Ürün Tanıtımları

MY WISH LIST
SAGEM WA 3050

Uzun yıllardır, cep telefonları, bilgisayar, kişisel ajanda ve uzaktan kumanda gibi fonksiyonları belirgin cihazların birleşeceği cihazların oluşmasını bekliyoruz. Bu cihazlar sadece hayatımızı kolaylaştırmakla kalmayıp, her an yanımızda bulunarak en hayati bilgilerimizin de içinde bulunduğu bir hayat asistanı halini alıyor. PDA’lerin gelişmesi ile birlikte cep telefonları da daha akıllı bir hal alıp, cep telefonu olmayı aşıp, kişisel iletişim cihazı halini alıyorlar. İşte SAGEM WA3050 tam bu tip bir cihaz. İçinde sadece kontak bilgilerinizi saklayabileceğiniz bir adres defteri değil, aynı zamanda dökümanlarınızı saklayıp, geliştirebileceğiniz Pocket Word / Pocket Excel, MP3, video klip seyredebileceğiniz Windows Media Player, kitap okuyabileceğiniz Microsoft® Reader, e-postalarınızı senkronize edebileceğiniz Microsoft® Outlook® Synchronisation (PC), fax, sms, internet explorer, wap explorer mevcut. Cep telefonları içinde içine browser yükleyen ilk cep telefonu şirketi olan, SAGEM’in bu ürünü de ürün yelpazesndeki ilk ürün. Tabii ilk olması nedeniyle, siyah beyaz ekranı, GPRS ve bluetooth desteğinin olmamasını önemsememek gerekiyor. Renkli ekranı bilemem ama GPRS ve bluetooth uzun vadede son derece önemli kaynaklar olacak gibi görünüyor. Zaten SAGEM ile yaptığımız görüşmede bu ürünün en yeni çıkan versiyornunda GPRS desteği olacak.

NIKON D1

Çoğumuzun hayattının bir döneminde, fotoğraf çekmeye ilgisi olmuştur. Bu belki de teknoloji ile sanatın birleştiği önemli bir faaliyet olarak hayatımıza yerleşiyor. Bu nedenle çoğumuzun evinde, yarı profesyonel veya profesyonel bir fotoğraf makinesi vardır. Bir süredir bu makinelerin yerini dijital kameralar almak için elinden geleni yapıyorlar. Fakat hiçbir dijital makine filmin üzerine düşen ışığın akıcılığı ve sihrine sahip olamıyordu. Zaten objectif kullanamama nedeniyle de bu makineler amatörleri bile tatmin edemiyordu. Nikon D1, geleneksel objektiflerin de kullanılabileceği son derece profesyonel bir dijital makine. En önemli özellikleri, son derece yüksek kalitede dijital fotoğraflar üretmesi.
.5.47-megapiksel CCD
.4024 x 1324-piksel resim çekebilme
. Üç boyut renk matriks ölçümleme
. TTL Beyaz ayarı
. Tone ayarı
. Bir saniyede üç resim
.130.000 nokta TFT beyaz arka ışıklı LCD renkli ekran

TEST ETTİKLERİM

Motorola 7389i

Cep telefonlarının özellikleri arttıkça PDA kadar büyüyebiliyor. Eğer çok büyük ve çok küçük telefonlar istemiyor, telefonu kulağınıza dayadığınızda, ağzınıza yakın bir yerlerde mikrofon olmasını önemsiyorsanız bu telefon hoşunuza gidecek. Telefonun bir kaç son derece güzel özelliği var. Hem hafif, hem de elde kullanmak için son derece ergonomik. GPRS desteği ve infrared’i var. Hem infrared hem de GPRS konusunda son derece başarılı. Hattınızda GPRS açıksa hemen ekranınızda beliriyor. Bilgisayarınıza seri port veya infrared üzerinden GPRS’e bağlayabiliyorsunuz. Şu an pazarda GPRS desteği olan tek telefon, Motorola 7389i, hem infrared hem de seri porttan GPRS’e son derece kolay bağlanıyor. Paketin içinde gelen CD’den işletim sisteminize yükleme yaptığınızda, bir iki ufak ayarla GPRS’e bağlanabilir hale geliyorsunuz. Son derece güçlü bir antene sahip olan telefonu kontrol etmek de oldukça kolay. Menu sistemi üzerinde aradığınız herşeyi kolayca bulabiliyorsunuz. Sesle arama sistemi 25 numarayı desteklerken, aynı zamanda birçok komuta da bu sesli sistemle erişebiliyorsunuz. Fabrika ayarları üzerinden kullanımı da kolay olmasına rağmen Motorola’nın bu ürününde aynı zamanda kişiselleştirme ayarları da var. Herşey bir yana şu an GPRS testlerindeki tek ortağım ve sadık uygulayıcım. Belki cep telefonumda video klip seyredemiyorum ama iletişim adına yapmak istediğim herşeyi cep telefonum bozulmadan, ses kalitesi düşmeden, içindeki bilgiler silinmeden yapabiliyorum.
Tri Band (GSM 900-1800-1900)
WAP 1.1
iTAP™
100 Telefon + SIM Hafıza
Optimax™ Yükek Kontrast
96×54 Piksel, 5 Satır Ekran
TrueSync™ (Veri İletimi)
VibraCall™ (Titreşim)
IrDA® Kızılötesi Port
Sesle Aktivasyon
VoiceNote™ (Ses Kaydı)
Melodi Programlama
Dahili Kulaklık Girişi
Saat Tarih
11 Zil Tonu
1 Programlanabilir Zil Tonu

TOSHIBA Satellite 3000-400

Galatasaray’ın doktoru kankadeşim Serhan Kurtulmuş, geçenlerde arayıp cd okuduğu laptop’a yazılabilir cd koyduğunda cihazın yazmadığını söylemiş beni çok eğlendirmişti. Aslında biraz düşününce istediği şeyin çok yanlış birşey olmadığına kanaat getirdim. İşte Toshiba’nın yeni bilgisayarı tam bu tarz bir cihaz. DVD , VCD, CD yazıp okuyabiliyor. Aynı zamanda üzerinde smart media okuyucusu, ethernet, modem, 3 usb, infrared, 2 pcmcia girişi var. Bu özellkilerine rağmen son derece küçük olan cihaz, iletişim canavarları için bulunmaz imkan.

 Satellite 3000-400: Intel 900MHz Mobile Pentium III işlemci, DVD/CD-RW (max. 24X CD-ROM, 6X DVD-ROM, modular bay FDD)
 20 GB HDD S.M.A.R.T
 128 MB SDRAM (512’ye kadar arttırılabilir)
 16 MB NVIDIA GeForce2 Go paylaşılmayan ekran kartı
 14.1” TFT ekran
 Ağırlık: 2.6 kg
 ModularBay disket sürücü, S-Video bağlantı kablosu
 Dahili 56Kbps V.90 modem ve on-board Lan çipi

Benden Duymuş Olmayın

Benden Duymuş Olmayın

F1 yarışlarında arkada turuncuyla yazılı olan orange logosunu görmüşsünüzdür. Bu sadece güzel bir görsel değil, patladığı iddia edilen dot.com balonunun sağlam kısımlarından biri. Asıl işleri
internet’i okumak ve soruları cevaplamak. Evet yanlış okumadınız bu şirket’in servis telefonlarını arıyorsunuz, herhangi bir portaldeki bilgiyi sorguluyorsunuz. Bu son derece akıllı ve internet’in sadece bilgisayar yoluyla kullanamayacağının en belirgin örneği. Bu konuda Koç.Net’in de bazı projeleri olduğu kulağıma gelen bilgiler arasında. Telco projesiyle, Koç Holding’e katma değer katma konusunda bu aralar en önemli şirket olmasına şaşmamak gerek.

Geçen gün bir medya kuruluşu internet trafiği hakkında inanılmaz bir yazı yayınladı. Bize ilk inanılmaz gelen nokta bu bilgileri Alexa adlı servisten almışlardı. Bilindiği gibi alexa kendisine kayıtlı web siteleri konusunda, sadece kendisini kullanan kullanıcılar üzerinden trafik ölçebiliyor. Yani verilen bilginin gerçek internet trafiği bilgisi olması mümkün değil. Gelelim ikinci büyük hataya. Haberi yazan arkadaşımız trafiğin hangi sitelere yöneldiğini yazarken, msn gibi büyük şirketlerin yanında passport gibi şirketler bulunduğunu söyledi. Aslında passport.com Microsoft’un başarısından dolayı hotmail gibi satın aldığı bir şirket ve açıkcası pek küçük bir şirket olduğunu düşünmüyorum, zira bütün msn accountlarının kayıt işleri bu şirket üzerinden gerçekleşiyor.

Ayın Sayısı

27

Media Metrix’in açıklamalarına göre geçen yılın satış yapan siteler arasında en fazla kullanıcı sayısına sahip olan Amazon 14.349.000 olan kullanıcı sayısını 18.229.000 ‘e yükselterek tam %27 ‘lik bir artış sağlamış. Tabii geçen yıl ikinci sırada bulunan barnes and nobles ise ezeli rakibinin çok altında olan 5 milyon kullanıcısını 4 milyona düşürerek ikincilik koltuğundan üçüncülük koltuğuna düşmüş. Ne yapabilirizki burası internet burada ilk akıl eden kazanır.

Ayın Görüntüsü

Google.com
Koca şnternet imparatorluğunda, arama motorlarından sadece biri. Ne yahoo gibi ilk ne altavista gibi arkasında compaq var ne de alltheweb gibi Dell’in desteğine sahip. Toplam 19 kişi çalışıyor. 120 GB internet cıkışına sahip ve bu çıkışa yolladığı spiderlar sayesinde şu an internetin en fazla kısmını indeksliyor. Daha ilginci bu kadar çok bilgiyi ortalama 0.28 saniye gibi bir zamanda arayabiliyor olması. 60 Terrabyte bir veri tabanına sahipki bu şu ana kadar indexledikleri bölümün büyük bir kısmını dosyalıyor olduklarını gösteriyor. Yani bilgisayarlarında neredeyse internetin 5’te biri var. Zaten bunu yeni açtıkları sistemde images.google.com adresinde rahatça görebiliyorsunuz. Bilgileri sorguladığınızda sadece size aradığınız resmin bulunduğu adresi değil aynı zamanda aradığınız resmin bir küçük boy resmini getiriyor. Tabi gerçek boyutunuda sitemlerinden bulmak mümkün. images.google.com şu an beta kullanımda fakat aynı zamanda directory.google.com, groups.google.com adresleri mevcut. Aslında neredeyese bir tasarım kullanmadıklarını söyleyebiliriz. Bir imaj, iki buton bir yazı giriş kutusu. Reklam yok. Kendilerini ayakta tutan parayı muhtemelen veri tabanlarını satarak ve/veya kiralayarak kazanıyorlar. Bu arada kullanıcılar için bir bilgi daha, bu sistemi kullanarak yakın zamanda kapanmış yada tasarımı değişmiş sitelerin eski hallerini görebilirsiniz.

Hayatımız Bilişim

Yaklaşık on yıldır Eylül aylarında bilişim sektörü faaliyetlerini bir fuar ve sempozyum üzerine yoğunlaştırır. Bu ilk zamanlar sadece bilişim sektörünü ilgilendirmesine rağmen daha sonraları öncelikle bilişimle ilgili olan bütün vatandaşların şu anda da bütün Türkiye’nin ilgilendiği bir faaliyet halini almıştır. Geçen yıl Bilişim’in organizatörlerinin dünya fuarları konusunda hakim şirketlerden Cebit ile yaptığı anlaşma bünyesinde dış katılım da son derece yoğun bir hal almıştır.

Bu yıl 4-9 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek fuar, hergün sabah saat 11, akşam 8 arası ziyarete açık olacaktır. 24.750 metrekarelik bir alan içine kurulu olan fuar, geçen yıl 175.769 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.

Bilişim fuar ve sempozyumunu düzenleyen Hifaş’ın genel müdürü sayın Erdem Özel ile görüştük.

A.Ü. CeBIT beraberliğinin ilk fuarı geçen yıl gerçekleşmişti. Bu beraberlik Bilişim’e neler getirdi?

Geçen yıl CeBIT ile berabaerliğimizin ilk yılı idi. Bu nedenle beklentilerimiz ağırlıklı olarak özellikle Avrasya bölgesinin fuar merkezi olmaktı. Fakat umulanın üzerinde bir yakınlaşma ile bu sınırların daha da genişlemesi söz konusu. CeBIT biliyorsunuz, yüzelliyi aşkın ülkede teşkilatı bulunan bir organizasyon bu nedenle daha bir yıl geçmesine rağmen yurt dışından katılım oranı gerek şirket bazında gerekse izleyen basın açısından son derece arttı. Gerçi bu yıl ülkemizin yaşadığı ekonomik kriz, yabancı şirketlerin Türkiye’ye bakışını da değiştirdi fakat buna rağmen katılımın arttığını gözlemliyebiliyoruz. İstanbul gerek tarihi, gerek doğal güzellikleri gerekse konumu noktasında fuarcılık açısından doğal bir lider. Bu nedenle İstanbul’un CeBIT için bir merkez olması bizi ayrıca gurulandırıyor. Aslında fuarcılık noktasından baktığınızda, bunun şehir ekonomisi açısından büyük bir gelir kapısı olabileceğini görüyorsunuz. Bilişim’de bu noktada Avrupa’nın 8. büyük fuarı. Kendi alanında ise en büyük fuarı olduğunu unutmammak gerek.

A.Ü. Bu sene fuarda ne gibi yenilikler var?

Biliyorsunuz, özellikle fuar Bilişim’in son derece rağbet gören bir konusu. Ayrıca hedef kitlesi de en profesyonelinden, en amatörüne, şirketinden, son kullanıcısına kadar son derece geniş bir spektrum içeriyor. Bu nedenle her yıl geni genişlemeler gerçekleştirmek zorunda kalıyoruz. Salonlara ek olarak açılan şişme salonlardan sonra bu sene, daha önce otopark olarak kullanılan alanı bir fuaye alanı haline getirdik. Otopark olarak ise yeni bir alanı onbin araçlık bir otopark haline getirdik. Ziyaretçilerimizi daha rahat bir ortamda ağırlayabilmek içinse gün sayısısını arttırdık. Tematik salonlar oluşturduk. Bu yıl geçen yıla göre yabancı katılımın iki kat artmış olması ise ayrı bir değişiklik tabii. Yani bu yıl fuar alanında yurt dışından da daha fazla firmayı görebileceğiz.

A.Ü. Fuara olan ilgi sizi ve sizinle birlikte Tüyap ve hatta Büyükşehir Belediyesinin faaliyetlerini yoğunlaştırmasına da neden oluyor?

Bu konuda zaten birkaç yıldır onlarla birlikte çalışıyoruz. Şehir içinden Bilişim için özel otobüs güzargahları oluşturuyoruz. Büyükşehir belediyesi bu konuda bize yardımcı oluyor. Ayrıca her sene katılımın artması da Tüyap ile fuar alanı üzerinde yeni düzenlemeler yapmamıza neden oluyor. Bu büyüklükte bir fuar sadece organizasyonu değil sehrin dokusunu da değiştiriyor. Yurt dışından gelen katılımlar, otellerin, restorantların, taksilerin işlemesine yardımcı oluyor. Şehre bir canlılık getiriyor. Ayrıca fuar alanımızın oluşumunda yirmi bin kişi görev alıyor yani başlı başına bir istihdam alanı oluyor.

A.Ü. Katılımcılar ağırlıklı olarak hangi sektörden? Bu yıl ISP’leri fuarda görebilecek miyiz?
Aslında bu yıl katılım son derce geniş. Fuar alanında bilişim, iletişim, medya dahil olmak üzere son derece değişik sektörlerden şirketler göreceksiniz.
ISP’lerin sayısı biraz az, aslında dotcom krizi ile birlikte, yatırımını, katma değer üretmekten çok reklam ve tanıtıma yönlendiren şirketlerin büyük bir kısmı zor duruma düştü. Bu nedenle bu firmaları fuarda görme imkanımız olmayacak. Hizmet üreten dotcom şirketleri ise bu krizden yara almadan çıktılar. Bu şirketlerin fuarda görebileceksiniz.
A.Ü. Bu yıl fuar bittiğinde sizce en çok ne konuşulacak?
Bu yıl Bilişim’in ardından en çok konuşulacak konunun, yeni ürünler olacağını zannediyorum. Fuar süresince 100 yeni ürünün lansmanı gerçekleşecek. Bu konuda da fuar bir dönüm noktası oldu. Bu yıl ürün lansmanları herhalde en popüler konu olacaktır.
A.Ü. B2B’den çokca bahsediliyor, fakat e-Ticaret yeni limanlara yol alıyor. Sizce X2X’i konuşmak için erken mi?
Bilişim Zirvesinde e-Ticaret önemli konular arasında yer almaktadır. Bu sene e-Ticaret içinde en önemli konuların başını B2B Business to Business oluşturuyor. Fakat bu diğer konuların konuşulmayacağı anlamını taşımıyor. Zirve süresince e-Ticaret’in her çeşidinin konuşulup tartışılacağından eminim
A.Ü. Bu yıl B2B mi m-Ticaret mi ana konu olacak?
Mobilişim bizim önemsediğimiz konular arasında. Bu nedenle hangisinin daha fazla ilgi çekeceğini tahmin etmek zor. Zaten e-Ticaretin bulunduğu yerde bu iki konununda ayrı ayrı önemi olacaktır.
A.Ü. Sempozyum konusunda yenilik var mı?
Zirvede bu yıl çok önemli forumlar var. Mesela Telekom Forumu gerçekten önemli meselelerin konuşulduğu ve çözüme ulaştırıldığı bir faaliyet olacağını zannediyorum…

Net’ten linkler

CDMAX
www.netgezgini.8k.com/linkler/5.htm
ATIF ÜNALDI
Boğaziçi Üniversitesinde Fizik Bölümü’nde eğitim aldığı yıllarda Türkiye’de ilk kez iki bilgisayarı telefon hatları üzerinden konuşturan BBS sistemini kuran Atıf Ünaldı en sonunda kendi Web sitesini de kurmaya zaman buldu. Bu arada Anadolu.Net isimli Türkiye’nin ilk internet servis sağlayıcısının Genel Müdürlüğünü, Sabah Grubunun internet süpervizörlüğünü ve İhlas.Net’in webmaster’lığını da aradan çıkardı. Son olarak BRT televizyonunda yayınlanan GeceNet adlı bir internet magazin talk show programının yapımcılığını üstlendi. Bir göz atmakta fayda var, zihin açıcı bir site.

Mevlevi Dergah’ından GPRS

Şu an bu yazıyı Mevlana türbesinin hemen yanındaki, Gülbahçe’si restorantın ortasında yer sofrası olan bir odasından yazıyorum.
Mevlana’nın güzelliği buradaki insanlara’da yansımış olacak önümdeki serin avluda koşturan insanların hepsinin yüzünde ayrı bir güzellik ve mutluluk var.
Aslında avluda hafif hafif gelen ney sesinin güzelliği de belki başka bir etmen. Bunu hiçbir eğlenceye hiçbir dinlenceye değişmem. Keşke herkes kim olursa olsun ne olursa olsun gelse…

No fear

On yıl önce No fear firması Türkiye’de yeni yeni satışa sunulmuştu. Nişantaşındaki mağazalarının önünden geçerken bana çok ilginç gelen bir sloganla karşılaştım. Vitrindeki t-shirt’ün üzerinde “”absolutely, positively without any doubt No Fear”” yazıyordu. Tabii hemen o t-shirt’ü satın aldım. Çok eskimiş olmasına rağmen hala arada sırada keyifle giyiyorum. Aslında o zamanlar sadece aykırı bir slogan olmasına rağmen, şimdilerde son onyılın yönetiminde son derece etkin olacağa benziyor.
Son onyılda internet şirketleri, atasözlerini bile revize etmemizi gerektirecek kadar büyük değişikliklere neden oldular. Bunun ilk büyük kayıtı Amazon ve Barnes&Noble arasında yaşandı. Altı gencin kurduğu Amazon.com, belki de dünyanın en büyükleri arasında sayılan Barnes&Noble’ı internette açık farkla geçti. Barnes&Noble büyük balığın küçük balığı yiyeceği fikrinden yola çıkıyordu ama internet’in ne kadar büyük bir deniz olduğunu ve köpekbalıklarının bile bu denizde yaşam garantisinin olmadığını bilmiyordu. Amazon bir yunus gibi hızlı hareketlerle hasmının karnına attığı burun darbeleriyle yetişilemeyecek bir başarının sahibi oldu. Aslında bu ve yahoo gibi başarılarda bile bir büyük sermaye kokusu alınıyor olması internet denizinde hızlı balık yavaş balığı yer takdiğinin bir bahanesi gibi görünüyor. Fakat unutulmaması gereken en önemli konulardan birinin artık sıfır sermaye ile kurulan organizasyonların internet ortamında herşeyin üzerine çıkacağı fikridir. Dmoz.org parasız bir arama motoru olarak, size aradığını ziçeriği sağlar. Bunun için ise gönüllü editörler kullanır. Fakat son dönemlerin en büyüğü google.com bile ondan içerik almaktadır.
Bu yüzyılda yönetimsel anlamda ayakta kalmanın kuralları kesin ve belli oldu. Öncelikle kimseden korkmamak; büyük olmak sahip olmak anlamına gelmez. Sahip olduğunuz herşey internet üzerinde göreceli ve değişkendir. Marka’nız var veya yoktur. Malınız var veya yoktur. Belki sizinde varlığınız sorgulanabilir.
Bu mantıkla baktığımızda son on yılın yaratıcılık manifestolarının ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz. Bu manifestoların birincisi mantıklı olmayanı hedeflemek, son on yılda elindeki imkanları değerlendirerek imkansız sayılabilecek noktalara ulaşan şirketlerin sayısı son derece fazladır. Her ne kadar patlayan bir dotcom balonundan bahsetselerde Yahoo ilk çıktığında aldığınız bir dolarlık hisse şu an size 9999 dolar kazandırıyor olacaktı.
İkinci önemli ilke ise iş tanımlarınızla ilgili. Compaq size yeni bir yönetim sistemi sunabilir.Son dönemde şirketimiz içinde biz bilişimciler olarak, bir pazarlama modeli, bir halkla ilişkiler modeli gerçekleştirdik. Yaptığımız yazılımlar sadece bilişim bilgisini gerektirmiyor. Sizin ihtiyaçlarınızı anlamak ve bu konuda size yeni analizler sunmak için iş yapınızı anlamaya çalışıyor hatta bazen şablonlara oturtmak ve standartlarını belirlemek için ufak rötuşlar da atıyoruz. Yine bir projede maliyet analizi çıkarabilmek için şirketin yönetim,muhasebe ve pazarlama departmanları ile ortak çalışmalar yapıyor, onların iş mekanizmalarını algılamaya çalışıyoruz. Bunu bu son dönemde bütün yöneticilerin algılıyor ve üzerinde düşünüyor olması gerekir. Tabii bunu yaparken, şirketin kabiliyetleri ve amacını da sorgulamak gerektiğini atlamamak gerekiyor.
Toplam Kalite Yönetimi ile birlikte anılmasına rağmen çalışanların, yönetim hakkındaki düşüncelerini ciddiye almak nerdeyse bir standart halini aldı. Hatta matrix yapı içinde şirketin mekanizmaları hangi departmana iş yükü ekliyorsa o bölümün söz hakkının artmasını, şirketi onun yönlendirmesini gerektiriyor.
Şirket içi fikirlerin gelişmesi, hatta bazen projelerin hayat bulması da son derece önemli bir katma değer olarak görülüyor. Yaratıcı zihinlerin düşüncelerine imkan tanımak, şirketi farklı noktalara yönlendirecektir. Burada bir filtreleme olması kaçınılmazdır ama bütün düşüncelere kulaklarınızı kapamak ise bu çağda tam anlamıyla başarısızlığı kabullenmektir. Tabii bu noktada hantal bir şirket yapısına ulaşmamak için gerekirse bölümler için bölünmeyi bile uygun görmek gerekebilir. Bu bölünme hayatta kalmayı daha kolaylaştırdığı gibi riski de azaltacaktır.
NETleşmek üzere…

Ms nereye koşuyor?

Son on yılın en büyük guruları gelecek on yıl içinde Microsoft diye bir şirketin ismini kimsenin hatırlamayacağını söylüyorlar. Haklılar… “”One man show”” şeklinde global bir şirketi yöneten bir patronun herşeye yetişmesi nasıl mümkün olabilir. Altında olup kararlarında insiyatif sahibi olan kişileri, kendi şirketlerini kurmama konusunda ikna etmek bile başlı başına son derece büyük bir karizmanın varlığıyla mümkün olabilir. Yönetimsel kaygıları bir yana bırakırsak Microsoft bir büyük problemle daha baş etmeye çalışıyor. Sermaye… Siz son on yılda özellikle internet üzerinde sermaye sahibi bir şirketin para kazandığına tanık oldunuz mu? Ben açıkcası tanık olmadım. İşin komik tarafı mesela Netscape’in 4.0 dan sonra başarılı bir browser daha çıkaramamış olmasının nedeni ne dersiniz? Hemen söyleyelim, bir “”venture capitallist””. Venture capitalist’in Netscape’e ayak basmasından sonra bir büyük proje bile söz konusu olmadı. Hep başarısızlıklar biribirini izledi ve sonunda Netscape browser pazarından yani varoluş nedeninden ayrıldı. Bu nedenle sermaye’nin internet üzerinde başarıyı dizginleyen bir yapısı olduğunu görmek gerekiyor. Yine de sektör bilgisayar ve internet olunca bu adamların bu kadar net konuşmalarına insan şaşmıyor değil. Bu kadar net konuşabiliniyor olsaydı, internet üzerinde on gün sonra neyin başarılı olacağını biliyor olsaydık, zaten bu işi büyük şirketlere bırakıp gitmek gerekiyordu.
Peki ne taraftan dalganın geleceğinin belli olmadığı koca bir denizde amiral geminin (dikkat bu gemilerin hareket kabiliyeti son derece kısıtlıdır) içinde Bill Gate arkasında koca bir filo ve herkes onun elinin hareketini hatta yüzündeki mimiği bile kontrol ediyorken nasıl büyük yaralar almadan yoluna devam edebiliyor ve fethetmeyi umduğu kara neresi?
Önce sözü savunmaya vermek gerek. Koç Sistem’in Türkçeleştirmesini yapıp kitaplığımıza kazandırdığı “”Devlerin Arasında”” adlı kitapta Bill bu soruyu duyar gibi cevabını açıkça veriyor… “”Biz hiçbir toplantımızda kazandık demeyiz. Kazanmak, oyunu bitirdiğinizin hissini verir ve bir sonraki oyunu kaybetme riskini taşır. Bizim rakibimiz diğer firmalar değil yine kendimiziz ve yaptığımız her yeni atılım daha sonraki atılımın çıtası oluyor. Biz bunun altına düşmemeye çalışıyoruz.”” Bu mantıkta bir filonun tabii ki başarısız olması beklenemez. Ama kaptanın karizmasını yaratan “”unpredictibility””nin yanı sıra bir de uzaklara bakıyor olması gerektiği kaçınılmaz bir gerçek. Bill işte bu noktada nereye bakıyor derseniz? Belki biraz sivri olacak ama gelecek onyılda Microsoft eğer ismini değiştirmezse onu duyacağız. Ama daha çok Hotmail’i, Msn’i duyacağız. Hatta herkesin bir hotmail’i mutlaka olacak.
.Net projesi ile birlikte Microsoft iki büyük deve savaş açtı. İkincisi internet. Bilenler bilir, bundan yıllar önce msn vs. İnternet kapışması internet’in lehine sonuçlanmıştı. Ms ise buna karşılık hemen oyunun kurallarını öğrenmiş ve internete dahil olmuştu. İkinci savaş ise daha büyük. Ms artık internet’in silahını düşürmek niyetinden. Eski, demode, yetersiz ve yeteneksiz html’e karşı c#, vb, java veya herhangi bir dilde yazarak oluşturulan “”write once run everywhere”” diller. Malum sloganı görenler veya bu konuda bilgi ve birikime sahip olanlar hemen bu savaşın html değil, ucu Netscape’e de taşmış olan başka bir cepheye ait olduğunu söyleyecekler. Ama yıllar onların ne kadar yanıldığını gösterecek. Internet vs Msn kapışmasında daha yazı yazmaya başlamamıştım ama bunun yanlış birşey olduğunu heryerde söylüyordum. Yanlış çıkmadım. ActiveX varolduğunda, scripting language’lerin daha başarılı olacağını söylediğimde de zaman yanılmadığımı gösterdim. Hatta lisans hakları konusunda yeni oluşturulan aktivasyon denemesinin işe yaramayacağını görüyor ve söylemeye devam ediyoruz. Ama hepinize çok açık söylemeliyim ki bu .Net projesi, html karşısındaki savaşı çok yakın zamanda kazanmış olacak.
Gelelim birinci savaş cephesine. Bu savaş tamamen yönetimsel. Globalleşmenin bir etkisi de ülke yönetimlerinin milli olması. Ama bütün bu milletlere hizmet eden, onlardan vergi toplayan, dertlerini dinleyip onlara kendi dilinden yardımcı olan kaç oluşum var? İki… Coca- Cola, Microsoft…Coca cola o kadar standart bir ürün ki, sonuçta bu konuda kafa yormasına fazlaca gerek yok. Fakat Ms, hem herkese kendi dilinde hizmet verecek, hem milletlerin karakteristiklerini dikkate alacak, belki uzun vadede onları manipüle etme imkanına sahip olacak hem de onlardan bu hizmetleri karşılığında para (vergi) toplayacak. İşte bu onu zaten ülkelerden daha büyük yapıyor. Ama asıl bomba daha patlamadı. .Net projesi, ülkeleri aşarak tüketiciyi hedeflediğindendir ki başarısız olması pazarlamanın değişen yönüne göre mümkün değil. Hatta hotmail hesaplarımızla gittiğimiz heryerde kendimizi tanıtabileceğiz. Bu büyük bir olay. İşte bu nedenle geleceğin büyük şirketleri konusunda guruların yanıldığını çok .Net öyleyebiliyoruz.
Hatta Ms’in son dönemde hardware pazarına da girmesi gelecek konusunda herkesi düşündürmeli. İzlediğim bir filmde, çocuk babasının gençliği ile temas kurduğunda Yahoo hisseleri almalarını söylemişti. Şimdi ben bilim kurgu değil mantık sinsilesi ile bunun böyle olması gerektiğini söylüyorum.
Bakalım gelecek bize ne getirecek.
NETleşmek üzere.
Atıf ÜNALDI

Tebdil-i Kıyafet

Ticari çıkarlara zarar vermemek niyetiyle, şirket ve kişi isimlerini yazmayacağım. Pazarlamadaki gelişim ortada herkes yeni pazarlar yaratmak için ürün yelpazelerini geliştirme noktasında hızlı ve emin adımlarla ilerliyorlar. Bu işin sonunun ne olacağını bilmek aslında zor değil. Ürün en fazla toplumun yapı taşı birey kadar bölünebilir. Bu ise çok uzak bir ihtimal değil. Medyadaki demassification’ın tam karşılığı yakında gözümüzün önünde pazardaki ürün yelpazesinde gerçekleşecek. Tabii bu noktaya ulaşılmasında bazı teknikleri geliştirmek gerekiyor. Bunun başında kişiselleştirme geliyor. Tabii bu noktaya ulaşıldığı anda pazarlamanın en önemli parçası tüketici halini alıyor.
Hiç test ettiniz mi bilmiyorum. Kız arkadaşımla bir alışveriş merkezinde tezgah önünde yaptığımız konuşma, o tezgahtan ürün alacakların seçimini de etkiliyor. Hatta alıcı konumunda bulunduğum bir peynir tezgahında bir markanın yok satmasını bile sağlayabileceğime inanıyorum. Bu bireyin sadeec kendini etkilemeyip, etrafını da etkilediğini gösteren güzel bir örnek. Bu örnekde birey başkalarının kararını da etkileyerek, bir reklam medyası halini alıyor. Zaten zincir pazarlama teknikleri kullanan Amway, oriflame gibi firmalar da zaten bunu kullanmıyorlar mı?
Tüketici bu kadar önemli br noktada iken, Türkiye’de bazı firmaların bunu yok görmelerini aklım almıyor. Biz basın mensupları bir bilgiye ihtiyaç duyduğumuzda telefonu açar, kendimizi tanıtır, ihtiyacımızı anında gideririz. Peki teknolojiyi hızlı takip eden bir tüketici olsam, neler yaşarım diye bir düşündüm.. Sonunda birçok şirketi tam bu şekilde aradım. İşte yaşadıklarımdan örnekler.
Bir iletişim şirketi, özel bir modem ile özel bir hizmet verdiğinden bahseden bir ilan çıkarmıştı. İlanı okudum ve altında yazan bilgi telefonunu aradım. Karşıma bir telesekreter çıktı. Her medeni insan gibi aranmayı umarak oraya bir not bıraktım. Şu an üzerinden bir ay geçti telefonumu hala çaldıran olmadı. Tabii bilgiyi başka şekillerde elde ettim ama o noktadan hala bir bilgi gelmedi.
Yine yeni açılan bir özel iletişim tekniği hakkında bilgi almak için 3 büyük firmanın web sitesinden e-mail adreslerine mesaj yolladım. Birinin internet sitesinde belirttiği mail adresi çalışmıyormuş, mesaj geri geldi. Diğer ikisinden de hala haber yok.
Bir başka telefon şirketine normal bir kişi olarak bozulan bir telefonumu verdim. Teknik servis iki hafta sonra hala bişey yapamamıştı. İnanılır gibi değildi. Alışmış olduğum ve devamlı telefonlarını kullandığım başka bir şirket sorunlu telefonları bir gün içinde değiştiriyordu, bu şirket iki haftada bana sorunu bile iletememişti. Telefonumu alıp başka bir teknik servise verdim. Dört haftadır orada bekliyor.
Bir başka telefon şirketinin web sitesine girip, özel hat için kullanabileceğim telefon hakkında bilgi istedim, hiçbir şey gelmedi. Fakat iki hafta sonra değerli basın mensubu yazan bir mesaj aldım. Bu ortak atılmış bir mesajdı, onlardan bilgi istediğimde bir saat içinde aradığım bilgiye ulaştım.
Bir başka iletişim şirketinin müşteri hizmetlerini arayıp GPRS hakkında bilgi istediğimde yetkili arkadaşım bunun için internet servis sağlayıcımı aramam konusunda ısrar edip arkasından da benim ısrarlarım üzerine sizin servis sağlayıcınız xxxxxx’mı diye tahminde bulundu.
Eskilerin bir lafı vardır; müşteri, velinimetimizdir diye. Ben nasıl bu kadar rahat bir şekilde müşteri dikkate almadıklarına inanamıyorum. Bence zaman varken müşteri sadakatinin zaten son derece az olduğu bu dömnede müşterilerinizi küstürmeyin…
Bilişim çok yakın, buradan bütün şirketlere rica ediyorum, lütfen standlarınızda göz zevkine hitap eden ama bir soru sorulduğunda fonksiyonsuzlaşan hanımlar yerine, sorulan soruya cevap verebilen insanlar koyalım. Gözlerine bayram ettirmek isteyenler büyük boy tabloitlerimizin hafta sonu mecmualarını almayı veya televole seyretmeyi tercih ederler sanıyorum.
NETleşmek üzere…
Haftanın sözü: Herkesin gördüğünü görmek gereklilikdir. Herkesin bakmadığına bakmak ise farklılık.

Sebze nedir?

Geleneksel Massast kahvaltılarından birinde yazılarını muhtemelen okumaktan çok hoşlandığınız Kemal bey ile Artificial Intelligence projesi hakkında konuşuyorduk. Projenin asıl sahibinin Stainley Kubrick olduğunu, fakat yirmi yıldır filmi çekebilmek için gerekli teknolojinin eksikliğinden dolayı, çekimlerin ertelendiğini… Efsane yönetmenin ölümünden sonra yakın dostlarından ve klişe söylemiyle “”sinemanın dahi çocuğu”” Steven Spielberg’in filmi devraldığı üzerine konuşuyorduk. Masanın diğer kanadında ise zeytini meyve gibi yiyen bir kişiden bahsediliyordu. İşte bu iki konuşma aslında birbirlerinden ayrı gibi görünmekle birlikte aslında son derece yakın bir mantığı içeriyorlardı. Bu iki konuşmayı birbirine bağlamak için sorulması gereken tek bir soru vardı.. Sebze nedir?
Şimdi hepinizin yüzünde hafif bir tebessüm görüyorum. Bir yandan bu kadar basit bir sorunun size sorulmuş olmasından dolayı hafif alaycı bir tavırla gülümserken aslında beyniniz sizin için içerideki bilgi parçalarını birleştirip sebzeyi tanımlama algoritması çıkarmaya uğraşıyor.
İşte dünyanın en büyük sorunu bu? Neden yıllardır Artificial Intelligence (AI- Yapay Zeka) bir bebek hızıyla emekliyor biliyor musunuz? Ağacın tanımını ypamadıkları için. Ağaç nedir? Ağaç ile diğer bitkiler arasındaki fark nedir? Peki siz ağacı nasıl tanıyorsunuz? Sebze nedir? Diyelim ki önünüze mavi renkli (doğada mavi renkli yiyecek yoktur) küp şeklinde bir yiyecek kondu. Bunu nasıl, neye göre sınıflandıracaksınız? Sınıflandırdığınızda bu nasıl bir kavram olarak oluşup, toplumun geneli tarafından değer kazanacak. Aslında bütün bunların altını kurcaladığımızda, küçük çekirdek bilgiler ve bu bilgilerin diğer bilgilere başını oluşturup diğer bilgilere ulaşmamızı sağlayan algoritmaları var. Bu tüme varmak için kullandığımız yöntem. Bir de bilgilerin algoritmalar ile analiz edilmelerinden dolayı ortaya çıkan yeni bilgiler var. Aslında bu yapı size yukarı ve aşağı hareket izlenimi verebilir. Ama aslında her bilgi parçası birbirine bağlıdır. Mesela beyninizin içinde kırmızı ile mikrofon arasında bir link olabilir. Bu link ilk gördüğünüz mikrofonun üzerindeki pamuğun kırmızı olmasından kaynaklanabilir ve bu sıvı ile su arasındaki link kadar güçlü değildir. Bu matriks yapıyı düşünmeye başladığınızda, beynin içindeki fikirlerin samanlık, arasındaki node diyebileceğimiz bilgi parçacıklarının ise iğne olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Peki hangi bilgisayar yirmidört saat boyunca samanlıkta iğne arayacak performansa sahiptir.
Kaldıki elinize gelen her bilgi parçasının bu eski bilgiler ile ilişkisinin kurulması da gerekmektedir. Yapay zeka ve sbeze arasında ilişkiyi, bu iki bilgiye sahip olmadan kurmak mümkün müdür? Bu iki bilgiye sahip olunduğunda bile sebzenin algoritmik açıklamasını yapmadan, yapay zeka ile ilişkilendirebilmek mümkün müdür?
Beyin ilk oluştuğunda, eğer zekadan yoksun olursa, bu bilgileri algılayabilir mi? İşletim sistemine sahip olmayan bir bilgisayarın çalıştırılması halinde, klavyeden ve/veya herhangi bir giriş mekanizmasından yapılan etkilerin algılaması ve buna karşılık vermesi mümkün müdür? Belli bir olgunluğa erişmiş bir beynin içindeki sayısız bilgi ve bu bilgiler arasındaki linkleri analiz etmesi, mesela kırmızı denildiğinde buna bağlı kaç bilgiyi alt alta sıralayabilmesi neyi belirtir? İşte bunların hepsi ilişkisel veri tabanından, analiz sistemlerinden, bilgi madenciliği (data mining), bilgi yapılarının çıkarılmasına kadar çoğunlukla bilgisayar programcılarının her an üzerinde çalıştıkları konular.
Bu konuların altında ise, zeka ve düşüncenin performansı var. Bu performans genlerden , sağlıklı bir bünyeye hatta beslenmeye alışkanlıklarından, içinde büyüdüğümüz toplumun genel yapısına kadar birçok parametreye sahipken, biz hayatımızı yöneten ve medeniyeti inşa eden zekanın nasıl bir algoritması bulunduğunu açıklayamıyoruz.
Aslında zekayı boşverin, yaptığım araştırmalara rağmen sebzenin ne olduğunu bile açıklayacak bir algoritmayı bn hala bulamadım. Bulanların aşağıda yazan e-mail adresime bu bilgiyi yollamalarını rica ederim. Bari bunu netleştirelim.
NETleşmek üzere…

Dünyanın ilk dijital film’i

Yıllarca düşünüp taşınıp, ince eleyip, sık dokuyup gidip son derece güzel bir analog makine aldınız. Tam makinenize alışmışken bu dijital cüceler icat oldu ve mertlik bozuldu diye düşünüyorsunuz. Şimdi artık son derece kararsız kaldınız; ya Canon EOS 1, Canon EOS 1N, Canon EOS 1V ,Canon EOS A2/E, Canon EOS 5, Nikon F5, Nikon N90/N90s, Nikon F90/F90x ile dijital ortamdan uzak film banyo ettirerek günlerinizi geçireceksiniz ya da makinenizi atıp bu dijital cücelerle hiçbirşeye hakim olamadan yaşayacaksınız. İşte size gerçek bir imkan. Bu makinelerden birine sahipseniz arkasına bu yeni aldığınız parçayı takarak bir dijital makinenin kullanışlığına sahip olabilirsiniz. Tabii artık dikkat etmeniz gereken yeni değer 1.3 megapixel bilgisi. Bir de çekeceğiniz resimler artık 1280×1024 pixel çözünürlüğünde olacağı bilgisi.

Daha fazla bilgi için;
http://www.siliconfilm.com