TBMM’nin dikkatine

Size bunları anlatsın diye seçtiğimiz milletvekillerimizin Meclis’de yapılan konuşmalarda polemik yaptığını görünce iş başa düştü. Bir işin yapılmasını istiyorsan kendin yapacaksın sözünün değerini birkez daha anladık…
Geçen hafta “”süper”” bakanımız Kemal Derviş bir program açıkladı. Yıllar önce erovizyon şarkı yaışmasını nasıl seyrediyorsak geçen haftada konu komşu toplandık geçtik televizyonun karşısına hep beraber yeni yolumuzu yeni yönümüzü anlamaya çalıştık.
Dünya ve Türkiye
Dünya’da her ülkenin belli şekillerde geçmesi gereken özel dönüm noktaları vardır. Bunların en önemlisi devrimlerdir. Tarım toplumunun etkisinin en yüksek olduğu dönemde sanayi toplumuna geçen ülkeler kendilerini müreffeh seviyeye çıkarmışlardır. Bunu ise bilgi devrimi izlemiştir. Fakat ne yazıkki bütün ülkeler aynı hızla bu gelişmeleri yakalayamadılar. Bazıları şu an bilgi toplumunun en üzt katmanlarında yer alırken tarım toplumu statüsünden sanayi devrimine geçme aşamasını daha önünde göremeyen topluluklarda vardır. Türkiye ne yazıkki hala sanayi devriminin eşiğinde durmaktadır.
Kriz ve ekonomik bağımsızlık
Türkiye şu an bir krizin içindedir. Bu kriz toplumun her kesiminde son derece etkin bir şekilde hissedilmektedir. Ülke içinde son dönemlerde likiditeyi sağlayan dış kaynaklar da suyunu çekmiştir. Böyle bir ortamda yapılan yanlışlar nelerdi diye düşünmektense yapıcı çözümler almak gerekir.
Kriz anı ekonomisi
Aslında her nekadar kriz ve sanayi devrimi birer dez avantaj olarak görülse de aslında son derece önemli birer avantajdırlar. Fakat bunları kullanmayı bilmek gerekir. Sanayi devrimini atlayıp direkt bilgi toplumu statüsüne geçen ülkelerin varlığı bilinmektedir. Bu konuda Yeni Zellanda, Bermuda çalışmalar yapmaktadır. Bu fırsatı perçinleyecek ikinci atlama noktası ise kriz anıdır. Kriz anları ekonominin dibe vurduğu anlardır ve sibernetik bilimi her dibe vuruşun bir çıkışı olması gerektiğini gözlerimizin önüne sermektedir. Kriz anlarında dibe vuran ekonominin dış sermaye açısından bulunmaz bir nimet olduğu ve düşen işgücü maliyetinin, paraya olan ihtiyaç yüzünden hayatın ve değerlerin ucuzlamasının bir fırsat olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Nitekim Türkiye tam bu noktadadır. Amerika üzerinde konuşlanmış bir sermaye odağının dolar üzerinden yıllık kazancı en fazla %4 – %5 olur. Bu da son derece riskli kazanç kapılarıyla ancak gerçekleşebilir. Ama Türkiye’de paranızı bir günde iki katına katlamanız, borsa’da dalgalanmalar yaratacak spekülasyonlar yapmanız veya son derece güçlü bir yapı oluşturmanız son derece mümkündür. Bu nedenle de güçlü sermayenin en çok var olmak isteyeceği ülke burasıdır. Bu güçlü sermaye normal şartlarda riskli ülkelerde paranın toplu olmasından soğan güçle ekonomiyi sallayıp elimizdeki avucumuzdakinin de alıp gidebilir. Böyle bir risk herzaman mevcuttur.
Ne yapmalı
Böyle bir durumun varlığını engellemenin iki önemli yolu vardır. Öncelikle devletin üretimi özendirici faaliyetleri olmalıdır. Aksi takdirde üretmeyen bir toplumun, kazanması beklenemez. Üretimi özendirmek için yapılacak en uygun yöntem ilk akla gelen belkide, üretim mekanizmaları üzerindeki vergilerin azaltılmasıdır. Vergilerin azaltılması toplamda az vergi alınacağı anlamına gelmemektedir. Şu an yüksek olan vergi dilimleri yüzünden kazandığının bir kısmını kayıt dışına kaydıran son derece fazla sermayedar vardır. Risk yönetimi kayıt dışı paranın, vergi ödenen paradan daha ucuz olduğunu göstermektedir. Fakat vergi dilimleri düşerse kayıt dışı ekonominin büyük bir kısmı kayıt içine girecek ve devlet memurun, işçinin omuzlarına yüklediği yükü azaltmış olacaktır.
Üretelim de ne üretelim
Üretimde kar marjlarını yükseltmek için iki önemli yol kullanılır. Birincisi aracının varlığını azaltmak. Bugün internet üzerinden malını satan bir kişi ya sadece web tasarımcısına bu dükkan için bir para öder ya da onu da kendisi yapabilir. Hatta bunu birkaç dilde yaparsa dünya üzerinde gerçek bir para kaynağı ve işleyen bir dükkana ARACISIZ sahip olur. Üretilmesi en doğru mal şu aralar bilgi, bilgi teknolojileridir. Gideri az, sermayesi düşük bir yapının geliri son derece yüksekdir. Bu noktada hemen yanı başımızda örnek alınacak çok ülke vardır. Bulagaristan, hacker’ları ile ünlü bir ülke olmanın yanında, yazılım pazarında ucuz ama güçlü ürünler üretmektedir. Bunu yaparken kullanması gereken internet altyapısı ile devlet tarafından hızla iyileştirilmektedir. Rusya, hosting yani web sitelerinin tutulduğu sunucu bilgisayar yapısını güçlendirmiştir. Bunu da devletin internet altyapısını güçlendirmesi ile başarmıştır. İsrail’de bilgisayar yazılımı geliştirmeyi özendiren yasalar oluşmaya başlamıştır.
Savunma
Unutulmaması gereken en önemli konulardan biri de savunmadır. Nasıl son dönemlerde saldırı cihazları askeri malzemeden ekonomik enstrümanlara kaymışsa, gelecek onyıl içinde de bu enstrümanlar yazılım yapılarına kayacaktır. On yıl önce Avrupa ve Amerika’dan askeri malzeme isteyen Türkiye, bugün ayn ı şekilde ekonomik yöntemlerle köşeye sıkışmıştır, onyıl sonra bunun yazılım yoluyla olacağı apaçık ortada iken buna seyirci kalmak son derece yanlış olur. Ordumuz bu konuda bazı gerçekleri görmüş ve bu konuda girişimlere başlamıştır. Umarım bunun devamı gelecektir.
Nasıl yapmalı
1. Yeni ekonomiyi oluşturan enstrümanlarda üretim yapılacaksa, şu an %25 vergi diliminde olan teknoloji hizmetleri ve ürünlerinin vergi diliminin en kısa zamanda düşürülmesi gerekmektedir.
2. Teknolojinin hammaddesi olan bilgisayarın gümrük kapılarından kolayca geçmesi sağlanmalıdır. Uzun vadede Escort Bilgisayar gibi kendi hardware’ini üreten üreticiye serbest bölgelerde yer açılmalı, ülke içinde fabrika kurulumu konusunda teşvik arttırılmalı.
3. Şu an 2001 bütçesinde bulunan büyük kalemlerden biri 2002 bütçesine taşınarak açılan genişleme kablolama faaliyetleri için kullanılmalı. Unutulmamalıdır ki kablolama bir ülkenin herzaman yapması gereken bir faaliyettir ve çok pahalı bir uygulama değildir. Bunu ordunun ordu için ayrılan kalemden, savunma için bizzat kendisinin yapması güçlü Türkiye için son derece öanmli bir başlangıç olacaktır. Sonuç itibariyle unutulmamalıdır ki internetin atası ARPAnet bri savunma projesidir. Bilgi kaynaklarının bağlantıda kalması için oluşturulmuştur.
4. Devletin bilgi üretimini arttırıcı faaliyetlerde buluınması gerekmektedir. Doğuda çiftçilik yapan bir ailenin evine kablolama yoluyla gelen internet, hem onun boş kaldığı 8 ayını değerlendirmesine ve kendine katma değer oluşturmasına yardımcı olacak, hem de bilgi depolarımızın artmasını sağlayacaktır. Kültürel varlığımızı devam ettirebilmemiz için internet üzerinde içerik üretimimizi yükseltmemiz gerekmektedir. Tabii bu arada doğuda oluşan bu katma değerin ve yeni ekonominin batıya göçü durdurup, Sayın Başbakanımızın yıllar önce başlattığı köy projelerini de hayata geçirecektir. Ayrıca unutulmamalıdır ki şeker pancarı yasası ile boşluğa düşen çiftçi, para kaynağı aramak durumundır. Bu şartlarda batıya göçün artması ihtimali çok yüksekdir.
5. Bu yapılaşma içinde devletin ikinci büyük yanlışı da denetim mekanizmalarının çalışması ile ilgilidir. Bu noktada denetimi arttırmak için oluşturulması gereken ilk hamle devlet mekanizmaları arasında bağlantıların arttırılmasıdır. Bu son derece önemlidir ve atlanmaması gerektiği gibi bu faaliyetlerin hızlandırılması gerekir. Fakat önemli konulardan biri de bu tip işlerin ihalesi ile ilgilidir. Devlet bu noktada GSM ihalelerinde kullandığı yöntemleri biraz daha ağırlaştırabilir. Yani kablolama işi ve bağlantı konusunda yapılacak ihalede süreler kısa tutulup, bitme süreleri kesinleştirilmeli ve Türk sermayesi miktarı arttırılmalıdır. İkinci önemli denetim mekanizması ile sigorta şirketleridir. Türkiye’de bu şirketler, pasif ve yetersiz kalmaktadırlar. Bu nedenle bu yapının daha güçlendirilmesi sağlanmalıdır.
6. Gelecek yıl içinde Almanya, Kanada ve birçok ülke teknoloji çalışanlarını ülkelerine kabul edeceklerini duyurdu. Bu Türkiye’nin genel IQ’sunu tehdit eden bir unsurdur. Türkiye’de son birkaç ayda batan teknoloji firmaları göz önüne alındığında bu tehditin boyutları daha kolay anlaşılır. Bu nedenle Türkiye elindeki genç, teknoloji konusunda becerikli jenerasyonu kaybetmemek için en kısa zamanda onların iş kurmalarını özendirici teşvikler çıkarmalıdır.
7. Devlet eğer sermayanin yönetimini borsa aracılığı ile yapacaksa, borsa değeri reel değerinden son derece fazla olan teknoloji hisselerinin de oluşmasını sağlamalıdır. Bu amaçla bri teknoloji borsası kurulması çok doğru olacaktır. Bu noktada teknolojiye gösterdiği ilgi ile tanınmış insanların danışmanlığından yararlanabilir. Mesela TI (IT departmanı dışındadır) yönetimini Google’ın genel müdürüne bırakan Global Menkul Kıymetler ve sahibi Mehmet Kutman gibi. Yalnız bu konuda bir ince nokta vardır. Amerikadaki teknoloji hisselerinin düşmesi, teknolojinin battığı şeklinde kesinlikle açıklanmamalıdır. Asıl sebep artık bu işin rayına girmiş ve geleneksel borsayı revize etmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Maxim Shriber’ın dediği gibi “”internet spermatik bir teknolojidir””. İçinde bulunduğu ortamın şeklini değiştirir. Bu bakış açısıyla İnternet hem kapitalist hem de sosyalist bir platformdur. Bunun unutulmaması gerekir. Yani bu konuda sahip olduğunuz görüşün çok da fazla önemi yoktur, olmayacaktır. Tabii burda bahsedilen sadece internet değildir, bizi bilgi toplumu standartlarına taşıyacak herşeydir.. Buna dikkat etmeliyiz.
NETleşmek üzere…

NET’in kısa tarihi

İlk katalog şeklindeki html sayfalarından oluşan siteler vardı. Bunlar size ihtiyacınız olanı getirmek için bir şablondan yığınlarca hazırlanmış dosyalardı. Bu dosyalara rağmen cgi uzantılı genelde “”c”” veya unix shell batch komutlarıyla hazırlanmış küçük programcıklar da vardı fakat bu dosyalar dinamik içerik üretmek için kullanılmazdı. Daha sonra birgün sörf yaparken Microsoft sitesinde asp uzantılı dosyalar görmeye başladık. Ne olduğunu anlamak için kendi bilgisayarımıza çektiğimizde html komutları ile dolu doyalar geliyordu. Bir süre sonra bu dosyaların aslında sunucu tarafından hazırlanan ve ona gönderdiğimiz parametrelerle dinamik bir içerikten oluşan aktif sunucu sayfaları olduğunu anladık. Hatta bu içeriği oluşturmak için veritabanıyla bağlantı kurmak mümkündü.
ASP veri tabanı konusnda son derece başarılıydı fakat önemli iki eksiği vardı. Birincisi bir html sayfasından yada internette halka sunulmuş bir içerikten bilgiyi alma ve bunu farklı şablonlarla sunma özelliği yoktu. Bu özelliği ASP üzerinden eklemk istediğinizde bir component yazmak zorunda kalıyordunuz. Fakat component içindeki kodu görme işi meşakatli bir iş olduğundan hosting firmaları bu konuya pek yaklaşmıyorlardı. ASP’nin ikinci büyük eksiği ise upload konusuydu. Web üzerinden bir sayfayı upload etmek çok ama çok zor bir işti. Componentlar ise bazen sunucunun bütün kaynaklarını yeyip bitiriyorlardı.
Bu sorunları çözmek için perl uygulamalarına yönlendik. Perl tam bir üst düzey dildi. İhtiyaçların büyük kısmını çözüyordu. Tek sorun bir internet uygulaması geliştirmek için en çok lazım olan veritabanı bağlantıları, kısa hesaplar gibi konularda perl ile çalışmak son derece zor oluyordu. Bu sorunları çözmek için iki farklı sunucu üzerinden işlerin yürümesine yani web çiftlikleri kurulmasına başlandı. Bu aslında son derece zor işlerden biriydi. Çünkü sunuculardan biri bazen düşüyor ve hizmetlerin bir kısmı duruyordu. Yada açtığınız bir ankete son derece fazla başvuran olunca sunucu kendiliğinden gömülüyordu. Bunlar internet işleri yapanların en büyük sorunlarıydı. Bu sorunları çözmek için heran sunucunun ayakta olup olmadığını kontrol eden “”Whatsup?”” türü programlar kullanıyorlardı. Fakat bu seferde Pazar akşamı evde oturuken göçen bir sunucunun eski haline nasıl gelebileceği sorun olmaya başladı. Bunu ise Compaq’ın clustering service isimli bir ürünü çözdü. Trafiği yönlendiriyor hatta sorunlu sunucunun üzerinde çalışan uygulamaları başka sunucuya yönlendiriyordu. Bu sorunların büyük kısmını çözdü. Fakat bu sefer de her sunucuda son derece fazla bilgi varken bu bilginin indekslenmesi dışardan bilginin alınması, bilginin değişik internet araçlarına gönderilmesi gibi önemli konular oluştu.
Bu arada sunucu üzerinde kullanılan dillere PHP’de katıldı. ASP’nin gücünü ve kullanabilirliğini kendi gücü için kullanan bir dil daha geliştirilmiş oldu. Böylece Chili ASP adlı ara uygulamadan vazgeçilmiş oldu.
Yeni uygulamalar gelişip duruyor. Bunların arasında çok başarılı olanlar, başarısız olanlar da var. Fakat ileriye bakıldığında ASP, PHP, Perl gibi dillerin bir önemli sorunu olduğunu görüyorum. Animasyon, hareketlilik bu dillerin özünde yok. Çünkü sonuçta prezantasyon için html kullanılıyor. Flash ise beşinci versiyonuyla birlikte dinamik içerik sorununu çözdü. Bu nedenle uzun vadede flash’ın altta bir dinamik içerik kullanımı ile son derece başarılı bir uygulama dili olacağını zannediyorum. Bu arada Flash’ın tabiiki vektörel bir uygulama olmasından dolayı oluşan font sorununu çözmesi gerekiyor..
Eğer yeni bir dil veya teknoloji öğrenmeyi düşünüyorsanız flash öğrenmenizi tavsiye ederim…
NETleşmek üzere…

Kişiselleştirilmiş Toplum

Ahmet Altan bir yazısında insanların hayatlarındaki kadını seçmelerinin onların hayat standartlarından, zevklerine, taktıkları kravata kadar herşeyi hatta hayatta duracakları basamağı bile etkilediğini yazmıştı.
Birçok erkeğe hayalindeki kadını sorduğunuzda size bel ölçüsünden IQ sevyesine kadar birçok standart’ı söyler. Fakat bir kadının kafasında bir ideal erkek kavramı yoktur. Zira tanıştığı erkeğin nasıl olması gerektiğini o belirleyecektir. Nasıl yaşadığı yeri, içinde bulunduğu grubu değiştiriyorsa, erkeğini de o en yaşaması için en uygun şekle getirecektir.
Sanayi devrimi ile birlikte toplu üretim önemli bir mekanizma haline geldi. Tabii toplu üretimin en önemli etkisi ise standartlaşmaydı. Erkek egemen toplumlarda, yediğiniz yiyecekten, giydiğiniz giysiden okuduklarınıza kadar herşey toplu üretiliyor ve belli bir standart üzerine oturtuluyordu. Bu bir erkeğin hayatını yaşamaktan en mutluluk duyacağı dünya idi.
Bu dönemde kadın sadece kendi erkeğini şekillendirmekte ve kendi gününün geleceği ana kadar beklemekteydi. Toplu yaşam bir noktadan sonra iflas etmeliydi. Bu dönem geldiğinde ise kadın iktidara hakim olmalıydı. Toplum içinde bu kırılmayı en rahat göreceğiniz alan “”mass media””nın önemli bacaklarından biri dergilerdir. Önce toplumun hepsinin beğenisini toplayan ve her kesim tarafından okunan dergiler piyasaya çıktı. Bu dergiler korkunç tirajlar yapıyorlardı. Bir süre sonra dergiler okurlarının bire bir ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştılar ve sonunda motorsiklet dergisi, hamile kadın dergisi, klasik caz sevenlerin dergisi diye “”demassification”” geçirerek son derece fazla parçaya bölündü. Toplumda bu gerçekleşirken, kadın ise önce temizlikçi, arkasından pembe yakalı şimdilerde ise beyaz yakalıların konumunu fethetti. Bu arada tam da bu faaliyetler gerçekleşirken internet denen ilginç devrim gerçekleşti. Artık bulmacanın bütün taşları oturmuştu. Standartlaşmaktan sıkılmış bir toplum, onu bu beladan kurtarabilecek bir teknoloji ve bunu sağlayabilecek bir iktidar artık bir aradaydı. Bu noktadan sonra bir iki yıldır sadece internet üzerinde yaşadığımız ve olgunlaştırdığımız toplumun her ferdine inen kişiselleşme, hayatımızın her anında varolmaya başladı, ve var olmaya devam edecek. Artık standart kırmızıyı algılarımızla özelleştirmek zorunda kalmayacağız her an hepimiz farklı görebileceğiz.
Bunun zor bir dönem olduğunu ve herşeye uygulanamayacağını düşünüyorsanız size bir örnek vereyim. Geçenlerde sahil yolunda bir “”Lamborghini Countact”” yanımdan adeta süzülürcesine geçti. Benim ilk şaşkınlığım bu hayranı olduğum arabayı hemen bu kadar yakınımda görmekti, sonra ise başka bir konu dikkatimi daha çok çekti, arabanın üzerindeki boya aldığı ışığa göre renk değiştiriyordu. Dolayısıyla arabanın ne renk olduğunu anlamak mümkün olmuyordu.
İnternet üzerinde bu gelişmenin aldığı şekiller ise artık son derece farklı. Bir zamanlar yeni bir siteye girdiğinizde beğenilerinizi bir anket doldurarak bildirmeniz gerekirdi. Fakat artık böyle bir mekanizmayı kullanmıyoruz. Siz gezerken beğendiğiniz ve üzerine tıkladığınız haberler büyük bilgisayarlarda not ediliyor, daha sonra bu siteye yeniden girdiğinizde öncelikli olarak okuduğunuz konu size daha üstte geliyor. Bu konuyu konuştuğum önemli bir yerin webmaster’ı arkadaşım, bu anketleri neden koymadıklarını şöyle anlattı.
“”Biz anket koyuyoruz, orayı doldururken okuyucu yanlış düşünebiliyor. Fakat şimdi tam olarak ne istediğini biliyoruz””
Bu noktada bilgisayarlar artık huylarımızı, mutluluklarımızı, ilgilerimiz, hoşlandıklarımızı yani bizi bizden daha iyi biliyorlar. Tıpkı annelerimiz, eşlerimiz, sevgililerimiz, kadınlarımız gibi….
NETleşmek üzere…

Cin.net

-Atıf Ünaldı için-

Bu,

denizin maviliklerinde yitip giden

ölü gömücü aşk!

Anlık sesiyle böcekleri

dışarıya

hayata

çağırmayı bekeleyen çırak

O

bir

çocuk !

ne diz çöktü akitleri karşısında

ne eğildi

ki göreceğiz adımız okunduğunda

bize ne oyun edeceğini

geleceğin

Boşverip sırrını devşiren derviş!

içinde

ta derinliklerde

kıvrılıp uyuyan

bir hüzün

kozasında

yanıp kıpırdadıkça

zonklamaya başlar dağlar

kan şoruldar

güneşin barbar çocuklarının geçtiği yerde

baş

gövdeden ayrılarak

karışır dünya sayfalarına

kararıp nice derya

birgün

dönünce evine gerisin geri

kader beni istemiyor artık

.bunu biliyorum.

kuru bir yaprağın simgesiyle anılıp

ucuz bir köle gibi yüreğimin

pazarlardaki yalnızlığına

alışığım

Nedir

denizin şu kaylardan

alıp veremediği

nedir?

Kolum kalkmıyor

ergimiş gövdem

bir baştan bir başa dönemiyor sana

bir böceğin dünyaya karşı

hiç şaşkın

olmayan

beyni oturduktan beri beynime

yüreği yüreğime

Seni tutacağım elimi uzatabilsem

uzatamıyorum

göğsünden bir aşk bile çıkaramayan

kısır

seller mühürlendi ağzımı/açamıyorum

bir ada yüreğim yalnız, yapayalnız

kendi kendinin konuğu

Güneş miyim, ay mı, gökyüzü mü?

gece yağmurlarının tarifesinde

Kendini tabir eden rüya

aşklarım benim, hüzünlerim; hükmüm

umudu gönlümün

yüreğimin kesitinde

kendini desen yara

Beli kırık

yaralı bir kedi yavusunun yüreği

yüreğim: Aşklardan arındın

Çağla!

Çağla ve oğun

insanlaştırılmış tampon bölgede

kendi sırrıyla anılan sa’ra

O bir çocuk!

aşkı ekmek kadar yorgun

su gibi aziz

dağla

O bir çocuk! Olan çocuk

senin adını öptü Baban, onurla

kalbini gurbete gömdü

günü gelince

çürüyünce sular

her çocuk gibi tertemiz

ağla!

Hökürdeyip gelen bir sel var dağdan düze

diyor :

Seni Seviyorum !

Cumali Ünaldı

Marmaris, 10 Temmuz ’97, saat 07:00

Sanal Kurum Kimlikleri

Oldukça hareketli dönemlerden geçiyoruz. Yeni bir platform hayatımızda yer almaya başlıyor. Biz interneti gören kuşak olarak belki bizden önceki kuşaklardan daha şanslıyız ama bizden sonra interneti bir hayat biçimi olarak kabul edecek insanalara göre de inanılmaz zor bir dönemden geçiyoruz.
Kurumsal kimlikleriniz oluştururken birden fazla platformu düşünmek zorundayız. Oluşturacağınız markanın internet üzerindeki varlığını kontrol etmek zorundayız. Geçen ay içinde Türk Telekom’un Genel Müdürü İbrahim Hakkı Alptürk yeni GSM şebekelerinin isminin Aycell olmayacağını açıkladı. Kolay oluşmayan ve saatlerce yapılan kreatif çalışmayı çöpe atmak zorunda kaldı (http://www.ntvmsnbc.com/news/64795.asp). Bunun sebebi www.aycell.com adresinin, Türk Telekom’un Aycell fikrini açıkladığı 8.Ocak.2001 tarihinde 10 dolar’a alınmış olmasıydı. TT bu nedenle yeni oluşturduğu ismi ve sanal kimliği kullanamaz hale geldi. Domain’i satın alan kişi ile aralarında bir anlaşma sağlayamamış olmaları nedeniyle bu isimden vazgeçmek zorunda kaldılar. Bu yine içinde bulunulan duruma göre son derece başarılı bir çözümdü.
İştim’in yeni GSM şebekesi bu kadar şansa sahip olamadı. Yeni şebekenin isminin Aria olacağının duyulması ile birlikte hemen hepimiz www.aria.com adresine yelken açtık. Fakat bizi çok şaşırtan bir gerçek ile karşılaştık. Çok benzer iki logo. Birbirinin aynısı iki isim, URL’ler arasında ise sadece bir tr eki farklı. İşin reklmacılık kısmı ayrı bir tartışma konusu ama yeni bir kimlik, yeni bir marka veya kurum oluşturulurken bunu sanal ortamdaki görüntüsünün hesaba alınmamış olması ne kadar yazık değil mi? Milyonlara dolarların dolaştığı bir ihalenin sonucunda çıkacak markanın bu kadar kolay değerinden kaybedebileciğini düşünmek gerekiyor.
Harvard Business Review geçen haftalarda şirketlerin dot.com vizyonlarını oluştururken yaptıkları 10 ölümcül hatayı yayınladı. Bahsi geçen hataların içinde en önemlisi, internet teknolojilerini iin yanında ekstra zamanlarda, iinci iş olarak görmekte geçtiği görülüyor. Halbuki şu gün itibariyle oluşturacağınız her yeni değerin internet üzerinde de bir yere oturmasını sağlamak zorundasınız. Bu işin kolay olduğunu, bulunduğunuz ekonomik, iş çevresinin kurallarının geçerli olduğunu düşünmek ise yapabileceğiniz en büyük hata. Siber dünya kendine ait kuralları ile oluşturacağınız değerleri 10 dolalık harcamalarla tehdt edebilir. Bunun karşılığında sizin milyonlarınız hiçbir şey ifade etmeyebilir. Daha kötüsü milyonlarca dolar harcayarak gerçekleştirdiğiniz bir değerin siber dünyada 10 dolar bile etmemesi durumuyla da karşılaşabilirsiniz.
İster internet üzerinde bir değer oluşturun,isterseniz bir değerinizin internet üzerinde de var olmasını sağlamaya çalışın, yapılamaması gerekenlerin başında interneti bir ikincil iş olarak görmmek geliyor. Bu konuda siber dünyada araştırmalar yapmak , bu değerin internet üzerindeki görüntüsünü oluşturmak gerekiyor. Bunun için danışmanlar kullanılması ise sonucun daha hızlı ve kayıpsız alınmasına yardımcı olur.
Günler ilerledikçe, yeni yeni ikonlar, yeni bilgi parçacıkları bizden sonraki nesillerin mutlaka bilmesi gereken kültürler halini alıyor. Yeni kuşak içinde bilgisayar ve internet kullanmayı bilmeyen biri ayıpla karşılanacaksa, internet kültürüne aykırı bir sanal imajda aynı şekilde bugünlerden sonra ayıpla karşılanacaktır.
Sanal kimliğin oluşturulması amacıyla gerçekleştirilecek bir e-ticaret projesinin ana yapısına bakarak, bir hava yolu şirketinin bilet satışı ve tedarikçilerle bağlantılı bir yapı oluşturmasını söylemek son derece prematüre bir düşünce olacaktır. Sanal dünya üzerinde yer alan birçok şirket bu aşamayı çoktan aşmıştır. Dolaysıyla bu sadece ilk anlık şoku atlatmaya yarar. Bunu bir amaç olarak alan bir projenin başarısızlığı daha doğumundan bellidir. Keza bir kitapçı için oluşturulacak bir e-ticaret projesinde kitap araması yapılması gerektiğini söylemek de işlenmemiş ve herkesin aklına gelebilecek bir çözüm olmaktan ileri gidemeyecektir. Aslında internet kendi çerçevesi içinde de ayrıca imkanlar yaratan bir yapıdır. İş hayatında fazlaca göremiyeceğiniz özel distribüsyon yöntemlerine sahiptir. Bu nedenle iş hayatında yapmaktan çekindiğimiz bazı beraberlikler internet üzerinde garip karşılanmaz. Mesela bir kitap sitesine Amazon.com’un affiliate programından yararlanmasını söylemek, onu kendi silahıyla vurmak gibi görünse de internet üzerinde markalaşmış bir değer ile yapılan bu anlaşma onu da farklı noktalara taşıyacaktır. Son derece basit ve kolayca üretilebilecek bazı içerikleri üretmek için enerji harcamak yerine bu bilgileri bu konuda sadece internet üzerinde faaliyet gösteren bir siteden almak da aynı şekilde bir malubiyet değil zaman kazanımıdır. Fakat aynı mantıkla bir başka siteden “”alıntı”” olduğu belli olan bir bilgiyi kaynak belirtmeksizin kullanmaya çalışmak, kendi değerlerini üretmekten kaçınmak, internet kullanıcısı tarafından affedilmeyecek bir hatadır. Bir internet servis sağlayıcımızın sanki sadece kendisine tanınan özel bir anlaşma gibi empoze ederek bir arama motoru ile oluşturduğu affiliate programını internet kullanıcısı yutmaz. Aynı şekilde dünyanın en fazla ziyaret edilen sitelerinden birinin tasarımını kendi sitesine yerleştiren bir servis sağlayıcının da müşterilerini kaybetmekden başka birşeyle karşılaşacağı sanılmamalıdır. Bunlardan daha önemlisi bir kurumun internet üzerinde gerçekten varlık kazanabilmesi onu iyi şekilde temsil edebilen bir domain adı ile mümkündür. Hatta aynı ismin hem US hem de eğer alınabiliyorsa Türk versiyonunun alınması son derec büyük bir gereklilikdir. Bu arada tabii bu ismin kaybedilmesini önlemek ve saldırılardan korumak için, gerekli güvenlik düzenlemelerinin de yapılması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki bir domain ve bu domainin içeriğinin host edildiği server şirketin sanal kalesidir ve en ciddi şekilde korunması lazımdır. Tıpkı binanızın korunmasını güvenlik şirketlerine bıraktığınız gibi bunun korunması ve işletilmesi işini de yine bu işin profesyonellerine bırakmakta yarar vardır. Bu kişiler sisteminizdeki her türlü güvenlik açığını her an yamamakla yükümlüdürler. Bu nedenle bu kişilerin işlerini heran ve düzenli olarak yapmaları hatta gerekirse kontrol amacı ile deliklerin kapalı olup olmadıklarını kontrol edecek kişilerle de çalışmaları gerekmektedir. Bu üçüncü şahıslara “”white hacker”” denilmektedir.
Oluşturacağınız yapının ve kurum kimliğinin sanal dünyada temsil edilebilmesi için oluşturulacak sitenin de belli bir amaç üzerinde birleşmiş ve kendi içinde bir bütünlüğe sahip olması gerekir. Bu sanal yapı sizin kurum kimliğinizin bir paraçası olan logo, slogan ve renklerinizle de örtüşmelidir. Hatta ulaşmak istediğiniz kitleye yönelik bir arayüze sahip olması gerekmektedir. Özellikle pilotların gelmesi beklenilen bir sitede uçağın kokpitindeki renk, ikon, navigasyon ve görsel malzemenin kullanılması son derece doğru bir hareket olacaktır. Yapının oluşturulması da ihtiyaçlarınızın karşılanması anlamına gelmemektedir.
Sanal ortamdaki yapınız güvenli ve amaca uygun bir şekilde oluşturulduktan sonra buraya ziyaretçi gelmesi için sanal dünyanın tanıtım imkanlarının kullanılması gerekmektedir. Bu sayede gerekli yerlerde, farklı tanıtım araçları ile doyurucu ama amacına uygun bir tanııtımla siteniz amacına ulaşabilir. Bu tanıtım araçları hedef kitlenize ve politikalarınıza uygun olarak portallere banner vermekten, arama motorlarına kayıda hatta gerekli kesimlere yollanan e-postalara kadar çok değişik olabilir.
Unutulmamalıdır ki aynı semtomları gösteren hastalara bile doktorlar aynı ilacı vermezler. Yani her hastanın bünyesi, karakteri o an içinde bulunduğu ortam hatta o an piyasadaki ilaçların durumu bile doktorun müdahalesinde etkin olur. Sanal kurumsal kimliğin oturtulması da aynen buna benzer ve projeye, kurumun kimliğine göre son derece değişir.
NETleşmek üzere…

Atıf ÜNALDI

Sanal ajansınız MassNET

MassNet uzam kadrosu ile markanızı, kurumunuzu veya değerlerinizi sanal ortamda en iyi şekilde temsil etmenizi sağlar. Bu amaçla gerekli olan teknolojileri belirleryip görsel tasarımından, flash’a, asp’den perl programcılığına kadar son derece geniş bir yelpazede size hizmet verebilir.
Sanal dünyada oluşturmayı planladığınız değerleri, marka ve projeleri değerlendirir, gerekli altyapı ve teknolojiyi sağlayıp, projenizin başarıya ulaşması için gereken sanal pr etkinliklerini düzenler. Sanal ortamda ne kadar bilindiğinizi ölçekler. Tanınmanız için gerekli PR kanallarını seçer ve bunlara ulaşılmasını sağlar.
Kurumunuzun bu ortamda doğru bir proje ile yapılandırılması için gerek kurum içi gerekse genel olarak yapılması gerekenleri bildirip, bunlara en az enerji ile ulaşmanız için bilgi verir. Sanal ortamda yelken açabilmeniz için size destek olur.
Şirket içi haberleşmelerinizi sağlamak, organizasyonunuzu hızlandırabilmek için intranet uygulamaları planlar, geliştirir, destekler. İnternet oramında oluşturulacak yapınızın güvenliğini sağlar.
Tedarikçilerinizle en kısa zamanda bağlantı kurabilmenizi sağlamaktan, kurum dışı hertürlü sanal bağlantıyı kuramanızı sağlayacak extranet uygulamalarınızı projelendirir, geliştirir ve destekler.
E-ticaret uygulamalarınızın doğru ölçeklenerek, amacına uygun projeler gerçekleştirilmesini sağlar. Sadece B2C (Business to client – Şirketten kişiye satış ) değil şu an internet üzerinde son derece başarıyla uygulanan B2B (Business to Business – Şirketler arası) ve P2P (Peer to Peer – Kişiler arası) projeler gerçekleştirmeniz için knowhow ve proje oluşturulmasına yardımcı olur.
Oluşturulan projenizin şu an internete bağlanabilen her türlü cihaz tarafından desteklenebilemesi için WEB’den WAP’a hatta internet tv’lere kadar onlarca cihazın iletişebileveği teknolojiler oluşturur.
MassNet müşterileriyle birlikte geliştirdiği projelerin hedef kitleye ulaşıp ulaşmadığını analiz edip, bunun gerçekleştirilmesi için stratejiler belirler, uygular. Bu noktada interaktif ortamın bütün yenilik ve nimetlerini kullanırken, güvenli olmadığı sanılan internette size en güvenli yapıyla, en güvenli rotada ilerlemek için imkan tanır.

WEB’de Tasarım Kriterleri:

Web sitesi tasarım üç ana evreden oluşur.
1. Plan
2. Tasarım öncesi
3. Tasarım

Plan:

Amaç:
İnternet üzerinde yer kaplayan, her oluşumun balli bir amacı vardır. Bu amaç, sitenin oluşturulması aşamasında yapılacak olan her türlü faaliyete bir sorumluluk yükler. Amacınız hedef kitlenize, hedef kitleniz ise kullanacağınız teknolojiden, sayfanızda yer alacak her türlü içeriğe yön verir, anlam yükler.
İnternet üzerinde dolaştığınızda sitelerin genel olarak 5 ana amaç üzerine oluşturulduklarını görürsünüz.
a. Haber
b. Danışma
1. Database’e bilgi aktarımı
2. Database’den bilgi alınması
c. Eğlence
d. Tanıtım
e. İletişim

Bir web sitesi tasarımına başlamadan önce bu sitenin hangi amaca hizmet etmesi gerektiğini son derece belirgin cizgilerle ayırmalısınız, gerekirse siteyi belirgin bir şekilde ikiye bölerek bu ayrımı gerçekleştirmelisiniz. Aksi takdirde, ziyaretçileriniz aradıklarına ulaşamayacak ve siteniz oluşum amacını uygulayamayacaktır.
Her ziyaretçi tipinin kendine ait bir davranış, bir algılama mantığı vardır. Bu mantığa uygun oluşturulmamış bir sitenin amacını gerçekleştirmesi beklenemez.,
Haber amacı ile sitenize uğramış bir ziyaretçi, en kısa ve en az süsleme ile habere ulaşmak ister. Ama eğlence için sitenizi ziyaret eden kullanıcı ise gözüne hoş görünen, kendisini belli zamanlar arasında oyalayacak objelere ihtiyaç duyacaktır. Bu iki ziyaretçi birbirlerinden kesin olarak ayrı hatta birbirleri zıt yapılar içerirler.

Hedef Kitle:
Sitenizin amacı, sizi doğruca hita etmek istediğiniz topluluğa ulaştırır. Bu topluluk sizin bu sitenin amacına ulaşması için ihtiyacınız olan bir nevi müşteri kitlesidir. Amacınız doğrultusunda çizdiğiniz portre, hedef kitledir. Bu hedef kitle belli ortak amaçlar doğrultusunda web üzerinde sörf yapan, belli davranış normlarına sahip, ortak istek ve ortak beğenilerle birbirlerine bağlıdırlar.
Bu durumda iyi bir web sitesi bu kullanıcıların ortak paydalarına hitap etmek zorundadır.
– Bu grubu birbirine bağlayan nedir?
– Nerelerde bulunurlar?
– Bir yığın bilgi ve şeklin arasından ilgilerini ne çeker?

Bu soruların hepsinin belli cevapları vardır ve bu cevplar sitemizin üzerinde duracağı temeli oluştururlar.
Kapınıza gelen kargo servisinin paketi vermeden önce şarkı söylemesi size ne kadar itici gelirse, haber almak amacıyla sitenize bağlanan bir kullanıcıyı müzikle karşılamak da o derece yanlış ve anti-sempatiktir.
Sitenize bağlanacak olan hedef kitle ayı zamanda kullanmanız gereken, teknolojileri de belirleyen önemli etmenlerdendir. Unix tabanlı bir programın sitenizde tanıtımını planlıyorsanız, kullanıcılarınız text bazlı bir browser ile bağlanabileceklerini de öngörmeniz gerekir. Aynı zamanda kullanıcılarına Netscape 2.0 dağıtmış bir servis sağlayıcı iseniz. Sayfalarınızda 3.0 browserlarla görülebilen bir teknoloji kullanamazsınız.

Design Öncesi:

Web siteleri belli bir içerik üzerine kurulur. Bu içerik sayfanızı ziyaret edecek kullanıcıya öncelikle vermeniz gereken üründür. Fakat bir web sitesinde, önceliği teşkil eden en önemli noktalardan biri ise içeriğin sınıflandırılmasıdır. Bu sınıflandırılma işlemi güncelleştirme sürelerine göre düzenlenebilir. Eğer güncellenme süreleri birbirine yakınsa, ayrım hedef kitlenin ortak algılama noktalarına göre oluşturulmalıdır. Unutulmamesı gereken en önemli nokta internet kullanıcısının son derece sabırsız olduğudur.
Bilgi belli bölümlere göre sınıflandırıldıktan sonra, bu bilginin güncellenme periyotlarına bakılarak statik veya dinamik sayfalar oluşturulur. Statik sayfalar içindeki bilginin zamana veya kullanıcıya göre değişmediği sayfalardır ve içeriği öncelikli olarak bir tanıtım yada bir şirket bilgisi ile sınırıdır. Dinamik sayfalar ise belli değişkenlerle şeklini değiştirmese de içeriğini değiştiren sayfalardır.
Bir web sitesinin sayfaları arasında belli oluşumların kullanılması, o siteyi birbirine bağlar. Bu olgular logo, renk seçimi, ortak layout gibi bölümlere dallanır. Oluşturmaya çalıştığınız site bir şirkete aitse daha önce belli normlar üzerinde çalışılmış bir logo sizin en büyük yardımcınızdır. İyi planlanmış bir logo web sitesi ile aynı amaca sahiptir. Renk seçimi ve şekil oluşumu olarak sitenizde kullanmanız gereken kriterleri size ulaştıracaktır. Bunun dışında sayfalar arasında tekrar eden öğelerin belli lokasyonlara konması da sayfalarınızı birbirleri ile ilişkili kılar.
Design anında dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri ise, oluşumundan hemen sonra geometrik artış gösterecek olan sayfalarınıza sitenizin layout’unda yer bulabilmenizdir. Bu genişlemenin hangi dallara olacağını design anında öngörüp bu noktaları açık bırakmalısınız. Elektornik bir magazinin belli bir peryoddan sonra arşivlenmesi gerektiğini tahmin etmeli, ve arşiv opsiyonunu bu sitenin oluşumu anında bile hesaba katmalısınız.

Design

Sitenizin design anında insanlarda online duygusunun oluşturulması ana amacınız olmalıdır. Ziyaretçi bu sayede sayfalarınızdan hoşnut kalacaktır. Dinamik sayfalar için bu hissi oluşturmak zor değildir, fakat statik sayfalarda html dışında bu hissi verebileceğine inandığınız, ve yaygın olarak kullanılan bazı teknolojileri de kullanmalısınız.
Oluşum aşamasında başta palet olmak üzere, genel optimizason tekniklerine de dikkat etmeniz gerekmektedir. Aksi takdirde kullanıcı boş yere oyalamış olursunuz. Bu optimizasyon teknikleri genel olarak;
1. Gif, jpeg seçiminin yapılması ve optimizasyonu
2. hareketli resimlerde palet ve renk optimizasyonu
şeklinde olabilir.
İnternet kullanıcısı kendisine en kısa sürede tepki gösteren sayfalara daha sıcak bakmaktadır. Bu amaçla syafalarınız ( en azından başlangıç sayfalarınızın) hızlı yüklenebilir olmasına son derece dikkat etmelisiniz.

Sonuç olarak toparlamak gerekirse; bir web sitesi oluşumunda genel amaç: İnternet kullanıcısı havuzundan; hedef kitleni seçilip, oluşturulan siteye yöneltilip vermek istediklerini iletilerek kulanıcının internete geri yönlendirilmesidir.

Bir web sitesi oluşumunda_ herhangi bir aşamada_ yapılması gereken bazı önemli kurallar vardır:

– Resimleri bölünebilecek en küçük parçalara bölmeye özen göster, renk optimizasyonu yap.
– Animasyonlarda frame sayısı ve frame arası değişen pixel optimizasyonu yap.
– HTML dışında scripting language kullanmaya özen göster, bu sayede etkileşimi sağla
– Mouse over event’i kullan
– Update yap
– Bir paragrafta çok link kullanma
– İnternet kültürüne uygun hareket et (Büyük harf kullanmamaya özen göster)
– Yasaklama, teşvik et
– Orijinal olun

Aynı zamanda yapılamaması gerekenleri de sıralamakta yarar var:

– Teknoloji canavarı olmayın
– Kullanıcı hakkında bilmeniz gerekenden fazlasını öğrenmeye çalışmayın.
– Web design’ı teknik bir iş dışında bir sanattır, başkalarının yaptıklarını kopyalamaktansa kendi eserinizi yaratın…

Hidrojen Kafalılar

1 atom sayılı bir element olmakla birlikte peryodik tablonun ilk elementidir. Hidrojen oldukça hoş bir elementtir aslinda , herşeyi bir ve bire yakın sayılardan oluştuğu için oldukça kolay bir elementtir.
Iridium, 77 atom sayısıyla peryodik tablonun altlarinda yer alır. Şekli kübik olup simetrik bir yapısı vardır. Motorola Amerika’da bir şirket. Bir proje geliştirmişler, atmosfere birkaç uydu atacakalarmış. Projenin ismini atom sayısından dolayı iridyum koymuşlar. Sonra sistemden 11 tane uydu kaldırdıklarında da sistemin işlediğini farketmişler ve 66 uyduluk bir proje haline getirmişler. Motorola reklamlarında gördüğünüz o insan azmanı gibi görünen ama (ilk cep telefonlarımıza göre oldukça küçük olan) cep telefonunu bu projenin görünen yüzü. Amaç dünya üzerindeki her noktayı kapsama alanına dahil etmek. İsterseniz bu konuda www.iridium.com ve http://www.mot.com/GSS/SSTG/projects/iridium/ adreslerinden bilgi alabilirsiniz.
İnternet 2, mevcut internet yapısına çevre yolu mantığıyla eklenecek bir otoban. Bütün kısıtlamalar ve çarpık yerleşmeleri ortadamn kaldıracak bir dosya. Bu da yetmez her Amerikalı’nın evinde fiber optik hat olmalı. Hemen çalışmalara başlandı.
Bir başka bakış açısı. En eski model uydulardan ilkini düşürdük, ikincisini “”başarıyla”” yerleştirdik. Başarı sözcüğüne dikkat. Düşürmek başarısızlık değil düşürmemiş olmak başarı. Adam öbür tarafta bir şirket olarak 66 uyduyu patır patır atmış. Aslında iki uydu var ama 77-11=66 yapınca ben de 2-1=1 yapmayı gerekli buldum.
Ne olacak bu uydularla, zamanın Bakanı televizyonda şov yapıyor tencere kapağıyla net yayın alma sanatı üzerine. Ne oldu? Boş.
En çok kazanan kit. Özelleştiriliyor. Aman önce onu özelleştirelim ki elimizde kalmasın. Hukuki engeller falan derken ne kit, ne özel mutant bir yapı. Arayıp kiminle görüştüm diyorsunuz devlet memuruyum konuşamam diyor. İsmini bile vermiyor. Sonra 3 milyonluk görüşme için faturanız ekleniyor ekleniyor 19 milyon oluyor. Biz özel şirketiz diyorlar.
Arkasından hadi hop biz hata ettik düzeltelim diyorlar. Kafanızda süper güçlü hatlar mükemmel bir yapı öne sürüyorlar sonra tarifeler bir açıklanıyor ki servis sağlayıcılar daha ucuz.
Yıllardır üniversiteler birbirine bağlanacak, furya başladı tabii herkes katılacak, her devlet dairesinin sonuna net ekle yeni bir proje. Açıklama istenince de devlet memuruyum. Ohh ne ala.
Evlerinize kablo getiriyoruz. Onlarca kanaldan yayın alacaksınız hem de cam gibi. Önce müzik kanalı var bizde diye en baba kanal kalktı ve bundan bahsedilmedi bile. Onu gömdük sonra para kazanamıyoruz diye diğerlerini de gömme eylemi. İşin altında bir de şu var;
Biz bunu yapamıyoruz kar ortakları alalım. Bu adamlar bizim işimizi yapsın ne uğraşacaz. Bu şebekeyi düzeltin üzerine de %25 ekleyin size iki yıl zaman. Onlarda cevap veriyor iyi o zaman biz bu yıl abone olmak isteyen herkesi geri çevirir bu yıl altyapıyla uğraşırız sonra gelecek yıl abone alırız. Peki bu yıl abone olmak isteyenler ? Onlar kendi hatlarını kendileri yapsınlar, parasını versinler heryere hat çekelim.Ama ben eski aboneyim eski hattımıda ben çektirdim ve devlete hibe ettim zaten ben sizin kit’e her ay 100 milyon para ödüyorum bir yığında vergi veriyorum onlar nereye gidiyor? Esssss….
Hani 1990’da telekominikasyonda dünya ikincisi olan yapı. Dünyanın en büyük telekominikasyon şirketlerini bile burdan kaçıran mevzuat nasıl bir şey?
Peki bir soru daha, insanları e-ticarete iten MAI’lerin burada ne işi var. Bilgisizce çıkarılan yasaların başımıza açtıklarını kim temizleyecek. Globalleşme yutuyor diyorlar. Bu doğru değil, biz sadece kendi kurallarımızla oynamaya çalışıyoruz ve bu mümkün değil.
Sen önce isim satma sonra içerik niye yok de. Peki yeni isimler çıkardın eskilerini ne yapacaksın. Neymiş Amerika’nın yaptığı hataymış. Mutlaka!?!?. Adamlar bu yüzden bu kadar başarılılar. En iyi Türkçe içerikli site listelerine bir bak bakalım kaç tane tr soyadlı site bulacaksın.
Adamlar mükemmel çalışan sistemlerini tekel oluşturuyor diye 4 şirkete böldüler. Yok tek elden olsunki kontrolü kolay olsun. Hadi interneti tek bir noktadan çıkaralım, bir de proxy programı yaptıralım üniversitelerimizde.. Dünyadaki tek akıllı biziz ya!?!?!
Hepinize iyi çalışmalar.
Not: Şu aralar Nokia 9110, Ericsson GC25, Toshiba Libretto gibi oldukça geniş yelpazedeki ürünleri inceliyorum. Yazılarımda bu tip ürünlerin kullanımları hakkında bilgiler vermeyi ve deneyimlerimi anlatmayı düşünüyorum. Bu ürünler hakkında yaşadığınız sorunları veya beğendiğiniz yönlerini bildirirseniz hep birlikte çözüm bulmaya çalışırız.

GrafiNET

GrafiNET

Web ve internet, şu ana kadar bilgisayarla birlikte varolan olgulardı. Bu nedenle, bir internet kullanıcısının miyop, hipermetrop olup olmadığını bilemezsiniz ama iki önemli konuda çok net bilgiye sahipsinizdir.
1. Bir internet kullanıcısı çok farklı ürünlere sahip değilse_ki bu pek olmaz_ oturur pozisyondadır.
2. Büyük bir ihtimalle ekrana bakıyordur.

Bu basit iki bilgi biz çok ilginç denizlere götürür. Hemen isterseniz inceleme başlayalım. Kullanıcının oturur vaziyette olması bizim yapacağımız grafik tasarımını nasıl etkiler sorusunu öncelikle kendimize soralım. Tabii bunu çözümleyebilmenin en iyi yolu insanın tabiatında oturma fiilinin aslında yapay bir hareket olduğunu bilmek ve oturur durumd insanın aslında ne kadar rahatsız olduğunu anlamakdan başlar. Bu rahatızlık internet kullanıcısını huzursur, huysuz ve en önemlisi sabırsız yapar. Bir de internet hatları ile ilgili teknolojik yetersizlikler bir araya gelince, bir sitenin görsel malzemesinin gerçekte kullanılacak yazılı basın veya hertürlü medyuma göre son derece yetersiz olduğu görülür. İşte başarı bu teknik yetersizlikler içinde bile belli bir harmoniyi, düzeni yakalamaktır. Aslında internet teorisini anlayan herkes bunu kolayca yapabilir. Bilinmesi gereken ilk kural hiçbir televizyon kullanıcısı kötü bir televizyonla izlediği yayının başarısız olduğunu düşünmez, ama bir internet kullanıcısı bu konuda bir guru, bir otoritedir. Daha internete bağlandığı ilk anda karşısına gelen her türlü görüntüyü acımasızca eleştirir ve daha iyisini kendisinin yapabileceğini söyler. Bu fikri yoketmenin hiçbir yolu yoktur. Dolaysıyla bir webmaster ve webdesigner herzaman kendisine söylenen komik fikir ve acımasız eleştirlere sabır gösterip, fikrinin doğruluğu konusunda şüphe etmemelidir.
Bu sosyal olguyu bir yana bırakırsak bir internet grafiği ile uğraşmada ilk dikkat edilmesi gereken kuarıl hatlardaki yavaşlık olduğunu anlarız. Internet konusunda yaşanan en büyük sorun budur. Internet trafiği paketlerden oluşur. Bu paketler sunucu ile alıcı arasında modem bağlantısı varsa 700 byte, leased line veya kablo sistemi varsa 1024 byte civarlarındadır. Dolaysıyla yaptığınız her 10 kb gibi küçük resimle bile 10 – 15 paket civarında bir veri trafiği demektir. Bunun içine hatalı paketler ve hata kontrol sistemleri de girince, paket sayısı 20 – 30 civarına ulaşabilir. Dolaysıyla resmin transferini hızlandırmanın birincil yöntemi dosya boyutunu düşürmektir. Bir web sayfası html kodu da dahil olmak üzere 30 – 40 kilobaytı geçmemelidir. Bunun üzerindeki her türlü bilgi kullanıcı sabırsızlandıracaktır.
Eğer elinizdeki resim gereğinden büyükse bunu parçalara ayırmak ve html kodunda bu resimleri birleştirmek doğru olacaktır. Her resmin html kodundaki bilgisinin içinde sunucu üzerindeki yeri yazılmalıdır. Bu bir gereklilik değil zorunlulukdur. Aksi takdirde resim kesinlikle görüntülenemez. Bunun dışında html kodu içinde bir resim gören bir alıcı sunucuya resmin ekranda ne kadar yer kapladığını sorar. Sunucu ise resime bakıp ekrandaki genişliği konusunda bilgiyi gönderir. Html kodu içine resmin ekrandaki kaplayacağı yer yazılırsa, bu her resim için gerçekleştirilen diyalogdan kurutulunmuş olunur. Bir resmi web sayfanız içindeki koda farklı bir boyut bilgisiyle yazarsanız, resmin bu bilgiler ışığında alıcını browser’ı tarafından yeniden render edildiğini göreceksiniz. Bu pratik görünmesine rağmen oldukça yanlış bir yöntemdir. Bu şekilde ortaya çıkan resimlerde distortion çok büyük boyutlardadır.
Elimizdeki resimin web standartlarına uygun şekillendirilmesi, yüzlerce trik içeren bir harekettir. Dosya boyutundan sonra dikkat edilmesi gereken en önemli konu, resim için seçilen formattır. Web browserları çok çeşitli resim formatlarını desteklerler. Bunların içinde en yaygın ve bütün browserların kullandığı formatlar gif ve jpeg’dir . İki formatın birbirine göre çok değişik sıkıştırma yöntemleri vardır. Jpeg formatındaki resimler, yüksek sıkıştırılma kapasitesine sahiptir. Bu nedenle, özellikle geniş palet bilgisine sahip, fotoğraf gibi görsel malzemelerde jpeg formatının kullanılması uygundur. 216 renk altı palet bilgisi bulunduran grafik gibi kavramlarda ise gif formatını kullanılması gerekmektedir.
Eğer görsel malzeme bir grafikse ki, butonlar ve web sayfasının işlemesi için gerekli olan görsellerin hepsi grafiktir, gif formatını kullanılması gerekmektedir. Palet konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta bu tip resimlerin browser tarafından daha hızlı render edilebilmesi için 256 renk kullanılması gerekmektedir. Fakat Netscape browserlar bu sistem renk bilgilerinin 40 tanesini kendi logo gösterimlerine ayırmışlardır. Bu bize 216 renk bırakır. Bu renklerin sistem tarafından kullanılan bir paletten alınması gerekir. Bu nedenle özellikle grafik programlarında web safe paletten renklerin seçilmesi gerekmektedir. Bu tip işlevsel grafiklerin anlatımı yetersizdir. Anlatımı kuvvetlendirmenin en kolay yolu yazılarla grafiği desteklemektir. Bu durumda font becerileri grafik bilgilerinin içine girer. Font seçiminiz hedef kitlenin algılama oranlarına göre değişir. Ama font büyüklüğünde dikkat etmeniz gereken en önemli nokta küçük boylarda font kullanmanız gerekiyorsa tırnaklı typefaceleri kullanmanız. Bu arada eğer küçük boy fontlar kullanıyorsanız, anti-aliased kullanmamanız iyi olur. Bu sayede küçük boy fontların algılanması daha kolay olur.
Eğer elimizdeki resmin paletin de çok renk varsa jpeg formatını uygulamakda yarar vardır. Bu durumda paletin renklerinde birbirine yakın olanları birleştirmekde yarar vardır. Bu işi yapan optimizasyon programları vardır. Çok renk varsa resimin boyutu artar. Bu tip resimleri siz de optimizasyon programları kullanmadan yapabilirsiniz. İlk yöntem resmin kolorize edilmesidir. Eğer bunu yapabilecek bir programınız yoksa, size tavsiyem resminizin üzerine yüzde oranını sizin belirleyeceğiniz bir layer yerleştirmeniz. İki layerı daha sonra birleştirdiğinizde_ ki gif ve jpeg için bunu yapmanız zorunludur_ renk paletinizin birbirine yakın renklerden oluştuğunu göreceksiniz.
Renk oranlarını düşürmek de bu şekilde mümkün olacakdır.
Son olarak yazımızın başında internet kullanıcısının durumu ile ilgili ikinci anlattığımız konuyla ilgilenelim. Monitör başında oturan kullanıcı, belli noktalarda tv izleyicisi ile aynı algılama sistemlerini kullanır. Örneğin tv olarak verilmesinin, tv yayıncılığında bir takım standardların daha çok şekil almasıdır. Aslında yayıncılığın medyumlarına göre renk seçimlerinde değişiklikler olur. Kağıt, fotoğraf gibi belli bir zemin üzerine basılan medyalarda, kağıdın renginin o medyada kullanılabilecek en açık renk olması ve bu rengin hep üzerine uygulanan renkelere ekleniyor olması, bu tip medyalarda doymamış (unsaturated) renklerin kullanılmasını gerekli kılar. Monitor tabanlı medyalarda ise renk sorunsuz bir şekilde işlenebildiği için bu sıkıntı yoktur. Bu durumda rengin arkasındaki ışık ve ortamın genel ışık oranları önemli olur. Göz için bir kontrast oluşturmamak için kullanılabilecek en mantıklı palet doymuş renklerden oluşur (saturated). Bu izleyici de daha güvenilir bir intiba bırakır.

Wapmıycam

Annem küçükken bana “”haydi Atif”” dedeğinde “”haydimem”” dermişim. O zamanlar küçüktük.Tabii bir de ters doğmanın üzerime yüklediği ağır sorumluluğu düşünürsek bu cevap insanı pek şaşırtmıyor.. Geçenlerde televizyonda wapma yaa diye bir nida ile karşılaşınca o eski günlere geri döndüm. İçimde bir kıpırtı oldu. Bu kıpırt belli taşları yerinden oynatmış olmalı ki, büyüdü büyüdü ve içinde bulunduğum nezih ortama rağmen “”wapmıycam”” haykırışıyla dışarı çıktı.
Biz yıllardır bu teknolojilerin üzerilerine makyajlar atarak halka sevdirmeye çalışan aslında çok harika bir yaşama sahipmiş gibi görünen, ama geceleri yataktan “”acaba yeni bir teknoloji çıktı da benim mi haberim olmadı?”” korkularıyla uyanan bir gurup insaniz.. Aslında tanıma bakarsanız, korkularımızdan yola çıkarak pek insan demek garip olur.. İşin en komik yanı ise, bir konuya konsantre olup öylesine peşinden koşturuyoruz ki etrafımızda olup bitenlerden uzaklaşıp farklı bir aleme gidiyoruz.. Bu arada biz sanal alemimizde yaşarken dünyada bıraktığımız bedenimizin başına gelenleri ise ancak canımız yanınca farkediyoruz..
Dolu dizgin o teknoloji senin bu teknoloji benim koştururken, son 4-5 yıldır kulağımızın yanına bir eklenti geldi. Adına cep telefonu diyorlar. Gerçi neden cep telefonu dediklerini anlamakta çok zorluk çekiyorum. Zira bu telefon cepte durduğu gibi durmuyor. Bu cep telefonu denen nesne daha çok beyne yakın kulak yanı gibi mekanlarda konuşlanmayı seviyor… Ne kadar mobil ofis, hareketli telefon kulübesi, yürüyen banka diye bizi kandırsalar da bir süre sonra bilişimcilere hemen ulaşılabilen teknik destek hattı, gençlerin nerede olduğunu anlamaya yarayan baskın aracı olarak kullanılıyor.. Yani bu telefonlar bir süre sonra öğrencilerin prangası, bilişimcilerin ise müşterilerinin onu heryerde bulabileceği baş düşmanı halini alıyor.. Buraya kadar olan kısım, aslında çok beklendik gelişmeler. Hele bu telefonların yurt dışında hangi meslek grupları tarafından kullanıldığını biliyorsanız.
Gelelim asıl rahatsızlığa. Bundan bir yıl kadar önce devlet bu telefon çılgınlığını farketti. Durdurmak, halkımızı bu kötü araçtan kurtarmak için sigaraya, içkiye bile yapmadığı vergi eklentileri yaptı. Bunun da etki etmediğini farkedince, her türlü bütçe açığını, telefon kullanıcılarına kardeş payı ile dağıttı. Bir süre sonra faturanıza baktığınızda karşınıza diğer ücretler, tgm, ekp ücretleri ve özel işlem vergisi, özel iletişim vergisi gibi diğer hiçbir ücretlendirme sisteminde göremeyeceğimiz kadar çok özel kalemler ekledi. Hatta faturalarınıza bakarsanız vergiler toplandıktan sonra çıkan rakama bir de vergi ekleniyor. Yani devletimiz bize birşeyler anlatmak için vergiden bile vergi alıyor.Biz bunlarla yüce devletimizin neyi anlatmak istediğini bir türlü anlamak istemedik. Aslında kendimizi teknolojiye o kadar çok endekslemişiz ki etrafımızdaki gelişmelere at gözlüğüyle bakıyoruz.. Ama artık bu gözlükleri çıkarmamız lazım. Ben kendi adıma devletimin bana anlatmak istediğini anladım ve cep telefonumu kapatma kararı aldım. Cep telefonumu devletim bu ek kalemleri kaldırıp bana kullanabilirsin işaretini vermeden de açmayacağım.
Artık devletimin bana gösterdiği işaretleri daha iyi görüyorum. Bir süredir odaklandığım wap teknolojisi bile artık ilgimi çekmiyor.. Devletime birkez daha bu aydınlatmasından dolayı teşekkür ediyorum…
NETleşmek üzere… Eğer devletim bunu istiyorsa…

TekelNet

Yıllar önce iki meraklı oturup iki bilgisayarı birbirine bağlamış. Graham Bell, söz konusu olduğunda bu belki son derece büyük bir başarı sayılmazdı ama şu an bir bakış açısına göre (bu bakış açısı fikirlerine son derece saygı duyduğum bir gazeteci büyüğüme aittir) kapitalizmin iki çıkış noktasından biri olabilecek kadar önemlidir.
İnternet önce bir lüks, bir oyun aracı daha sonra da her fikrin üzerinde yaşadığı bir bilgi platform, bir hayat tarzı olarak okullarımıza, işyerlerimize ve hatta kolumuzdaki saatlere kadar yerleşti. Bu bilgi platform üzerine önce elzem olmayan bilgilerimizi yerleştirdik. Ama artık VPN lerle birlikte en hayati bilgilerimizde dahil herşey bu bilgi sathının üzerine yerleşeti.
İnsanın haberleşme adına yaptığı herşey bu ağın bir parçası oldu. Şu an canlı yayınlar da dahil olma üzere herşey bu ağın bir parçası.
Bu bilgi ağına web-centric bir gözle baktığımızda bizi ençok rahatlatan şey kaotik bir yapının varlığıdır. Doğal olmanın bir numaralı kuralı bu. Kendinden gelişen ve doğal yollarla büyüyen her “”yaşayan”” formun kaderi belkide. Peki bu kaotik yapı bazı noktalarda zorlamalarla düzenli bir yapıya dönüştürülürse ne olur?
Avusturalya yakınlarında bir adada fare popülasyonunun artışı üzerine yapılan araştırmada doğa bilimcileri, bu gidişatı durdurabilmek için adaya kedi getirmeye karar verdiler. Gelen kediler fareleri yeyince asıl sıkıntının farelerin çoğunlukla yedikleri böceklerin artışında olduğunu görmüşler. Adadaki böcek popülasyonu artınca da doğaya birkez daha müdahale ederek belli bir kuş türünün adada bulunmasını sağlamışlar. Kuşlar baskın bir şekilde üremeye başlayınca da o adadaki en önemli kuş türlerinden birinin soyu tükenmişti. Belgesellere meraklı biçok kişinin hatırlayabileceği bu olay, daha sonra büyümenin doğal yapısına ters düşülmemesi konusunda belki de en önemli kıstaslardan biri olmuştur.
İnternet üzerindeki yapı genel olarak çok başıbozuk ve kaotik bir şekilde büyümesine rağmen bu büyüme oldukça doğal bir düzlemde gerçekleşmektedir ve bu doğallık bir müdahaleyi gereksiz hatta yanlış kılmaktadır.
Bir ülkenin bütün internetinin tek bir noktadan çıkması durumunu varsayalım. Sonra bir başka ülke ile arasında bir sorun çıktığını ve bir şekilde bu çıkışın kapandığını varsayalım. (Bunun bir yöntemi ambargo diğer yöntemi ise bir bombalama olabilir.) Bu durumda bu ülke haberleşmesini neyle sağlayacak. Yada bir başka durum bütün internet bağlantıları tek bir hat üzerinden verilsin. Herkes aynı noktadan internete ulaşsın o zaman sonuç ne olacak? Bu hat bozulduğunda kim sorumlu olacak? Ne kadar tazminat ödeyecek? Veya hiçbir sorun yokken gayet rutin bir teknik düzenlemenin kimseye haber verilmediği düşünelim firmaların uğradıkları kesintiden kayıplarını kim ödeyecek? Nasıl hesaplanacak ve bu karşılanabilir bir zarar mıdır?
Bunları yaşayacak bir ülkenin var olduğunu zannetmiyorum veya 2000 yılında ayakta kalabileceğina inanmıyorum.
Netleşmek üzere…