Biraz Türkçe bilgisi

1. “Güzele bakmak sevaptır” değil, “Güzel bakmak sevaptır” biçimindedir. 2. “Azimle sıçan duvarı deler” değil, “Azimli sıçan duvarı deler” bçimindedir.
3. “Göz var nizam var” değil, “Göz var izan var.” biçimindedir. (izan: anlayış, anlama yeteneği. nizam: düzen, kural) 4. “Eşek hoşaftan ne anlar” değil, “Eşek hoş laftan ne anlar” biçimindedir.
5. “Aptala malum olurmuş” değil, “Abdala malum olurmuş” biçimindedir. (aptal: alık. abdal: derviş)
6. “Kısa kes aydın havası olsun” değil, “Kısa kes aydın abası olsun” biçimindedir. (aba bir giysidir ve Aydın efesinin abası kısa ve dizleri açıktır.)
7. “Su uyur düşman uyumaz” değil, “Sü uyur düşman uyumaz” biçmindedir. (sü: asker) 8. “Saatler olsun” değil, “Sıhhatler olsun” biçimindedir. (sıhhat: sağlık) 9. “Su küçüğün söz büyüğün” değil, “Sus küçüğün söz büyüğün” biçimindedir. 10. “Elinin körü” değil, “ölünün kûru” biçimindedir. (kûr: mezar, gömüt) 11. “Sıfırı tüketmek” dğeil, “zafiri tuketmek” biçimindedir. (zafir: soluk) 12. “Eni konu” değil, “önü sonu” biçimindedir.
13. Harıl harıl çalışmak : Har farsça eşek manasına gelir dolayısyla deyimin manası eşekler gibi çalışmaktır. Şeyh Galib’in Harname adlı eserini hatırlayın.
14. Hınzır Seni : Hınzır hoş bir şey gibi algılansa da arapça’da domuz manasına gelmekte olup daha ziyade hakaret olarak algılanmalıdır.
15. Bakar gibi bakmak : Bakar öküz anlamına gelir, öküzün trene baktığı gibi manasına gelme eğilimindedir. Sultanahmet’te okurkan Rafet Hoca vardı Matematikçi o kullanırdı bunu. Bakar gibi bakma hadi cevapla.
16. Bazen, Baz’an, Bazan : Ba’z: (arapça) birtakım, bir parça, biraz, birkaçı (M. Nihat Özön, Osmanlıca-Türkçe Sözlük), aynı sözlükte ba’zan: (arapça) kimi vakit,kimileyin, her zaman değil, arasıra. Yani sözcüğün bu şekilde yazılışı Arapça’da doğru. Ama Türkçe’de kullanımı hem Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’e hem de imla klavuzuna göre “bazen” dir. Yani Türkçe metinlerde bu şekilde kullanılır.
17. Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü : Zürefa’nın zarif kelimesinin çoğuludur hayvanlar alemindeki uzun boyunlu Zürafa ile alakası yoktur zira bu hayvanin beyaz giyme lüksü olamaz.
18. Bir hoş oldum : Aslı bi huş oldumdur. Huş’un manası ise baygın, fenalaşmış, kendinden geçmiş demektir.
19. Moruk : Ermeniceden dilimize geçen sözcüğün manası baba, sakallı, yaşlı, kocamış erkek manasına gelir.
20. Gökmen : TDK Türk Dİl Kurumu yetkililrinin ağzından açıklanmıştır : 2015’te ilk Türk uzay adamını uzaya göndereceğimiz basında yer aldı. Başka dillerde “astronot”, “kozmonot”, “taygonot” gibi sözler kullanılıyor. Türk uzay adamı için bunları kullanmaya gerek yok. “Gökmen”in iyi bir karşılık olacağını düşünüyoruz. Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza bu önerimizi yazdık. “Gökmen”deki “-men” eki çok eskilerden beri dilimizde kullanılır. En eskileri “Karaman”, “azman” ve “kocaman”… Yakın dönemde de “öğretmen”, “uzman”, “sayman”, “teğmen” gibi yeni sözler türetildi.
21. Üstad : Bir bilim ve sanatta o sanatı en iyi bilen kişidir ve aslı Üstat’tır Üstad yazımı tek olarak kullanılıyorsa yanlıştır. Fakat dilbilgisi kurallarına göre bu işin üstadı bu beydir kullanımı da doğrudur.
22. Fakir Fukara Cahil Cühela Alim Ulema : Şiir gibi ama birincisi tekil ikincisi çoğullarıdır. Fakirler= Fukara, Cahiller= Cühela, Alimler= Ulema. Konuyla ilgili olarak Şart tekil Şeriat çoğuldur, tıpkı Ukala akıllı’nın çoğulu olup akıllılar manasına gelip Snop, kendini beğenmiş manası bulunmamaktadır. Hepsi arapça kökenli kelimelerdir. Koşulları isteriz yerine arapça konuşma sevdasıyla Şeriat isteriz denirse pot kırılmaz, çam devrilir.
23. Köftehor : Köftehorun birkaç anlamı olabilir; -hor farsçada yemek içmek tüketmek anlamına geliyor. Böyle olunca köfteyiyen, köftetüketen, başka bir değişle köfteseven, belki de ağzının tadını bilen olabilir Köfte de farsçada çiğnenmiş, ezilmiş, dövülmüş anlamına geliyor. O zaman birleştirince ezilmişi, çiğnenmişi yiyen olur ki, burada belki de hazıra konan, çiğnemek için bile zahmet etmeyen, hazırcı, tembel, raconu kendi çıkarları için kullanan, sonradan görme uyanık anlamına gelebilir. 24. Çirkef : Çirkab = Çirk (pis) Ab (su) = Pis Su
Hoşaf : Hoşab = Hoş (güzel) Ab (su) = Hoş Su
25. Zerdali sözcüğü aslen Farsça bir sözcüktür, orijinali zerd-i alu (sarı erik) dir.
26. Şeftali de aslen Farsça bir sözcüktür.Orijinali şeft-i alu biçimindedir.Anlamı ise etli erik demektir.
27. Lale, Tulip, Dilbent : Fransızcada tulipe İngilizcede tulip İtalyancada tulipa Portekizcede tulipa Almancada Tulpe sözcükleri lale anlamına gelmektedir.Bu sözcüğün de şöyle bir hikayesi vardır:Hollandalı A.G. Busneck , 16. yy ortalarında Edirnede gördüğü laleye (anlamından dolayı olsa gerek) tülbent (eşarp) demiştir ve tüm Avrupada adı bu şekilde yayılmıştır.Kullanmakta olduğumuz bu sözcük de aslen Farsça bir kelimedir.Orijinali dil-bent dir. Asıl anlamı ise gönül bağlayandır.
28. Serbest : Farsça bir sözcüktür. Ser (baş) dest (bağlı) nin birleşmesinden gelir ve Başıbağlı manasına gelmekte olup tam zıddı anlamda kullanmaktayız.
29. Denizli : Denizlinin çevresinde hiç deniz yokken bu şehre neden bu isim verilmiştir hiç merak ettiniz mi? Aslen 14. 15. yüzyıllarda bu şehre Tonuzlu(domuzlu) deniyordu.Daha sonraları halkın bu ismi pek estetik bulmamasından olacak şehrin ismi Denizli biçimine çevrilmiştir
30. Metelik : Sondaki -lik eki, türkçe sözcük çağrışımı yapıyor; “yemeklik yağ”daki gibi… Aslı ise batı dillerinden geliyor: İngilizce’de, metallic; yani metal para… Biz kullanırken baştaki bölümü de bir türk ismiyle (mete) değiştirip kullanagelmişiz.
31. Bendeniz : Bu sözcüğün ne “ben” adılıyla, ne de “deniz”le bir ilgisi vardır; ancak sondaki “-niz” eki Türkçe’dir. “Bende”, Farsça’da, “kul, tutsak” demektir. Yani kişi kendini sunarken – eski dönemlerin aşırı nezaketiyle -, “Ben kulunuz X kişi,” diye sunar ya; bu da öyle konuşmalarla geçmişten günümüze gelmiş.
32. Lahmacun : Bu sözcüğün “macun”la ilgisi dolaylıdır. Arapça’da “acin” yoğrulmuş (macun o kökten gelir), “lahm” ise “et” demektir. Lahm-i acin: yoğrulmuş et..
33. Anahtar : Bu sözcüğün kökü, yunanca “anihto” (açmak) eylemidir. “Anihtiri” ise “açmaya yarayan” anlamındadır; yani “anahtar”… Yunanca kökenli sözcükler aslında dilimize Anadolu’da konuşulan (“konuşulmuş olan,” demek daha doğru olur sanırım) Rumca’dan geçmiştir. Gerçekte iki dil biririne çok benzese de, Rumca’daki birçok sözcük Yunanlar’ca bilinmez. Bu yüzden bu sayfalardaki birçok grekçe sözcüğe “Yunanca kökenli” demek yerine “Rumca kökenli” demek daha uygun olur. Bu durumda ise “Anadolu Rumları’nın dili” anlaşılmalıdır.
34. Kilit : Yine Rumca’daki “kleo” (kapatmak) eyleminden türeyen “kleidi” (“klidi” diye okunur; “kapamaya, kilitlemeye yarayan” anlamında…) sözcüğünden gelmektedir.
35. Gebermek : Türkçe’de eski anlamı “şişmek” idi. Şimdi ise ölmenin kaba bir tabiri oldu. Ölüp beklemiş hayvanların şişmesinden geliyor olsa gerek. (Gebe ve göbek sözcükleri de aynı kökten geliyor)
36. Sıpa : Abazaca’da “spau” “çocuk, yavru” demektir. Bizde ise eşek yavrusu… Arapça’da da benzer biçimde “sabi, sibyan” “çocuk” anlamındadır.
37. Kokana : Yunanca “kokkona”dan geliyor ve gerçek anlamı “Hristiyan kadın”dır. Bizde ise giyimi ve süslenmesi aşırıya kaçan (yorumu yapanların düşüncesi böyle) yaşlı kadınlar nedense bu biçimde anılıyor.
38. Dillere peleseng olmak : Peleseng tesbih tanelerinin de yapıldığı kokulu bir reçinesi de olan kıymetli bir ağaç. Reçinesi yapışkan olduğundan ağızlarda sık tekrarlanan söze dillere peleseng olmuş denir. Aslında yanlış kullanılır bu söz. Çünkü doğrusu ” Dillere persenk olmak ” tır deyişin aslı. Persenk ise terazide dengeyi sağlamak için hafif kalan kefeye konan taş ve benzeri şeyler anlamındaki farsça kelimedir. Dillere persenk olan kelime de bir şeylerin eksikliğini kapatan ağzımıza yerleşmiş sözlerdir. ( Şey gibi )
39. Nüans Farkı : Yanlış kullanılan kelimelerden biriyle karşı karşıyayız. Osmanlı nın son dönemlerinden 1950 li yıllara kadar Fransızca dili pek bir popülerdi bu yüzden Türkçemize yerleştirilmeye çalışılırken Şark arabeskliğiyle bu ucube laf ortaya çıkmıştır. Nüans fransızca’da fark demektir anlamazlarsa diye pekiştirmek için birde bizim farkı ekleyince ortaya bu çıkmıştır. Şark Farkı, Nüans Farkı.
40. Afyonu Patlamak : Eski zamanlarda afyon kullananlar Ramazan ayında sahura kalktıklarında afyonu çiğnemek yerine ince bağırsaklara sarıp yutarlarmış.Bu yutulan afyonun mide’de patlaması ancak öğle vakitlerinde olurmuş.Afyon patlayana kadar da bu kişi çok gergin ve sinirli olurmuş. Bu yüzden eski zamanlarda ‘Bey çok sinirli, daha afyonu patlamadı’ gibi ifadeler kullanılırmış.
41. Ne Şam’ın Şekeri Ne arab’ın yüzü : ”Ne Şamın şekeri Ne arabın yüzü”, deyimi aslında ”Ne Şamın şekeri ne arabın zekeri” nin modifiye edilmiş şeklidir. Açıklamasını “Aman ne o olsun ne de o” şeklinde Benden uzak Allah’a yakin olsun” a benzer bir deyim.