Başarısızlığın adı innovasyon ve markalaşma

Geçen hafta Antalya’da “dijital pazarlama” konuşmak için Akdeniz Reklamcılar Derneği’nin davetlisiydim. Türkiye’de reklamcılık sektörünün önemli isimlerine geleceği anlatırken bunu yaşatmak da gerekiyor. Gitmeden önce bir sürpriz hazırlamak için MK Teknolojileri’ni aradım. Prezantasyonda yeni ürünleri “flying fingers”ı kullanmak istediğimi ilettim. Organizasyon bitiminde konuşulan konulardan biri bu ürün oldu. Daha sonra izlenimlerimi anlatmak için MK Teknolojileri’ni aradığımda, Suat Özcan bey bana bu ürünü geliştirmek için geçtikleri adımları anlattı. Ben de bir refleksle, devlet yardımı aldınız mı diye sordum. Malum KOSGEB ve TÜBİTAK, ar-ge konusunda destekler veriyordu. Üzülerek hayır dedi. Destek almak için bir kere başvurduk ve sonunda vazgeçtik.

Apple yeni saati Apple Watch’u beklenildiği gibi 9 Eylül’deki organizasyonunda duyurdu. Ancak bu duyurudan çok kısa bir süre önce Apple’ın tasarım yöneticisi Jonathan Ive bu saatin İsviçre’nin iflasına sebep olacağı yolunda bir açıklama yaptı. Açıklamaya büyük saat üreticilerinden cevap gelmedi ama benim saat sektörünü araştırmama sebep oldu. Aslında lüks saat sektörünün büyük kısmı maliyetten ziyade marka üzerine kurulu. 2 – 10 bin dolar arası saatler aslında 500 dolar maliyetli fabrikasyon saatler. 10 – 100 bin dolar arası ise en azından bir farklı özelliği olan saatler. 100 bin dolar üzerini da tamamen el yapımı olduğu için muhtemelen saati yapan küçük atölyenin belli bir süresini sponse etmek anlamına geliyor. Bu durumda lüks saat sektörü diye tanımladığımız yapı aslında yıllarıdır üzerinde incelikle çalışılmış bir markalaşma hikayesinden başka bir şey değil. Bu üreticilerin genel görüşleri Apple’ın yeni ürününün saat sektöründeki, hesaplı ürün satıcılarını etkileyeceği yolunda.

Lüks saat üreticileri ne hissediyor, ne yaşıyor ve ne psikolojide olurlarsa olsunlar, sonuçta olup biten bir Amerikan markasının tek bir ürünü ile bir ülkenin yıllarca dişi ve tırnağı ile oluşturduğu bir sektörü tehdit etmesidir. Bu ancak ve ancak innovasyon iklimini ayağa kaldırmakla mümkün olur. Bu konunun kralı olan Amerika şimdi ektiklerini biçiyor.

Daha önce de Google harita ürününe navigasyon özelliğini ekleyeceğini duyurduğu gün belli başlı navigasyon markalarının hisseleri inanılmaz hızda düşmüştü. http://techcrunch.com/2009/10/28/googles-new-mobile-app-cuts-gps-nav-companies-at-the-knees/ . Bunu da yine innovasyon kültürünü tetiklediğini biliyoruz.

Birkaç gün önce Meclis’teydim. Özellikle teknoloji konularına kafa yoran değişik partilerden milletvekilleri ile sohbet ettik. Genel yaklaşım Türkiye’de innovasyon ekosisteminin bir türlü oluşmadığı yönünde.

Teknokentlerin kiralarının bu noktada olduğu, ar-ge desteklerinin hakkeden firmalar tarafından alınamadığı, vergi teşvikinin zaten var olan ürünlerin fiyatını ucuzlatmak için kullanıldığı bir ülkeden siz nasıl innovasyon beklersiniz ki?

IMG_2081.GIF

IMG_2080.JPG