Bu kadar mı yanlış anlaşılır?

Yıllar önce Hürriyet Gazetesi’nin bilişim ve teknoloji köşe yazarı rahmetli Yurtsan Atakan ve Aktüel köşe yazarı Şahin Artan ile yeni kurulan İnternet Üst Kurulu hakkında konuştuğumuzda, şöyle bir ortak karara varmıştık; Kuruldaki dostlarımız kişisel olarak iyi insanlar, internet konusundaki fikirleri de bize yakın ama bir araya geldiklerinde ortaya sonradan onarılmaz kararlar çıkıyor.
Bu konudaki düşüncelerim BRT Televizyonundaki Gecenet isimli programıma Şeref Oğuz ve Mustafa Akgül’ü konuk ettiğimde daha da netleşmişti. Şimdi geçmişe bakıyorum da gerçekten Türk İnternetinin Kısa Tarihi tam da bu oksimoronlarla dolu.
Yıllar önce devlet “çocuk porno”sunu nasıl önleriz diye sordu? Görüşlerimi ilettim. Ortaya 5651 internet yasası çıktı. Hemen arkasından da katalog suçu olduğu düşünülerek, youtube kapatıldı. Bu kapatma işlemi iki yıllık bir sancıya dönüştü. Bu dönemde siteye girenleri de cezalandıralım diyecek kadar ileri giden kişiler oldu.
Arkasından e-devlet projeleri gündeme geldi. Ankara’dan çağırdılar gittik. Genel olarak devletin her kademesi çok heyecanlıydı. Ben o dönemde e-devlet hizmetlerinden ziyade, e-devlet içinde kim kiminle hangi bilgiyi ne şekilde ve hangi standartta paylaşacak, bunu bir düzene oturtalım dedim. Konu anlaşılamadı. Şu an e-devletteki keşmekeşin sebebi tam da budur. Kurumlar hangi bilgileri saklamaları gerektiğini bilmiyorlar. Soran herkese iyi niyetle bilgileri veriyorlar. Sonra bu veriler üzerinden spam mesajlar atılıyor.
Çalışma Bakanlığı özellikle ICT sektöründe istihdamın arttırılması için ne yapmalıyız diye sordu? Çağrı merkezlerini, özellikle de gelişmekte olan yörelerde teşvik edelim dedim. Kabul gördü. Uygulandı. Gelişmekte olan birçok şehirde çağrı merkezleri açıldı. Bu o şehre gelen üniversite öğrencilerine bir geçim kapısı oldu. Sonra bu şehirlere yaptığım gezilerde bir başka sonucu daha keşfettim. Üniversite öğrencilerinin çağrı merkezleri sayesinde sahip oldukları iletişim yetenekleri ve dil eğitimi daha sonra yöre halkına da sirayet ediyor. Bir şehrin genel yaklaşımını ve kültürünü düzenliyor. Tabii bu önerimizi de kötü amaçlarına kullananlar oldu. Ben çağrı merkezlerinden bahsederken inbound yani gelen çağrıları alan (şikayetler, işlemler gibi) merkezlerden bahsediyordum. Bir süre sonra bu iş outbound yani pazarlama, müşteri kazanım amacı ile arama noktasına geldi. İstihdam sorunu yok, ama ben çağrı merkezleri konusundaki önerimi verirken, Çağlayan Arkan’ın yıllar önce SBS tarafındaki başarı hikayesinden yola çıkmıştım. Arkan Siemens Business Services şirketi altında kurduğu call center ile yurt dışına hizmet satar noktaya gelmişti. Bu başarı hikayesi o zaman da şimdi de benim desteklediğim türden bir durumdu.
Bir süre sonra TBMM Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu için Ankara’ya çağrıldık. O dönemde benim birkaç önerim oldu. Önce yasakcı yaklaşımdan ve vatandaşını potansiyel suçlu görmekten vazgeçilmesi gerektiğini ilettim. İkincisi internet üzerinde Türk vatandaşının, mümkünse diğer ülke vatandaşları ile aynı seviyede tutulması için diplomasinin çalıştırılması gerektiğini söyledim. Üçüncüsü facebook, twitter ve diğer özellikle siber zorbalığı adet haline getirmiş sitelerin ve bu siteler üzerindeki fake profillerin kaldırılması ve mücadelesi konusunu ilettim. Bunlar çözüldükten sonra bir milli sosyal medya ağının, kamu diplomasisi açısından devlet destekli kurulması için çalışmaların başlamasını, yıllardır konu olan içeriye giren internet trafiği ve dışarıya çıkan trafiğin eşitlenmesi için CDN (Content Delivery Network’lerin) desteklenmesini önerdim. Birkaç hafta önce, TBMM Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu Başkanı Necdet Ünüvar hazırlanan raporun yüzde 60’ının hayata geçirildiğini söyledi. Bu konudaki yorumu size bırakıyorum.
Ben bundan sonra bana soru sorulduğunda yorumlarımı iletirken, uygulanması durumunda denetimini de yapma şartı koyacağım. Zira bu ülke de mutlaka alınan kararı kendi emelleri için eğip büken, içindeki iyi niyeti yok edip ortaya kadük yasalar, tavsiye ve öneriler bırakan kişiler mutlaka ama mutlaka oluyor.