Bir yaz gecesi rüyası

Hava o kadar sıcaktı ki, güneşin yakıcı ışıkları üzerimdeki gölgelikten süzülüp tenimde sevimli dokunuşlara dönüşüyordu. Dalgaların sesi, az da olsa kulağıma geliyor ve küçük periyodlarla olsa sanki bana hayatın ne kadar güzel olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Içime çektiğim sevginin oksijene dönüşmüş haliydi. Evet, Türkiye’nin en güzel beldelerinden biri olan Bodrum’daydım ve o güzel anın hiç bitmemesini istiyordum. Fakat “”güzel şeyler uzun sışrmez”” sözünü doğrularcasına bir çığlıkla uyandım, o güzel rüyaya bir daha dönmemek üzere. Birisi “”Cebinde telefon var”” diye bağırıyordu. Gözlerimi açtığımda ise gördüğüm sahne hayli ilginçti. Birlikte ufak bir kaçamak yaptığım, çocukluk arkadaşım bir başkası tarafindan havuza itilmiş, sırılsıklamdı. Elinde ise fırından yeni çıkmış gibi dumanı tüten bir cep telefonu vardı. “”Dream is over”” (Rüya bitti) sözü bu andan tibaren bizim için söylenmiş gibiydi. Elimizde telefon Bodrum sokaklarında teknik servis aramakla geçen 2 gün. Telefonun yapılamayacağını öğrenmenin hayal kırıklığı ve Istanbul’da acaba yapılır mı ümidi.
İstanbul geldiğimizde telefonu en yetkili servise götürdük ama ne çare yapıiamıyormuş. Arkadaşım parasına kıyıp yenisini aldı. Beni ise bir düşünce aldı. Cep telefonları, teknolojileri, gelişmeler hakkında bilgiler almaya başladım. Aslında bunun en önemli sebeplerinden bir diğeri de internet üzerinden cep telefonlarına çektiğim SMS mesajları idi. Çünkü internet üzerinden cep telefonlarına yapılan gateway iki taraflı çalışabiliyordu yani yazdığınız mesaja cevap gelirse bu cevap sizin e-mali adresinize postalanıyordu. Ben de bu tip gateway’lerin cep telefonu şirketleri tarafından neden kurulmadığını merak ettim.
Öncelikle, iletişimin her alanında etkinlik gösteren ve bizim sadece cep telefonları ile tanıdığımız Ericsson şirketini aradım. Müşteri temsilcisinden, teknik müdürüne kadar geniş bir yelpaze üzerindeki herkesle konuştum. Yetkililer bu tip gatewaylerin, GSM sistemleri tarafından oluşturuluğunu söylediler. Bunun üzerine ben de Turkcell ile konuştum. Kısa zaman önce bu teknolojileri Türkiye’ye taşımak üzere planlar yapıldığını ve bu planlar dahilinde fizibilite işlemlerinin bitirilip kısa zamanda bu tip gatewaylerin açılacağını öğrendim.
Fakat bu kadar koşuşturma benim için yeterli olmamıştı. Bu konuda daha fazla ne öğrenebileceğimi merak ediyordum. Bilgisayarımın başına geçtim ve benim biricik bilgi kaynağım, Internet ile aramaya başladım. önce yazılı bilgi edinmek için Turkcell ve Telsim’in sitelerine bağladım. Bu sitelerde bana çok yardımcı olacak bilgiler buldum, demeyi aslında çok isterdim ama işi komünikasyon olan bu şirketler herhalde haberleşmeyi pek sevmiyorlar. Zira Turkcell’e ait bir siteyi bulmak için bütün uğraşlarıma rağmen elde ettiğim tek bilgi Güney Afrika’daki bir sitede Turkcell’in isminin geçmesiydi. Turkcell yetkilileri ya gateway kurmaktan internete vakit ve para ayıramıyorlar ya da gatewayleri gibi Internet sitelerini de o kadar iyi gizlemişler ki kimse onlara ulaşamıyor.
Telsim’in bir sitesi olması güzel Http://www.telsim.com.tr). Bu site de ise Internet çalışmalarının daha bitmediğini, ileri günlerde sitenin açılacağı mesajından başka birşey bulamadım. Tabii ki Türkiye’de yaşayan ve Internet ile uğraşan biri olarak zorluklar beni yıldırmadı. Dünya’daki uygulamaları öğrenmek için Nokia’nın web sitesine bağlandım. Adresini tahmin etmek zor olmamıştı. aDTÜ’nün uygulaması gibi bir uygulama Amerika’da var olmadığı için, tahmin ediyorum web sitesini almakta pek zorlanmamışlardır (Http:/www.nokia.com) Hazırladıkları sayfaların çok düzenli ve güzel olduğunu görmek hoşuma gitti. önce Nokia 350 – 2110 kullananlar için müjdemizi verelim. Nokia bu modeller için titreşimli piller çıkarmış. Böylece sessiz ve ya çok sesli mekanlarda Nokia sahipleri telefonla konuşma imkanına sahip olacaklar. Nokia ayrıca hem bilgisayar hem de cep telefonu kullananlar için cep telefonlarını düzenlemek için bir proğram çıkarmış. Bu sayede seri porta bağlanan cep telefonuna adres defterinin yüklenmesi sadece birkaç saniye alacak. Ayrıca Communicator modeli kullanacıları iş kartlarını birbirlerine gönderip telefona anında set edilmesini sağlayabilecekler. Nokia bu bilgisayar programını yüklemenin ve kullanmanın kolay olduğunu da eklemeyi unutmamış.
Elde ettiğim bilgiler belki bir kullanıcı için yeterli olabilirdi. Fakat, hem cep telefonu hem de iletişim teknolojileri geliştirmede en öncü kuruluşlardan biri olan Ericsson’ı ziyaret etmeden bu araştırmaya nokta koyamazdım. Bakalım Ericsson cephesinde ne gibi gelişmeler oluyor. (Http://www.ericsson.com). Nokia’nın aksine Ericsson’ın, görüntü ve kullanım kolaylıkları yerine, teknik özelliklere ağırlık vermesi benim için pek şaşırtıcı olmamıştı. Ericsson’ın iletişimin her türüyle uğraştığının biliyordum. Ben tiraz seçici davranarak aramalarımı cep telefonları ve Internet konusu ile sınırladım. Iki önemli ve yeni uygulama 1-le karşılaştım. Birinci Phone Doubler ismindeki bir softw~re. Internet sağlayıcısının elinde bulunması halinde bu software yardımı ile internete bağlı iken aynı hat üzerinden telefon görüşmeleri yapabiliyor, telefon kabul edebiliyorsunuz. Bu konudaki geniş bilgiyi Ericsson’ın web sitesinden alabilirsiniz. Bize çok yetersiz gibi görünen telefon hatları meğer düşündüğümüzden daha marifetliymiş. Açıkcası, bu ay içinde görüntü montajı yapan bir makinenin bu hatlar üzerinden taşıdığı veri oranını duyunca şaşkınlığımı gizleyememiş şok olmuştum. Teorik olarak mümkün mü bilmiyorum ama belki yakın bir zamanda tek hat üzerinde
Birden fazla telefon konuşması yapma imkanına sahip olacağız. Gerçi yakın zamanda evlerimize kadar ulaşacağına emin olduğum fiber optik ağlar her türlü data, ses, görüntü ihtiyacımızı aynı hat üzerinden gerçekleştirme imkanını bize sağlayacak.
Araştırmam bitince saatime baktım, gitme vakti gelmişti. Istanbul’da yaşamanın bir ödülü olarak, Türkiye’nin gözünün üzerinde olduğunu bildiğim bir konsere gidiyordum. Geleneksel İstanbul Caz Festivali’nin açılış gecesi amacı ile Türkiye’ye gelen efsane cazcıları seyretmek için Harbiye Açıhava Tiyatrosuna gidiyordum. Tiyatroya gitmeden önce bu organizasyonu gerçekleştiren İstanbul Kültür Vakfı’nın daha önceki yıllarda hazırlattığı web sitelerini düşünerek, bir kontrol yapmanın benim için faydalı olacağını düşündüm. İstanbul Kültür Vakfı her sene gerçekten çok güzel bir organizasyon gerçekleştiriyor ve bunu bir tanıtım aracı olarak kullanma işini ise çok güzel gerçekleştiriyordu. Bu vesile ile Basın ve Halkla ilişkiler bürosunu ve bu büroda emeğinin çok fazla olduğuna inandığım Nilgün Mirze Hanım’ın ismini anmak isterim. İstanbul’daki organizasyonların en önemlilerini gerçekleştiren, İstanbul Kültür Vakfı’nın bir web sitesinin bulunmaması aslında beni çok şaşırttı ve araştırmaya teşvik etti. Önce caz festivali aracılığı ile Türkiye’ye gelen yabancı sanatçıların sayfalarını aradım. Büyük bir kısmına ait web siteleri buldum. Bunların arasında tabii ki ilk sırada Eric Clapton vardı. Daha sonra Türk sanatcılarını ve sayfalarını aradım. Tek bulduğum Sezen Aksu adına hazırlanmış bir sayfaydı. Ona da ulaşmak imkansız kadar zordu. Galiba bir dinleyici tarafından hazırlanmış ve orada unutulmuştu. Yazılı medyanın yapamadığını yapma özelliğine sahip olan internete daha fazla eğilmenin tanıtım ve reklam açısından önemine, bu tip yeniliklerle ilgilenen sanatcılarımızın dikkatini çekmek istiyorum. Yıllar önce Atilla Özdemiroğlu’nun başını çektiği bir grup sanatcının Internet üzerinde bazı projeler planladıkIarır~ tanık olmuştum. Geçen zamanın onları bu işten soğutması hepimiz için üzücü bir kayıp olur.
Dünya’da, interneti en fazla kullanan müzisyenler kimler diye merak ettim. İnternet hem yazılı, hem sözlü, hem de görüntülü basına bir örnek ve tanıtım açısından çok rahat bir platform. Depeche Mode en önemli kaynaklardan biri Http://www.depechemode.com). Grubun yıllar önce kurulmuş olması onlara bu avantajı sağlamış olmalı. Depeche Mode kaynakları sonuna kadar kullanmış. Siteleri aracılığıyla midi, wav gibi her çeşit ses dosyasına, kliplere, müzik sözlerine hatta basın dosyalarına bile ulaşma imkanınız var.
Aramaya teknolojik müzik yapan müzisyenlerle devam ettim. Prodigy bu konuda bir numara. Belki dinleyicilerinin çok genç bir kesimi temsil etmesi onları bu yola itti, belki de onlar gerçekten bu konu ile ilgileniyorlar tam bilemiyorum. Bildiğim tek şey Prodigy’nin gelecek zaman içinde müzik dünyasında bir dönüm noktasına imza atacağı.
Bu gibi bir dönüm noktası daha önce film sektöründe Arizona Dream, The Crow (Http://www.thecrow.com) gibi filmlerle yaşanmıştı. Izleyicinin arayışlarını farkeden yönetmenler açıklamanın çok zor olduğu yarı gerçekçi bir anlatımın içine girmişler ve sanat anlayışına yeni bir boyut getirmişlerdi. Bu tip filmleri diğer filmlerden ayırmak iki yönden çok kolay. Birincisi bu filmleri sevenler çok sever, sevmeyenler ise nefret eder. İkinci ve bence en önemlisi ise bu gibi filmelerin çok ilgini ve güzel web sitelerinin olması. Anlaşılan yapımcılar başarılarını başka platformlara da taşımaktan hoşlanıyorlar. Bu filmlerin en son baskısı yıllar önce Dünya edebiyatına imzasını atmış bir başyapıtın, 2000 yılına adapte edilmiş hali. Romeo ve Juliet, yazıldığı dönemin kabuğundan kurtulup, 2lyy.’a adapte edilmiş. Bu yapılırken filmin ruhu olan text’e bağlı kalınması anlatımı zorlaştırmasına rağmen çok başarılı bir şekilde yapılmış. Filmin internet üzerine aksini merak edenlere http://www.romeoandjuliet.com adresine uğramalarını tavsiye ederim. Bir çok eleştirmenin bir film için yapılan en güzel internet çalışması ilan ettiği site veri yönünden de dopdolu. Ama sakın güzelliğe dalıp sitede fazla kalmayın zira 822’li hatlar hala paralı. Aslında sanat hakkında yazacak çok şey olmasına rağmen, araştırmanın geri kalanın size bırakıyorum.
(Http://www.artlinks.com). Ne de olsa büyüklerimizin dediği gibi;
ARS LONGA VİTA BREVIS””.
Bir yazının daha sonuna geldik. öncelikle gönderdiğiniz e-postalar çin çok teşekkür ederim. Gelecek sayıda yerimi bana gelen mesajlara ayırmayı planlıyorum (eğer editörüm izin verirse). Yaz mevsiminin en sıcak anlarını yaşadığımız şu günlerde, dışardaki güneşin hepimizin gönlüne doğmasını diliyorum. Hoşçakalın.

E-engineering

Dünya tarihinde kökten değişim içeren her gelişme, o zamana kadar fazla olan birikimlerin sonucudur. Bu birikimleri kullanarak toplumu bir üst seviyeye taşıyacak olan kişiler, o zamana kadar farklı uzmanlaşma alanlarına ait olan bilgilerin hepsini üzerlerinde toplamalarıyla öne çıkarlar. Leonorda Da Vinci buna verilebilecek en iyi örneklerden biridir. Kendisi hem bir ressam ve sanatçı hem de bir mekanik uzmanı, bir mimar hatta hayatının belli dönemlerinde bir inşaat mühendisi gibi çalışmıştır. Bu hem belli uzmanlık alanlarındaki değişim çözüm yaklaşımlarını bir araya toplamaya hem de farklı bakış açıları üretmeye yardımcı olur.
Şu günlerde yine böyle bir bilgi birikiminin varolduğunu görebiliyoruz. Bu bilgi birikimini yeni teknolojinin imkanları ile birleştirmek yeni dünyanın temel taşlarını oluşturmak konusunda topluma yardımcı olacaktır. Daha sonra ise toplumun diğer kesimleri bu basamakları teker teker çıkacaklardır.
Dünya tam bu basamakların önündeyken, spermatik teknolojiler, medyalar yani platformlar arasında yer alan internet, genel yaklaşımlardan, toplumun iş anlayışına kadar her alanda yeni değişikliklere neden olmaya başladı.
Son on yılın en önemli yönetim buluşlarından birisi tabii ki “”re-engineering””di. Bu doğunun toplam kalite yönetimi yaklaşımlarına batılı bir bakış açısı getirmişti. Re-engineering , tüm iş süreçlerini yeniden tanımlayarak, maliyetleri aşağı çeken ve sonuçta karlılığı arttıran bir model olup, dünyanın her yakasında yankılar uyandırdı. Rekabet ortamında, pazarda etkin yer sahibi olmak isteyen her şirket bu yeni yöntemle, yeni stratejiler üretip yeni yaklaşımlar oluşturdular.
Ancak, son yıllarda internet üzerinde iş yapma olanaklarına imkan sağlayan “”e-business””in akıl almaz şekilde yayılması, bildik organizasyon yapısını da köklü bir biçimde değiştirdi. İlk zamanlar şirketler, e-business’ı müşterileriyle web ortamında buluşmak olarak algılamış olsalar da daha sonra, bu ortamdan tedarik zincirini yönetmekten, şirket içi yapıları organize etmeye kadar her konuyu web veya diğer internet protokolleri üzerinden yapılanmanın gerekli olduğunu gördüler.
Dijital bir yapıda çalışmak şirketlerin her türlü mekanizmalarının denetlenip, gözden geçirilmesine yardımcı olduğu gibi, oluşacak her türlü yönetimsel ve/veya insandan kaynaklanan aksamalarda sorunun genel kaynağına son derece hızlı bir şekilde ulaşma imkanı sağlar. İnternet üzerinden bir iletişim altyapısı kuran şirketler içi dinamiklerini hızlandırıp, iletişim için harcadıkları kaynakları başka bir yöne yönlendirebilirler.
İşin teorik altyapısı ve getirimleri, ayrılan güç ve planlama ile ilgili gibi görünse de, tamamen dijital bir yapıya oturtulmuş bir şirketin, genel kalite standartlarını belirlemek için almak isteyeceği ISO belgelerini de almaları oldukça kolaylaşır. Çünkü gerçekten dijital bir platform kullanan bir şirketin, iç mekanizmaları ve işletim yapısının algoritması, onu bu ortama çıkaran şirket tarafından tanımlanacaktır. Bu tanımlar ISO belgesinin yapı taşlarıdır.
Dijital ortama geçen şirketler, tederik zincirleri veya kendilerinin içinde bulundukları tedarik zincirleri açısından da bulunmaz bir nimet halini alırlar. Bu konudaki ilk kazanç, lojistik destek veren kurumlar, bankalar tarafından yaşandı. E-ticaret projelerinde şirketin iki önemli çözüm ortağı olan banka ve lojistik destek şirketleri arasında seçim yapılırken dijital altyapısını hazırlamış olan şirketler son dönemde büyük ataklara kalktılar.
Bu altyapının oluşturulması için gerçekleşecek olan e-engineering yapısı, şirketin hierarşik yapısında da son derece etkin ve köklü düzenlemelerin oluşmasına neden olur. Genel olarak son dönemlerin etkin yönetim biçimlerinden matrix yapının uygulanabilir olmasını dijital altyapının düzeni sağlamaktadır.
McConell Internetional’ın yaptığı araştırmaya göre, Türkiye dijital altyapısı açısından bazı eksiklerine rağmen bu konuda hızlı gelişmeler yapabilecek ülkeler arasında görünüyor. Bu noktada bizim de bu gelişmelere yakın olmamız, oluşturacağımız yapının yeni ekonominin bir parçası olmasını sağlayacaktır. Unutmamak gerekir ki internet üzerinde her zaman ve her noktada doğru olan tek şey, hızlı ve ilk olmaktır. Başarının ilk adımı budur.
NETleşmek üzere…

Bilişim gündemi

Geçen hafta oldukça ilginç toplantılar gerçekleştirdim. Birincisi Toshiba Notebook’un Genel Müdür’ü Aytaç Biter ile oldu. Bir öğle tatili boyunca sektörün eskilerinden biriyle tadına doyulmaz bir görüşme yaptım. Toplantının başında asıl amaç Toshiba’nın avrupa grubuna daha doğrusu Almanya’ya bağlanmasının mutluluğunu paylaşmaktı. Ama konu kısa zamanda Cebit’ten, yeni teknolojik gelişmelere oradan da son dönemlerin modası olan bluetooth’a kadar geniş bir spectrumdaki birçok konuyu konuştuk. Aslında uzun zamandır bu konularda eskilerin değişlerine hakim biriyle konuşmayalı çok olmuştu. Toshiba uzun zamandır yeni teknolojiler üzerine çalışıyormuş. Bu yeni teknolojiler arasında laptop ve notebook’lardan, mp3 playerlara, cep telefonlarından, hologram ekranlara kadar son derece çok yenilikten bahsettik. Bu yenilikler bu son dönemde Türkiye’ye de kısa zamanda ulaşacakmış. Aslında bu yenilikler den bahsederken Bluetooth’u da atlayamadık. Son derece önemli ve Toshiba tarafından desteklenen bir teknoloji. Gerçi arkasında sadece Toshiba değil, Ericsson’dan Nokia’ya kadar birçok teknoloji devi var. Yeni ürünler ise kapıda. Geçen hafta Toshiba Notebook’lardan birinde bluetooth teknolojisi ile karşılaşmıştık. Bu muhtemelen yakın zamanda hayatımızın her alanına girecek. Bluetooth çipi son derece küçük ve işlevli. Kısa bir alanda radyo dalgaları sayesinde diğer bluetooth ürünleri ile veri iletişimine girebilen bu ürün gerçek bir devrimin başlangıcı niteliğinde. Yine geçen günlerden birinde Microsoft .Net vizyonunu açıkladığı bir filmde de bluetooth kullanan cihazları incelemişti.
Bu arada neredeyse bluetooth kadar yakın bir zamanda çıkacak bir üründen daha bahsettik. Bu ise kırıştırılabilir, katlanabilir ekran. Bu ekran aynı zamanda küçük bir cpu’ya sahip bu nedenle küçük bir bilgisayar olduğunu da söyleyebiliriz.Tabii herhalde bu ekrana istediğiniz yazıyı yazabildiğinizi de söylememiz gerekmiyor.
Bu hafta içinde yaptığım ikinci görüşme ise hepimizin software güvenliği, software yatırımı ve lisanslama açıısından son derece önemsediği ASP (Aplication Service provider) yani Türkçesiyle Uygulama servis Sağlayıcılığı olarak adlandırılan servisler. Geçen hafta Microsoft ile yaptığı anlaşmayı duyuran Koç.Net bu hafta da kendi binası içinde bir demostrasyon ile gelecek vizyonlarını, Türkiye’nin internet politikası hakkındaki düşüncelerini açıkladılar. Koç.net uzun süredir internet teknolojileri konusunda gerek grup içine gerekse grup dışına aynı oranda yakın olan bir firma olarak yeni vizyonunda internetin geleceği konusunda son derece doğru kararlar içinde.
Özellikle ASP vizyonu Türkiye’de orata dereceli şirketleri yani Kobileri yazılım yatırımı yapmadan lisanslı program kullanabilme konusunda son derece büyük imkanlar açıyor. Bu nedenle yapılacak hertürlü yatırımı desteklemek geerktiğini düşünüyorum. Bu aynı zamanda yine geçen hafta içinde Microsoft yetkililerinden Mustafa Kılıçarslan ile yaptığımız görüşmenin de ana konusuydu. Kendisine bu konuyu açtığımda Mustafa bey, Türkiye’deki lisanslama konusunda, özel bir çalışmanın yapılması ve kişisel kullanıcı ve kobilerin bundan daha fazla yararlanması konusunda paralel düşünceler içinde olduğumuzu belirtti. Bu ise beni son derece mutlu etti. Umarım telif hakları o kadar makul seviyelerde olur ki lisanssız program kullanmak bir dezavantaj halini alır.
NETleşmek üzere.