail atarsınız.
Dezanataj:
Sizi diğer bankacı arkadaşlarınız bu hatları dinleyen arkadaş konusunda haberdar ettiler. Paketleri küçük güvenlik kilitleri (Küçük olmasına bakmayın zırhlı arabalardan daha güvenlidirler) ile taşıyorsunuz. Ama kilidiniz ne kadar güvenli bunu hep merak ettiniz.
GÜVENLİK
İnternet’te ticaretin başlaması ile birlikte, güvenlikte önemli bir konu halini aldı. Taşınan bilgi ticari değeri olan, okunması sorun yaratan şeyler olacağından size düşen bu paketleri çok iyi şifrelemek. Bu şifre işte internetin şu aralar gündeme gelen en önemli parçasıdır. Daha önce internet üzerinde güvenlik amacı ile değişik değişik metodlar kullanıldı. Bunların en başta gelenleri ve bu güne kadar ulaşanları 40 bitlik şifreleme metodlarıdır. Hala güvenilir sayılmasına rağmen bu paketler açılabilmektedir. Bu durumda yeni şifreleme metodları ortaya çıkmalıydı. 40 bitten sonra en çok kullanılan şifreleme yöntemi 128 bit şifrelemedir. Yalnız bu yöntemlerin en önemli yönleri bu sistemlerin sadece ticaret için kullanılan yöntemler olmamasıdır. Bunlar bilginin gizli kalması gereken her noktada var olan şifreleme metodlarıdır. Bu yüzden güvenli olmalarına karşı pek kullanışlı değillerdir. Zira kullanıcının kredi kartı gibi önemli bilgilerinin yanı sıra doğum tarihi veya form üzerinde bulunan ve o kadar hayati olamayan bilgileride şifrelenmekte ve bu da işlemleri bir miktar yavaşlatmaktadır. Bu noktada elektronik ticaretin ihtiyaç ve amaçlarını bilen başka bir şifreleme metodu oluşturmak gerekliydi. Kredi kartı şirketleri başta olmak üzere, elektronik ticaretle uğraşan insanlar birleşerek bir güvenlik sistemi meydana getirdiler.SET(Secure Electronic Transaction), bankalar-satıcılar, satıcılar-müşteriler, bankalar-müşteriler arasında haberleşmeyi sağlayan bir şifreleme yöntemidir. Son derece güvenlidir.E-ticaret yapanların kullanması bir gereklilik sayılabilir.
SET’i Kimler kullanır?
SET’i elektronik ticaretin içinde müşteriden bankaya kadar herkes kullanabilir. Tabii hattınızın kötü niyetli kişiler tarafından dinlenmesinden korkuyorsanız.
Bankalar:
SET kullanmak için bankalar kredi kartı kuruluşları ile anlaşmalıdırlar. Bu anlaşma karşılığında anlaştığınız kuruluş sisteminize SET kullanan bir server entegre edecektir. Bu noktadan sonra siz yine sisteminizle başbaşasınız. İlk yapmanız gereken bankanızın SET’i desteklediğini kanıtlayan bir sertifika almak. Bu sertifikaları veren internet üzerinde birkaç şirket vardır. Bu şirketler gelen sertifika isteklerini kontrol eder doğrular ve sertifikaları imzalarlar. Bu andan sonra server’a bağlanan kişi sertifikayı görür kontrol eder ve kendisine güvenli geliyorsa bilgilerini verir.
Satıcılar:
Satıcıların ise yapması gereken daha kolaydır. Önce set kullanan bir banka ile anlaşır. Sonra sertifikalarını onaylatır.
Müşteri:
Müşterinin sisteme bu an rahatça gireceğini düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. SET her taraftan sistemin güvenliğini kontrol etmek durumundadır. Hem bu amaçla hem de kredi kartı numaranızın internet üzerinde bir o tarafa bir bu tarafa fink atmasını istemiyorsanız, sizin de bir sertifika almanız şarttır. Tek yapmanız gereken SET sertifikası onaylıyan bir server’a bağlanıp kredi kartı bilgilerinizi girmektir. Tabii bir cüzdan kullansanız bu da sizin daha rahat etmenizi sağlar. Bu amaçla internet üzerinde kullanılmak için Microsoft bir cüzdan çıkarmıştır. Bu cüzdan kredi kartı bilgilerinizi güvenli olarak saklar ve ulaşılmasını engeller. Bu program IE4.0 ile birlikte gelmektedir.
Biraz da Türkiye’de elektronik ticaretten bahsedelim isterseniz. Türkiye’de elektronik ticaret yapan bir kaç kuruluş var. Bunların başında Pandora’yı saymak mümkün. Pandora’nın webmaster’i ile ufak bir röportaj yaptım. Ayrıca Ttadenet isminde bir şirket Türkiye’de e-ticaret konusunda çalışmalarını sürdürüyor. Tradenet’in Genel Müdür’ü Ziya Erdem ile de bir ufak söyleşi gerçekleştirdim.
Bunları ynlardaki kutucuklarda bulacaksınız. Hepinize hayırlı alış-verişler….

TABLO1
———————-
Elektronik ticaret yapan bazı siteler

www.1800flowers.com 1-800 Flowers
www.foxstore.com 20th Century Fox
www.allthingsbear.com All Things Bear
www.diabetes.org American Diabetes Association
store.knowledgespace.com Arthur Andersen KnowledgeSpace
www.barnesandnoble.com BarnesandNoble.com
www.becoming.com Becoming
www.bombayco.com Bombay Company
www.childrenshospital.org/ Boston Children’s Hospital
www.channela.com ChannelA
www.compUSA.com CompUSA
www.dakinfarm.com Dakin Farm
www.datatek.com/datamall Datanet Marketplace
www.davidjones.com.au David Jones
www.decathlon.fr Decathlon
www.dell.com Dell
www.dixons.co.uk Dixons
www.ebauer.com Eddie Bauer
www.ebstore.com Electronics Boutique
www.fine.com Fine.com
www.foreyes.com For Eyes
www.gw2k.com.au/index_content.htm Gateway 2000
www.globalproshop.com Global ProShop, Inc.
www.globaltrader.com Global Trader
www.worldport.com/gvstore Global Village
www.godiva.com Godiva
www.holtoutlet.com/holtoutlet/default.asp Holt Education Outlet
www.horseplay-online.com Horseplay Online
www.hbc.com Hudsons Bay
www.incapc.com Inca PC
www.botanichealth.com Indiana Botanic Gardens
www.homelite.com John Deere – Homelite
store.learningco.com Learning Company
gifts.marriott.com Marriott Gift Certificates
www.foolmart.com/market/main.asp Motley Fool
www.opb.org Oregon Public Broadcasting
www.pb.com Pitney Bowes
www.racerpc.com Racer PC
www.reba.com Reba McIntyre
www.rlschreiber.com RL Schreiber
www.roadrunnersports.com Road Runner Sports
www.ronjons.com Ron Jon Surf Shop
www.scanpav.com Scandinavian Pavillian
www.shopireland.com Shop Ireland
www.shoppersuniverse.com Shoppers Universe
www.seidlers.com Seidlers Jewelers
www.skymall.com SkyMall
www.swspectrum.com Software Spectrum
shopping.sympatico.ca/sgolf/default.asp Stincor Golf Shop
www.techpub.com Technomic Publishing Company
www.tesco.co.uk Tesco Grocers
www.fab4store.com The Fab4 SuperStore
www.towerrecords.com Tower Records
www.tipc.com Travel Information & Planning Company (TIPC)
www.trinityzone.com TrinityZone
www.truetunes.com/ True Tunes
www.ullapopken.com Ulla Popken
store.universalstudios.com Universal Studios
www.unistudiosauction.com/fstHome.asp Universal Studios Online Auction
www.worldport.com US Web Worldport Mall
www.wa.gov/wsp/wsphome.htm Washington State Patrol
www.wineaccess.com WineAccess
www.gettoys.com www.gettoys.com
www.xtras.com Xtras
————————————————————-
TABLO 2

SET PROTOKLÜNÜ İMZALAYAN ŞİRKETLER

AOL Primehost
ANS Communications
BBN Corp.
Epoch Internet
Hiway Technologies
Internet Servers, Inc.
pcbank.net
PSINET, Inc.
SimpleNet
TABNet
ValueWeb
Litronic, Inc.

————————
Uygulama Geliştiriciler

Browsers şirketleri

Microsoft
Netscape

E-Mail şirketleri

Banyan Systems

ConnectSoft

Coordinate

Frontier Technologies

LJL Enterprises

Netscape

OpenSoft

SSE şirketleri

Worldtalk

Internet Catalog

iCat Corporation
Push Technology
BackWeb
Marimba, Inc.
Remote Access
Symantec

Secure server şirketleri

Advanced BusinessLink
America Online
Apple Computer
Beyond Software
C2Net Software, Inc.
Compuserve/Spry
Computer Software Manufaktur
Connect
Control Data Systems
Frontier Technologies
FTP Software
GLACI
Gradient
IBM
I/NET
Information Builders
Information Hyperlink
The Internet Factory
Lotus Development
Luckman Interactive
Microsoft
Nanoteq
NetCentric
Netscape
Novell
OpenConnect
Open Market
Oracle
O’Reilly & Associates
Preview Software
Process Software
Quarterdeck
r3
Radnet
Roxen
SilverStream Software
Sirius
Sterling Software
Stratus
Tandem
Tektonic Software
Tempest Software
Thawte Consulting
Transarc
Unwired Planet
Wall Data

SET kontrol şirketleri

CyberCash
Maithean
RSA Data Security
Terisa Systems
VeriFone

VPN/Firewall Şirketleri

Aventail Corporation
DASCOM
Security-7, Ltd.
V-ONE

TABLO 3
Pandora ile yaptığım sanal söyleşi

“”Ne kadar işlem hacmi internetten yurutuluyor?””
“”Bu işlem hacmi şirketin toplam hacminin yüzde kacı?””
“”toplam kac hit alıyorlar?””

Bu 3 soruya ya cevap alamazsınız ya da doğru cevap alamazsınız. Ticaret bu.
Biz Pandora olarak sadece satış ve tanıtım amaçlı olarak internet’i
kullanmıyoruz. Kendi intranetimiz ve internet üzerinden şubeler bazında
koordinasyon ve idari işleri yürütmeye çalışıyoruz.
Internet’ten satış ise toplam iş hacmimizin henüz çok küçük bir payıdır ve
Türkiye için bu 3 sene için de böyledir.

“”www adresleri?””
http://www.pandora.com.tr/

“”securiy icin ne kullanıyorlar?””
SSL

“”ne kadar guvenli?””
Bu SSL için internet üzerindeki draft textlerde yazdığı kadar. Biz de
onların yalancısıyız.

“”ve genel bir bilgi?(bir alışveriş işlemi nasıl gerçekleştiriliyor)””

Pandora web sitesi sayflarının %90’ı dinamiktir. Yani bir veritabınına
bağlıdır. Herhangi bir kitap alınmak istendiğinde “”sepet”” simgesi ya da
kitap adı tıklanarak “”alışveriş sepeti”” tabir ettiğimiz alana aktarılır.
Müşteri sepetinde biriktirdiği ürünleri almak istediğinde “”Tamam Ödüyorum””
düğmesini tıklar ve ödeme şekli ve adres türündeki şahsi bilgilerini, hediye
paketi gönderip göndermek istemediğini security seçeneğini kullanarak ya da
kullanmayarak sipariş verir. Her sipariş sonrası siparişin detayı müşteri
email adresine gönderilir. Müşteriden bir itiraz gelmez ise sipariş merkez
veritabanına geçirilir ve mal teslimi kapıya yapılır.
Müşteri sistemden ikinci kez alışveriş yapmaya kalktığında şahsi bilgilerini
yeniden vermek durumunda kalmaz, sistemin verdiği müşteri no ve email adresi
ile alışverişini hızlı bir şekilde yapabilir.

teşekkürler

———————-
Tunç Özdoğan tunc@pandora.com.tr
Pandora Ltd. http://www.pandora.com.tr

TABLO 4

Tradenet Genel Müdürü Ziya ERDEM ile yaptığım görüşme:

Kimler yapıyor?

Turkiyedeki Elektronik Ticaret calismalari icerisinde hemen hemen tum ISP ler yer almak icin calisiyor. Ancak Bu isleme gonullu sirketler cok dusuk sayida. Ornegin, list 2000 bir projesi var, Superonline in super plaza projesi var. Carmikli gurubunun projeleri var. Migros elektronik ticaret’e basladi. Sayilari cogaltilabilir. Bizim projelerimiz icerisinde, Ata Menkul Kiymetler A.S. nin sanal subesi, Spectrum un sanal magazasi, Marks&Spencer ( calismalarimiz devam ediyor) Universal sigorta veya Universal Hayat projelerimiz devam ediyor. Elektronik Ticaret deyince sadece bir urunun son kullaniciya satysy anlasilmamali. Ysletmeler arasi bilgi paylasimi ve mabu dogrultuda maddi kazanc Elektronik Kazanc icerisinde degerlendirilmeidir.

Ne kadar işlem hacmi internetten yurutuluyor?

Turkiye de bu tur rakamlara ulasmak cok zordur. Ancak Ata Menkul ornegini alacak olursak, aylik islem hacmi bir onceki aya gore iki misli artarak devam etmektedir.

Bu işlem hacmi şirketin toplam hacminin yüzde kacı?

Yuzde rakamlarina henuz varamadi, isin cok basindayiz ve kat edilecek cok yol var.

www adresleri?
toplam kac hit alyyorlar?
Tradenet in Kasim ayi hit 70000 dir ve 9000 kisidir

securiy icin ne kullanyyorlar?

Firewall
ne kadar guvenli?
%99

ve genel bir bilgi?(bir alyşveriş işlemi nasıl gerçekleştiriliyor)

Gercek magazalarda uygulanan sistemin aynisi uygulaniyor. Magazaya giriryorsunuz, alisveris sepetiniz var departmanlari dolasiyorsunuz, alacaginiz urunu sepetinize koyuyorsunuz, alisveris bitince kredi karti ile odeme yapiyorsunuz.

Istanbul Ticari Bilgisayar Agi
Uretim Pazarlama ve Tic. A.S.

Ziya Erdem
Genel Mudur

http://www.tradenet.com.tr

Tel : +90 212 236 34 45
Fax : +90 212 236 34 47

Bir ufak söyleşi daha (biraz daha teknik)

1) Türkiye’de online credit card verification yapan banka var mi? Yapacaklar
mi? hangileri çalisiyor?
[Ziya ERDEM] Online verification yapan banka su an icin yok. Bizim Spectrum icin anlasmaya vardigimiz bir banka var fakat Spectrum henuz satisa baslamadigi icin sistem kullanilmadi. Bunun disinda SET protokolu cercevesinde online verification calismalari devam ediyor.
2) 128 Bit encryption neden sadece USA’de geçerli? Amerika bunu neden
yasakladi? nasil kontrol ediyo?
[Ziya ERDEM] Sadece USA de gecerli idi. Onlarin devlet politikasi nedeniyle. Ancak yaklasik 1 yildir 128 bit encryption’in USA disina dagitimina izin veriliyor. Ornegin Turkiye’de Garanti Bankasi Internet bankaciligini 128 bit encryption kullanarak gerceklestiriyor.
3) Bir baska ülkede biri 128 bit encryption kullanirsa veya e-commerce suçu
islerse suçu isledigi yerde mi yoksa server’in oldugu yerde mi yargilanir?
Ziya ERDEM] Hukuksal yaptirimlar uzerine tartismalar hala devam ediyor. Ancak uzerinde mutabik kalinan konu sucun islendigi ulkede yargilanmasidir. USA de eyalet kanunlari eyaletlere gore degistigi icin federal suc kapsamina sokularak sucun nerede islendigine bakilmaksizin yargilamalaryapilmistir. Bu sistemi USA tum dunyaya yayginlastirmaya bakiyor. Boylece Turkiye’deyken yurdisinda bir suc islerseniz sucu islediginiz ulke kanunlarina gorede yargilanabileceksiniz.
4) Türkiye’de e-commerce hakkinda bir yasa veya yasalar var mi?
[Ziya ERDEM] Turkiye’de istim arkadan gelmekte. E commerce icin bizim yaptigimiz incelemelere gore her hangi bir yasa yok. Ancak e commerce olmasi normal ticari yasalarin cignenebilcegi manasini tasimaz. Bu nedenle Ticaret hukuku ile ilgili tum yaptirimlar ve diger yasalar e commerce icinde gecerlidir. Dolayisiyla e commerce ile ilgili cok da detay bir yasa calismasi yapilmasi geregi olduguna inanmiyorum. Gunun kosullarina gore bazi guncellemeler ve ayarlamalar yapilsa yeterli olur gorusundeyim.
5) Bu mail içinde dergide kullanmamin sakincali olacagi bilgiler var mi?
[Ziya ERDEM] Yok.

Istanbul Ticari Bilgisayar Agi
Uretim Pazarlama ve Tic. A.S.

Ziya Erdem
Genel Mudur

http://www.tradenet.com.tr

Tel : +90 212 236 34 45
Fax : +90 212 236 34 47

Web ve internet, şu ana kadar bilgisayarla birlikte varolan olgulardı. Bu nedenle, bir internet kullanıcısının miyop, hipermetrop olup olmadığını bilemezsiniz ama iki önemli konuda çok net bilgiye sahipsinizdir.
1. Bir internet kullanıcısı çok farklı ürünlere sahip değilse_ki bu pek olmaz_ oturur pozisyondadır.
2. Büyük bir ihtimalle ekrana bakıyordur.

Bu basit iki bilgi biz çok ilginç denizlere götürür. Hemen isterseniz inceleme başlayalım. Kullanıcının oturur vaziyette olması bizim yapacağımız grafik tasarımını nasıl etkiler sorusunu öncelikle kendimize soralım. Tabii bunu çözümleyebilmenin en iyi yolu insanın tabiatında oturma fiilinin aslında yapay bir hareket olduğunu bilmek ve oturur durumd insanın aslında ne kadar rahatsız olduğunu anlamakdan başlar. Bu rahatızlık internet kullanıcısını huzursur, huysuz ve en önemlisi sabırsız yapar. Bir de internet hatları ile ilgili teknolojik yetersizlikler bir araya gelince, bir sitenin görsel malzemesinin gerçekte kullanılacak yazılı basın veya hertürlü medyuma göre son derece yetersiz olduğu görülür. İşte başarı bu teknik yetersizlikler içinde bile belli bir harmoniyi, düzeni yakalamaktır. Aslında internet teorisini anlayan herkes bunu kolayca yapabilir. Bilinmesi gereken ilk kural hiçbir televizyon kullanıcısı kötü bir televizyonla izlediği yayının başarısız olduğunu düşünmez, ama bir internet kullanıcısı bu konuda bir guru, bir otoritedir. Daha internete bağlandığı ilk anda karşısına gelen her türlü görüntüyü acımasızca eleştirir ve daha iyisini kendisinin yapabileceğini söyler. Bu fikri yoketmenin hiçbir yolu yoktur. Dolaysıyla bir webmaster ve webdesigner herzaman kendisine söylenen komik fikir ve acımasız eleştirlere sabır gösterip, fikrinin doğruluğu konusunda şüphe etmemelidir.
Bu sosyal olguyu bir yana bırakırsak bir internet grafiği ile uğraşmada ilk dikkat edilmesi gereken kuarıl hatlardaki yavaşlık olduğunu anlarız. Internet konusunda yaşanan en büyük sorun budur. Internet trafiği paketlerden oluşur. Bu paketler sunucu ile alıcı arasında modem bağlantısı varsa 700 byte, leased line veya kablo sistemi varsa 1024 byte civarlarındadır. Dolaysıyla yaptığınız her 10 kb gibi küçük resimle bile 10 – 15 paket civarında bir veri trafiği demektir. Bunun içine hatalı paketler ve hata kontrol sistemleri de girince, paket sayısı 20 – 30 civarına ulaşabilir. Dolaysıyla resmin transferini hızlandırmanın birincil yöntemi dosya boyutunu düşürmektir. Bir web sayfası html kodu da dahil olmak üzere 30 – 40 kilobaytı geçmemelidir. Bunun üzerindeki her türlü bilgi kullanıcı sabırsızlandıracaktır.
Eğer elinizdeki resim gereğinden büyükse bunu parçalara ayırmak ve html kodunda bu resimleri birleştirmek doğru olacaktır. Her resmin html kodundaki bilgisinin içinde sunucu üzerindeki yeri yazılmalıdır. Bu bir gereklilik değil zorunlulukdur. Aksi takdirde resim kesinlikle görüntülenemez. Bunun dışında html kodu içinde bir resim gören bir alıcı sunucuya resmin ekranda ne kadar yer kapladığını sorar. Sunucu ise resime bakıp ekrandaki genişliği konusunda bilgiyi gönderir. Html kodu içine resmin ekrandaki kaplayacağı yer yazılırsa, bu her resim için gerçekleştirilen diyalogdan kurutulunmuş olunur. Bir resmi web sayfanız içindeki koda farklı bir boyut bilgisiyle yazarsanız, resmin bu bilgiler ışığında alıcını browser’ı tarafından yeniden render edildiğini göreceksiniz. Bu pratik görünmesine rağmen oldukça yanlış bir yöntemdir. Bu şekilde ortaya çıkan resimlerde distortion çok büyük boyutlardadır.
Elimizdeki resimin web standartlarına uygun şekillendirilmesi, yüzlerce trik içeren bir harekettir. Dosya boyutundan sonra dikkat edilmesi gereken en önemli konu, resim için seçilen formattır. Web browserları çok çeşitli resim formatlarını desteklerler. Bunların içinde en yaygın ve bütün browserların kullandığı formatlar gif ve jpeg’dir . İki formatın birbirine göre çok değişik sıkıştırma yöntemleri vardır. Jpeg formatındaki resimler, yüksek sıkıştırılma kapasitesine sahiptir. Bu nedenle, özellikle geniş palet bilgisine sahip, fotoğraf gibi görsel malzemelerde jpeg formatının kullanılması uygundur. 216 renk altı palet bilgisi bulunduran grafik gibi kavramlarda ise gif formatını kullanılması gerekmektedir.
Eğer görsel malzeme bir grafikse ki, butonlar ve web sayfasının işlemesi için gerekli olan görsellerin hepsi grafiktir, gif formatını kullanılması gerekmektedir. Palet konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta bu tip resimlerin browser tarafından daha hızlı render edilebilmesi için 256 renk kullanılması gerekmektedir. Fakat Netscape browserlar bu sistem renk bilgilerinin 40 tanesini kendi logo gösterimlerine ayırmışlardır. Bu bize 216 renk bırakır. Bu renklerin sistem tarafından kullanılan bir paletten alınması gerekir. Bu nedenle özellikle grafik programlarında web safe paletten renklerin seçilmesi gerekmektedir. Bu tip işlevsel grafiklerin anlatımı yetersizdir. Anlatımı kuvvetlendirmenin en kolay yolu yazılarla grafiği desteklemektir. Bu durumda font becerileri grafik bilgilerinin içine girer. Font seçiminiz hedef kitlenin algılama oranlarına göre değişir. Ama font büyüklüğünde dikkat etmeniz gereken en önemli nokta küçük boylarda font kullanmanız gerekiyorsa tırnaklı typefaceleri kullanmanız. Bu arada eğer küçük boy fontlar kullanıyorsanız, anti-aliased kullanmamanız iyi olur. Bu sayede küçük boy fontların algılanması daha kolay olur.
Eğer elimizdeki resmin paletin de çok renk varsa jpeg formatını uygulamakda yarar vardır. Bu durumda paletin renklerinde birbirine yakın olanları birleştirmekde yarar vardır. Bu işi yapan optimizasyon programları vardır. Çok renk varsa resimin boyutu artar. Bu tip resimleri siz de optimizasyon programları kullanmadan yapabilirsiniz. İlk yöntem resmin kolorize edilmesidir. Eğer bunu yapabilecek bir programınız yoksa, size tavsiyem resminizin üzerine yüzde oranını sizin belirleyeceğiniz bir layer yerleştirmeniz. İki layerı daha sonra birleştirdiğinizde_ ki gif ve jpeg için bunu yapmanız zorunludur_ renk paletinizin birbirine yakın renklerden oluştuğunu göreceksiniz.
Renk oranlarını düşürmek de bu şekilde mümkün olacakdır.
Son olarak yazımızın başında internet kullanıcısının durumu ile ilgili ikinci anlattığımız konuyla ilgilenelim. Monitör başında oturan kullanıcı, belli noktalarda tv izleyicisi ile aynı algılama sistemlerini kullanır. Örneğin tv olarak verilmesinin, tv yayıncılığında bir takım standardların daha çok şekil almasıdır. Aslında yayıncılığın medyumlarına göre renk seçimlerinde değişiklikler olur. Kağıt, fotoğraf gibi belli bir zemin üzerine basılan medyalarda, kağıdın renginin o medyada kullanılabilecek en açık renk olması ve bu rengin hep üzerine uygulanan renkelere ekleniyor olması, bu tip medyalarda doymamış (unsaturated) renklerin kullanılmasını gerekli kılar. Monitor tabanlı medyalarda ise renk sorunsuz bir şekilde işlenebildiği için bu sıkıntı yoktur. Bu durumda rengin arkasındaki ışık ve ortamın genel ışık oranları önemli olur. Göz için bir kontrast oluşturmamak için kullanılabilecek en mantıklı palet doymuş renklerden oluşur (saturated). Bu izleyici de daha güvenilir bir intiba bırakır.

Ve

….Ve. Ve diye başlıyorum. Bundan öncesini inkar etmiyorum. Etmem de mümkün değil. Ama bu “”ve”” den sonrası bir manifestodur. Benim manifestom. Bu andan sonra okuyacagınız satırlar cehalet erdeminden nasibini almamış hayatını kafasına heran peryodik olarak damlalar düşen bir işkence mağdurunun acılarıyla yaşamış bir zavallının hikayesidir. Ve bilinki bunu okuduktan sonra hayatınız bir daha eskisi gibi olmayacak. Ve şunu bilin ki bunu ikinci kez okuduğunuzda da birincisi gibi olmayacak. Zaman değişkenin bir şakasıdır bize hayat ve bu değişken ne yaraları sarar ne acıları azaltır. Ve bilinki acılar hep vardır olacaktır. Hepimiz için, hepiniz için. Ölüm belki bir kurtuluş değildir, ve emnim ki canına kıyan herkes bunu biliyordur. Ama hayatın tamamına birden bakabilme lütfu ancak bu insanlara verilmiştir. Yaşam denklemindeki bütün değişkenler sadece o saniyenin binde biri büyüklüğündeki zaman sürecinde farkedilir. Ve ne yazıkdır ki bu denklemi gören kimse hayatta kalmamıştır.. Tıpkı yaşayan kimsenin hayatı bir bütün halinde algılamasının mümkün olmadığı gibi.
Gerçekler acıdır. Algılanan herşey gerçektir ve algının kapılarından geçen herkes acı çeker. Sorun gerçeklerin nerede karşımıza çıkacağıdır. Ben pesimist bir insan değilim. Pesimist olmak gibi bir özlemim de yok. Sadece yaşamak istiyorum, papatya tarlasında bir ilkbahar rüzgarında tatlı tatlı sallanan bir papatya gibi mutlu ve amaçsız. En azından en doğal amaçları hayatın en önüne alarak… Canım sıkılıyor ve I harflerini yazmaya elim gitmiyor.
Bir tek beklentim vardı hayattan bana da bir kulvar açması. Önümdekilere takılmaktan, arkamdakilerin çelme takmasından bıktım.. Kendi kulvarımda kimseyle sorun yaşamadan koşmak isterdim kendi yarışımı. Bu benim için bir sprintti, bayrak yarışı veya maraton değil. Çünkü ne koşa……… Bir telefon geldi ve bitti burada. Biten bendim….bittim….

Yıllar önce iki meraklı oturup iki bilgisayarı birbirine bağlamış. Graham Bell, söz konusu olduğunda bu belki son derece büyük bir başarı sayılmazdı ama şu an bir bakış açısına göre (bu bakış açısı fikirlerine son derece saygı duyduğum bir gazeteci büyüğüme aittir) kapitalizmin iki çıkış noktasından biri olabilecek kadar önemlidir.
İnternet önce bir lüks, bir oyun aracı daha sonra da her fikrin üzerinde yaşadığı bir bilgi platform, bir hayat tarzı olarak okullarımıza, işyerlerimize ve hatta kolumuzdaki saatlere kadar yerleşti. Bu bilgi platform üzerine önce elzem olmayan bilgilerimizi yerleştirdik. Ama artık VPN lerle birlikte en hayati bilgilerimizde dahil herşey bu bilgi sathının üzerine yerleşeti.
İnsanın haberleşme adına yaptığı herşey bu ağın bir parçası oldu. Şu an canlı yayınlar da dahil olma üzere herşey bu ağın bir parçası.
Bu bilgi ağına web-centric bir gözle baktığımızda bizi ençok rahatlatan şey kaotik bir yapının varlığıdır. Doğal olmanın bir numaralı kuralı bu. Kendinden gelişen ve doğal yollarla büyüyen her “”yaşayan”” formun kaderi belkide. Peki bu kaotik yapı bazı noktalarda zorlamalarla düzenli bir yapıya dönüştürülürse ne olur?
Avusturalya yakınlarında bir adada fare popülasyonunun artışı üzerine yapılan araştırmada doğa bilimcileri, bu gidişatı durdurabilmek için adaya kedi getirmeye karar verdiler. Gelen kediler fareleri yeyince asıl sıkıntının farelerin çoğunlukla yedikleri böceklerin artışında olduğunu görmüşler. Adadaki böcek popülasyonu artınca da doğaya birkez daha müdahale ederek belli bir kuş türünün adada bulunmasını sağlamışlar. Kuşlar baskın bir şekilde üremeye başlayınca da o adadaki en önemli kuş türlerinden birinin soyu tükenmişti. Belgesellere meraklı biçok kişinin hatırlayabileceği bu olay, daha sonra büyümenin doğal yapısına ters düşülmemesi konusunda belki de en önemli kıstaslardan biri olmuştur.
İnternet üzerindeki yapı genel olarak çok başıbozuk ve kaotik bir şekilde büyümesine rağmen bu büyüme oldukça doğal bir düzlemde gerçekleşmektedir ve bu doğallık bir müdahaleyi gereksiz hatta yanlış kılmaktadır.
Bir ülkenin bütün internetinin tek bir noktadan çıkması durumunu varsayalım. Sonra bir başka ülke ile arasında bir sorun çıktığını ve bir şekilde bu çıkışın kapandığını varsayalım. (Bunun bir yöntemi ambargo diğer yöntemi ise bir bombalama olabilir.) Bu durumda bu ülke haberleşmesini neyle sağlayacak. Yada bir başka durum bütün internet bağlantıları tek bir hat üzerinden verilsin. Herkes aynı noktadan internete ulaşsın o zaman sonuç ne olacak? Bu hat bozulduğunda kim sorumlu olacak? Ne kadar tazminat ödeyecek? Veya hiçbir sorun yokken gayet rutin bir teknik düzenlemenin kimseye haber verilmediği düşünelim firmaların uğradıkları kesintiden kayıplarını kim ödeyecek? Nasıl hesaplanacak ve bu karşılanabilir bir zarar mıdır?
Bunları yaşayacak bir ülkenin var olduğunu zannetmiyorum veya 2000 yılında ayakta kalabileceğina inanmıyorum.
Netleşmek üzere…

Internic’in Network Solutions ismiyle domain name satmaya başlamasından bu yana yaklaşık bir yıl geçti. Internic bir organizasyonken (Vakıf), Network solutions ticari bir kuruluş. Internet Society bu kararı Internic üzerindeki tekeli (bu tekel o ana kadar kimseye zarar vermemesine rağmen) kaldırmak, böylece hiçbir şirketin ticari veya hierarşik olarak gözetilmesini engellemek adına aldı. Önümüzdeki günlerde Network Solutions dışında üç tane daha domain name veren kuruluş ortaya çıkacak. Türkiye’de ise ODTÜ bu konudaki tekeli yıllardır büyük bir keyif ile her şekliyle kullandı. Yıllar önce domain name almak istediğinizde en kısa zamanda alabilmek için konsorsiyum içindeki şirkelerden başvuru yapmak zorunda kalıyordunuz. Aksi takdirde isterseniz dünya çapında bir organizasyon gerçekleştirin kimse size istediğiniz domaini vermiyordu. O dönemlerde sorunlar sadece bununla da kısıtlı değildi. İstediğiniz domaini alabilmek için belirsiz bir süre beklemek durumunda kalıyordunuz. Yani şimdiki gibi 14 gün içinde çıkmazsa çıkmamış demektir gibi bir durum yoktu. Sizi aramazlarsa bu sizi domain name’inizle şereflendirmeyecekleri anlamına geliyordu. Yıllar geçtikçe sistem biraz daha “”düzenli”” bir düzensizliğe dönüştü. Şimdi artık com.tr uzantılı domainler için ticari sicil kaydınız, nom.tr ‘ler için nüfus cüzdanı suretiniz, org.tr’ler içinse organizasyonunuzun yönetim kurulu kararını tüzüğünüze ekleyerek göndermeniz gerekiyor. Peki ya çakışık veya uzun isimler? İşte yine keyfiyetcilik başlıyor. Mesela SPK.com.tr’yi Serbülent Piyano Kursu almak istesin ve bu alan boş olsun deneyin bakalım alabiliyor musunuz? Bir domaini almak için boş olması gerekli mi? Hayır size dolu bir domaini de boşatıp, verebiliyorlar. Asp Developer System diye bir şirketiniz var, yazılım işi yapıyorsunuz. Yıllar önce ads.com.tr’yi aldınız, internet yazılımları gerçekleştiriyorsunuz. Bir süre önce bir firma çıktı ismi Adapazarı demirdöküm sanayi, ODTÜ’ye başvurdu. Eminim hepiniz bu yeni gelen şirketin domaine sahip olamayacağını düşünüyorsunuz. Yanıldınız, ODTÜ bu konuyu bir kurala bağlamış değil dolaysıyla keyfiyetci yapısını sürdürüyor. Domaini demir döküm şirketine vererek bir yazılımcı şirketin işlerini zorlaştırmayı başarıyor.Geçenlerde bir şikayet daha geldi. Bir şirket domainini almak için ODTÜ’ye başvurmuş. Domain için gerekli belgelerini gidip gitmediğini öğrenmek için 2 kere mail çekmiş sonra da telefon açmış, telefonu telesekreter açmış, e-mail’e cevap yok. Şirket 14 günü beklemeye başlamış 16. gün bir cevap gelmiş domaininiz belge eksikliğinden dolayı kabul edilmedi diye. Belgelerinin tam gidip gitmediğini kontrol edemiyen, sonrada hangi belgenin eksik olduğu bile yazılmayan bir bilgi notu alan şirket, şimdi ikinci 14 günlük sürenin dolmasını bekliyor. Siz olsaydınız çılgına dönmez miydiniz?Geçenlerde, bana da bir mektup geldi. ODTÜ domainimin süresinin dolduğunu söylüyor. Ama hangi domain olduğu yazmıyor. Ben webdesign işi ile para kazanan bir insanım, bir sürü müşterim var. Bu domainin hangisine ait olduğunu bulmak zorundamıyım? Üzerine yazmak bu kadar zor mu?Neyse ki gelecek ay net.tr uzantıların daha rahat verilmesine dair bir karar meclisin gündemine girecek de biz de tr uzantılı domain alma sıkıntılarımızı bir nebze olsun atabileceğiz.Tr uzantılı domainler Türkçe kontent’in ne kadar olduğunu pek göstermiyor ama yıllardır dağıtılan ve binbir zorlukla alınan .com.tr uzantılarının 11131 tane olmuş olmasına rağmen birkaç aydır verilen gen.tr’lerin bunun 10’da birine ulaşmış olması ODTÜ’nün ne kadar yanlış bir politika içinde olduğunu gösteren en önemli etkendir. Tr uzantılı domainlerin miktarlarında çıkarılacak çok şey olduğuna inanıyorum.Com.tr 11131Net.tr 101Mil.tr 5Org.tr 684Gen.tr 1331Edu.tr 120Gov.tr 318 İşin ekonomik kısmına gelince her yıl Network Solutions’a aktarılan bir yığın doların yanında, ODTÜ bir keyfiyet daha göstererek gen.tr’lerin paralarını tahsil etmiyor. Belki tahsilat sorunu keyfiyetten çok bu işi yapacak insanların bulunmamasından kaynaklanıyor. Sorun ne olursa olsun sonuç hepimizi etkiliyor. Domain name işinin Türkiye’de de birkaç elden verilmesi bir gereklilik. Aksi takdirde bu sorunlar devam edip gidecek. Bu konuda yapılması gereken her türlü know-how elimizde. Tek sorun sermayesiyle bunu destekliyecek, ama bunu bir güç kaynağı olarak kullanmayacak, isim yapmayı kısa vadede para yapmaktan daha değerli kılacak şirketler bulmak ve bunun kısa zamanda bulunacağından eminim…Artık hepimiz devletiyle, milletiyle, meclisiyle, akademisyenleriyle NET bir Türkiye istiyoruz. Bunun için gereken herşeyin bu milletin gücü dahilinde olduğundan ve bu gücün heran patlamak üzere olduğundan eminim.NETleşmek üzere.

Yıllardır değişik platformlardan bluetooth hakkında binlerce bilgi duydum. Uzun süredir izini sürüyordum. Fakat geçen hafta Ericsson ile yaptığım bir toplantıda herşeyin çehresi değişti. Bluetooth üzerine bir takım araştırmalar yapmanın gerekli olduğuna karar verdim.
Öncelikle size ilk anda sahip olduğum bilgileri anlatmak istiyorum. Bluetooth kablolaşmayı engellemek için çıkarılmış bir teknoloji. Aslında bu teknoloji kullandığımız araçlar arasındaki haberleşmeyi sağlayan bir platform. Bu platform üzerinde her türlü aracı konuşturmak uygulama geliştirmek, hatta donanım üretmek mümkün.
Tabii ilk anda bize ulaşan bilgi, bunun cep telefonu ile kulaklık arasındaki bağlatıyı sağlayan, bunu da alıştığımız infra red yerine radyo dalgaları ile yaparak, araçların birbirinin karşısında olması, ışık gibi ortam sorunlarından uzak tutan bir teknoloji olduğu idi.
Aklıma bir takım sorular geldi. Daha önce WAP teknolojisi hakkında araştırma yaptığımda bu işi en kısa yoldan Ericsson’dan öğrenebileceğimi tecrübelerle sabitleştirmiştim.
Konunun yetkilisi İsmail Polat beyi aradim. Sağolsun uzun uzun konuştuk ve aklıma gelen soruları sordum. İlk sorum radyo dalgalar üzerineydi. Malumunuz Türkiye’de iletişim konusundaki kanunlar nuhnebiden kaldığı için, radyo dalgalarının kullanılmasının Telsiz genel Müdürlüğü ile sorunlar yaşayabileceğini tahmin ediyordum. Tıpkı telsiz telefonlarda sorun yaşadığımız gibi. Doğru tahmin etmişim yalnız konu 2 Ghz ve üstü frekanslar Türkiye ve Amerika’da askeri amaçlarla kullanılmaktaymış. Bu nedenle Türkiye ve Amerika’da bu cihazların kullanımı konusunda sıkıntılar olacağı tahmin ediliyor. Fakat bu sorunun daha önce de bazı noktalarda yaşandığı ve kısa zamanda çözüleceği tahmin ediliyor.
İkinci sorum bu tip cihazların kullanımında yaşanabilecek en basit sorunlardan biri. Arabalardaki dijital sistemlere ve özellikle ABS’ye bu sistemin zarar vermesi mümkünmüydü…. Bu konuda sorun yaşanmayacağı Ericsson tarafından öngörülüyor. Voltajın düşük olması ABS’ye zarar vermesi ihtimalini ortadan kaldırıyor.
Özetlersek, bluetooth kablolu yaşamdan sıkılmış olan son kullanıcılar için biçilmiş kaftan. Bu noktada Ericsson sadece standardları belirlemekle kalmıyor, üretimi arttırmak için uygulama geliştirme kitleri çıkarıyor. Tabii hemen müjdesini verelim, bluetooth platformu ile çalışan ilk araç cep telefonu ile kullanılan kulaklık ve mikrofon seti. Bu konuya oldukça önem veren Ericsson’ın bu ürünü yapan şirket olması da en beklenilen olay.
İsmail Bey bana başka yeni ürünler konusunda da bilgiler verdiler. Fakat bu bilgileri bir süre olgunlaşması için kendime saklayacağım. Ama ben de size müjdelemek istiyorum ki yakın zamanda internete bağlanmak için bilgisayar başına geçmemiz gerekmiyecek. Her nekadar bu gerçekten beklenen bir gelişme olsa da bunun düşündüğünüzden çok daha kısa zamanda oluşacağını bildirmek beni çok mutlu ediyor….
NETleşmek üzere..

AB

Avrupa Birliği aday üyeliği için başvurumuz artık kabul edildi. Birçoğumuz için bu bir sonuç ama aslında bu sadece bir başlangıç. Bundan sonra önümüzde iki çok zor süreç var. Önce kendimizi _bütün sorunlarımızı çözerek_ AB’ye giriş için hazırlayacağız. AB’ye girdikten sonra da bütün dünyaya etkisi olan her gelişme, her teknolojide bir Avrupalı gibi davranmak ve düşünmek durumunda olacağız.
AB’ye giriş aşamasında, şu ana kadar bütün dünyaca eleştirildiğimiz sorunlarımızı çözmekle kalmayıp belki de Türkiye’de ilk defa tellafuz edilen kavramlarla karşılaşacağız. İç işlerimizden kaynaklanan sorunlarımızı çözerken bir de dış dünya ile olan ilişkilerimizi gözden geçirmemiz gerekecek. Dış ilişkiler konusundaki en önemli sorunumuz Yunanistan’la aramızdaki kemikleşmiş ilişki bozuklukları. AB uzun süredir bizim dışardan Yunanistan’ın ise içerden baskıları sonucunda bu sorunun her iki ülke açısından da ne kadar önemli oladuğunu anladı ve adaylık anlaşmamıza belki bir ön koşul olarak değil ama hatırlatıcı bir madde olarak bu sorunun çözülmesini de ekledi.
AB bu ilişkilerin rayına oturtulması konusundaki prosedürü ise üstü kapalı olarak açıkladı. Her ne kadar bu ilişkiler politik bir platform üzerinde de olsa, öncelikli olanın sorunun doğru analiz edilmesi olduğu gün gibi ortada. Analizden bahsedilince devreye her iki ülkenin de devletle yakın çalışan ve geniş vizyona sahip akademisyen ve aydınları giriyor. Bu insanlar genelde devletin politikalarına geniş bir bakış açısından bakarak uzun dönemli projeksiyonlar yapabiliyorlar. Bu gruplara Think Tank adı veriliyor. Türkiye’de son dönemlere kadar bu konudan kime bahsetsek öncelikle bir aöıklama yapma gereği duyuyorduk. Hatta internet konusunda uzun vadeli bir projeksiyon yapılması için bir think tank grubu kurmak istediğimi tellafuz ettiğim her yerde ayrıca think tank’i açıklamak durumunda kaldım. Yalnız bir süre önce Türkiye’de bir think tank grubunun bulunduğunu öğrendim.
Grubun içindeki bir çok isim sadece bizim değil, avrupanın bile saygıyla bahsettikleri isimler. Vakfın başkanlığını düşünce ve görüşlerine çok değer verdiğim Can Paker yapıyor. Can Paker aynı zamanda TÜSİAD’ın da Yönetim Kurulu’nda yer almakta.
Tesev bir süre önce elindeki bütün döküman ve bilgileri internet üzerine yerleştirme kararı aldı. Bu dökümanların içinde Türkiye’nin çeşitli sorunları konusunda neler yapılabilabileceğini açıklayan birçok kitap da var. Tesev’in web adresi http://www.tesev.org.tr .
Türkiye’nin AB’ye giriş süreci içinde think tank gruplarının oldukça önemli bir yeri olacağı bizzat AB tarafından işaret edilmiştir. Bu grupların ellerindeki bilgi ve dökümanı internete taşımaları amaçları açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle TESEV ileri görüşü ile Türkiye’ye yeni bir gelecek gösterebilecek bir gruptur.

… Ve aşklar tükendi.
İnsanın sevmekten nefret etmesini daha güzel anlatabilecek bir başka 3 kelime daha bu evrende bir araya gelmedi bence. Bu “”evrende”” betimlemesi belki size çok iddialı gelmiş olabilir, bilmiyorum. Kızılderili inanışlarına göre söylenen her söz, yapılan her iş uzayda sonsuza dek yankılanır. Bu nedenle kızılderilililer hiç yalan söylemezler. Yine bu nedenle kişilikleri berrak, sosyal ilişkileri güçlü, yaşama bağları kuvvetlidir. Toplumları berrak olduğu için bizonları, yaşamı ve aşkı tüketmezler. Kişilikleri tutarlı olduğundan, kimseye bilerek veya bilmeyerek zarar vermezler.
Kızılderili liderlerinden Seattle’ın Amerikan başkanına topraklarının parayla satın alınması konusunda yazdığı mektupta dediği gibi “”beyaz adam birgün kendi çöplüğünde boğulacaktır””. Seattle inanılmaz bir ileri görüş gösterip bize doğru yolu söylemişti. Bunu belki ileriye, belki geriye, belki de bizim daha bilmediğimiz bir yöne bakarak söylüyordu, kimbilir?
Belki de beyaz adamın aşklarını bile tüketecek kadar ileri gidebileceğini tahmin bile edememişti. Belki de uçsuz ovalarda bizon avlayarak yaşamaktan başka hiçbir hırsı bulunmayan, yaşlı bir adamın zırvalarından başka birşey değildi… Sonuçta öyle bir asra demir attık ki artık, söz uçar yazı kalır diyemiyoruz zira hem söz hem yazı uçup gidiyor. Yılları insanlara mesajlar vermek için harcadıktan sonra, değer verecek bir yakınımız olmadığını görüyoruz. O da uçup gidiyor…
Ben net jenerasyonunun bir ferdi olarak bu vatanı babamdan miras almadım bana çocuklarımdan ödünç kaldı diyemiyorum. Çünkü bana bunu düzeltme imkanı bile verilmiyor. Hergün etrafımızdan milyonlarca mesaj uçuyor. Bu mesajların arasında işe yarar olanlarını, bu kalabalıkta ayırt bile edemiyoruz. Mesajlar uçuyor, uzay boşluğunda yankılanıyor sonra yavaş yavaş yok olmaya doğru gidiyor.
Asrın paranoyasıdır, takip edilmek ve dinlenmek. Ben artık dinlendiğimize, inanmıyorum. Kimse bizi izlemiyor. Her geçen gün bir güzel fikrin, bir insancıl düşüncenin, bir ilerici teknolojinin ayaklar altında yok oluşunu veya kötü amaçlar üzerine kullanışını hayret ve ümitsizlik içinde seyrediyorum.
Bizim için üzgünüm. Aşkları bile yitiren bir jenerasyon olduğumuz için üzgünüm. Son bir ümit, var gücümle bağırıyorum.
“”ORADA KİMSE VAR MI?””

Mobil bilgisayarcılığın her zaman en büyük dileği heryerden, her an zahmetsizce ulaşım olmuştur.Bu konuda uzun zamanlar çalışan şirketler sonunda veriyi ışık hızında taşıdılar. Nasıl mı? Atıf Ünaldı’dan öğrenin.

Yıllardır hepimiz bizi hareketsiz bırakan kablolardan kurtulmak için çeşitli çabalarda bulunduk. Önce her gittiğimiz yere gelen bilgisayarların oluşmasını bekledik. Ama bu hiçbirimiz için yeterli olmamıştı çünkü gerekli bütün bilgileri yanımızda taşıyamıyorduk. Bu sefer kablosuz iletişim için çabalar başladı. Önce kablosuz modemler bulundu. Cep telefonları hepimizi rahatlattı. Motorola’nın 1998 sonunda bitireceğini söylediği Iridyum projesi hepimizi rahatlattı. Ama 1993 yılında başlayan bir başka proje daha vardı ve bu proje 1997 sonunda çok önemli atılımlar yapacağı sinyallerini veriyordu.
Hikayemiz 1993 yılında izbe ve karanlık bir bodrum katında başlamıyor. Çünkü Bill’den sonra kimse garajlarda veya bodrumlarda çalışmak zorunda değil. Maymunun gözü açıldı. Nerde kalmıştık? 1993 yılında yeni bir proje start almıştı. 28 Haziran 1993 yılında başlanacak olan bu projeye 20 şirketten 50 kişinin başvurması bekleniyordu. Beklenen üzerinde bir katılımın olması geleceğin ne kadar iyi olacağının bir göstergesi oldu. Projenin amacı ucuz , belli standartlara uyan, seri veri iletişimini sağlayan, küçük ve taşıması kolay bir iletişim parçası üretmekti. Bu yöndeki çalışmaları az enerji harcaması ve diğer bilgisayar yan ürünleri ile çakışmayan bir ürün için planladılar.
Bu yan ürün data banklar arası bilgi transferi dahil olmak üzere, laptopları diğer bilgisayar yan ürünlerine bağlamak üzere planlanmıştı. Bu yan ürünler arasında Pc’ler ile çağrı cihazlarından , Beyaz tahtadan saate kadar çok geniş bir ürün yelpazesini içeriyordu. Toplantı sonunda yönetim, pazar, ve teknik açılardan gelişmeler oldu. Yönetim, özel şirketler arasında her şirketin profesyonellik açısına göre planlanmış bir düzen üzerine oturtuldu. Compaq ve Hp gibi çok büyük ve yerleşik şirketlerin içinde bulunduğu bir grup organizasyonun başına getirildi. Pazar açısından planlananlar ise teknik gelişmelere bağlıydı. Bu yüzden kısa süre içinde standartlara uyan Infrared yan ürünleri ve standartları hazırlamak üzere teknik çalışmalara başlanacaktı. Bu toplantı süresince çalışan teknik ekip adres çıkış ayalarını, ve çıkış sinyal frekanslarını belli bir standarda bağladı. Bu standardları hem hardware hem de software üzerine oturttular. Sonuç olarak toplantı gerçek amacına ulaşmış belli standartlar belli olmuştu. Amac ucuz, hafif ,küçük az enerji ile çalışan her türlü infrared veri iletişim aracına ulaşmaktı. Tabiki her ürün gibi bu ürününde ilk versiyonlarında beklenmedik sonuçlar alınacaktı. Bu yüzden pazarlama stratejileri ilk versiyon ve standardların belli olmasından sonra müşteri ve kullanıcılardan gelen istek ve şikayetler üzerine planlanacaktı.
Toplantının üzerinden çok az zaman geçmesine rağmen Infrared data teknolojisinin ilk üyesi ortaya çıkmıştı. Bütün infrared standartlarına uyan bu ilk veri transfer cihazıseri kablo gibi haberleşme sağlayan bir cihazdı. Asenkron haberleşmeyi destekleyen cihaz 0-1 m. arasındaki ve 30 derecenin altındaki açıyla konuşlandırılmış bütün cihazları görebiliyordu. 2400 bps ve seri iletişimin Uart kablaları ile kaldırabileceği en yüksek iletişim olan 155 Kbps haberleşmeyi desteklemesiçok sevindiriciydi. Şimdi gelelim bu ilk veri makinesinin hatalarına :
0-1 m arası haberleşme yeterli olmasına rağmen bazen 30 derece sınırlaması sorun yaratabilirdi. Bu mantıkla bir toplantı masasının üzerine yan yana duran iki bilgisayar birbirlaeri ile haberleşme şansına sahip olamayacaklardı. Hazır toplantılardan bahsetmişken bir toplantı masasında bulunan bütün bilgisayarların birbirleri ile haberleşmeleri de bir hayaldi. Bu ilk versiyon ancak noktadan noktaya haberleşmeyi destekliyordu.
Gelelim bu yeni küçük haberleşme makinelerinin bizim chicago projesi ile olan beraberliklerine. Windows 95’le birlikte infraredler kendilerine kontrol panel üzerinde bir yer buldular. Bu windows 95’lerin bu dönemden sonra sonsuza kadar infraredleri koruyup kollayacakları anlamına geliyordu. Ne de olsa artık laptopların yüzde doksandokuzu windows 95 ile birlikte geliyordu ve kimse bunu değiştirmeye güç harcamıyordu. Win 95 ile aralarındaki ilgiyi iletişim alanına kaydıran makine Vcomm,tapi,ppp, ve winsock’ı destekliyordu. Aynı zamanda win 95 için çok özel bir yeri olan plug and play olması ise birbaşka artıyı oluşturuyordu. (Gerçi geçenlerde laptop’ımda silinmiş olan bu drive’ları oluşturmak için bir kaç saatimi feda ettim ama olsun, Bill amca plug diyorsa mutlaka bir yere takılıyordur.) Bu drivelar com ve lpt destekleyerek hem printerler için hem de com portu daha çok kullanan modem gibi araçlara ulaşma şansına sahip oluyorlardı.
Büyük şirketleri arkasına alan organizasyon şimdi yeni amaçarını ortaya koydu. Bunlarını arasında paralel porttan tam destek almak en baş sırada. Peki düşündükleri hız ne mi? Evet bu konuda söylenecek birşey yok. İşin içinde ışık olunca hız hızı getiriyor. Planlandıkları ilk hız 4 Mbps . Bu hıza ulaştıktan sonra herhalde karşınızda oturan arkadaşınıza bir toplantı sırasında harddiskinizi aktarmak çay molasında yapılacak kadar kolay olacak.
Teknoloji gelişiyor ama biz hep geç kullanıyoruz diyorsanız herhalde laptop’ınızın arkasında küçük kırmızı ledi farketmemiş olmalısınız. Yakın zamanda MMX boardlarda da bulunacak olan bu yeni sürücümüzle ledin bakış açısını değiştirerek printer’a yazı gönderip arkasından yandaki bilgisayara bilgi akışı sağlayabileceğiz. Hatta laplink programı hepimizin bir dönem peşinden çok koştuğu ras drive’larını kullanarak yüzde yüz remote access sağlayabiliyor. Açıkcası bir bilgisayardan diğerini kapatabilmek gerçekten hoş insan kendini herşeyin potronu hissediyor ve bunu yaparken yerinizden bile kalkmıyorsunuz. Tak-Çıkar laptoplarda sürücü kullanmak gerçekten bazen azap olabiliyor. Bu işi de bu infrared canavarlarla halletme imkanınız var. cd-rom takılı değil mi? Yapmanız gereken tek şey bilgisayarınızı cd-rom’u takılı bir bilgisayara çevirmek.
Arkada bu kadar büyük şirketlerin olması yarışın erken başlamasına neden oldu. İlk atak IBM teknolojilerinden geldi.19 Temmuz 1996 yılında ürettikleri ilk 4 Mbps cipini bu yılın sonunda üreteceleri bütün laptop ve telsiz veri iletişimi ürünlerine takmayı planlıyorlar. Diğer şirketler ise bu aralar temkinli gitmeyi tercih ediyorlar. İşin içinde büyük paralar olunca kimin kime çelme takacağını sezmek güç oluyor.
Bunlar tabiki sadece başlangıçlar. 2 aydır pc fiyatlarındaki düşüşü fakettiyseniz, yakın zamanlarda yeni teknolojilerin duyrulacağını tahmin etmişsinizdir. Gelecek günler teknoloji açısından hepimizi doyuracak gibi görünüyor. Bu arada hepimizin çok büyük gördüğü birkaç bilgisayar şirketnin de daha küçük rakiplere satıldığını hayretle izleyeceksiniz. Eeee, parayla imanın kimde olduğu pek belli olmuyor.

Tablo 1
Infrared teknolojisi öncelikli olarak ;

PDA-PDA
Laptop-Printer
Pc-Çagrı cihazı
Pc-Laptop
Laptop-Beyaz Tahta
PDA-Telephone
Pc-Saat
arasında kullanılmak üzere planlandı.

Tablo 2

IrDA Organizasyonu üyeleri harf sırası ile. ( aman kimseyi gücendirmeyelim )

Access
Acer
ACTiSYS
Aicon
Alpha Peripherals
Alps Electric
AMP
Anritsu
Apple Computer
Association Interactive Media
AST Research
British Telecom
Brother International
California Wireless
Canon
Casio Computer
Citizen Electronics Co., Ltd.
Citizen America
Clarinet Systems
CMD Technologies
Collaborative Solutions
Compaq Computer
Counterpoint Systems Foundry
Credicom Technologies Corporation
Datalogic Corporation
Dell Computer
DENSO Corporation
Dictaphone
Digital Equipment Corp
DOWA
Eastman Kodak
EDEE
Ericsson
Everlight
Evolve
Extended Systems
Flashpoint
Fuji Photo Film Co., Ltd.
Fuji Electric
Fuji Xerox
Fujitsu
Funai Electric
Genoa Technology
Geoworks
H2T HandHeld Technology
Helmig Engineering
Hewlett Packard
Hill-Rom
Hitachi
Holtek
Hosiden
IBM
IC Works
Intel
Intercom
Integrated Systems Inc.
Interlink Electronics
Instituto de Telecomunicacoes
Inventec
ITE
Iwasaki
JVC
Kansai Electric
Key Tronic Corp
Lifestyle Technologies
Linear Technology
Lite-On
Logitech
Matsushita/Panasonic
Maxium
Megatec International
Microsoft
Microware
Minolta
Mitsubishi
Motorola
National Semiconductor
NEC
NEC Computer Systems
NetSchools
New Japan Radio
Nikon
Nokia Mobile Phones
Norand
Novalog
NTT DoCoMo
NTT Data
NTT/Nippon Tel&Tel
Okaya Systemware
OKI Electric
Olympus
O’Neil Software
Open Interface
OPTi Computers
Parallax Research
PDAia
Peerless Systems
Pentax Systems
PFU Ltd.
Philips
Phoenix Technologies
Plantronics
Psion
Puma Technology
Questra Consulting
REUDO Corporation
Ricoh
ROHM
S-MOS
Sanyo
Scientific Atlanta
Seiko Epson
Seiko Instruments
Sejin
Sharp Electronics
Sigmatel
Siemens
Silitek Corporation
Socket Communications
Sony
Spectrix
SMC – Standard Microsystems Corporation
Stanley Electric
Steelcase
Sun Microsystems
Symbol Technologies, Inc.
TDK/Silicon Systems
Tekram Technology
Tektronix
TeleQual
Telxon Corp.
TEMIC Semiconductors
Texas Instruments
Tokyo Electron
Toshiba
Trace Research Center
Traveling Software
TUKA Phone Kansai
TV Interactive
Umax Data Sytems
Uniden
UNITRODE
Unity Opto Technology Co. Ltd.
Universal Electronics
USB
USRobotics
VISA International
VLSI Technology
Winbond
Wink Communications
Xerox
Y-E Data

Yeni bir yıla başalmış ve 2000 yılına bu kadar yaklaşmışken neden akıntının bizi nereye sürüklediğine bir bakmıyoruz. 2000 yılında evimiz nasıl olacak merak etmiyor musunuz?

Evet yeni bir yılın ilk ayını acı, tatlı anıları ile geride bıraktık ve artık 2000 yılına teknolojik anlamda geri sayım başlamış oldu. Temelleri 1996 yılında atılan yeni uygulamalar bir ok gibi gerçek amaçlarını vurmay oldukça yaklaştı. Bilişim teknolojisi bu anlamda en hızlı gelişen teknolojilerden biri. Birkaç yıl önce bilgisayar karşısında sanal ortamlarda geliştirilen uygulamalar artık fiziksel anlamda hayatın içinde teker teker yerlerini almaya başladı. birkaç yıl önce bilgisayardaki gelişmeler ahlak’a zaralı mı müzakereleri yapılırken şu anda bu hayatın içinden bir sorun halini aldı.
Yeni bir yıl daha başladı. Teknoloji o kadar hızlı gelişiyorki bu yeni yıl bize bir asır gibi gelecek biliyoruz. Artık gelişen teknolojiler daha çabuk yaygınlaşıp hayat içinde yerlerini alıyor. Eskiden Reuters’in haber kaynaklarına ve network’üne ulaşmak için bir sürü para harcayan kişiler şimdi bu ihtiyaçlarını internet üzerinden çok kısa bir zamanda ve komik paralarla hallediyorlar. Yine bu yıl içinde satışa sunulacak olan PII’ler o kadar hızlı ki yılardır 1000 lerce dolar harcanarak alınan profesyonel görüntü işleme cihazları kısa zamanda raflara kaldırılacak.
Gelecek teknolojiler hakkında bu kadar bilgiden sonra gelelim bu ayın konularına. İlk haberimiz IBM’den. Her şirketin iniş ve çıkışları vardır. IBM ilk kurulduğu dönemin teknolojilerini iyi yakalamış halkın nabzını tutmuş ve bu sayede inanılmaz derecede gelişmiş şirketler arasındadır. Fakat bilgisayar teknolojisinin özellikle network’lere kaydığı dönemlerde gücünü ve ilerleme hızını büyük ölçüde kaybetti. İnternet teknolojilerinin ilerlemesi ile geride kalan ve güç kaybeden şirketlere yeniden ilereleme imkanı sundu. Bu durumu en güzel ve zamanında farkeden şirket şüphesiz Microsoft’tur. Fakat IBM’de imkanlarını kullanarak bir takım yeniliklere ve ilerlemelere imkan verdi. Öncelikle OS2’nin Warp 4 modelinde gerçekleştirdikleri Voice Recognation teknolojisi gelecek dönemin ses ve görüntü işleme ihtiyaçlarına bir çözüm olacaktır. Fakat IBM bunula da kalmayarak bu aralar iki önemli ürün geliştirdi. Birincisi Home Director ismindeki programları. Evinizdeki elektrikli aletleri kontrol ve kumanda etmeye yarayan bu kutu içinde bir software bir IR sender ve reciever, bir kaç tane prizden oluşuyor. bu ürün sayesinde ev içindeki aletlerin otomasyonunu yapmak ve gerekli saatlerde gereken aletin çalışmasını sağlamak mümkün. Hatta kutunun içinden çıkan kumanda sayesinde ev içindeki aletlerin uzaktan kumanda ile kontrolü de mümkün. Gelecek yüzyılın ofislerinin evlerimiz olacağını gözönüne alırsak bu uygulamanın bizi nekadar yakından etkileyeceğini hissedebiliriz.
IBM’in ikinci önemli uygulaması ise çok yakın zamanda duyurduğu Voice Recognation teknolojisini de kullandığı Voice Recognation ile yönetilen hyperlink’ler.İnternet üzerinden artık sayfalara bağlanmak için linklerin üzerine tıklamak yerine isimlerini söyleyeceğiz. Bu teknoloji sayesinde durağan web sayfalarına yeni bir soluk yeni bir hareket gelecek. Açıkcası IBM’in internet teknolojilerini kaçırdığını düşündüğümüz şu sıralarda , onlarında herşeylerini internet üzerine yoğunlaştırmaları gerçekten umut verici. Zaten bence en önemli atağı Lotus Domino ile bir süre önce yapmışlardı.
İkinci önemli haberim ise Microsoft’tan. Sene 95, hepimiz Windows 3.11’lerimizi gerçek anlamda kullanmayı yeni öğrenmişken. Windows 95 isminde yeni bir tim sistemindin duyuruları yapıldı. Biz developer’lar yeni çıkan birçok Microsoft ürününe olduğu kadar Windows 95′ de muhalefet yaptık. Hatta bazı konuşmalarımızda bu işletim sistemine kulp takmaya pc’nin heryerine sızmasından içinde virüsler olduğuna kadar her konuda suçlamalar yapmaya başladık. Bir konuşmamız sırasında Microsoft Amerika ile yakın ilişkisi bulunan bir dostum bana Bill’in bu işletim sistemini 2000 yılında evimizdeki videolara kadar sokacağını asıl planın sadece pc’leri değil içinde chip bulunan bütün aletleri kontrol etmek olduğunu söylemişti. O zaman teoride mümkün olan bu projeyi, yapılabilir ama uygulanamaz bulmuştuk. Çünkü bu aynı zamanda pazarda çok ciddi PR yapılmasını gerektiriyordu. Bir sürü ev aleti üreten şirketle anlaşmalar yapılması ve her ev aleti için farklı set edilmiş sistemler yaratılması gerekiyordu. İlk Handheld pc’ler piyasaya çıktığında hepimiz bilgisayar teknolojisinin ne kadar küçüldüğünü düşünmüştük. Aslında yanıldığımız bir konu vardı Handheld pc’ler laptopların yeni bir jenerasyonu değildi hatta onlarla hiç alakası olmayan bir teknolojinin son haliydi. Bunlar Databanklardı. Bu açıdan bakıldığında Bill amca Windows CE işletim sistemi ile, işletim sistemi olmayan aletler üzerindeki ilk provasını yapıyordu ve açıkca bu provayı çok iyi bir sekilde geçti.
Şimdi planın ikinci kısmı söz konusu oldu ve developing hazırlıkları bittikten sonra Microsoft harekete geçti. Biliyorsunuz birkaç ay önce Casio’nun hand held pc’sini test etmiştim o sıralarda Microsoft üzerindeki Windows CE sayfasına girdiğimde ortalık gayet boştu. Bu ay Philips için aynı sayfaya yöneldiğimde Windows CE’nin palmtop pc’ler içinde de çalışmaya başladığını birkaç şirketle anlaşma yaptıklarını gördüm. Fakat beni asıl hayrete düşüren Windows CE’nin Auto PC isimli yeni bilgisayarlarında da çalışan bir versiyonunun yapılmış olmasıydı. İçinde GPS (Global Positioning System) bulunan bu bilgisayarlar, elerinizi bırakmadan sürüş dışı bütün cihazları kontrol etme imkanını veriyor. Daha fazla açılamak gerekirse telefon görüşmenizden e-mail atma ve hatta okuma gibi bilgisayar özelliklerini, radyo, teyp, cd değiştirme gibi araba özellikleri ile birleştirip, üzerine pusula, GPS (Dünya üzerinde yer bulma sistemi) gibi hareket halindeyken gerekli olabilecek bütün bilgi hizmetlerini eklemişler. Tabii işletim sistemi Windows CE.
Microsoft’un bu kadar uygulamasının dışında son birkaç gündür iş dünyasını son derece ilgilendiren bir gelişmesi daha var. TCI isimli Amerika’da çalışan bir kablo şirketi, TV set box denilen ve hangi kanalları seyredeceğinizin ayarlandığı kutucuklarda kullanacağı işletim sistemi için bir ihale açtı. İhale birkaç gün önce sonuçlandı ve Microsoft’un kazandığı açıklandı. Bu Bill’in belki ilk zaferi değildi ama 1995’ten bu yana atılan ok hedefi bulmaya başlamıştı. Microsoft Netscape’le olan davasını da lehine olacak bir kararla sonuçlandırdı. Yani görünen o ki Microsoft’a bu saatten sonra 2000 yılına kadar durmak yok. Her alanda başarısını kanıtladı. Fakat Microsoft’un şu anda görmekte zorlandığı bir konu var. O da insan faktörü. Bilgisayarcılar ve özellikle programcılar monotonluktan çabuk sıkılan kişilerdir. Microsoft bir süredir hangi konuda uygulama geliştirmeye kalkarsanız kalkın size kendi programlarını dayatmaya başladı, hatta daha ilginci bazı alışkanlık yaratan uygulama geliştirme programlarını da parayla satmaya başladı. Microsoft’u şu ana kadar başarılı yapan en önemli şey developer’ları desteklemesi ve uygulamaların kendi sistemi üzerinde yazılmasını sağlamaktı. Şimdi ise bu politikasını tam ters yöne çevirmiş durumda. Şu an çevremdeki birçok developer Microsoft ürünlerini kullanmamak üzerine anlaşmış gibi yeni arayışlara girdiler. Hatta bazıları Microsoft Internet Explorer’ın bile para ile satılacağını söylüyorlardı, geçenlerde buna benzer 130 dolarlık bir paket gördüm. Bu durumda bilgisayarcıların çok sevdikleri guruplardan olan Depeche Mode’un iki dizesi geliyor insanın aklına ;
“”When you reach the top
Get ready to drop””
Yani tepeye çıkarken arkada bıraktıklarına iyi davran aşağı inerken yine yanlarından geçeceksin.
Gelelim bu ayki test cihazımıza, bundan bir iki ay önce Casio’yu test ederken, hand held pc dünyasının bu kadar hızlı gelişeceğini hiç tahmin edemiyordum. Aylar içinde o kadar çabuk gelişti ki, şu an her e-mail’de yeni bir teknolojini yeni bir design’ın haberini alıyorum. Size bir süre için bu ürünlere ara vermek niyetinde olduğumu ve sadece Philips Velo’yu anlatacağımı söylemeyi düşündüğüm şu anda bile, yeni çıkan renkli ve değişik hand held pc’lerin reklamlarını okuyorum. Bakalım ben bu yazıyı bitirip, yayınlanan kadar kaç değişik yeni design duyurulacak.
Artık bir çoğumuzun elinin altında internet imkanı var. Bu bilgi alma işlerini oldukça kolaylaştırıyor. Tabii bu gibi durumlarda benim gibi cihaz test eden insanlara gerek kalmıyor, Çünkü üürün fabrikadan çıkarken birkez test ediliyor ve bu test bilgilerinin değişmesine imkan yok. Fakat açıkcası benim test etme mantığım bundan biraz farklı. Bu ay size bu konuda biraz bilgi vermek istiyorum. Ben bir ürünün fabrika çıkış bilgileri ile çok fazla ilgilenmiyorum. Beni daha çok ilgilendiren üç önemli unsur var. Bunların birincisi ürünün hedef kitlesi, yani ürün kimlere hitap ediyor, kimlerin bu ürünü kullanması en fazla faydayı getirir. İkinci önemli konu ise ürünün doğal ortamda ne kadar kullanılabilir olduğu. Bu konuya öncelikle ergonomi, ağırlık, tuş kombinasyon ve kullanım kolaylıkları giriyor. Bu konuda en önemli gerekliliklerden biride bence ürünün Türkiye’de destek ve müşteri hizmetleri. Mesela ürünü test etmek için aradığınızda bazen basın ve halkla ilişkiler departmanlarının olmadığını öğrenebiliyorsunuz, veya ellerinde ürün olmadığını anlıyorsunuz. Bunlar hep bu ürün hakkında en azından bu ülkede ters giden birşeyler olduğunu gösteren öğeler. Mesela Toshiba Libretto çok güzel ve kullanışlı bir alet olmasına rağmen yaptığım görüşmelerde Türkiye’de test etmek için bile elerinde alet olmadığını öğrendim. Meseleyi biraz deşince ürünü gümrükten geçirmekte zorlandıklarını ve genelde üst üzey yetkililere hediye etmek için getirdiklerini öğrendim. Bunun iki anlamı var;
1) Toshiba Libretto ile Türkiye’de bir pazar aramıyor
2) Bu durumda kısıtlı sayıda Libretto olacağına göre satış sonrası destek beklemek yersiz. Hele bu tip son teknoloji ürünlerinde bilgiyi kapı komşunuzdan alamayacağınıza göre Toshiba’nın Libretto’sunu tavsiye etmek bana ters gelir.
Üçüncü önemli konu ise ürünün verilen paraya değecek olup olmaması. Bu açıdan şimdiye kadar bana çok ters gelen bir ürüne rastlamdım.
Bu ayki ürünümüzü yani Philips Velo’yu bu anlamda masaya yatırdığımızda açıkcası üründen son derece memnun kaldığımı söylemek isterim. Genel bilgiyi www.velo.philips.com adresinden alabilirsiniz. Fakat iki önemli özelliğini bahsetmeden geçemeyeceğim. Birincisi makinenin üzerindeki bir ufak tuş. Bu tuş sayesinde velo’yu bir one touch recoder gibi kullanabiliyorsunuz. Philips yetkilileri, 16 dakikayı bir Mb. sığdırdığını söylüyorlar. Gerçi elinizde ekstra bellek kartları yoksa bilgisayarın üzerindeki ram’i çok elzem olmadıkça kullanmak biraz savurganlık ama yine de böyle bir özelliğinin olduğunu bilmek sevinç verici. İkinci önemli özelliği ise iç modem’i. Bu sayede internet’e bağlanmak için mode kartı aramak WindowsCE’ye uygun modem kartı bulmak gibi birçok sorundan kurtuluyorsunuz. Yalnız keşke içindeki modem voice özelliğine de sahip olsaydı da, microfonu ve hoparlörü sayesinde bir telefon gibi kullanabilseydik.
Philips telefonlarını, velo ile senkron kullanmak imkanına da sahip olduğunuzu belirtmek isterim. Bu aletin en önemli özelliklerinden biri ise, WindowsCE’nizi upgrade etmek için değiştirmeniz gereken chip’i pil değiştirir gibi değiştirme imkanınızın olması. Bir de adaptör ve dock-station ile gelmesi ayrıca bazı kolaylıklar sağlıyor. Peki gelelim bizim açımızdan incelemeye.
Bu ürün bence devamlı e-mail almak ve internet ihtiyacı olan insanlar için çok iyi bir alet. Hatta küçük web design’larını notepad üzerinden yapabilen usta webmaster’lar da bu ürünü çok severek kullanabilirler. Tabii bu arada Philips’in kendine hedef kitle olarak seçtiği gazeteci ve basın mensublarını da unutmamakta fayda var. Kullanımı ve görünümünün yanı sıra üzerine dokuduğunuzda üzerinin gerçekten çok özel bir madde ile kaplandığını hissediyorsunuz. Türkiye’de kullanımına gelirsek. Bence bu tip ürünler gelecekte hepimizin elinde olacak, hatta cep telefonu, laptop ve hend held pc’ler birleşerek mutant, elde taşınır, ergonomik ve kullnışlı bir alete sahip olacağız. Bence 2000 yılına kadar geçen sürenin en önemli ürünlerinden biri WindowsCE olacak. O yüzden bu tip ürünleri kullanmayı bilmekte yarar var.
Gelelim ürünün desteğine, Philips bu konuda da birçok şirketi geride bırakmış durumda. Aslında ilk görüşmelerimizde bana biraz sorunlu gelmesine rağmen daha sonra meseleyi takiplerinden, sorunların sadece arka arkaya gelmesinden kaynaklandığını anladım. Bence Philips Velo’nun desteğini kısa zaanda arttıracaktır. kaldı ki Velo’ya distribütör olarak Boğaziçi Bilgisayar’ı seçerek ürünün ülke içinde dağılmasına imkan tanıyorlar. Ama eğer elinizde Philips Velo varsa yada alacaksanız Philips’i destek için tercih etmenizi tavsiye ederim, gerçekten ilgili insanlar.

Bunları Biliyor muydunuz?
——————————–

Simnet ISDN hizmeti vermeye İstanbul’daki dört büyük santralle başlayacakları gelen bilgiler arasında. Umarız ISDN gibi ara bir teknolojiyi çok kısa zamanda yaygınlaştırılır. Daha önce tanıttığım kablo teknolojisi ISDN’den daha iyi olmasına rağmen daha bu teknolojinin yaygınlaşmasına çok var.
Microsoft WindowsCE uygulamaları geliştirmek isteyenler için Visual Basic WindowsCE Toolkit göderiyor. Geleceğin işletim sisteminde programlarınızın çalışmasını yada en azından kendi cep telefonunuzda kendi yaptığını uygulamanın çalışmasını istiyorsanız, microsoft’un web sitesine bir uğramanızı tavsiye ederim.
Geçen aylarda Casio’nun hand held pc’sini tanıttığım yazıda option’un modem kartlarından da bahsetmiştim. Cassio yetkilileri yazıdan sonra option kartlarını Türkiye’de satan Turcom ile ufak bir anlaşma yapmış. Böylece Casio pazarda dişli bir rakip olacak gibi görünüyor.
Hazır laf Option’dan açılmışken, Turcom kısa bir süre önce USRobotics’in Palm Pilot’larını da cep telefonuna bağlayan modemleri piyasaya sürmüş.
Web Tv’ler ufak ufak piyasaya çıkmaya başlıyor. Ama gördüğüm kadarıyla Vestel fiyatlarını ilk duyurduğu fiyatın biraz üzerine çıkarmış. Açıkcası bu tip makineleri planladıktan hemen sonra çıkarmakta yarar var. Nede olsa web teknolojileri devamlı gelişiyor. Gerçi anladığım kadarıyla gecikmenin en önemli sebebi 4 mb ram üzerinde hem cache’leme, hem bir programın çalışması, hem de sayfaların browse edilmesi son derece güç. Ama unutmamak lazım ki Microsoft 4 Mb ram üzerinde WindowsCE gibi gayet yere iyi basan bir işletim sistemini çalıştırıyor.
IBM, Notes’u kendi sayfalarına emplamente etti. Bence yeni çağın web sayfalarını görmek için www.ibm.net adresine bağlanmanızda yarar var. Göze güzel görürnen ama aynı zamanda son derece işlevsel sayfaları var.
Mail server’ınızda sorun mu var?, Maillerinizi okumak için bir sürü ayar yapmaktan sıkıldınız mı? www.mail2web.com adresine bağlanın. Mail almak hiç bu kadar kolay olamamıştı. Aynı zamanda mail göndermek içinde imkanlarınız olan bu sayfalardaki hizmetler tamamen parasız.