Stratejiler, stratejiler

Geçen hafta, seçimden önce Rusya’nın sesi radyosunda telefonla bir mülakat gerçekleştirdik. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sosyal medya kullanımını değerlendirmemi istediler. Ben de konuya öncelikle seçimlere sosyal medyanın etkisi analizi ile başladım. Sosyal medyada iyi bir kampanya yapmak Türkiye’de seçim kazandırmaz ama kötü kullanmak kaybettirir. Dünyadaki örneklerinden bu noktada farklıyız. Fransız dostum Matthieu ile sohbetlerimizde bana Nicolas Sarkozy’nin seçim kampanyasında sosyal medya kullanımını anlattığını hatırlıyorum. Aradan geçen onca yılda biz fikren bile o seviyeye erişebilmiş değiliz. Sarkozy kampanyasında, sadece twitter, facebook kullanımı değil aynı zamanda bu iki şirketle ortak nefret söylemlerine karşı savaş konusu bile vardı.
Oysa Türkiye’de seçimde sosyal medya kampanyaları konusundaki birkaç prezantasyona denk geldim, hepsinde stratejik kısmı ne kadar ıskaladıkları hep dikkatimi çekmişti. Zaten bunu ten rengini bir farklılık gibi gösterip antipati toplamamak için yapılan afiş tasarımlarını, aynen uygulayan siyasilerimizle alanen görüyoruz.
Facebook messenger, Foursquare Swarm…
Bu ay foursquare “check in” uygulamasını swarm ismi ile ayırarak ciddi hayal kırıklığı yarattı. Birçok kullanıcı swarm uygulamasını yüklemek istemedi. Önce twitterda #killswarm isimli bir hashtag ile tavır göstermeye başlandı. PRWeek’e göre Foursquare CEO’su Dennis Crowley’in televizyon turu ile konuyu anlatmaya çalıştı. Ancak topsy sonuçlarına göre #killswarm hashtag’i gün geçtikçe artıyor. http://tinyurl.com/killswarm
Benzer durum facebook için de yaşandı. Facebook mesajlaşmak içn messenger’ı ayırmak için bir uygulama geliştirince, teknoloji blogları mesajlaşmayı ayırmadan facebook’u nasıl kullanırsını konusundaki makalelerle doldu.
Çalıştığım gazeteler anasayfa tasarımlarını değiştireceğinde, çoğunlukla hepimiz zırhlarımızı kuşanarak gelirdik. Harikasını bile yapsanız mutlaka tepkiler gelir zira. Şüphesiz bu iki çok kullanıcılı sosyal medya şirketinin yöneticileri oluşacak tepkileri tahmin etmiş ve bunu kompanse edeceklerini hesaplamışlardır.
iPhone büyük ekranın arkasına ne gizliyor
Apple’ın yeni telefonu iphone 6 eylül ayında tanıtılıyor. Temkinli olmak gerekse de, ekranın büyük olacağı artık en belirgin ve konuşulan özellik. Ancak acaba ekran büyüklüğü iphone’ların en önemli problemi miydi? Tabii ki değildi. Apple bu konudaki soruları, yıllar önce tek elle kullanım kolaylığı ve retina ekranla bertaraf etmişti. Asıl sorun ekranın tam altında gizliydi. Bu konuyu rakibi Samsung uzun zamandır diline dolamıştı. ( http://tinyurl.com/iphonepili ) Sorun pilin büyümesiydi. Zaten Apple’ın bu konuda yanlış bir stratejide yürüdüğü, ekranı küçülttükçe, plin de küçülmesi gerektiği, bunun da sorun olacağı teknik makalelerde uzun süredir yazılıp, çiziliyordu. Steve Jobs’ın bu konuda bir çözüme sahip olduğu konusunda bahse girerim… Ama ne yazık ki, biz ölümlüler sonsuza kadar yaşayacak gibi bazı fikirlerimizi saklamamalıyız.
Dere geçilirken at değiştirilir mi?
Strateji konusunda uzun zamandır söylenmiş en değerli sözlerden biri dere geçerken at değiştirilmezdir. Ancak Harvard Business Review’de geçen ay yayınlanan bir makale bu konuda ilginç yorumları içinde barındırıyor. Makaledeki dikkat çeken konulardan biri, dinamik sorunların olduğu yeni dünyada stratejilerin yazılımcı söylemi ile “if..then..” yani şartlı, koşullara bağlı değişken yazılması gerektiği yönünde.
Yani artık bir konuda tek ve net bir strateji yeterli değil.
İş dünyasında bir sorunun üç çözümü vardır…
Yıllardır, _özellikle online itibar yönetimi konusundaki danışanlarıma_ bir sorunun en az üç çözümünün olması gerektiğini söylerim. Bir sorun üç farklı zamanda incelenmelidir. Kısa, orta ve uzun… Kısa dönemde, kanamayı durdurmak için, anlık önlemler sözkonusudur. Uzun vadede asıl gerçek teşhiz ve tedavi için gerekli ortam yaratılır, uzun vadede ise sorunun tamamen bertaraf edilmesi için gerekli stratejiler uygulanır.
Doksanlı yıllarda teknoloji şirketleri, bizim gibi akıncıların (pioneer) kullancağı yazılımları üretiyorlardı ve bizim sabrımız vardı. Ancak şu an bu şirketlerin kitlesi sokaktan geçenler olmuştur ki; bu kişilere sorunu, yaşadıklarınızı ve değişiklikleri hissettirmeden yapmalısınız.
Acelemiz yok, belki on yıl sonra stratejistlerin bu rolü daha da iyi anlaşılacak.Kim bilir?