Sorun.edu.tr

Internic’in Network Solutions ismiyle domain name satmaya başlamasından bu yana yaklaşık bir yıl geçti. Internic bir organizasyonken (Vakıf), Network solutions ticari bir kuruluş. Internet Society bu kararı Internic üzerindeki tekeli (bu tekel o ana kadar kimseye zarar vermemesine rağmen) kaldırmak, böylece hiçbir şirketin ticari veya hierarşik olarak gözetilmesini engellemek adına aldı. Önümüzdeki günlerde Network Solutions dışında üç tane daha domain name veren kuruluş ortaya çıkacak. Türkiye’de ise ODTÜ bu konudaki tekeli yıllardır büyük bir keyif ile her şekliyle kullandı. Yıllar önce domain name almak istediğinizde en kısa zamanda alabilmek için konsorsiyum içindeki şirkelerden başvuru yapmak zorunda kalıyordunuz. Aksi takdirde isterseniz dünya çapında bir organizasyon gerçekleştirin kimse size istediğiniz domaini vermiyordu. O dönemlerde sorunlar sadece bununla da kısıtlı değildi. İstediğiniz domaini alabilmek için belirsiz bir süre beklemek durumunda kalıyordunuz. Yani şimdiki gibi 14 gün içinde çıkmazsa çıkmamış demektir gibi bir durum yoktu. Sizi aramazlarsa bu sizi domain name’inizle şereflendirmeyecekleri anlamına geliyordu. Yıllar geçtikçe sistem biraz daha “”düzenli”” bir düzensizliğe dönüştü. Şimdi artık com.tr uzantılı domainler için ticari sicil kaydınız, nom.tr ‘ler için nüfus cüzdanı suretiniz, org.tr’ler içinse organizasyonunuzun yönetim kurulu kararını tüzüğünüze ekleyerek göndermeniz gerekiyor. Peki ya çakışık veya uzun isimler? İşte yine keyfiyetcilik başlıyor. Mesela SPK.com.tr’yi Serbülent Piyano Kursu almak istesin ve bu alan boş olsun deneyin bakalım alabiliyor musunuz? Bir domaini almak için boş olması gerekli mi? Hayır size dolu bir domaini de boşatıp, verebiliyorlar. Asp Developer System diye bir şirketiniz var, yazılım işi yapıyorsunuz. Yıllar önce ads.com.tr’yi aldınız, internet yazılımları gerçekleştiriyorsunuz. Bir süre önce bir firma çıktı ismi Adapazarı demirdöküm sanayi, ODTÜ’ye başvurdu. Eminim hepiniz bu yeni gelen şirketin domaine sahip olamayacağını düşünüyorsunuz. Yanıldınız, ODTÜ bu konuyu bir kurala bağlamış değil dolaysıyla keyfiyetci yapısını sürdürüyor. Domaini demir döküm şirketine vererek bir yazılımcı şirketin işlerini zorlaştırmayı başarıyor.Geçenlerde bir şikayet daha geldi. Bir şirket domainini almak için ODTÜ’ye başvurmuş. Domain için gerekli belgelerini gidip gitmediğini öğrenmek için 2 kere mail çekmiş sonra da telefon açmış, telefonu telesekreter açmış, e-mail’e cevap yok. Şirket 14 günü beklemeye başlamış 16. gün bir cevap gelmiş domaininiz belge eksikliğinden dolayı kabul edilmedi diye. Belgelerinin tam gidip gitmediğini kontrol edemiyen, sonrada hangi belgenin eksik olduğu bile yazılmayan bir bilgi notu alan şirket, şimdi ikinci 14 günlük sürenin dolmasını bekliyor. Siz olsaydınız çılgına dönmez miydiniz?Geçenlerde, bana da bir mektup geldi. ODTÜ domainimin süresinin dolduğunu söylüyor. Ama hangi domain olduğu yazmıyor. Ben webdesign işi ile para kazanan bir insanım, bir sürü müşterim var. Bu domainin hangisine ait olduğunu bulmak zorundamıyım? Üzerine yazmak bu kadar zor mu?Neyse ki gelecek ay net.tr uzantıların daha rahat verilmesine dair bir karar meclisin gündemine girecek de biz de tr uzantılı domain alma sıkıntılarımızı bir nebze olsun atabileceğiz.Tr uzantılı domainler Türkçe kontent’in ne kadar olduğunu pek göstermiyor ama yıllardır dağıtılan ve binbir zorlukla alınan .com.tr uzantılarının 11131 tane olmuş olmasına rağmen birkaç aydır verilen gen.tr’lerin bunun 10’da birine ulaşmış olması ODTÜ’nün ne kadar yanlış bir politika içinde olduğunu gösteren en önemli etkendir. Tr uzantılı domainlerin miktarlarında çıkarılacak çok şey olduğuna inanıyorum.Com.tr 11131Net.tr 101Mil.tr 5Org.tr 684Gen.tr 1331Edu.tr 120Gov.tr 318 İşin ekonomik kısmına gelince her yıl Network Solutions’a aktarılan bir yığın doların yanında, ODTÜ bir keyfiyet daha göstererek gen.tr’lerin paralarını tahsil etmiyor. Belki tahsilat sorunu keyfiyetten çok bu işi yapacak insanların bulunmamasından kaynaklanıyor. Sorun ne olursa olsun sonuç hepimizi etkiliyor. Domain name işinin Türkiye’de de birkaç elden verilmesi bir gereklilik. Aksi takdirde bu sorunlar devam edip gidecek. Bu konuda yapılması gereken her türlü know-how elimizde. Tek sorun sermayesiyle bunu destekliyecek, ama bunu bir güç kaynağı olarak kullanmayacak, isim yapmayı kısa vadede para yapmaktan daha değerli kılacak şirketler bulmak ve bunun kısa zamanda bulunacağından eminim…Artık hepimiz devletiyle, milletiyle, meclisiyle, akademisyenleriyle NET bir Türkiye istiyoruz. Bunun için gereken herşeyin bu milletin gücü dahilinde olduğundan ve bu gücün heran patlamak üzere olduğundan eminim.NETleşmek üzere.

Bluetooth Sizi Bekliyor…

Yıllardır değişik platformlardan bluetooth hakkında binlerce bilgi duydum. Uzun süredir izini sürüyordum. Fakat geçen hafta Ericsson ile yaptığım bir toplantıda herşeyin çehresi değişti. Bluetooth üzerine bir takım araştırmalar yapmanın gerekli olduğuna karar verdim.
Öncelikle size ilk anda sahip olduğum bilgileri anlatmak istiyorum. Bluetooth kablolaşmayı engellemek için çıkarılmış bir teknoloji. Aslında bu teknoloji kullandığımız araçlar arasındaki haberleşmeyi sağlayan bir platform. Bu platform üzerinde her türlü aracı konuşturmak uygulama geliştirmek, hatta donanım üretmek mümkün.
Tabii ilk anda bize ulaşan bilgi, bunun cep telefonu ile kulaklık arasındaki bağlatıyı sağlayan, bunu da alıştığımız infra red yerine radyo dalgaları ile yaparak, araçların birbirinin karşısında olması, ışık gibi ortam sorunlarından uzak tutan bir teknoloji olduğu idi.
Aklıma bir takım sorular geldi. Daha önce WAP teknolojisi hakkında araştırma yaptığımda bu işi en kısa yoldan Ericsson’dan öğrenebileceğimi tecrübelerle sabitleştirmiştim.
Konunun yetkilisi İsmail Polat beyi aradim. Sağolsun uzun uzun konuştuk ve aklıma gelen soruları sordum. İlk sorum radyo dalgalar üzerineydi. Malumunuz Türkiye’de iletişim konusundaki kanunlar nuhnebiden kaldığı için, radyo dalgalarının kullanılmasının Telsiz genel Müdürlüğü ile sorunlar yaşayabileceğini tahmin ediyordum. Tıpkı telsiz telefonlarda sorun yaşadığımız gibi. Doğru tahmin etmişim yalnız konu 2 Ghz ve üstü frekanslar Türkiye ve Amerika’da askeri amaçlarla kullanılmaktaymış. Bu nedenle Türkiye ve Amerika’da bu cihazların kullanımı konusunda sıkıntılar olacağı tahmin ediliyor. Fakat bu sorunun daha önce de bazı noktalarda yaşandığı ve kısa zamanda çözüleceği tahmin ediliyor.
İkinci sorum bu tip cihazların kullanımında yaşanabilecek en basit sorunlardan biri. Arabalardaki dijital sistemlere ve özellikle ABS’ye bu sistemin zarar vermesi mümkünmüydü…. Bu konuda sorun yaşanmayacağı Ericsson tarafından öngörülüyor. Voltajın düşük olması ABS’ye zarar vermesi ihtimalini ortadan kaldırıyor.
Özetlersek, bluetooth kablolu yaşamdan sıkılmış olan son kullanıcılar için biçilmiş kaftan. Bu noktada Ericsson sadece standardları belirlemekle kalmıyor, üretimi arttırmak için uygulama geliştirme kitleri çıkarıyor. Tabii hemen müjdesini verelim, bluetooth platformu ile çalışan ilk araç cep telefonu ile kullanılan kulaklık ve mikrofon seti. Bu konuya oldukça önem veren Ericsson’ın bu ürünü yapan şirket olması da en beklenilen olay.
İsmail Bey bana başka yeni ürünler konusunda da bilgiler verdiler. Fakat bu bilgileri bir süre olgunlaşması için kendime saklayacağım. Ama ben de size müjdelemek istiyorum ki yakın zamanda internete bağlanmak için bilgisayar başına geçmemiz gerekmiyecek. Her nekadar bu gerçekten beklenen bir gelişme olsa da bunun düşündüğünüzden çok daha kısa zamanda oluşacağını bildirmek beni çok mutlu ediyor….
NETleşmek üzere..

AB

Avrupa Birliği aday üyeliği için başvurumuz artık kabul edildi. Birçoğumuz için bu bir sonuç ama aslında bu sadece bir başlangıç. Bundan sonra önümüzde iki çok zor süreç var. Önce kendimizi _bütün sorunlarımızı çözerek_ AB’ye giriş için hazırlayacağız. AB’ye girdikten sonra da bütün dünyaya etkisi olan her gelişme, her teknolojide bir Avrupalı gibi davranmak ve düşünmek durumunda olacağız.
AB’ye giriş aşamasında, şu ana kadar bütün dünyaca eleştirildiğimiz sorunlarımızı çözmekle kalmayıp belki de Türkiye’de ilk defa tellafuz edilen kavramlarla karşılaşacağız. İç işlerimizden kaynaklanan sorunlarımızı çözerken bir de dış dünya ile olan ilişkilerimizi gözden geçirmemiz gerekecek. Dış ilişkiler konusundaki en önemli sorunumuz Yunanistan’la aramızdaki kemikleşmiş ilişki bozuklukları. AB uzun süredir bizim dışardan Yunanistan’ın ise içerden baskıları sonucunda bu sorunun her iki ülke açısından da ne kadar önemli oladuğunu anladı ve adaylık anlaşmamıza belki bir ön koşul olarak değil ama hatırlatıcı bir madde olarak bu sorunun çözülmesini de ekledi.
AB bu ilişkilerin rayına oturtulması konusundaki prosedürü ise üstü kapalı olarak açıkladı. Her ne kadar bu ilişkiler politik bir platform üzerinde de olsa, öncelikli olanın sorunun doğru analiz edilmesi olduğu gün gibi ortada. Analizden bahsedilince devreye her iki ülkenin de devletle yakın çalışan ve geniş vizyona sahip akademisyen ve aydınları giriyor. Bu insanlar genelde devletin politikalarına geniş bir bakış açısından bakarak uzun dönemli projeksiyonlar yapabiliyorlar. Bu gruplara Think Tank adı veriliyor. Türkiye’de son dönemlere kadar bu konudan kime bahsetsek öncelikle bir aöıklama yapma gereği duyuyorduk. Hatta internet konusunda uzun vadeli bir projeksiyon yapılması için bir think tank grubu kurmak istediğimi tellafuz ettiğim her yerde ayrıca think tank’i açıklamak durumunda kaldım. Yalnız bir süre önce Türkiye’de bir think tank grubunun bulunduğunu öğrendim.
Grubun içindeki bir çok isim sadece bizim değil, avrupanın bile saygıyla bahsettikleri isimler. Vakfın başkanlığını düşünce ve görüşlerine çok değer verdiğim Can Paker yapıyor. Can Paker aynı zamanda TÜSİAD’ın da Yönetim Kurulu’nda yer almakta.
Tesev bir süre önce elindeki bütün döküman ve bilgileri internet üzerine yerleştirme kararı aldı. Bu dökümanların içinde Türkiye’nin çeşitli sorunları konusunda neler yapılabilabileceğini açıklayan birçok kitap da var. Tesev’in web adresi http://www.tesev.org.tr .
Türkiye’nin AB’ye giriş süreci içinde think tank gruplarının oldukça önemli bir yeri olacağı bizzat AB tarafından işaret edilmiştir. Bu grupların ellerindeki bilgi ve dökümanı internete taşımaları amaçları açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle TESEV ileri görüşü ile Türkiye’ye yeni bir gelecek gösterebilecek bir gruptur.

_yazısız_

… Ve aşklar tükendi.
İnsanın sevmekten nefret etmesini daha güzel anlatabilecek bir başka 3 kelime daha bu evrende bir araya gelmedi bence. Bu “”evrende”” betimlemesi belki size çok iddialı gelmiş olabilir, bilmiyorum. Kızılderili inanışlarına göre söylenen her söz, yapılan her iş uzayda sonsuza dek yankılanır. Bu nedenle kızılderilililer hiç yalan söylemezler. Yine bu nedenle kişilikleri berrak, sosyal ilişkileri güçlü, yaşama bağları kuvvetlidir. Toplumları berrak olduğu için bizonları, yaşamı ve aşkı tüketmezler. Kişilikleri tutarlı olduğundan, kimseye bilerek veya bilmeyerek zarar vermezler.
Kızılderili liderlerinden Seattle’ın Amerikan başkanına topraklarının parayla satın alınması konusunda yazdığı mektupta dediği gibi “”beyaz adam birgün kendi çöplüğünde boğulacaktır””. Seattle inanılmaz bir ileri görüş gösterip bize doğru yolu söylemişti. Bunu belki ileriye, belki geriye, belki de bizim daha bilmediğimiz bir yöne bakarak söylüyordu, kimbilir?
Belki de beyaz adamın aşklarını bile tüketecek kadar ileri gidebileceğini tahmin bile edememişti. Belki de uçsuz ovalarda bizon avlayarak yaşamaktan başka hiçbir hırsı bulunmayan, yaşlı bir adamın zırvalarından başka birşey değildi… Sonuçta öyle bir asra demir attık ki artık, söz uçar yazı kalır diyemiyoruz zira hem söz hem yazı uçup gidiyor. Yılları insanlara mesajlar vermek için harcadıktan sonra, değer verecek bir yakınımız olmadığını görüyoruz. O da uçup gidiyor…
Ben net jenerasyonunun bir ferdi olarak bu vatanı babamdan miras almadım bana çocuklarımdan ödünç kaldı diyemiyorum. Çünkü bana bunu düzeltme imkanı bile verilmiyor. Hergün etrafımızdan milyonlarca mesaj uçuyor. Bu mesajların arasında işe yarar olanlarını, bu kalabalıkta ayırt bile edemiyoruz. Mesajlar uçuyor, uzay boşluğunda yankılanıyor sonra yavaş yavaş yok olmaya doğru gidiyor.
Asrın paranoyasıdır, takip edilmek ve dinlenmek. Ben artık dinlendiğimize, inanmıyorum. Kimse bizi izlemiyor. Her geçen gün bir güzel fikrin, bir insancıl düşüncenin, bir ilerici teknolojinin ayaklar altında yok oluşunu veya kötü amaçlar üzerine kullanışını hayret ve ümitsizlik içinde seyrediyorum.
Bizim için üzgünüm. Aşkları bile yitiren bir jenerasyon olduğumuz için üzgünüm. Son bir ümit, var gücümle bağırıyorum.
“”ORADA KİMSE VAR MI?””

Veri ışık hızına ulaştı

Mobil bilgisayarcılığın her zaman en büyük dileği heryerden, her an zahmetsizce ulaşım olmuştur.Bu konuda uzun zamanlar çalışan şirketler sonunda veriyi ışık hızında taşıdılar. Nasıl mı? Atıf Ünaldı’dan öğrenin.

Yıllardır hepimiz bizi hareketsiz bırakan kablolardan kurtulmak için çeşitli çabalarda bulunduk. Önce her gittiğimiz yere gelen bilgisayarların oluşmasını bekledik. Ama bu hiçbirimiz için yeterli olmamıştı çünkü gerekli bütün bilgileri yanımızda taşıyamıyorduk. Bu sefer kablosuz iletişim için çabalar başladı. Önce kablosuz modemler bulundu. Cep telefonları hepimizi rahatlattı. Motorola’nın 1998 sonunda bitireceğini söylediği Iridyum projesi hepimizi rahatlattı. Ama 1993 yılında başlayan bir başka proje daha vardı ve bu proje 1997 sonunda çok önemli atılımlar yapacağı sinyallerini veriyordu.
Hikayemiz 1993 yılında izbe ve karanlık bir bodrum katında başlamıyor. Çünkü Bill’den sonra kimse garajlarda veya bodrumlarda çalışmak zorunda değil. Maymunun gözü açıldı. Nerde kalmıştık? 1993 yılında yeni bir proje start almıştı. 28 Haziran 1993 yılında başlanacak olan bu projeye 20 şirketten 50 kişinin başvurması bekleniyordu. Beklenen üzerinde bir katılımın olması geleceğin ne kadar iyi olacağının bir göstergesi oldu. Projenin amacı ucuz , belli standartlara uyan, seri veri iletişimini sağlayan, küçük ve taşıması kolay bir iletişim parçası üretmekti. Bu yöndeki çalışmaları az enerji harcaması ve diğer bilgisayar yan ürünleri ile çakışmayan bir ürün için planladılar.
Bu yan ürün data banklar arası bilgi transferi dahil olmak üzere, laptopları diğer bilgisayar yan ürünlerine bağlamak üzere planlanmıştı. Bu yan ürünler arasında Pc’ler ile çağrı cihazlarından , Beyaz tahtadan saate kadar çok geniş bir ürün yelpazesini içeriyordu. Toplantı sonunda yönetim, pazar, ve teknik açılardan gelişmeler oldu. Yönetim, özel şirketler arasında her şirketin profesyonellik açısına göre planlanmış bir düzen üzerine oturtuldu. Compaq ve Hp gibi çok büyük ve yerleşik şirketlerin içinde bulunduğu bir grup organizasyonun başına getirildi. Pazar açısından planlananlar ise teknik gelişmelere bağlıydı. Bu yüzden kısa süre içinde standartlara uyan Infrared yan ürünleri ve standartları hazırlamak üzere teknik çalışmalara başlanacaktı. Bu toplantı süresince çalışan teknik ekip adres çıkış ayalarını, ve çıkış sinyal frekanslarını belli bir standarda bağladı. Bu standardları hem hardware hem de software üzerine oturttular. Sonuç olarak toplantı gerçek amacına ulaşmış belli standartlar belli olmuştu. Amac ucuz, hafif ,küçük az enerji ile çalışan her türlü infrared veri iletişim aracına ulaşmaktı. Tabiki her ürün gibi bu ürününde ilk versiyonlarında beklenmedik sonuçlar alınacaktı. Bu yüzden pazarlama stratejileri ilk versiyon ve standardların belli olmasından sonra müşteri ve kullanıcılardan gelen istek ve şikayetler üzerine planlanacaktı.
Toplantının üzerinden çok az zaman geçmesine rağmen Infrared data teknolojisinin ilk üyesi ortaya çıkmıştı. Bütün infrared standartlarına uyan bu ilk veri transfer cihazıseri kablo gibi haberleşme sağlayan bir cihazdı. Asenkron haberleşmeyi destekleyen cihaz 0-1 m. arasındaki ve 30 derecenin altındaki açıyla konuşlandırılmış bütün cihazları görebiliyordu. 2400 bps ve seri iletişimin Uart kablaları ile kaldırabileceği en yüksek iletişim olan 155 Kbps haberleşmeyi desteklemesiçok sevindiriciydi. Şimdi gelelim bu ilk veri makinesinin hatalarına :
0-1 m arası haberleşme yeterli olmasına rağmen bazen 30 derece sınırlaması sorun yaratabilirdi. Bu mantıkla bir toplantı masasının üzerine yan yana duran iki bilgisayar birbirlaeri ile haberleşme şansına sahip olamayacaklardı. Hazır toplantılardan bahsetmişken bir toplantı masasında bulunan bütün bilgisayarların birbirleri ile haberleşmeleri de bir hayaldi. Bu ilk versiyon ancak noktadan noktaya haberleşmeyi destekliyordu.
Gelelim bu yeni küçük haberleşme makinelerinin bizim chicago projesi ile olan beraberliklerine. Windows 95’le birlikte infraredler kendilerine kontrol panel üzerinde bir yer buldular. Bu windows 95’lerin bu dönemden sonra sonsuza kadar infraredleri koruyup kollayacakları anlamına geliyordu. Ne de olsa artık laptopların yüzde doksandokuzu windows 95 ile birlikte geliyordu ve kimse bunu değiştirmeye güç harcamıyordu. Win 95 ile aralarındaki ilgiyi iletişim alanına kaydıran makine Vcomm,tapi,ppp, ve winsock’ı destekliyordu. Aynı zamanda win 95 için çok özel bir yeri olan plug and play olması ise birbaşka artıyı oluşturuyordu. (Gerçi geçenlerde laptop’ımda silinmiş olan bu drive’ları oluşturmak için bir kaç saatimi feda ettim ama olsun, Bill amca plug diyorsa mutlaka bir yere takılıyordur.) Bu drivelar com ve lpt destekleyerek hem printerler için hem de com portu daha çok kullanan modem gibi araçlara ulaşma şansına sahip oluyorlardı.
Büyük şirketleri arkasına alan organizasyon şimdi yeni amaçarını ortaya koydu. Bunlarını arasında paralel porttan tam destek almak en baş sırada. Peki düşündükleri hız ne mi? Evet bu konuda söylenecek birşey yok. İşin içinde ışık olunca hız hızı getiriyor. Planlandıkları ilk hız 4 Mbps . Bu hıza ulaştıktan sonra herhalde karşınızda oturan arkadaşınıza bir toplantı sırasında harddiskinizi aktarmak çay molasında yapılacak kadar kolay olacak.
Teknoloji gelişiyor ama biz hep geç kullanıyoruz diyorsanız herhalde laptop’ınızın arkasında küçük kırmızı ledi farketmemiş olmalısınız. Yakın zamanda MMX boardlarda da bulunacak olan bu yeni sürücümüzle ledin bakış açısını değiştirerek printer’a yazı gönderip arkasından yandaki bilgisayara bilgi akışı sağlayabileceğiz. Hatta laplink programı hepimizin bir dönem peşinden çok koştuğu ras drive’larını kullanarak yüzde yüz remote access sağlayabiliyor. Açıkcası bir bilgisayardan diğerini kapatabilmek gerçekten hoş insan kendini herşeyin potronu hissediyor ve bunu yaparken yerinizden bile kalkmıyorsunuz. Tak-Çıkar laptoplarda sürücü kullanmak gerçekten bazen azap olabiliyor. Bu işi de bu infrared canavarlarla halletme imkanınız var. cd-rom takılı değil mi? Yapmanız gereken tek şey bilgisayarınızı cd-rom’u takılı bir bilgisayara çevirmek.
Arkada bu kadar büyük şirketlerin olması yarışın erken başlamasına neden oldu. İlk atak IBM teknolojilerinden geldi.19 Temmuz 1996 yılında ürettikleri ilk 4 Mbps cipini bu yılın sonunda üreteceleri bütün laptop ve telsiz veri iletişimi ürünlerine takmayı planlıyorlar. Diğer şirketler ise bu aralar temkinli gitmeyi tercih ediyorlar. İşin içinde büyük paralar olunca kimin kime çelme takacağını sezmek güç oluyor.
Bunlar tabiki sadece başlangıçlar. 2 aydır pc fiyatlarındaki düşüşü fakettiyseniz, yakın zamanlarda yeni teknolojilerin duyrulacağını tahmin etmişsinizdir. Gelecek günler teknoloji açısından hepimizi doyuracak gibi görünüyor. Bu arada hepimizin çok büyük gördüğü birkaç bilgisayar şirketnin de daha küçük rakiplere satıldığını hayretle izleyeceksiniz. Eeee, parayla imanın kimde olduğu pek belli olmuyor.

Tablo 1
Infrared teknolojisi öncelikli olarak ;

PDA-PDA
Laptop-Printer
Pc-Çagrı cihazı
Pc-Laptop
Laptop-Beyaz Tahta
PDA-Telephone
Pc-Saat
arasında kullanılmak üzere planlandı.

Tablo 2

IrDA Organizasyonu üyeleri harf sırası ile. ( aman kimseyi gücendirmeyelim )

Access
Acer
ACTiSYS
Aicon
Alpha Peripherals
Alps Electric
AMP
Anritsu
Apple Computer
Association Interactive Media
AST Research
British Telecom
Brother International
California Wireless
Canon
Casio Computer
Citizen Electronics Co., Ltd.
Citizen America
Clarinet Systems
CMD Technologies
Collaborative Solutions
Compaq Computer
Counterpoint Systems Foundry
Credicom Technologies Corporation
Datalogic Corporation
Dell Computer
DENSO Corporation
Dictaphone
Digital Equipment Corp
DOWA
Eastman Kodak
EDEE
Ericsson
Everlight
Evolve
Extended Systems
Flashpoint
Fuji Photo Film Co., Ltd.
Fuji Electric
Fuji Xerox
Fujitsu
Funai Electric
Genoa Technology
Geoworks
H2T HandHeld Technology
Helmig Engineering
Hewlett Packard
Hill-Rom
Hitachi
Holtek
Hosiden
IBM
IC Works
Intel
Intercom
Integrated Systems Inc.
Interlink Electronics
Instituto de Telecomunicacoes
Inventec
ITE
Iwasaki
JVC
Kansai Electric
Key Tronic Corp
Lifestyle Technologies
Linear Technology
Lite-On
Logitech
Matsushita/Panasonic
Maxium
Megatec International
Microsoft
Microware
Minolta
Mitsubishi
Motorola
National Semiconductor
NEC
NEC Computer Systems
NetSchools
New Japan Radio
Nikon
Nokia Mobile Phones
Norand
Novalog
NTT DoCoMo
NTT Data
NTT/Nippon Tel&Tel
Okaya Systemware
OKI Electric
Olympus
O’Neil Software
Open Interface
OPTi Computers
Parallax Research
PDAia
Peerless Systems
Pentax Systems
PFU Ltd.
Philips
Phoenix Technologies
Plantronics
Psion
Puma Technology
Questra Consulting
REUDO Corporation
Ricoh
ROHM
S-MOS
Sanyo
Scientific Atlanta
Seiko Epson
Seiko Instruments
Sejin
Sharp Electronics
Sigmatel
Siemens
Silitek Corporation
Socket Communications
Sony
Spectrix
SMC – Standard Microsystems Corporation
Stanley Electric
Steelcase
Sun Microsystems
Symbol Technologies, Inc.
TDK/Silicon Systems
Tekram Technology
Tektronix
TeleQual
Telxon Corp.
TEMIC Semiconductors
Texas Instruments
Tokyo Electron
Toshiba
Trace Research Center
Traveling Software
TUKA Phone Kansai
TV Interactive
Umax Data Sytems
Uniden
UNITRODE
Unity Opto Technology Co. Ltd.
Universal Electronics
USB
USRobotics
VISA International
VLSI Technology
Winbond
Wink Communications
Xerox
Y-E Data

Eğilimler Ocak 1988

Yeni bir yıla başalmış ve 2000 yılına bu kadar yaklaşmışken neden akıntının bizi nereye sürüklediğine bir bakmıyoruz. 2000 yılında evimiz nasıl olacak merak etmiyor musunuz?

Evet yeni bir yılın ilk ayını acı, tatlı anıları ile geride bıraktık ve artık 2000 yılına teknolojik anlamda geri sayım başlamış oldu. Temelleri 1996 yılında atılan yeni uygulamalar bir ok gibi gerçek amaçlarını vurmay oldukça yaklaştı. Bilişim teknolojisi bu anlamda en hızlı gelişen teknolojilerden biri. Birkaç yıl önce bilgisayar karşısında sanal ortamlarda geliştirilen uygulamalar artık fiziksel anlamda hayatın içinde teker teker yerlerini almaya başladı. birkaç yıl önce bilgisayardaki gelişmeler ahlak’a zaralı mı müzakereleri yapılırken şu anda bu hayatın içinden bir sorun halini aldı.
Yeni bir yıl daha başladı. Teknoloji o kadar hızlı gelişiyorki bu yeni yıl bize bir asır gibi gelecek biliyoruz. Artık gelişen teknolojiler daha çabuk yaygınlaşıp hayat içinde yerlerini alıyor. Eskiden Reuters’in haber kaynaklarına ve network’üne ulaşmak için bir sürü para harcayan kişiler şimdi bu ihtiyaçlarını internet üzerinden çok kısa bir zamanda ve komik paralarla hallediyorlar. Yine bu yıl içinde satışa sunulacak olan PII’ler o kadar hızlı ki yılardır 1000 lerce dolar harcanarak alınan profesyonel görüntü işleme cihazları kısa zamanda raflara kaldırılacak.
Gelecek teknolojiler hakkında bu kadar bilgiden sonra gelelim bu ayın konularına. İlk haberimiz IBM’den. Her şirketin iniş ve çıkışları vardır. IBM ilk kurulduğu dönemin teknolojilerini iyi yakalamış halkın nabzını tutmuş ve bu sayede inanılmaz derecede gelişmiş şirketler arasındadır. Fakat bilgisayar teknolojisinin özellikle network’lere kaydığı dönemlerde gücünü ve ilerleme hızını büyük ölçüde kaybetti. İnternet teknolojilerinin ilerlemesi ile geride kalan ve güç kaybeden şirketlere yeniden ilereleme imkanı sundu. Bu durumu en güzel ve zamanında farkeden şirket şüphesiz Microsoft’tur. Fakat IBM’de imkanlarını kullanarak bir takım yeniliklere ve ilerlemelere imkan verdi. Öncelikle OS2’nin Warp 4 modelinde gerçekleştirdikleri Voice Recognation teknolojisi gelecek dönemin ses ve görüntü işleme ihtiyaçlarına bir çözüm olacaktır. Fakat IBM bunula da kalmayarak bu aralar iki önemli ürün geliştirdi. Birincisi Home Director ismindeki programları. Evinizdeki elektrikli aletleri kontrol ve kumanda etmeye yarayan bu kutu içinde bir software bir IR sender ve reciever, bir kaç tane prizden oluşuyor. bu ürün sayesinde ev içindeki aletlerin otomasyonunu yapmak ve gerekli saatlerde gereken aletin çalışmasını sağlamak mümkün. Hatta kutunun içinden çıkan kumanda sayesinde ev içindeki aletlerin uzaktan kumanda ile kontrolü de mümkün. Gelecek yüzyılın ofislerinin evlerimiz olacağını gözönüne alırsak bu uygulamanın bizi nekadar yakından etkileyeceğini hissedebiliriz.
IBM’in ikinci önemli uygulaması ise çok yakın zamanda duyurduğu Voice Recognation teknolojisini de kullandığı Voice Recognation ile yönetilen hyperlink’ler.İnternet üzerinden artık sayfalara bağlanmak için linklerin üzerine tıklamak yerine isimlerini söyleyeceğiz. Bu teknoloji sayesinde durağan web sayfalarına yeni bir soluk yeni bir hareket gelecek. Açıkcası IBM’in internet teknolojilerini kaçırdığını düşündüğümüz şu sıralarda , onlarında herşeylerini internet üzerine yoğunlaştırmaları gerçekten umut verici. Zaten bence en önemli atağı Lotus Domino ile bir süre önce yapmışlardı.
İkinci önemli haberim ise Microsoft’tan. Sene 95, hepimiz Windows 3.11’lerimizi gerçek anlamda kullanmayı yeni öğrenmişken. Windows 95 isminde yeni bir tim sistemindin duyuruları yapıldı. Biz developer’lar yeni çıkan birçok Microsoft ürününe olduğu kadar Windows 95′ de muhalefet yaptık. Hatta bazı konuşmalarımızda bu işletim sistemine kulp takmaya pc’nin heryerine sızmasından içinde virüsler olduğuna kadar her konuda suçlamalar yapmaya başladık. Bir konuşmamız sırasında Microsoft Amerika ile yakın ilişkisi bulunan bir dostum bana Bill’in bu işletim sistemini 2000 yılında evimizdeki videolara kadar sokacağını asıl planın sadece pc’leri değil içinde chip bulunan bütün aletleri kontrol etmek olduğunu söylemişti. O zaman teoride mümkün olan bu projeyi, yapılabilir ama uygulanamaz bulmuştuk. Çünkü bu aynı zamanda pazarda çok ciddi PR yapılmasını gerektiriyordu. Bir sürü ev aleti üreten şirketle anlaşmalar yapılması ve her ev aleti için farklı set edilmiş sistemler yaratılması gerekiyordu. İlk Handheld pc’ler piyasaya çıktığında hepimiz bilgisayar teknolojisinin ne kadar küçüldüğünü düşünmüştük. Aslında yanıldığımız bir konu vardı Handheld pc’ler laptopların yeni bir jenerasyonu değildi hatta onlarla hiç alakası olmayan bir teknolojinin son haliydi. Bunlar Databanklardı. Bu açıdan bakıldığında Bill amca Windows CE işletim sistemi ile, işletim sistemi olmayan aletler üzerindeki ilk provasını yapıyordu ve açıkca bu provayı çok iyi bir sekilde geçti.
Şimdi planın ikinci kısmı söz konusu oldu ve developing hazırlıkları bittikten sonra Microsoft harekete geçti. Biliyorsunuz birkaç ay önce Casio’nun hand held pc’sini test etmiştim o sıralarda Microsoft üzerindeki Windows CE sayfasına girdiğimde ortalık gayet boştu. Bu ay Philips için aynı sayfaya yöneldiğimde Windows CE’nin palmtop pc’ler içinde de çalışmaya başladığını birkaç şirketle anlaşma yaptıklarını gördüm. Fakat beni asıl hayrete düşüren Windows CE’nin Auto PC isimli yeni bilgisayarlarında da çalışan bir versiyonunun yapılmış olmasıydı. İçinde GPS (Global Positioning System) bulunan bu bilgisayarlar, elerinizi bırakmadan sürüş dışı bütün cihazları kontrol etme imkanını veriyor. Daha fazla açılamak gerekirse telefon görüşmenizden e-mail atma ve hatta okuma gibi bilgisayar özelliklerini, radyo, teyp, cd değiştirme gibi araba özellikleri ile birleştirip, üzerine pusula, GPS (Dünya üzerinde yer bulma sistemi) gibi hareket halindeyken gerekli olabilecek bütün bilgi hizmetlerini eklemişler. Tabii işletim sistemi Windows CE.
Microsoft’un bu kadar uygulamasının dışında son birkaç gündür iş dünyasını son derece ilgilendiren bir gelişmesi daha var. TCI isimli Amerika’da çalışan bir kablo şirketi, TV set box denilen ve hangi kanalları seyredeceğinizin ayarlandığı kutucuklarda kullanacağı işletim sistemi için bir ihale açtı. İhale birkaç gün önce sonuçlandı ve Microsoft’un kazandığı açıklandı. Bu Bill’in belki ilk zaferi değildi ama 1995’ten bu yana atılan ok hedefi bulmaya başlamıştı. Microsoft Netscape’le olan davasını da lehine olacak bir kararla sonuçlandırdı. Yani görünen o ki Microsoft’a bu saatten sonra 2000 yılına kadar durmak yok. Her alanda başarısını kanıtladı. Fakat Microsoft’un şu anda görmekte zorlandığı bir konu var. O da insan faktörü. Bilgisayarcılar ve özellikle programcılar monotonluktan çabuk sıkılan kişilerdir. Microsoft bir süredir hangi konuda uygulama geliştirmeye kalkarsanız kalkın size kendi programlarını dayatmaya başladı, hatta daha ilginci bazı alışkanlık yaratan uygulama geliştirme programlarını da parayla satmaya başladı. Microsoft’u şu ana kadar başarılı yapan en önemli şey developer’ları desteklemesi ve uygulamaların kendi sistemi üzerinde yazılmasını sağlamaktı. Şimdi ise bu politikasını tam ters yöne çevirmiş durumda. Şu an çevremdeki birçok developer Microsoft ürünlerini kullanmamak üzerine anlaşmış gibi yeni arayışlara girdiler. Hatta bazıları Microsoft Internet Explorer’ın bile para ile satılacağını söylüyorlardı, geçenlerde buna benzer 130 dolarlık bir paket gördüm. Bu durumda bilgisayarcıların çok sevdikleri guruplardan olan Depeche Mode’un iki dizesi geliyor insanın aklına ;
“”When you reach the top
Get ready to drop””
Yani tepeye çıkarken arkada bıraktıklarına iyi davran aşağı inerken yine yanlarından geçeceksin.
Gelelim bu ayki test cihazımıza, bundan bir iki ay önce Casio’yu test ederken, hand held pc dünyasının bu kadar hızlı gelişeceğini hiç tahmin edemiyordum. Aylar içinde o kadar çabuk gelişti ki, şu an her e-mail’de yeni bir teknolojini yeni bir design’ın haberini alıyorum. Size bir süre için bu ürünlere ara vermek niyetinde olduğumu ve sadece Philips Velo’yu anlatacağımı söylemeyi düşündüğüm şu anda bile, yeni çıkan renkli ve değişik hand held pc’lerin reklamlarını okuyorum. Bakalım ben bu yazıyı bitirip, yayınlanan kadar kaç değişik yeni design duyurulacak.
Artık bir çoğumuzun elinin altında internet imkanı var. Bu bilgi alma işlerini oldukça kolaylaştırıyor. Tabii bu gibi durumlarda benim gibi cihaz test eden insanlara gerek kalmıyor, Çünkü üürün fabrikadan çıkarken birkez test ediliyor ve bu test bilgilerinin değişmesine imkan yok. Fakat açıkcası benim test etme mantığım bundan biraz farklı. Bu ay size bu konuda biraz bilgi vermek istiyorum. Ben bir ürünün fabrika çıkış bilgileri ile çok fazla ilgilenmiyorum. Beni daha çok ilgilendiren üç önemli unsur var. Bunların birincisi ürünün hedef kitlesi, yani ürün kimlere hitap ediyor, kimlerin bu ürünü kullanması en fazla faydayı getirir. İkinci önemli konu ise ürünün doğal ortamda ne kadar kullanılabilir olduğu. Bu konuya öncelikle ergonomi, ağırlık, tuş kombinasyon ve kullanım kolaylıkları giriyor. Bu konuda en önemli gerekliliklerden biride bence ürünün Türkiye’de destek ve müşteri hizmetleri. Mesela ürünü test etmek için aradığınızda bazen basın ve halkla ilişkiler departmanlarının olmadığını öğrenebiliyorsunuz, veya ellerinde ürün olmadığını anlıyorsunuz. Bunlar hep bu ürün hakkında en azından bu ülkede ters giden birşeyler olduğunu gösteren öğeler. Mesela Toshiba Libretto çok güzel ve kullanışlı bir alet olmasına rağmen yaptığım görüşmelerde Türkiye’de test etmek için bile elerinde alet olmadığını öğrendim. Meseleyi biraz deşince ürünü gümrükten geçirmekte zorlandıklarını ve genelde üst üzey yetkililere hediye etmek için getirdiklerini öğrendim. Bunun iki anlamı var;
1) Toshiba Libretto ile Türkiye’de bir pazar aramıyor
2) Bu durumda kısıtlı sayıda Libretto olacağına göre satış sonrası destek beklemek yersiz. Hele bu tip son teknoloji ürünlerinde bilgiyi kapı komşunuzdan alamayacağınıza göre Toshiba’nın Libretto’sunu tavsiye etmek bana ters gelir.
Üçüncü önemli konu ise ürünün verilen paraya değecek olup olmaması. Bu açıdan şimdiye kadar bana çok ters gelen bir ürüne rastlamdım.
Bu ayki ürünümüzü yani Philips Velo’yu bu anlamda masaya yatırdığımızda açıkcası üründen son derece memnun kaldığımı söylemek isterim. Genel bilgiyi www.velo.philips.com adresinden alabilirsiniz. Fakat iki önemli özelliğini bahsetmeden geçemeyeceğim. Birincisi makinenin üzerindeki bir ufak tuş. Bu tuş sayesinde velo’yu bir one touch recoder gibi kullanabiliyorsunuz. Philips yetkilileri, 16 dakikayı bir Mb. sığdırdığını söylüyorlar. Gerçi elinizde ekstra bellek kartları yoksa bilgisayarın üzerindeki ram’i çok elzem olmadıkça kullanmak biraz savurganlık ama yine de böyle bir özelliğinin olduğunu bilmek sevinç verici. İkinci önemli özelliği ise iç modem’i. Bu sayede internet’e bağlanmak için mode kartı aramak WindowsCE’ye uygun modem kartı bulmak gibi birçok sorundan kurtuluyorsunuz. Yalnız keşke içindeki modem voice özelliğine de sahip olsaydı da, microfonu ve hoparlörü sayesinde bir telefon gibi kullanabilseydik.
Philips telefonlarını, velo ile senkron kullanmak imkanına da sahip olduğunuzu belirtmek isterim. Bu aletin en önemli özelliklerinden biri ise, WindowsCE’nizi upgrade etmek için değiştirmeniz gereken chip’i pil değiştirir gibi değiştirme imkanınızın olması. Bir de adaptör ve dock-station ile gelmesi ayrıca bazı kolaylıklar sağlıyor. Peki gelelim bizim açımızdan incelemeye.
Bu ürün bence devamlı e-mail almak ve internet ihtiyacı olan insanlar için çok iyi bir alet. Hatta küçük web design’larını notepad üzerinden yapabilen usta webmaster’lar da bu ürünü çok severek kullanabilirler. Tabii bu arada Philips’in kendine hedef kitle olarak seçtiği gazeteci ve basın mensublarını da unutmamakta fayda var. Kullanımı ve görünümünün yanı sıra üzerine dokuduğunuzda üzerinin gerçekten çok özel bir madde ile kaplandığını hissediyorsunuz. Türkiye’de kullanımına gelirsek. Bence bu tip ürünler gelecekte hepimizin elinde olacak, hatta cep telefonu, laptop ve hend held pc’ler birleşerek mutant, elde taşınır, ergonomik ve kullnışlı bir alete sahip olacağız. Bence 2000 yılına kadar geçen sürenin en önemli ürünlerinden biri WindowsCE olacak. O yüzden bu tip ürünleri kullanmayı bilmekte yarar var.
Gelelim ürünün desteğine, Philips bu konuda da birçok şirketi geride bırakmış durumda. Aslında ilk görüşmelerimizde bana biraz sorunlu gelmesine rağmen daha sonra meseleyi takiplerinden, sorunların sadece arka arkaya gelmesinden kaynaklandığını anladım. Bence Philips Velo’nun desteğini kısa zaanda arttıracaktır. kaldı ki Velo’ya distribütör olarak Boğaziçi Bilgisayar’ı seçerek ürünün ülke içinde dağılmasına imkan tanıyorlar. Ama eğer elinizde Philips Velo varsa yada alacaksanız Philips’i destek için tercih etmenizi tavsiye ederim, gerçekten ilgili insanlar.

Bunları Biliyor muydunuz?
——————————–

Simnet ISDN hizmeti vermeye İstanbul’daki dört büyük santralle başlayacakları gelen bilgiler arasında. Umarız ISDN gibi ara bir teknolojiyi çok kısa zamanda yaygınlaştırılır. Daha önce tanıttığım kablo teknolojisi ISDN’den daha iyi olmasına rağmen daha bu teknolojinin yaygınlaşmasına çok var.
Microsoft WindowsCE uygulamaları geliştirmek isteyenler için Visual Basic WindowsCE Toolkit göderiyor. Geleceğin işletim sisteminde programlarınızın çalışmasını yada en azından kendi cep telefonunuzda kendi yaptığını uygulamanın çalışmasını istiyorsanız, microsoft’un web sitesine bir uğramanızı tavsiye ederim.
Geçen aylarda Casio’nun hand held pc’sini tanıttığım yazıda option’un modem kartlarından da bahsetmiştim. Cassio yetkilileri yazıdan sonra option kartlarını Türkiye’de satan Turcom ile ufak bir anlaşma yapmış. Böylece Casio pazarda dişli bir rakip olacak gibi görünüyor.
Hazır laf Option’dan açılmışken, Turcom kısa bir süre önce USRobotics’in Palm Pilot’larını da cep telefonuna bağlayan modemleri piyasaya sürmüş.
Web Tv’ler ufak ufak piyasaya çıkmaya başlıyor. Ama gördüğüm kadarıyla Vestel fiyatlarını ilk duyurduğu fiyatın biraz üzerine çıkarmış. Açıkcası bu tip makineleri planladıktan hemen sonra çıkarmakta yarar var. Nede olsa web teknolojileri devamlı gelişiyor. Gerçi anladığım kadarıyla gecikmenin en önemli sebebi 4 mb ram üzerinde hem cache’leme, hem bir programın çalışması, hem de sayfaların browse edilmesi son derece güç. Ama unutmamak lazım ki Microsoft 4 Mb ram üzerinde WindowsCE gibi gayet yere iyi basan bir işletim sistemini çalıştırıyor.
IBM, Notes’u kendi sayfalarına emplamente etti. Bence yeni çağın web sayfalarını görmek için www.ibm.net adresine bağlanmanızda yarar var. Göze güzel görürnen ama aynı zamanda son derece işlevsel sayfaları var.
Mail server’ınızda sorun mu var?, Maillerinizi okumak için bir sürü ayar yapmaktan sıkıldınız mı? www.mail2web.com adresine bağlanın. Mail almak hiç bu kadar kolay olamamıştı. Aynı zamanda mail göndermek içinde imkanlarınız olan bu sayfalardaki hizmetler tamamen parasız.

Kavramlar Üzerine…

Bu ay son derece hareketli geçti. Öncelikle internet etik’inin tartışıldığı son derece değişik ortamlarda bulundum. Bu da gösteriyor ki Türk insanının değer yapıları ve anlayışı ile yeni yeni vatandaşın hayatına giren internet belli noktalarda çakışıyor ve bir süre içinde yerine oturacak. Bazen fikirlerine son derece değer verdiğiniz ve ülke ekonomisine etkisi bulunan, hayatını internet ile kazanan kişiler bile internetteki serbestlikten rahatsız olabiliyor. Bu yüzden yazımın bir bölümünü internet’e ayırdım.
Bu ayın ilk günlerinde İstanbul Üniversite’sinde bir panelde e-ticaret hakkında bir konuşma yaptım. Gençlerin bu tip konulara bu derece eğilmeleri son derece güzel geliyor bana ( Bu arada yukardaki beni tanıtan resim yaklaşık 7 yıl önce çekilmiş bir resimdir.) İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Kulübü internetin ekonomiye olan etkisi üzerine konuşmamızı istediler, Garanti Bankasından, Vestelden ve Comnet’ten konuşmacıların da bulunması olayı çok yönlü tartışmamıza imkan verdi. Açıkcası bu tip üniversite faaliyetlerinin bizim açımızdan da son derece yararlı olduğunu söylemek isterim. Konuya gençlerin açısından da bakmak son derece faydalı oluyor…
Windows Commander adıyla çıkan programdan büyük bir ihtimalle haberdarsınız. Bu programın ilk türkçe versiyonu, yeni web sayfası designları ile bu ay içinde internete çıkacak. İlk versiyonu tamamlandı., denemeler yapıldı.
1991yılından bu yana internet üzerinde son derece değişik gelişmeler oldu. O dönemlerde Amerika’da bulunan ve son derece büyük bir kuruluş olan Compuserve bilgi servisi varken, ve internetin o seviyeye gelmesi söz konusu bile olamazken, önce compuserve de internet erişimi vermeye başladı, sonra compuserve oldukça küçük bir gurup halini aldı. Arkasından Microsoft’un kurduğu bir network oluştu. Fakat internet parasız ve özgür yapısı ile onu da sollayıp geçti. Hayatımızda artık TV kadar önemli olan bu kavramı bu hale getiren neydi?
Dünyanın en büyük networklerinden biri olmasına rağmen kimsenin tekelinde olmayan, kimsenin öyle kolay kolay yön veremediği sosyal bilimlerin bile bazı tezlerini değiştirmelerine neden olan bir kurumdur internet. Dünyada ılımlı insanların da fikirlerini sonuna kadar savunduğu az platformdan birisi. Sanal olarak son derece büyük yaptırıma sahip, bir güç. Para kazanma çarkını tersine çevien bir sistem.
Aslında bu kavramın (internet) sosyal yönü oldukça geniş. Bu konuda daha fazla bilgiye ulaşmak isterseniz size sayın Hasan Celal Güzel’in çıkardığı Yeni Türkiye dergisinin son sayısını tavsiye ederim. Eminim orada bu konuda daha fazla bilgi bulacaksınız.
Bu ay diğerlerinden farklı olarak bazı kavramları araştırdım. Özellikle internet ve yayıncılık üzerine guru olmuş insanlardan aldığım izlenimler bu tip didaktik ve açıklayıcı yazıların yazılma gerekliliğiydi.

RTÜK: Aslında size konumuzla ilgisi yokmuş gibi gelebilir ama rtük yasalarını içinde belli ölçüde internet kullanımı ile ilgili konularda var.
“”RTÜK (Radyo Televizyon Üst Kurulu), kurulduğu dönemlerde, yeni çıkan özel radyo ve özel televizyonlar yasası ile birlikte ortaya çıkan frekans karmaşasını düzenlemek amaçlı kurulmuştur. Bu dönemde radyo ve televizyonlara yatırım yapanlar iyi bilirler, bir frekans karmaşası yaşanmaktaydı. Her sabah freakans kontrölü yapıp, verici gücünü arttıran ve kurallara uymayarak üzerinize çıkan yayınları eski hallerine getirmek, kısacası r yeni günlere kendinize frekans bulma gerekliliğiniz çıkmıştı. Hatta aynı dönemde başka radyo ve TV’lerin üzerine yayın yapmaya onların yayınlarını engellemeye çalışan radyo ve TV’ler vardı. İşte bu dönemlerde yeri yurdu belli TV ve radyoların haklarını korumak üzere bu üst kurul fikri ortaya atıldı. Sonra bir sevindirici bir üzücü olay gerçekleşti. Sevindirici olan radyo ve TV’lerin artık yerlerine yerleşmeleriydi. Üzücü olan ise üst kurulun bu konuda hiçbir etkisinin olmamasıydı. Yılar geçmesine rağmen RTÜK frekans tahsisi işini ve reklam saatleri ile ilgili düzenlemesini bitiremedi. Bu kadar konu arasında RTÜK, daha çok TV yayınlarını belli sürelerde durdurma işiyle ilgilenir oldu. “”

Üst Kurul: Türkiye’de diretilenin aksine üst kurul kelime anlamıyla bir otorite, bir denetleme mercii değildir. Üst kurul bir tavsiye, araştırma ve yönlendirme mekanizmasıdır. Yani üst kurul size neleri yapacağınızı değil neleri yapmanız gerektiğini söyler. Bunu da ülkenin yararları yönünde özendirme ile yapar. Bir yasaklama mercii değil bir özendirme merciidir..

İnternet Üst Kurulu: “”Şu ana kadar bir çalışmalarını görmedim, bilemiyorum. Fakat anlam itibariyle üst kurul mantığında olması gereken, internet üzerinde iş yapanlara yön gösteren bir kuruluş olmalıdır. Üst kurullar aktivasyon yerleri değildir. Yani eğer yapılamıyorsa biz yaparız denilip uygulanabileceği yerler değildir. “”

.tr otoritesi: Bu konuda da ben birşeyler söylemek istedim. Bu terim ODTÜ dns name verme mekanizması tarfından internet sözlüklerimize yerleştirilmiştir. Anlamı, vatandaşlarına .tr dns name’ini verme hizmetini gerçekleştiren kar amacı gütmeyen bir kuruluştur. Bir tekel değildir. Aynı amaçlarla bir başka kuruluş kurulabilir. Şu anki kuruluşun kaç kişiden oluştuğu konusunda bir fikrimiz olmamasına rağmen büyük bir gurup olmadıkları sanılmaktadır.

İnternet: “”Tamamen özgür, kimsenin kontrolünde, etkisinde ve egemenliğinde bulunmayan bir platformdur.””
“”Yaşama dair, insanca yaptığımız her faaliyetin üzerinde yapılabileceği geniş bir denizdir. Ortak bir dili bir ırkı yoktur.””

Bu tip açıklamalara, daha ilerki dönemlerde de yer vereceğim. Umarım bu düşünceler gerçekleşir ve çalışmalarımızı daha düzgün mekenimalar içinde gerçekleştiririz.

Değinmeden geçmek mümkün değil . 16 mart Pazartesi günü, Swiss otel’de yazılım geliştiricilerin konuk olduğu bir seminerler dizisi gerçekleştirildi. Bu seminerlerin ev sahibi Microsoft’tu. Geçen yıl daha çok web development’ına yönelik seminerler varken bu yıl özellikle data base üzerine gidilmesi, Mizcrosoft’un Netscape ve Sun’ı artık büyük rakip görmemesi, Oracle ile uğraşmaya başlamasını gösterir bence. Görsel hiçbir konunun işlenmemesi de beni doğruluyor. Yine her yıl olduğu gibi yazılım sektörü bir araya geldi. Bu toplayıcı etkisinden dolayı Microsoft yetkililerini tebrik ederim.

Bunları Biliyormuydunuz?

ISDN konusunda hala bir gelişme yok. Bakalım bu iş yapılacak mı? ISP’ler hala beklemede. Bu konuyla alakalı dosyamı bir sonraki aya atmak zorunda kaldım.

Web design’i ve webmaster’lık yapan bir gurup, artık bir topluluk olmaya başlıyor. Umarım siz bu yazıyı okuduğunuz sıralarda, sizlere çşitli kaynaklardan haberler verecek sitemiz açılmış olur.

Microsoft yazılım geliştiricileri yazgeliştir isimli bir gurup olarak bir araya geitriyor. Bu konuda daha geniş bilgiyi Microsoft Türkiye’nin web sitesinden edinebilirsiniz.

Dhtml bir standart oldu. Artık Netscape de bu standarda uyarsa, sayfalarımızda son derece güzel etkiler oluşturabileceğiz.

Vestel’in İnternet TV’s mayıs ayında piyasaya çıkacakmış… Umarım bu sefer tarihi tuttururlar. Profilo ise çıkarmış olmasına rağmen pek satılmıyor galiba.

Tünel’de yeni bir İnternet Cafe açıldı. Leased line ile himet veriyor. Bu özelliği ile hepimizin en çok kullandığı Vakkorama Cafe’nin biraz daha önüne çıktı. Bağlantıları gerçekten iyi. Ama anlaşılan şu aralar insanlar oraya oyun oynamak amaçlı gidiyor.

Türkiye’nin ilk ve en yaygın dijital para denemesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Akbil’i halk otobüzlerinden sonra kola makinelerine kadar sıçramış. Gerçekten çabuk yaygınlaşan ve kullanışlı bir uygulama.

Bankaların online kredi kartı verifikasyonu çalışmaları büyük hızıyla gerçekleşiyor. SET ve diğer teknolojilerle büyük küçük bütün bankalar bir yerinden teknolojiye ulaşmaya çalışıyor. Bu da ISP’lerden sonra bilgisayarcıların bu alanda da çalışmaya başlayacaklarını gösteriyor. Bu arada hala bu konuyla ilgilenmeyen bankalar varsa acele etmelerini tavsiye ederim.

İntranetcisinden, programcısına herkese bir ICQ

Yılın en iyi internet programı nedir desem, hepinizin ICQ diyeceğinizden eminim…ICQ kısa zamanda bilgisayarlarımızın vazgaçilmez bir parçası halini aldı. Mesaj’dan chat’e kadar bir çokinternet faaliyetiniiçinde barındıran program, e-mail’den Netmeeting’e kadar bir çok iletişim programı ile de entegre çalışıyor. Hatta isterseniz size e-mail geldiğinde uyaran birsistemi bile var. E-mail konusunda şunu da söylemek gerekir ki, eğer outlook ekspress kullanıyorsanız ondan daha hızlı bağlanıyor.
Bunlar hepinizin bildiği az çokkullandığı özellikler. Peki ICQ’nun her kullanıcı için default olarak açtığı bir web sayfası olduğunu biliyor muydunuz? Eğer bir ICQ kullanıcısı iseniz bu web sayfanız aracılığı ile bütün internet kullanıcıları sizi tanıyabilir, öğrenebilir ve hatta size web üzerinden ulaşabilir.
ICQ’nun her kullanıcı için açtığı web sayfasında vermek istediğiniz bütün bilgiler mevcut. Bununla da kalmayarak ICQ pager denilen sistemle de size mesaj çekilmesini sağlayabilirsiniz. Peki bu size ait ICQ sayfasına nasıl bağlanacaksınız? Yapmanız gereken tek şey, Http://www.mirabilis.com adresinin sonuna ICQ numaranızı yazmak. Bu sayede kullanıcı bilgileriniz de dahil olmak üzere her türlü bilgiye ulaşmanız mümkün.
Eğer bir ICQ kullanıcısı iseniz, mailing list benzeri bir sisteme de sahip olabilirsiniz.. Bunun için yapmanız gereken yine ICQ sayfalarında anlatılmış. Sadece yeni bir kullanıcı açmanız yeterli. Fakat bu kullanıcıya isim verirken başına & işaretini koymayı da unutmayın.
ICQ’nun kullanıcılara sağladığı imkanlar bununla da kalmıyor. Interest groups’dan giderek sizinle aynı ilgi ve hobilere sahip kullanıcılara da ulaşma şansınız var.
ICQ bu ay kullanıcı sayısını 10.000.000’a yükseltti. Bu amaçla her ülkede kullanıcılar arasında tanışma amaçlı Face-to face partiler düzenliyorlar. Türkiye için böyle bir faaliyetin gerçekleştiğini göremedm. Umarım Türk kullanıcılar da bu tip bir organizasyon içine girerler. Artık ilişkileri internet üzerinde bırakmak demode olmaya başladı.
Bu arada bir sürü ödülü ve 10.000.000 kullanıcısı olan bir programın sitesinin de ilk 100 de iyi bir yerde olması gerekiyordu. Gerçekten bu kadar ufak bir program için ne kadar çok ilgi olduğunu görseniz siz de şaşarsınız…. www.mirabilis.com adresi dünya hit listesinde ilk 100 içinde çok iyi bir noktada.
Şimdi gelelim kendi web sitelerine sahip kullanıcılara. ICQ’nun bu tip kullanıcılara iki önerisi var. Birisi değişik boy ve design’lara sahip ICQ paneller. ICQ’nun sitebuilders için oluşturduğu sayfaya gidip gerekli zip dosyasını alıyorsunuz. Dosyanın içinde gerekli kod ve resim dosyaları var. Bunlarla ICQ panelinizi web sayfanıza paste ediyorsunuz. Artık web sayfanıza bağlananlar o an icq’ya girip girmadiğiniz de dahil olmak üzere birçok bilgiye anında ulaşabiliyor. Ayrıca buradan size mesaj atabiliyor, hatta kontak istesine bile alabiliyor.
İkinci bir seçenek ise sayfanıza yerleştireceğiniz pager. Bu aslında ICQ tarafından hazırlanmış küçük bir form yalnız tek farkı submit edildiğinde sizin icq’nuza mesaj göndermesi. Son derece kolay kullanımlı bu tabloyu sayfanıza emplamente etmek isterseniz yapmanız gereken tek şey web sayfasından gerekli kodları almak. Böylece ICQ’su olmayan ya da kendi bilgisayarının başında olmayan kullanıcı size anında ulaşabilir.
Ayrıca eğer web server’ınızda yeriniz varsa, ICQ kullanıcıları için miror site’lar yapmanız da ICQ tarafından teşvik ediliyor. Bu konuda da yapmanız gereken sadece www.mirabilis.com adresine bağlanarak sizinle ilgili olan buton’a tıklamanız.
Şu aralar Türkiye’de ki şirketlerin en önemli isteklerinin başında intranet uygulamaları geliyor. Intranet’im olsun, çalışanlarım herşeye browser’dan ulaşsın diyenlerin bini beş para. Hatta word gibi programalrın bile intranet üzerinden çalışmasını isteyen şirketler bile duydum. Asıl amaç kullanıcıların en kısa zamanda işlerini görmelerini sağlamak. Bütün sistemi html’e çevirmek ise bu işin en can alıcı kısmı. Bu sayede sistemler son derece rahatlıyor… Karışık ve şişkin kodlardan kurtulabiliyorsunuz. Bu arada ICQ’da bu konuda beta testlerini daha bitiremediği yeni bir sisteme geçiyor. Bu sistem sayesinde intranetinizde bir server’a icq server kurarak kullanıcılarınızın birbirlerini görmesini dosya alış-veriş’inde bulunmasını kısacası bütün icq faliyetlerini bu sayede platform bağımsız olarak gerçekleştirmeniz mümkün olacak. Açıkcası medya center’larda bu tip bir uygulama bence son derece sağlıklı olur. Böylece ulaşamadığınız insana anında not göndermek, ve size ulaşmasını sağlamak mümkün olur.
Eğer intranet uygulamaları yapıyor yada program yazıyorsanız, icq’nun size de bir teklifi var. ICQ, programının api ve dll dosyalarına internet üzerinden ulaşabilirsiniz. Ben windows commander programının yazarı Christian’a bu konuda bir tavsiyede bulundum. Açıkcası bu tip uygulamalar çok kullanılan programların içinde kullanıcı için son derece yararlı olur. Ayrıca herşeyin browser içinde çalışması gereken şu günlerde bu tip uygulamalar sistemi de rahatlatacaktır kanısındayım.

Hoşgeldin Bahar Ve Aşk

Koca bir Şubat ayını geride bıraktık. Koca bir aydı çünkü sanki gün sayısı ile dalga geçer gibi bir sürü olay ile dolu dolu geçti. Neler oldu Şubat ayında? Öncelikle hepinizin mutlaka haber aldığı Digital olayı var. Digital, koca dev Compaq tarafından satın alındı. Bir süre önce Compaq’ın bir takım hisselerini de Microsoft satın almıştı. Bu bana büyük balığın bir küçüğünü, onunda bir küçüğünü yediği resimi hatırlattı. Microsoft sadece bununla kalmadı, Netscape ile olan davasını kaybetti. Artık işletim sistemlerimiz browserlarla birlikte gelmeyecek. Aslında bu işe kullanıcılar bayaa sevinmiş olmalı. Çünkü bir kısmı Netscape’i ayrılamayacak kadar çok seviyor. Bu noktada büyük hatayı Netscape söz verdiği işletim sistemini çıkarmayarak yaptı. Netscape 3.0 ile birlikte Netscape firması gelecek browser’larıyla yeni bir işletim sistemini eş zamanlı çıkaracaklarını söylemişlerdi ama galiba işletim sistemi çıkarmanın o kadar da kolay olmadığını biraz geç anladılar. Hatta Javascript yazan bir programı bile çok zor çıkardılar ve bu program kullanılabilecek durumda değil.
Bu ay şehrimiz yeni bir internet cafe’ye sahip oldu. İstanbul’da çok şık bir cafe’nin Tünel tarafalarında açıldığını haber aldım. Fakat daha gitmek nasip olmadı. İleri günlerde bu internet cafe’leri haber yapmak niyetindeyim. Eğer gittiğiniz ve gitmeyi sevdiğiniz bir internet cafe varsa veya bir internet cafe işleticiyseniz bana ulaşın böylece sizden bahsetme imkanını bulurum.
Bu ay içinde sayın Hasan Celal Güzel’in, Yeni Türkiye dergisinin gelecek sayısında internet toplmunun geleceği kosunda bir yazı yazdım. Yeni sayı bilgi toplumu üzerine olacak. Tahmin ediyorum çok iyi bir kaynak eser olacaktır. Alıp okumanızı şiddetle öneririm.
Şubat ayı her açıdan son derece bereketli geçti. Windows Commander’ın yeni versiyonu bu yazıyı okuduğunuz sıralarda çıkmış olacaktır. Christan Gishler ( WinCmd’nin programcısı ) çok ince eleyip sık dokuyor ama ortaya çıkan programdan memnun kalacaksınız. Programın artık Türkçe versiyonu da var. Bunuda Türkçe’ye nacizane, ben ve eski dostum Emre Özpınar çevirdik. İyi bir çalışma oldu.
Size uzun süredir bahsettiğim www.unaldi.com adresini bu ay içinde hizmete açtım gerçi daha çok düzenlenmeye ihtiyacı var ama hiç olmazsa işler vaziyette. Bu konudaki öneri ve isteklerinizi bekliyorum.
Bu ay bunları biliyormusunuz köşesinde çok önemli haberler var _ ne de olsa ay dolu geçti _ okumanızı tavsiye ederim.
Hızlı başladık biraz ama bu ay yeni teknoloji ile ilgili haberimiz uzaktan değil. Turk Nokta Net hepimizin isp olarak bilip tanıdığı bir şirket. Isp (Internet servis sağlayıcı) olduklarından belki de ar-ge (araştırma geliştirmeye) çok önem vermeyeceklerini düşünürdük. Fakat telekominikasyon ile ilgili ve bir kaç ay önce yapılmasının büyük gereklilik olduğundan bahsettiğim bir gateway’i gerçekleştirmiş ve hizmete sunmuşlar. Bu cep telefonunun internet ortamına entegrasyonu ile alakalı. Biliyorsunuz geçtiğimiz aylarda cep telefonunun internet’e bağlanmak için kullanılableceğini söylemiştik. Tabiki bunu gerçekleştirmek için hem cep telefonuna hem de bir taşınabilir bilgisayara ihtiyaç vardı. Peki ya laptop’ınız yoksa ne olacak. Bu durumda eğer bir Turk Nokta Net kullanıısı iseniz sorun yok. Turk Nokta Net’in cep.net adlı hizmeti tam size göre. Bildiğim kadarıyla buna benzer hizmetler değişik yerlerde gerçekleştirildi ama bu hizmet kullanım şekli yönünden biraz farklı. İnternet üzerinden sms (kısa mesaj) çeken sistemler var, ama cep telefonundan e-mail yollayan dünya üzerinde çok az servis olduğunu biliyorum. Turk Nokta Net’i bu konudaki çalışmaları için kutluyorum ve sizi Turk Nokta Net’ten Saniye Karataş’ a sorduğum sorular ve cevapları ile başbaşa bırakıyorum.

1) Cep.Net’in faaliyetlerini anlatırmısın?
**Cep.Net, Turk Nokta Net AR-GE bölümünün geliştirdiği bir teknolojidir. Turk Nokta Net kullanıcılarına yönelik bir hizmettir. Bu hizmetten iki değişik şekilde kullanıcılar yararlanabilirler.

Bunlardan ilki olan V.I.P hizmeti kullacıların bilgisayar başında olmadan kendilerine gelen önemli e-postalarını cep
telefonundan okuyabilmesidir. Bu servisden yararlanmak isteyen Turk Nokta Net kullanıcıları web üzerinden kimlerden gelen e-posta mesajlarının cep telofonlarına gönderilmesini istediklerini belirtiler.Burada kullanıcı, e-postalarını yönlendirmek istediği GSM numarasını belirtir ve V.I.P listesini doldurur.Bir diğer alternatif de kendisine gelen ve konusu ‘SMS:’ ile başlayan tüm e-posta mesajlarını GSM numarasına aktarılmasıdır.

Gönderilen her mesajin uzunluğu 160 harfe kadar olabilir.(GSM şebekesinde Kısa Mesaj Servisi 160 karektere sınırlıdır.)
Kullanıcı cep telefonunda e-postanın kimden geldiği ve mesajın konusunu görebilir.

Örnek verecek olursak:
“”destek@turk.net: iyi günler – Turk.net CepNet servisi hizmete girdi.””
Kullanıcı daha sonra mesajın tamamını bilgisayarından okuyabilmektedir.

Bir diğer Cep.Net servisi Turk Nokta Net kullanıcılarının istedikleri kişilerin cep telefonlarına mesaj göndermesini sağlar. Burada kullanıcılar Turk Nokta Net’in WWW sayfalarından GSM numarasını bildikleri kişilere direkt olarak SMS ( Kısa Mesaj Servisi) mesajı gönderebilirler.

2) Bu gibi hizmetler veren Türkiye’de baska kuruluslar var mu?

**Hayır. Cep.Net sadece Turk Nokta Net’in kullanıcılarını sunduğu bir servistir. Başka bir uygulaması halen Türkiye’de yok.

3) Bu gibi hizmetler veren dünyada baska kuruluslar var mu?

** Cep.Net Türkiye’ye de Turk Nokta Net Ar-Ge bölümü tarafından geliştirilmiştir. Başka ülkelerde WWW üzerinden GSM şebekesine
mesaj gönderme servisleri olsa da istenen elektronik postaların cep telefonlarına gönderilmesi şu an için sadece Turk Nokta Net tarafından
verilebilen bir servistir.

Yurt için ve yurt dışından bu teknolojiyi lisanslamak isteyen çeşitli telekomunikasyon firmaları Turk Nokta Net ile görüşme halindedir.

4) Türkiye’de iki cep telefonu sirketi var sisteminiz ikisi içinde
çalusabiliyor mu?

** Evet Cep.Net Turkcell ve Telsim şebekelerini destekler.

5) Bu sistemi su an kaç kisi kullanuyor?

** Cep.Net hizmetlerinden bütün Turk Nokta Net aboneleri faydalanmaktadır.

6) Sistemi kullanmak icin ayrı bir para ödüyorlar mı?

** Bu servisi Turk Nokta Net aboneleri kullanabilir. Ücretlendirmesi kullanıcının Turk Nokta Net abone planına göre değişmektedir. Ana hatlarıyla her mesaj için 0.3 Dolar ve ya 15dk kullanım süresi bir sonraki faturalarına eklenir.

7) Telefon üzerinden e-mail çekilebileceğini söylediniz bunun farklı bir sms
yazılım formatı var değil mi?

** Bu servisimiz halen deneme süreçindedir. Deneme döngüleri tamamlandıktan sonra bir hizmet olarak sunulacaktır. Servis başladığı zaman cep telefonu olan bir kişi Turk Nokta Net kullanıcılarına elektronik posta mesajları gönderebilir.Bir diğer servisimiz ise Turk Nokta Net kullanıcılarının cep telefonlarından e-posta gönderebilmesidir.

Burada farklı bir mesaj formatı yok. Ancak, mesajın belirlenen bir alanında giden e-posta adresinin olması gerekiyor.

8) Server ile telefon arasındaki mesaj gidiş süresi ne kadar? (MTN www.mtn.co.za mesajı bilgisayara yazup ok’e basılınca 2 saniye de yolluyor.)

** Bu süre her zaman GSM şebekesinin yoğunluğu ile değişebiliyor. Bir mesajın Turk Nokta Net’in kendi sisteminde geçirdiği zaman en fazla 5 dakika ile sınırlıdır.

9) Sisteminiz aynı anda kaç kullanıcıyı destekliyor?

**Cep.Net servisinde hiç bir üst sınır yoktur.

Cep.Net uygulaması belki şu an kısıtlı bir çevre için çalışıyor ama birilerinin böyle birşey düşünmüş olmaları çok güzel. Eğer Turk Nokta Net abonesi iseniz sistemi kullanmanızı tavsiye ederim.
Bu ay test aletleri bölümümüzde yeni bir dosyaya başlıyorum. Konu dijital fotoğraf makinelerı. Belki 21 y.y. ‘da yazılı basının en etkin aracı. Gerçi her zaman için klasik fotoğraf makineleri çok daha yüksek çözünürlüğe sahip ama zaten fotoğrafları dijital ortama geçirirken mutlaka birşeylerden taviz veriyorsunuz. İlk ürünümüz Casio’nun. dosyaya başlamaya karar verdiğimde ilk olarak Casio’yu aradım. Casio merkez müşteriye çok ilgili bir yapıy sahip. Ayrıca araştırmacılar. Şu an ellerineki dijital makinelerin Eta muhasebe programına entegrasyonu için uğraşmışlar ve başarılı da olmuşlar. Eğer Tüyap’taki multimedya fuarına gittiyseniz, Caso’nun standında bu uygulamayı görmüşsünüzdür. Bu arada o standa dikkatli baktıysanız, dijital kamera pazarındaki oluşumu nasıl hemen farkedip bu konuya rini görebilirsiniz. Standın büyük kısmı dijital fotoğraf makineleri ve aksesuarları ile doluydu. Fotoğraf printer’ları, Fotğraf scanner’ları, yani fotoğrafçılıkla ilgili her aradığınız vardı. Casio’nun en önemli özelliklerinden biri de elindeki ürünlerin birbirlei ile entegrasyonunu çok güzel sağlamış olmaları. Mesela birkaç ay önceki yazımdan tkilenip Casiopeia aldıysanız, dijital fotoğraf mkinesi ile onu birbirine bağlayabiliyorsunuz. Onları da Option cep telefonu modemine bağlayarak, istediğiniz yere resimlerinizi göderebiliyorsunuz.
Gelelim bu ayın test ürününe, Casio bu ay bana QV300 veya QV10 arasında tercih yapmamı söyledi. QV 300 en son çıkan ürün olmasına rağmen QV10’un resim kalitesinin gayet iyi olduğundan bahsetti. Ben en son çıkan ürünü denemek istedim. Daha sonra fuar anında kısa da olsa QV10’u da gördüm size o konuda da bilgi vermeye çalışacağım. QV300 üzerinde zoom’u olan, çekmeye çalıştığınız yeri lcd ekranında görebileceğiniz, kaydettiğiniz resmi daha sonra da görme imkanınızın bulunduğu, kullanımı kolay, televizyona, videoya ve bilgisayara bağlanabilen, fine ve normal olmak üzere iki değişik çözünürlükte resim çeken bir ürün. Elinize aldığınızda güzel görünütüsünün dışındaki en önemli özelliği fine modunda 54 tane resim çekebilmesi. Bu birçok dijital makineye göre çok büyük bir rakam. İkinci önemli özelliği ise bu ürünü video’ya bağlayabilmeniz. Bu amaçla Casio evinde bilgisayrı olmayanları da gözetmiş oluyor. Ben ilk anda televizyonuma bağlayıp resimleri oradan kontrol ettim. Galiba LCD ekranın küçüklüğü yüzünden, resimler televizyon ekranında çok daha net çok daha güzel görünüyor. Casio’nun bu makine’deki hedefinin amatör ev kullanıcısı olduğu görülebiliyor, fakat eğer resimlerinizde efekt kullanabiliyor yada resimlerinizde oynamalar yapabiliyorsanız, bu makine sizin için ideal. QV300 çekim tarzına bakılırsa outdoor diye nitelendirdiğimiz ev dışı çekimleri yapmak için dizayn edilmiş. Zira ev içindeki ışığın az olması makinenin biraz soluk resimler çekmesine neden oluyor. bu konuda ilk akla gelen ürün ise QV10. Kullanımı çok kolay olan bu ürün tam ev içi çekimler için planlanmış. Daha fazla bilgi için tabloya bakmanızı tavsiye ederim. Tabloda makinenin resimle profesyonel ilgilenenlerin bilmek isteyecekleri bilgiler var.

TABLO
Kayıt Sistemi : Digital (JPEG tabanlı)
Sinyal sistemi : NTSC Standard (fakat pal televizyonda da çalışıyor)
Kayıt alanı : 4MB internal flash memory
Memory Kapasitesi :
FINE Mode (640*480 pixel) : 64 kare
NORMAL Mode (320*240 pixel) : 192 kare
Resim silme : Single-page; all-page
Resim ekranı : 1/4-inch square pixel CCD (360,000 pixels)
Lens : 2-focal point lens with macro position
f/2.6 f = 4.9mm/11.0mm (35mm kameradaki 47mm/106mm lens’e eşittir)
Aperatür : Elle ayarlanabilir f/2.6 dan f/8 focus’a geçiş
Focus ayarları: f/2.6 (f = 4.9mm): NORMAL: 0.6m’den -/MACRO: 9cm’den 11cm’ye
(f = 11.0mm): NORMAL: 3.4m’den -/MACRO: 52cm’den 62cm’ye
f/8 (f = 4.9mm): NORMAL: 0.3m’den -/MACRO: 7cm’den 14cm’ye
(f = 11.0mm): NORMAL: 1.7m’den -/MACRO: 44cm’den77cm
Exposure Kontrol : AE aperatürün kontrolünde
Fotometrik alan : EV +5 ‘den 18’e
Çekim sistemi : Electronik çekim
Çekim süresi : 1/8’den 1/4000 saniyeye
Beyaz balansı : Otomatic
Otomatik çekim süresi: 10 saniye
Monitör : 2.5″” TFT, az yansıma renkli LCD
Input/Output: DIGITAL IN/OUT, VIDEO OUT, AC adaptor connector
Güç Kaynağı: Pil (4 adet AA-alkaline veya lithium) veya AC adaptor
Pil Kullanımı : Alakaline piller için 130 dakika kullanımda; 220 dakika lityum pillerde
Boyutları : 162(En) x 49(derinlik) x 72(boy)mm
Ağırlık : Takribi 250g (piller dışardayken)
Standard Aksesuar : El tutacağı, yumuşak çanta, Video kablosu, 4 pil
Türkiye’de ayrıca bilgisayar bağlantı parçalarını da veriyorlar (tabii fuar süresince)

Önümüzdeki güzel ilkbahar aylarında kullanmak için gerçekten iyi bir makine il karşı karşıyayız. Casio yine pazara ilk giren ürünlerden biri oldu. Fakat yine de unutmamak gerekirki, eğer fotoğrafcılıkla uğraşıyorsanız veya çekim kalitesi sizin için çok önemli ise Casio’yu denemeden almayın. Ama kullanımının çok kolay olduğunu söylemek gerek.
Evet kışı bitirip bahara giriyoruz. Bahar canlılık mevsimi, tabiatın uyanma dönemi. Her sabah evlerinize doğan bahar güneşi, kalplerinize aşkı getirir temennisi ile bu ayki yazımı bitiriyorum. Hoşçakalın…..

Bunları Biliyormusunuz:

İlk haber A.B.D.’den. Clinton bu yılın bütçesinden 110 milyon doları internet 2 projesi için ayırmış. Daha önce yzılarımda bahsettiğim gibi internet 2 gerçekten büyük bir proje olacak. 5 yıl içinde bitirilmesi planlanan proje sayesinde hız şu anki internetin tam 1000 katı olacak. A.B.D. ‘de gelecek jenerasyonun interneti diye adlandırılan bu proje Clinton’ın toplam bütçeine göre çok görülmese bile aslında Ar-ge için ayrılan büyük bir pay. Projenin içinde süper hızlı bilgisayarlar ve bunların network işleri de var.

Şubat ayında Fransa Paris’te Milia 98 adında çok büyük bir multimedia fuarı gerçekleştirildi. Fuar hakkındaki bilgi şu an yolda. Gelecek ay siza bu konudan da bahsetmeyi planlıyorum.

A.B.D. palm springs’te bu ay içinde interface’ler ve gelecekleri konulu bir konferans gerçekleştirildi. İsmi Demo 98

Elektronik ticaret işi oldukça gelişti. Artık bulunduğunuz sayfadan ayrılamdan banner’da satılan ürünü alabileceksiniz. Bunun için geliştirien interface artık galiba bir standart haline geldi.

IBM,Corel süitinde voice recognition’ı kullanacağını açıkladı. Yakın bir zamanda bu teknoloji diğer teknolojilere yön verecek gibi görünüyor. Türkiye’de program yazıcısı iseniz tavsiyem bu konuya ilgi göstermeniz ilerde çok zengin olabilirsiniz.

Linux, Türkçe’ye çevrildi. Artık bu işletim sistemini ingilizce bilmeseniz bile kullanabileceksiniz. Bu arada, yakında bu konununda çok iş yapacağını söylemek lazım çünkü hiç de kolay bir iş sayılmaz.

Palo Alto, East Palo Alto, Menlo Park, Stanford, ve Atherton. Bu şehirler sizin için hiçbir şe ifade etmeyebilir. Ama A.B.D. hükümeti bütün evlere internet ve fiber optik ağ uygulamasına bu noktalardan başlıyor. İlk şehir Palo Alto 25000 eve sahip. Pacific Bell ve Cable coop şirketlerinin bu ortak çalışması ile Silicon Valley’in kalbi artık tamamen internetle bütünleşik olacak.

IBM, İntel’in en hızlı çiplerinde 3 kat daha hızlı bir cip bulduğunu açıkladı 1000 Mhz hıza sahip bu çip galiba geleceğin teknolojisi olacak. IBM yine pazarı bir dalgalandırdı. Böyle giderse gücüne güç katacak.

Laf IBM’den açılmışken, efsanevi yıldız ve Karparov’un kabusu Deep Blue kendine iş buldu. Nüleer sızıntıları hızlı tespit amacıyla Enerji bakanlığında çalışmaya başladı. Sen o kadar tartışmaya neden ol (insan mı, makine mi?) sonra git karın tokluğuna çalış.

Walkman of the Internet icat edildi. İnternette audible.com adresine bağlanan sistem, oradan daha önce okunmuş, kitap, bilgi, haber ve hertürlü kaynağa ulaşabiliyor.

Günaydın Herkese

Bir haftayı daha geride bıraktık. Bu hafta içinde iki önemli gelişme oldu. İlki bilgisayar dergilerinin yeni “”öngörüleri”” olmak yolunda. RTÜK benzeri, bir denetleme yapısının interneti kontrol amaçlı da kurulacağı üzerine. Peki bunu yeni mi öğrendik? Eğer bahsedildiği gibi bir öngörüye sahip olsaydık bunu şu ana kadar çıkarabilmemiz gerekirdi. Internet üst kuruluna bir yıl önce giden bir önerge bu. Peki biz neden bunu dikkate almadık? Eğer dikkate aldıysak neden tepki göstermedik? Bir grup yazar bu konuda tepkilerini açığa koydular. Onları neden dikkate almadık? Neden tepki göstermiyoruz? Neden düşünmek istemiyoruz? Bu başımıza geldiğinde mi tepki göstereceğiz?
800’lü ve 900’lü hatlar her ülkede aynı şekilde formatlıdır. 800’lü hatlar parasız, 900’lü hatlar özel ücrete tabiidir. Bu ülke 800’lü hatların paralı olduğu tek ülke olarak Türk’ün gücünü bütün dünyaya göstermiştir.
Geçen haftalarda internet üzerine denetlemenin geleceğini söylediğimde çok fazla “”feedback”” aldım. Tıpkı daha önce ODTÜ’nün domain ismi dağıtımındaki politikası konusunda yazdığım yazıdan sonra gerekli kuruluşların ODTÜ’nün de üzerine yeni bir denetleme getirdiği gibi.
Geçen gün Haluk Şahin (Türkiye’nin en saygın haber müdürlerinden biridir) bir toplantıda bizim toplumumuz teftiş toplumudur, teftiş edilmedikçe toparlanmaz dediği gibi. Peki bu nereye kadar gidecek, her icraat mevkisinin üzerinde en aç 3 yada 4 katman teftiş ve denetleme grubu var. Bu nereye kadar gidecek ?Rusyanın çöküşünün sebebi nedir?
Gündem konusunda oldukça dinamik yapısı ile dikkat çeken canım ülkem geçen haftayı sadece bu konuyla bitirmedi. Hangi dergiyi, hangi gazeteyi açsanız TT’nin 145 ve 146 servislerinden bahsediyordu. Bu servislerin ucuzlukları bütün köşe-muhabirlerimizin dikkatini çekmişti. Sağolsun geçen hafta içinde birçok insandan da bu konudan bahsetmedişim için yergiler aldım. Gelin hep beraber çok zor olmayan bir hesap yapalım. Bir 146’lı hattı aradığımızda 90 sn. bir kontür atar (indirim saatleri hariç). Bu da şu anki hesapla 15.000 TL’dir. Aynı zaman için 822’li bir hat arandığında ise 360 sn’de bir kontür atar. 822’li bir hattı aramak için baştan 20 dolar civarında bir parayı harcayıp, bir ISS’ye abone olmak gerekir. Bu durumda 146’lı hat 0’dan başlamasına rağmen, trendi oldukça yüksektir. Dolayısıyla bir süre sonra bu doğrular çakışır ve 822’li hat doğrusu 146 doğrusunun altına geçer. Çakışma noktası ise zaman-para grafiğinde, Z dakika için;
20×500000+Zx3750=Zx10000 dir. Burada Z 1600 dakika ve 27 saate denk gelmektedir ki bu bence ortalama bir internet kullanıcısının bir ayda kullanacağından çok daha az bir süredir. Yavaşlık ve ayar sıkıntılarını aşsak bile 146’lı hatlar oldukça pahalıdır.
Umarım bir gün bu matrix’ten uyanırız ve bize günaydın diyecek birileri hala olur…
Netleşmek üzere….